HARUNYAHYA.COMhttp://harunyahya.comharunyahya.com - Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar - Son EklenenlertrCopyright (C) 1994 harunyahya.com 1HARUNYAHYA.COMhttp://harunyahya.comhttp://harunyahya.com/assets/images/hy_muhur.png11666Sayın Adnan Oktar'ın 28 Kasım 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 28 Kasım 2017

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan AK Parti Grup Toplantısı’nda şu açıklamaları yaptı: “Tüm milletime sesleniyorum; eğer ben birisine bir şey söyleyeceksem kimseyi aracı kılmam. Bunu bizzat kendim yaparım. Önüme getirilen tüm konularda kararımı muhataplarıma olumlu veya olumsuz olarak açıkça ifade etmişimdir. Arkadan başka işler çevirmek asla tarzım değildir. Tarzımız doğruya doğru, yanlışa yanlış demektir. Yeni bir bürokratik oligarşi tesis etmeye çalışmaları asla kabul edilir değildir. Şahsımın adı kullanılarak kurallar, kaideler dışında iş yapılmasına rıza gösteremem. Ben bir bürokratımı aramıyorsam babamın oğlu olsa kapıdan geri koyun. Adımı kullanarak size kim geliyorsa benden bir telefon almıyorsanız bana sorun. Bunu teyit etmiyorsam bu insanları lütfen gönderin. Ne demek adımı kullanmak? Bu bizim siyaset etme anlayışımıza terstir. Bunu yapanlar hepsi sahtekardır, dolandırıcıdır bunlara yol vermeyin. İsmimi, unvanımı kendi yanlışına alet etmeye kalkan hiç kimseyi affedemem. Meclisteki, Partideki, Cumhurbaşkanlığındaki özel kalem görevlileriyle şahsıma iletmelerini rica ediyorum.”)

Çok kapsamlı yakınlarından da bazı kişilerin içinde olduğu bir oyun hazırlıyorlar gibi görünüyor. Aman aman çok çok dikkatli olalım. Şahsı önemlidir. Yok dayısının bilmem neyi, amcasının bilmem neyi bunlar bizi hiç ilgilendirmez; suç işlerse tepesine bineriz. Tayyip Hoca’yı tanıyor olması işte eniştesinin bilmem neyi bunların hiçbir geçerliliği olmaz. Kim suç işlerse tepesine bineriz. Tayyip Hoca’nın adını bu işlere karıştırmaya kalkanlar zulüm yapıyorlar, münasebetsizlik yapıyorlar. Asla kabul etmeyiz. Çok titiz bir dikkatle olayları takip edip oyuna mahal vermeyelim. Suikastlarda bazen çok yakın akrabalar bile kullanılabilir oyun oynanabilir çok dikkatli olmak gerekiyor. Yani eskiden Osmanlı döneminde de öyle, en yakınları kullanmışlardır. Hatta Sezar’dan bile bilinir, “Sen de mi Brütüs?” diyor ya, çok yakın biliyor ama kalleşlik yapıyor vuruyor. Onun için Tayyip Hoca’nın da çevresinde bulunan adamlardan oyun oynayanlar çıkabilir. Bizim için şahsı önemli, şahsı tertemiz insan Tayyip Hocam’ın. Suç işleyen olursa gitsin cezasını çeksin kimse. Tayyip Hoca’yı bu işin içine karıştırmaya kalkarlarsa çok büyük terbiyesizlik ve vicdansızlık yaparlar. Bu oyunlara gelmeyiz. Çünkü biz Tayyip Hoca’nın hayatını görüyoruz gözümüzün önünde. Çocukluğundan beri dünya malına dünyaya hiç tenezzül etmeyen tertemiz bir insan. Ama genellikle siyasette isim kullananlar çok oluyor.

 

Münafık Şeytanın Sevkiyle Hareket Eden Bir Varlıktır. Müslümanları Kendince Her Noktada Durdurmak, İslam’a Hizmeti Engellemek İçin Atakta Bulunur

Münafığın şuuru kapalı oluyor yani şöyle; şeytan o bünyeyi ele geçiriyor, ölü olan bünyeyi ele geçiriyor. Diri gibi görünen ölü bir bünyedir, o insanın ağzından konuşur, o insanın bedenini hareket ettirir yani ona hulul eder şeytan. Ayette “kabuk gibi bağlarız” dediği odur. Münafığın şuuru kapalıdır. Anormal olduğu hemen anlaşılır. Zaten çocukluğundan şaki karakterli olurlar onlar, hastadır. Mesela cinayete meyyal olur, hırsızlık yapar, soygun yapar, ahlaksızlık yapar, sapıklık yapar yani manyak bir zeminden gelir yani sıhhatli olmaz onlar. Anormal oldukları ta çocukluğundan anlaşılır onların. Çocukluk döneminde dengesiz oldukları görülür ama tabii kesin teşhis konamaz. Ama bir süre sonra şeytan hulul ettiğinde ani keskin bir değişiklik meydana gelir. O donuk adamda hayret edecek bir şeytani zeka ortaya çıkar. O artık sadece şeytanın zekasını kullanmasından kaynaklanır. Konuşkanlaşır, daha hareketlidir, daha ataktır ama konuşmalarının tamamı tam şeytanın üslubu şeklinde olur. Dikkatlice izleyen bir ehli ilim adeta şeytanla konuştuğunu anlar. Bütün konuşmaları şeytanidir, üslup şeytanıdır, hedef şeytanidir. Dolayısıyla kendinin şuurunda değildir. Yoksa öyle vahim anormalliği bir insan bilerek yapmaz. Mesela küfür değilse bile münafık farz edelim dinsiz oldu diyelim ne yapar? Küfrün içine girer hayatını yaşar. Yani eğlenir şuna buna bakar neyse de. Ama münafık böyle yapmıyor hayatın içine girmiyor, küfürle de muhatap olmuyor. Doğrudan Müslümana şeytani bir atak içerisinde olur. Şeytanın sevkiyle Müslümanları her noktada durdurmak, onların gücünü kırmak için ataklar yapar. Ama aklı başında normal bir Müslümana etkisi olmaz. Fakat aklı zayıf olanları etkileme gücü olabiliyor. Onun için ayette diyor “İçinizden onlara haber taşıyanlar var” diyor. Hasta oluyor mesela normalde hiç tenezzül etmemesi lazım, yapmaması lazım ama hasta. Hatta “onlardan” diyor ki bak “kardeşlerine bize gelin derler” diyor. Demek ki içlerindeki o diğer hastaları da onlar teşhis ediyor. Mesela kalbinde hastalık olduğunu görüyor ona musallat oluyor, onu çağırmaya balkıyor. Zayıf gördüğü için onu etkileyeceğini düşünüyor.

 

Allah’ın Rızasının En Çoğunu Kazanmak İçin Allah’ın Her An Vicdanımıza Vahyettiği Bilgi Nedir Ona Bakmak Lazım

Allah’ın rızasının en çoğunu kazanmak için her an, her dakika çıkan olaylarda en iyi doğru hareket nedir, Allah’ın vahyine bakıp, kalbimize yaptığı ilhama bakıp ona göre hareket etmek lazım. Mesela ben şu an ne yapabilirim? Dışarıda bir yeri gezmeye de gidebilirim, sinemaya gidebilirim ama buraya geliyorum. Neden? Allah’ın rızasının en çoğu burada çünkü. Veyahut başka tür yemekli bir toplantıya gidebilirim ama orada da Allah’ın rızası olur. dersin ki “orada Müslümanlar var üç-beş arkadaş sohbet edeceğiz Allah’ın rızası var “dersin, ama burada milyonlarca kişiye hitap var, beş kişiyle, on kişiyle konuşmak ayrıdır, milyonlarca kişiye hitap etmek ayrıdır. Orada Allah’ın rızası daha çok.

 

(“Hz. Yusuf (as) neden haksız yere zindana atıldı?” izleyici sorusu)

Şimdi onu zindana koyan Allah tabii ama “kim attı?” dersen kardeşi atıyor, işte zindancı atıyor onlar ara vesileler. Batınında Allah’tır atan yani onu oraya gönderen Allah’tır. Ve gireceği an bellidir, çıkacağı an da bellidir. Ne kadar süre kalacağı da bellidir. Zindanda, zeki akıllı olduğu için, güzel ahlaklı olduğu için yönetim tamamen Hz. Yusuf (as)’a göre hareket ediyor o devirde. Yani müdür gibi olmuş cezaevinde. Müdür hep ona danışıyor “şunu şöyle yapalım bunu böyle yapalım” çok akıllı olduğu için danışman gibi çok itibar görüyor cezaevinde. Aklın etkisini görüyor musun güzel ahlakıyla? Ama acayiptir ki o devrin hukuk anlayışının acımasızlığına bak unutuluyor bir kayıt yok. Zindana bir kere girme var, zindandan çıkmak için özel bir talimat olmadıktan sonra zindandan çıkma yok. O devirde deniyor ki “zindana atın” tamam, adam unuttuysa bittin. Zaten o da diyor ki bak “beni unutma çıktığında” diyor zindan arkadaşına, “Aziz’in yanında beni an ve hatırlat benim cezaevinde olduğumu” diyor. Hakikaten adam da unutmuş benim anladığım kadarıyla. Adama söyleyince aklına geliyor adamın. Ama suçsuz da çıkaralım gibisinden değil, “çok yetenekli” diyor “çok akıllı bu konuları çok iyi analiz eder yorumu mükemmeldir o konuda değerlendir” diyor. O yüzden Hz. Yusuf (as)’ı hatırlayıp cezaevinden çıkarıyorlar. Açıklama yapıyor mükemmel bir siyasi analiz yapıyor, adam “aman” diyor “sana çok ihtiyacımız var bizim yanımızda dur, maliyeye de sen bak, devlet idaresine de sen bak.” Zaten daha sonra tamamen idareyi ele almıştır Mısır’da.

 

Allah Korkusunun Eksikliğinin Sebebi O İnsanın Ölü Olmasından Kaynaklanır. İnsan Eğer Ruh Sahibiyse Yaratılıştan Allah Korkusunu Bilecek Şekilde Yaratılır

Allah korkusundaki eksikliğin bir tane sebebi var işin doğrusu yani bunu gizlemek mümkün değil. O insanın ölü olmasından kaynaklanıyor. Allah korkusu sonradan öğretilemez bir insana, öyle bir şey yok. Yaratılıştan insan zaten Allah’tan korkacak şekilde yaratılıyor. Ruh sahibiyse imkansızdır korkmaması, korkmaması durumunda aklını oynatır delirir yani ölür yapamaz yani öyle bir şey olmaz. Ne inkar edebilir ne de Allah’tan korkmazlık durumu olur. Allah’tan korkmayan bir insan cinnet geçirir eğer akıl sahibiyse mümkün değil yani ölür. Dolayısıyla şimdi diyor ki “ben Allah’tan korkmuyorum” diyor “bana bir şeyler anlat Allah’tan korkayım” diyor. Bak işin doğrusunu söylüyorum hiçbir etkisi olmaz. Cehennem ayetlerini su gibi ezberlesin, git mezarlıkta mezarlığı göster, ölüleri göster hiçbir şeyden etkilenmez, ölü olduğu için etkilenmez. Ama ibadet olarak anlatılabilir ayrı. Özel Müslüman yaratılması lazım, yani ruh sahibi olması lazım. Yani Ruhu’l Kudüs’le desteklenmesi lazım, onun dışında mümkün değildir. Mesela Ben-i İsrail’in büyük bölümünde Ruhu’l Kudüs bulunur yani ruhla desteklenirler, Tevrat’ta bu belirtilir. Ama “bir kısmı yeraltındaki karanlıklar diyarına, ölüler diyarına gidecek” diye Tevrat’ta geçer Museviler için.

 

Sevginin Zeminini Allah’a Olan Sevgi Oluşturur. Ruh Sahibi Olmayan Sevgiyi Bilmez ve Yaşayamaz

Sevginin zeminini Allah’a olan sevgi oluşturur, Allah’a olan sevgi. Ama Allah’a olan sevgi deyince tabii adam şimdi düşünür; “Ben Allah’ı seviyorum ama görünmeyen bir varlığı seviyorum.” Allah zaten tecelli eder yani insan, hayvanlarda, bitkilerde, meyvelerde, sebzelerde, genel coğrafyada tecelli eder, arazide her yerde tecelli eder. Biraz daha dikkatlice bakılınca da eşyada tecelli ettiğini görürüz; televizyonda, bilgisayarda, kadehte, her şeyde yiyeceklerde, hazır yiyeceklere her şeyde tecelli ettiğini görürüz. Ama en çok tabii en güçlü tecellisini Allah kadında yapar en güçlü tecelli odur. Çünkü beş duyuyla sevgiyi ifade etme imkanı vardır kadında. Ha bu nedir yani bu sevgi? O, Allah tarafından özel verilir yalnız.

Şimdi buna mesela bir insan özenir ama ruh sahibi değildir “sevgi ne güzel ben de seveyim, hoşlanayım” falan, yapamaz olmaz. Yani kadından hoşlanamaz. Ruh sahibi olmayan bir insanın kadından hoşlanması mümkün değildir, çocukları sevemez. Mesela diyor ki şarkılarda işte “Ruhum kapalı hiç kimseyi sevmezdim ilk defa gördüm seni sevdim” diyor. Ne demek istiyor biliyor musun? “Ben ölüyüm böyle bir heveslendim, insanlar sevmeden bahsediyor ben de sevmeye kalktım sevgi taklidi yapıyorum” diyor. Anlamı budur, seven sürekli sever öyle bir şey olmaz. Sevme yeteneğiyle insan doğar, sevmeye aç olur yani akıl almaz bir açlık hisseder, ta küçük çocukken bu açlığı hissetmeye başlar daha iki yaşında. Bak sevme ve sevilme arzusu olur, bu onun iman ehli olduğunu gösterir, sevme ve sevilme arzusunun güçlü olması. Mesela kadın sevgisi ruhta şiddetli bir fırtına şeklinde hissedilir. Mesela çocuğa sevgi, insan ne yapacağını şaşırır güzel bir çocuk gördüğünde çok zorlanır. Onu öpmek ister, sarılmak ister, bağrına basmak ister, koklamak ister, ona o bir zorlama verir ne yapacağını şaşırır. Mesela çiçekte de öyle; çiçeği okşamak ister, koklar, koparmaya kıyamaz ne yapacağını şaşırır aklı çiçekte kalır. Mesela giderken bile döner bakar çiçeğe, çünkü bırakıp gidiyor ya bırakıp gitmek istemez. Mesela ağaçta meyveyi görüyor elma, o acayip ruhunu çok etkiler elma, Allah ona elma olarak tecelli ediyor. Yaklaşıyor çok güzel bir kokusu var, bakıyor da bakıyor. Mesela koparmaya insan kıyamaz meyveyi, koparırken insanın kalbine rahatsızlık verir meyvenin koparılması. Hiçbir insan meyveyi koparmaktan mutlu olmaz. Onun için cennette kopmayla yeniden o meyvenin aynı anda oluşması bir oluyor, o rahatsızlığı çekmesinler diye. Yoksa koskoca iri bir elma var, ağacın üstünde 10 tane elma var mesela, sen birini koparttığında 9 tane kalıyor. O ağacın zenginliğini yok ediyorsun, o kopmuş kısım da o dalda görülüyor, o kopukluk ağaçta görülüyor. Yani ağacı çirkinleştirmiş oluyorsun durduk yere, çirkinleştirme demeyeyim de güzelliğini bozuyorsun, güzelliğini bozmuş oluyorsun. Mesela kadın güzelliğinde de insan kadına bakmaya doyamaz güzelliğine. Ama ruhunda böyle delice bir tutku olduğu için daha fazla sevmek, daha fazla sevmek eğilimi vardır. Hep daha güzel, daha iyi, daha fazla sevmek. İşte ona tutku deniyor.

 

(“Biz Müslüman olarak doğduk. Hristiyan olarak doğanların durumu nedir?” izleyici sorusu)

Hristiyan olmak bir nimettir. Ne var Hristiyanlıkta?  Allah İncil için “nurdur” diyor. Ve “hidayet kaynağıdır” diyor. Hidayet, Allah’ın hadi isminin tecellisi. Hidayete eren cennete gidiyor. “Hidayet kaynağıdır ve nurdur” diyor nur.  Nura uyan cennete gider. Hidayete uyan cennete gider. Sadece Hristiyan’ın dikkat edeceği şudur Kuran-ı Kerim’in hakemliğini kabul edecek o kadar. Kitabınızdan vazgeçin demiyor ki Allah. Bak “her birinize ayrı mensek ve şeriat kıldık” diyor. “Ben isteseydim hepinizi tek bir şeriatta toplardım” diyor Allah. Allah “İslam dininde, Müslüman yapardım hepinizi. Direnemezlerdi hepsi Müslüman olurdu.” Ama bak “Hepinizi ayrı ayrı şeriatlar kıldım. Musevilik, Hristiyanlık, Müslümanlık olarak.” Fakat Allah diyor ki “Kuran-ı Kerim bir hakem kitaptır.” Yani Hristiyanlığın ve Museviliğin eksik ve yanlış yönlerini düzeltir. Çok azdır zaten eksik ve yanlış yönler. Nedir? Diyor ki Cenab-ı Allah. “Hz. İsa (as) Allah’ın oğlu değil” bir, “Eş veyahut çocuk edinmemiştir” o kadar. Başka bir şey demiyor. İsa Mesih geri gelmeyecek demiyor bilakis “gelecek” diyor. Ve “kitabınız geçerli” diyor. “Kitabınıza uyun” diyor. Bak “o kitapla Hristiyanlar kendi kitaplarıyla hükmetsinler” diyor. İsrail bilginleri de diyor “kendi kitaplarıyla hükmetsinler. Allah’ın hükmü ile kim hükmetmezse işte kâfir olanlar onlardır” diyor. “Küfre düşersiniz” diyor. “Tevrat ile hükmedin” diyor. Ama Kuran’ın hakemliği şart. Çünkü değiştirilmiş. Yani ne diyecek? La İlahe İllaAllah İsa Resulullah Muhammed Resullullah. Dinin ne? “Hristiyan’ım” diyor. Tamam, çünkü Müslüman. Hristiyan’sa Müslüman demektir. Musevi ne diyor? “La İlahe İllaAllah Muhammeden Resullah Musa Resullullah” Müslümansın.

 

(“Erkeklerin kadına olan saygısızlığının önüne nasıl geçilebilir?” izleyici sorusu)

Deccal işte erkekleri kadınlara birçoğunu düşman etti. Ne dedi deccal? “Onlar -haşa- hayvan” dedi. “Daha insan olmamış hayvan” dedi. Darwinist düşünce böyle. Darwin, kadınlar için “daha evrimini tamamlamamış mahlukat” diyor. “Erkekler evrimi tamamladı onlar insan. Ama kadınlar evrimini tamamlamadı hayvan onlar” diyor. “İnsan ile hayvan arası. Evdeki köpekten daha iyidir ama” diyor. Darwin’in kendi ifadesi bu. Gelenekçi Ortodoks Müslümanlar ne diyor? “Kadın erkek ayrıdır” diyor. “Erkek tamdır kadın yarımdır.” “Ne demek yarım?” diyorsun. Yani “insan ile hayvan arasıdır” diyor. Suudi Arabistan’da zaten tartışılıyor kadın hayvan mı insan mı ona karar vermeye çalışıyorlar. Mahlukat olarak görüyor. Aldım sattım o şekilde. Para ile alınır satılır bir şey olarak görüyorlar. Ve “kadın ne derse tersini yapın” diyor. Hadis, uydurma hadis. Kadınların aleyhine hükümler yüzlerce, bir tane, iki tane değil. Şimdi bu adamlar da böyle yetiştikleri için kadın zıttı ve homoseksüel olarak yetişiyorlar. Şimdi sana öyle vahşi hareket ediyor ama homoseksüel biriyle karşılaştığında kırıtıyor. Bambaşka ağlıyor falan böyle. Anormal hareketler yapıyor. Sana öyle yapıyor o. Bir kısmı da odunluğundan, akılsızlığından. Bir kısmı görgüsüzlüğünden, cahilliğinden. Bir kısmı dinsiz, imansız olduğundan. Bir kısmı iktidarsız, güçsüz, kadın düşmanı olduğundan.

 

(“Bayanlar toplum içerisinde nasıl aktif hale gelebilir?” izleyici sorusu)

Bir kere iki inanç arasında deccaliyet hükmünü sürdürüyor. Yani iki büyük ekolle destek görüyor. Bir Darwinist, materyalist ekol yani kadınları aşağılayan (haşa) hayvan yerine koyan sistem. Bir de gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı. Onlarda da yine hepsinde olmasa da büyük bölümünde kadın hayvan yerine konuluyor. Şimdi bu iki felsefe toplumu yönlendirdiği için, topluma hakim olan inançlar olduğu için kadınlar burada ezilecek zemini hazır bulmuş oluyor.  Felsefi zemini. Hazır bir inanç sistemi var kadınları ezecek. Mesela kadın mecliste. “Ne işi var mecliste?” diyor. Sokak? “Sokakta da işi yok” diyor.” İşyerinde? Orada da. Gülme? “Niye gülüyorsun?” diyor “Niye dekolte giyiyorsun?” diyor “Niye makyaj yapıyorsun?” Her yerde kilitleyecek bir inanç sistemi olmuş. O inanç sistemi olduğu müddetçe kadını ezecek felsefe de hazır demektir. Kadını ezecek felsefe toplumu yönlendirdiğine göre o inanç felsefesini kaldıracak daha büyük bir ana güce ihtiyaç var. İşte hepsinin üstünde hepsini ezecek ana güce biz Mehdiyet diyoruz. Mehdiyet kadınları ezen bu iki ana gücü ortadan kaldırıyor. Yani önümüzdeki üç, beş, yedi, dokuz sene içerisinde bunu göreceğiz. O zaman bir rahatlık, ferahlık var. Yoksa onun dışında kıyamete kadar kadınları ezim ezim ezerler. Başka da bir yolu olmaz. Mehdiyet’in dışında bir yol görünmüyor.

 

(“Zenginlik ile tebliğ doğru orantılı mıdır?” izleyici sorusu)

Şimdi bizde mesela iki yüz trilyon olsa estiririz ortalığı. Para kadar tebliğ yani bu açık. Para çok önemlidir. Zenginlik çok önemlidir tebliğde, İslam’ı yaymada. Peygamberimiz (sav) mesela Hz. Ebubekir (ra)’le Allah tarafından desteklendi o devrin en zengini multi milyarderi. Hz. Osman (ra) o da o devrin en zenginlerinden. Hz. Hatice annemizle evlendi zaten. O devrin en zengin kadını multi milyarder. Ancak İslam'ı yaymak için yetti yani. Çok paraya ihtiyaç oluyor öyle şeyler de. Allah da ona göre yaratır.

 

(İsrail'in İstanbul Başkonsolosluğuna atanan Yossi Levi Sfari'nin homoseksüel olması Türk Musevi cemaatinin tepkisine yol açtı. İsrail Dışişleri homoseksüel olduğu için Sfari'ye tepki gösteren cemaatle bağlarını kesti.)

Ama yani onların inancına zıt eziyet eder gibi böyle bir şey yapmaları çok münasebetsizlik olmuş. Homoseksüellik Musevilikte haramdır ve çok çirkin iğrenç bir fiildir. Adamı alıp getirip “alın sizin başınıza homoseksüel” bu olmaz. Ortodoks bir hahamı sen dışişleriyle görevlendirmiyorsun. O zaman homoseksüeli de görevlendirme. Diyorsun ki “laiklik var” o zaman homoseksüeli de getirme.

 

(“Peygamberimiz (sav) münafıkları bildiği halde neden açıklamadı?” izleyici sorusu)

Onları kullanmak istedi, onları yani böyle çok özür dilerim de eşek gibi varlıklardır onlar sezilir, akıl kullanılarak İslam için kullanılır. Bir vahşi hayvan da varsa mesela yaban eşeği sürüsü yakalasan hadi dağa diye kovalamazsın değil mi? Onları çite sürersin efendim çifte sürersin kullanırsın adamı bir şekilde kullanırsın. Peygamberimiz (sav) de onları kullandı mücadelelere gönderdi. Çok muazzam ganimet getirdiler, akıl almaz ganimet getirdiler. Onlar böyle boş kafa olduğu için yani savaş yapmak için savaştıkları için savaşa meraklıydı onlar zaten. Ama küfürle mücadelede Peygamberimiz (sav) onları kullandı. Sokakta böyle riyakarlık için yani riya amacı ile nöbet tutuyorlardı Peygamberimiz (sav) de onları yine orada ses çıkartmadı kullandı. Dolayısıyla Resulullah (sav)’ın onları kullanması Müslümanlar için çok eğlenceli gayet güzel. Kullanılmazsa güzel değil. Kullanılmazsa çünkü o Müslümanları kullanmış olur onlar. Ama Müslümanların münafığı kullanması çok güzel bir şey. Bir de ahmak oluyor mesela farz edelim yirmi yaşında Peygamber (sav)’in yanına geliyor kırk yaşına kadar mücadele ediyor. Kırkıncı yaşında şeytan enayi olduklarını söylüyor. Kerizlik yazısı alınlarına yazılıyor “biz ayrılacağız” diyor Peygamberimiz (sav) de “cehennemin dibine kadar yolunuz var gidin” diyor. Tüyü tozağı dökülmüş domuz gibi kırk yaşına gelince içi kurumuş olarak, sistem tükenmiş olarak efendim her şey gitmiş olarak “hadi biz gideceğiz” diyorlar. Peygamberimiz (sav) de “enayiliğinize doymayın” dedi “defolun gidin” dedi ve defolup gittiler.

 

(“Kamu çalışanları için türban yasağı olmalı mıdır?” izleyici sorusu)

Bu bence ayıp ve çok acı. Mesela bir genç kız başını örtmek istiyor, başı açık haram olduğuna inanıyor yani o çocuğun çekeceği azabı bir düşünün? Mesela polis olmak istiyor ama “başınızı örtemezsiniz” diyor rahatça o görevi ifade edecekken, severek yapacakken harama girmemek için o çocuk işe girmiyor gidip evde oturuyor yazık günah değil mi? Türbanı çarşaf hükmünde görüyorsa başını örtecekse ibadetine engel olmamak lazım onun kimseye bir zararı yok. Üstüne mesela polis şapkasını da giyiyor hiçbir riski yok, hiç kimseye bir zarı zoru yok dolayısıyla bence ayıp çok yakışıksız olur, serbest olması lazım. Yapıldı o yasak millet mutlu olmadı hep onun acısı çekildi, herkes bunun acısını çekti, dinsizi de, dindarı da acısını çekti. O genç kızlar mesela pastaneye gidemiyorlardı, sokakta gezemiyorlardı başörtülü. Bütün millet bunun rahatsızlığını yaşadılar, o başörtüsünü zorla çekip açmalar arkadan ya bir genç kız çırılçıplak soyunmuş gibi gelir ona o, yazık günah değil mi çocuğa onu yapıyorsun? Haram biliyor niye yapıyorsun elleme, haram bildiği bir şeyi niye ona zorla yaptırtıyorsun? Ha ağzına şarabı dökmüşsün, ha onu yapmışsın, ha zorla domuz eti yedirmişsin, ha onu yapmışsın bırak elleme kimseye bir zararı olmaz onun.

 

(Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek şu açıklamaları yaptı: Bugün Türk aydınlığın kafasındaki en büyük kilit, en büyük soru şudur, Tayyip Erdoğan düşmanlığı. Tayyip Erdoğan PKK’nın üzerine yürüyor, onlar PKK tarafına geçiyor. Tayyip Erdoğan FETÖ’nün üzerine yürüyor, onlar FETÖ ile beraber Ankara’dan İstanbul’a yürüyor. Tayyip Erdoğan Rusya’ya elini uzatıyor, onlar Rusya’ya diktatör diyor. Tayyip Erdoğan İran’la işbirliği yapıyor, onlar “İran’da Mollalar var, gericiler var, karanlık var” diyor. Bu Tayyip Erdoğan düşmanlığı bizim parti programımız değil, açık söylüyorum sevmeyin beni.”)

Güzel konuşmuş, vicdanlı konuşmuş. Kardeşim Tayyip Hoca’yı bak her ne olursa olsun destekleyeceğiz. Bir insan temelde iyiyse bitti, ben kamu kısmıyla ilgilenmem. Bir hikmeti vardır dersin. İşte bilmem nerenin beni hiç ilgilendirmez, bu insan iyi niyetli mi değil mi? İyi niyetli bitti. Samimi mi değil mi? Samimi bitti. Türkiye’nin iyiliğini istiyor mu? İstiyor. Türkiye’nin bütünlüğünü istiyor mu? İstiyor. İttihad-ı İslam’ı istiyor mu? İstiyor. Helale harama titiz mi? Tamam. Bu devlet meselesi bence her şeyi bir bir açıklaması da gerekmez, bir şey yapıyorsa da “hayır vardır” deriz. Şüphe gözüyle bakmak olmaz. O zaman niye Cumhurbaşkanı olarak seçiyorsun? Şüphelendikleri şeylere bak? Türkiye’nin zenginliğini istemiyor adamlar bu kadar açık başka bir şey yok. Tayyip Hoca’nın parayla işi olmaz. Tayyip Hoca parayı ne yapsın? Tutturdular ikide bir para, tırlarla para, kamyonlarla para tamam bir gemi dolusu parası olduğunu düşün ne yapacak ne yapsın? “Ne yapacak?” diyoruz. “Hiçbir şey yapmaz” diyor. O zaman bırak. Parayı kullanmayacağına göre şahsına, bırak. Ne yapar? Suriye’ye verir. Irak’a verir. Afrika’ya yardım eder. Bırak ne yapıyorsa yapsın. Niye yakasına yapışmaya çalışıyorsun?

 

(“Bir kadını çekici yapan nedir?” izleyici sorusu)

Bir kadını çekici yapan tabii ki aklıdır, derinliği ve samimiyetidir. Akıl çok hayatidir yani huysuz bir kadın istediği kadar güzel olsun itici olur ama normal bir kadın akıllıysa çok çok çekici olur. Derinlik, aklını iyi kullanmak, konuşmasını iyi kullanmak, tavrını iyi kullanmak kadını muhteşem hale getirir ama tabii buna bağlı olarak çekicilik kadının bakışında olur, ses tonunda olur, temizliğinde olur, kıyafetinde olur bu hepsi içine dahildir. Ama güvenilir ve samimi olması, sırdaş olması bakın güvenilir, samimi ve sırdaş olması onu kat kat çekici yapar.

 

(“Allah’a deli aşık olmak nasıl olur?” izleyici sorusu)

Allah’a deli aşık aslında o pek samimi bir kelime gibi gelmiyor bana yani şöyle; Allah’a içten ve derin aşık olunur yani çok keskin bir akılla, keskin bir dikkatle gönülden. Çünkü deli aşık işte kendini yere atmalar falan böyle bir şeyler onu akla getiriyor böyle hani garip hareketler gibi. Fethullah Gülen anlatıyor böyle hani bir anormal yüz hareketleri yapıyor onu yayınlıyorlar. İşte Allah derken acayip sesler çıkartıyor böyle garip şey öyle bir şey olmaz. Akıllı bir insan o şekilde Allah’la muhatap olmaz, Allah’a olan sevgisi öyle olmaz. Olgun, derin ve çok tutkuludur yani alabildiğine derindir, derin olduğunda o bir delilik şeklinde değil derin bir vecd, derin bir istiğrak halinde olur. Keskin bir muhabbet, keskin bir akılla bağlantı şeklinde olur.

]]>
http://podcast.harunyahya.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/266157/sayin-adnan-oktarin-28-kasimhttp://podcast.harunyahya.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/266157/sayin-adnan-oktarin-28-kasimhttp://fs.fmanager.net/http://aws.fmanager.net/functions/thumb.php?image=Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171201t_11.jpgWed, 20 Dec 2017 05:56:48 +0200
Sayın Adnan Oktar'ın 26 Kasım 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 26 Kasım 2017

 

(Sayın Erdoğan, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında düzenlenen programda konuştu. Sayın Erdoğan “Her kim kadınlarla ilgili şiddet öven bir söz söylüyor, bir tavır içine giriyorsa bilin ki onun zihin kodlarında bir sorun vardır. Bu kişinin bir çoban olması veya bir üniversite hocası olması, bir ilahiyatçı veya bir ateist olması arasında fark yoktur” dedi.)

Doğru söylüyor. O zaman “kadına sopayla deşarj olursunuz” diyen hocalar Tayyip Hocam’ın sözünü iyi dinlesinler. Ve bu münasebetsiz izahları bıraksınlar. Kadın dövmeyi teşvik etmesinler. Deşarj olacaksa gitsin parkta koşsun. Kadın döverek deşarj olunmaz. Yahut Darwinistlerin dediği gibi işte “kadın hayvanla insan arasıdır” gibi böyle münasebetsiz sözler bunun çirkinliğinin her zaman vurgulanması lazım. Yahut gelenekçi Ortodoks İslam anlayışında olduğu gibi, bazılarında olduğu gibi kadının yarım olduğu yani insanla hayvan arası olduğu iddiasının da korkunçluğunu iyi vurgulamak lazım. Bunlar çok çirkin, münasebetsiz yakıştırmalar.

 

Allah Korkusu Saygıyı Sağlar. Saygı Olmadan Sevgi Olmaz. Allah Korkusu ve Allah Sevgisi İç İçedir

Allah sevgisi ve korkusu ikisi birlikte zaten. Çünkü Allah korkusu Allah’a saygıyı sağlayandır. Saygı olmadan da sevgi olmaz. Korkunun özelliği saygıyı sağlaması, Allah’a itaati sağlamasıdır. O yüzden Allah korkusuyla Allah sevgisi iç içedir. Allah korkusunun içinde en yoğun olan şey de Allah’a karşı mahcup olmaktır. En yoğun duygu Allah’a karşı mahcup olmaktır.

 

(“Cinnet durumu geçiren birine nasıl yardım edebiliriz?” izleyici sorusu)

Tabii durumuna bağlı. Eğer cam-çerçeve kırıyor kendini yerden yere atıyorsa yere yatırıp elini-kolunu bağlamak lazım komşuları falan yardımcı olup elini bağlamak, ayakları bile bağlanabilir, eli-ayağı bağlanabilir. Sonra ambulans çağırılması lazım hastaneye kaldırılması için ama ellerinin bağlanması şart. Hatta gerekirse arkadan bağlanması gerekir. Çünkü tehlikeli şeyler yapabilir, kendine de zarar verebilir. O arada şefkat, sevgi göstermek lazım, dua etmek lazım, Allah’ı anmasını teşvik edebilirsiniz o anda, ‘şeytandan Allah’a sığın’ denilebilir. Kuran okuyarak başında böyle sevgi gösterilebilir. Saygıyı, sevgiyi hissedeceği şekilde bir üslupla konuşulabilir. Ve problemi neyse onun mutlaka hemen çözüleceğini ona aktarabilirler, olabilir. Ama tabii doktor çağırmak lazım hemen. Belki acil iğne falan yapılabilir, acil doktor tavsiyesiyle yatıştırıcı iğne olabilir. Bunlar olabilir. Ama tabii gücü-kuvveti yerinde olan insanlar olması gerekiyor. Çünkü öyle cinnet geçiren bir adamı kontrol etmek kolay değildir. Bir kadının yapabileceği bir şey değil, üç-beş kişi aynı anda bunu yapması lazım. Bunu yaparken de incitmemek gerekiyor. Bir yerinde kırılma veyahut berelenme olmasına müsaade etmemek lazım. En iyisi de yere yatırmak elini-kolunu, ayaklarını hareket edemeyecek hale getirmek. Bağırıyorsa da bağırsın onun bir mahsuru yok deşarj olur, onda bir şey olmaz. Ama sürekli sakinleşmesi, her şeyin hallolacağı hemen ne istiyorsa yapacağını oradaki kişiler söylerlerse rahatlar iyi olur yani.

 

Şeytanın Etkisi Bir İç Telkin Şeklinde Olur. Şeytanı Dinlediğinde Vicdansızlık Yapmış Olursun

Şeytanın etkisi hafif etkisi aslında, bir iç telkin şeklinde. Mesela adam orada güzel bir hizmet ediyor, faydalı şeyler yapıyor normalde teşekkür edilir. Şeytan “teşekkür etme” der. Gururu teşvik eder veyahut orada bir insan düşmüştür ona yardım edilmesi gerekiyordur, şeytan “başın belaya girer yapma” der. İç telkin ama sessiz bir telkin o duyulacak bir telkin değil. Ona uyarsa vicdansızlık yapmış olur ona direnmesi lazım.

 

(İsveç devlet televizyonu SVT’de yayınlanan Forum adlı programda konuşan İsveçli Demokratlar Partisi Milletvekili Martin Strid “Müslümanlar yüzde yüz insan değil” dedi, İslam’ı öğrendikçe dehşete kapıldığını söyledi. Bu açıklaması çok tepki gördü ve hakkında suç duyurusunda bulunuldu.)

“Müslümanlar yüzde yüz insan değil” sözü çirkin tabii, o olmamış. O suç teşkil eden bir söz. İslam’ı öğrendikçe dehşete kapıldığını söylüyor, “gelenekçi Ortodoks İslam’daki uydurma ve hurafeleri duydukça dehşete kapıldım” derse bu olur. Ama “İslam’da” derse bu doğru olmaz. Çünkü İslam’da böyle bir şey yok, Kuran’da böyle bir şey yok. Ama “gelenekçi Ortodoks İslam’ın hurafelerini okuyunca dehşete kapıldım” sözü suç olmaz. Çünkü asma, kesme, doğrama kim duysa dehşete kapılır zaten. Eğer biz olmasaydık demek ki gelenekçi Ortodoks İslam’ı gerçek İslam gibi gösterip Müslümanları, dünyayı mahvedeceklerdi. İyi ki varız Allah’a hamdolsun, Müslümanların yüz akıyız, medarı iftiharı olan Kuran Müslümanlığını en güzel temsil eden insanlarız.

 

(“Kızların sigara içmesine nasıl bakıyorsunuz?” izleyici sorusu)

Kızlar özellikle tabii çok acı olay sigara içilmesi. Gençlerde de acı ama genç kızlarda daha da acı. Ben bakar bakmaz anlıyorum sigara içen bir kızı yüzünden. Eti, kemiği her şeyi değişik oluyor. Saç yapısı, cildi, sesi her şeyi değişik oluyor. Yazık-günah değil mi genç yaşta kendini sakatlıyorsun? Ağır bir hastalık şeklinde “bırakamıyorum” diyor. Niye bırakamıyorsun? “Bıraktım” de bitsin ne zorun? Yazık değil mi gençliğine, güzelliğine, sağlığına sıhhatine? Zaten az beslenme var, yeteri kadar ne protein alıyorlar ne vitamin alıyorlar üstüne üstlük bir de sigara çok korkunç. Güzelim genç kızlar, aslan gibi delikanlı kızlar kendilerini mahvediyorlar. Aman sakın bak rica ediyorum istirham ediyorum genç kızlar sakın sigara kullanmasınlar sakın. Genç kız demek sanat eseri demektir, muhteşem bir varlık demektir. Bir genç kızın sigara içmesi o sanat eserini mahvetmesi demektir. Sakın sakın sakın.

 

Gençler Kuran’da İttifak Ederlerse, Sevgileri Karşılıklı Olur. Aynı İnanca Bağlı Olanların Anlaşmaması Mümkün Olmaz

Kuran’da ittifak ederseniz sevginiz karşılıklı olur. Çünkü aynı anayasaya bağlı olmuş oluyorsunuz. Aynı kurallara bağlı oluyorsunuz ve anlaşmamanız mümkün olmaz. Ama sen ayrı inançta o ayrı inançta olduğunda o zaman o kendi inancında insanla beraber olmak için dua edecektir. Sen de kendi inancının dışındaki bir insanla olamayacağın için duan olmaz. Dolayısıyla inançta ittifakın çok üstünde durun.

 

(“Eski nesle göre neredeyiz, nereye koşuyoruz?” izleyici sorusu)

Bir kere eski nesle göre yeni nesil daha Avrupai, daha güzeller. Kemik yapıları daha düzgün oluyor, daha görgülü daha kültürlüler. Ben eski nesli biliyorum, yeni nesil daha detayları görebilen bir nesil. Eski nesil o kadar bilgili olmuyordu, imkanları da olmuyordu. Eskiden kızlar daha çok dedikodu yaparlardı böyle mahalle aralarında falan. Şu an genç kızlar pek o kafada o kadar değiller, o anlamda değiller gibi geliyor bana. Ve kaliteli olmayı, bakımı çok iyi biliyorlar, çok okuyup araştırıyorlar. Görgü ve kültürleri daha yüksek, üniversiteli öğrenci sayısı çok fazla. Genç kızlarda eskiden üniversiteli nadir olurdu, ortaokul, lise mezunu olurlardı en fazla, şu an hep üniversite mezunu genç kızlar. Bence çok iyiye gidiyorlar. Kuran Müslümanlığı aralarında yayıldı. Gelenekçi Ortodoks İslam anlayışına karşı tavırlılar, her yönden iyi gidiyor bence.

 

(MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, doğumunun 100. Yılında Başbuğ Alparslan Türkeş 3. Türk Gençlik Çalıştayı’nda konuştu. Ülkücülere seslenen Bahçeli “Dalınızı kıranın ağacını sökünüz, vatanınıza kem gözle bakanları silindir gibi eziniz. Bunları yaparken hukuktan, meşru çizgiden asla ayrılmayınız. Türk gençliğini sokakta bulmadık sokakta kaybetmeyeceğiz. Akıl, sabır, iman, ahlak, olgunluk hepinizin ülkücü gençliğin ortak hasletidir” dedi.)

Çok güzel konuşmuş çok bayağı derli-toplu güzel. Ülkücü gençliğin teşvik edilmesi sayılarının artması Türkiye’nin hayati konularından birisidir. Ne kadar çok ülkücü genç sayısı artarsa o kadar iyi. Çünkü devlet kadrolarında da çok güzel görevler alıyorlar. Ve her iktidar döneminde çok faydalı oluyorlar. Mesela CHP de gelse ülkücüler yine iktidarda oluyor. Herhangi bir sağ parti de gelse yine ülkücüler hep iktidarda olmuştur. Mesela Ecevit döneminde de hep her yerde iktidardaydılar, hep görevdeydiler yani iktidar derken devlet içindeydiler her zaman. Ülkücüler güvenilir gençlerdir, güvenilir insanlardır. İlkel kavgalara girmezler. Vatan, millet, bayrak, devlet başka bir düşünceleri olmaz Allah, Kitap. Başka bir yola girmezler.

 

(“Türkiye’de insanlar negatif bir enerji veriyorlar bunu anlamış değilim” izleyici yorumu)

Hollanda’da tabii insanlar daha insancıl oluyorlar, daha rahatlar, daha özgürler, daha medeni bir ortam oluyor. Tabii Türkiye’de bazı yerlerde vahşilik, sevgisizlik, saldırganlık, negatiflik yoğun. Bu aslında devlet politikası olarak mücadele edilmesi gereken vahim bir durumdur. Devlet güvenliği, millet güvenliği açısından ciddi bir tehlikedir bu. Bu, Milli Güvenlik Kurulu’nda görüşülmesi gereken bir konudur. Bunu bir dosya olarak hükümete sunalım, Milli Güvenlik Kurulu’na da sunsak güzel olur. Devletin bekası için çok hayati bir konu. Avrupa’daki rahatlık, sevecenlik, dostluk anlayışı, Amerika’daki sevecenlik, dostluk anlayışıyla Türkiye’nin bazı yerlerindeki acımasızlık, egoistlik bencillik ve sevgisizlik anlayışı ve katılık tabii adeta uçurum gibi bu doğru. Ama tabii Anadolu insanı çok iyidir bizde, Karadeniz’de, Tokat Turhal’da, Amasya’da, Yozgat’ta insanlar çok sevgi doludur. Fakat İstanbul’un bazı yerlerinde bir mafya acımasızlığı, mesela Ankara’da da bazı yerlerde böyle katılık, soğukluk, buz gibi sevgisizlik var bu doğru. Bu, deccaldan kalan kötü hatıralar, kötü özellikler. Bunları kazıdık, kazıyoruz, kazımaya da devam edeceğiz. Ve yakın bir zamanda inşaAllah kurtulacağız.

 

(“Gönül almanın en güzel yöntemi nedir?” izleyici sorusu)

Tabii sevgi dolu bir bakış, gerçek sevgi, kalpten o insanı gerçekten sevmek. Kalpten gelen sevgi dolu bakış kadının çok hoşuna gider. Yoksa tiyatro sanatçısı gibi böyle artistik hareketler yaparsan, kadının aklıyla, zekasıyla alay edersen, ettiğini zannedersen daha Türkçesi zavallıca, bu kadını iyice öfkelendirir. Samimiyetsizlik çok kızdırıcı bir şeydir. En başta Allah beğenmez ve kulu da beğenmez samimiyetsizliği. Samimi olmak, samimi bir sevgi meseleleri çözer. Allah’ı çok samimi sevmek ve Allah’ın yarattığı kulunu samimi sevmek. Samimiyette insanlarda tabii bir şüphe olabilir ama ısrarlı samimiyet şüpheyi ortadan kaldırır.

 

Her Yerde Kadınların Üzerindeki Baskıyı Kaldıralım. Kadın Medeniyetin, Hayatın Kaynağıdır

Kadınlar her yönde eziliyorlar. Mesela kızken ezilir, “Niye evlenmiyorsun? Evde kaldın.” Evde kaldın, gece-gündüz evde kaldın. O çocuğa nasıl bir baskı bu? Her ilerleyen yıl evde kalma iddiası daha güçlenir. Mesela 26 yaşına geliyor “mahvoldun sen” diyorlar, 27 “artık bitti” diyor “öldün sen” diyor. Çok korkunç bir şey bir genç kıza böyle baskı yapılması. Evleniyor baskı on misli artıyor iki taraftan. Karşı tarafın anası, bu tarafın anası, onun babası, onun babası, onun ağabeyi, onun ağabeyi işin yoksa uğraş. Çocuk artık muztar oluyor boşanıyor bela o zaman başlıyor. Dul kadının suç işleyebileceğini, daha potansiyel suçlu haline geldiğini iddia etmek ahlaksızlık, namussuzluk ve şerefsizliktir başka bir şey değil zulümdür yani. Nereye baksak kadına zulme kapıyı açmışlar. Her yerde kadınlara destek olalım. Bu yıllar artık kadınların kurtuluş yılı olsun. Bütün gücümüzle kadınları her yerde destekleyelim. Dünyanın en güzel süsleri, dünyayı en güzel hale getiren varlıklar, Allah’ın muhteşem tecellileri. Kadınlar olmasa dünyayı düşünemiyorum ben. Yani şehirler olmaz, aile olmaz hiçbir şey olmaz medeniyet kalkar ortadan. Kadın medeniyetin sebebidir, şehirlerin sebebidir, ailenin sebebidir yani hayatın kaynağı kadınlar. Allah onları kadınları vesile ediyor, çok önemli varlıklardır, mübarek bir taifedir. “Taife-i mübarek” diyor Bediüzzaman tabii, “mübarek taife” diyor. Dolayısıyla bu mübarek taifeyi herkes, her yerde, her zaman kollamalı.

Mesela evlendirdin mi kaynanasının ezmesi gerektiğine inanmışlar çok cahil bir kafa. Annesi de ayrı eziyor, işte “bugün sana dolma yapmaya geleceğim” diyor. Seninle mi uğraşacak çocuk? Felç ediyor dır dır dır konuşuyor. Böyle mahalle aralarında cahil kadınlar var ya. O gidiyor bu sefer kaynanası geliyor “seninle börek yapacağız” diyor, çocuğu akşama kadar felç ediyor. Hem gevezelik, mesela azarlıyor tersliyor bilmem ne baş belası, çocuğa bulaşık yıkatıyor. İşte “kayınbaban gelecek biraz sonra” diyor ona çay hazırlattırıyor. Onun gevezeliğini iki saat dinlettiriyor. Bunu herkesle her zaman olan bir vaka olarak anlatmıyorum bazı vakalar için anlatıyorum. Çocuklara hayatı zehir ediyorlar. İşte kayınçosu geliyor yok bilmem nesi geliyor, kardeşim bu nedir? Çocuk hangi birinizle uğraşsın? Hamile kalıyor çocuk zaten o ayrı bir zorluk onun için. “Hadi evi temizle, çamaşır yıka” hatta “gel bana da yardım et eve” diyor. Mesela annesi çağırıyor “gel bana da ayrıca yardım et” diyor. Hem kendi eviyle uğraşacak. Bu sefer de kaynanası çağırıyor “gel benim de eve yardım et” diyor. Yani haşa hayvan gibi görüyorlar. Tepe tepe kullanılması gereken bir hayvan gibi görüyorlar. Bu çok korkunç ve çok büyük bir ahlaksızlık, vicdansızlıktır bu, ciddi bir zulümdür. O çocukların çektiği acıyı bir Allah biliyor bir de o bilir.

 

Sevginin, Yiğitliğin, Sabrın, Yüksek Ahlakın ve Aşkın Öğrenildiği Yer Dünyadır. Bu Açıdan Dünya Çok Hayati ve Önemlidir

Allah sevdikleriyle yarattı bütün kainatı her şeyi. Dolayısıyla Allah’ın yalnız kalması O’nun ilahlık vasfına uygun değil. Mesela şefkatli olması ilahlık vasfına uygundur, akıllı olması sonsuz akıllı olması uygundur, her şeyi güzel yaratması uygundur, cenneti yaratması uygundur, adaleti sağlaması uygundur, yalnız kalmaması da uygundur. Çeşitli varlıklar yaratmış bunlardan biri melekler. Çok fazladır melek yani katrilyon çarpı katrilyon çarpı katrilyon gibi çok fazladır yani öyle az değil bütün uzay her yer meleklerle doludur. Kimi secde eder, kimi rüku eder, kimi Allah’ı tesbih eder, kimi kıyamdadır kimi işte her yerdedir. Yani sürekli Allah’ı sevgiyle vaktini en güzel şekilde değerlendirir. Ama Allah onları yeterli görmemiş insanı yaratmış. Melekler de ona şaşırıyorlar “Ya Rabbi” diyorlar “kan akıtacak, zulüm yapacak insanları niye yaratıyorsun? Biz sürekli Sana secde ediyoruz, rüku ediyoruz, kıyam ediyoruz, Seni çok seviyoruz, Seni sena ediyoruz.” Allah diyor bak “siz bilmesiniz Ben bilirim” diyor. Orada bir incelik var. İnsanın Allah’ı sevmesi Allah Katında daha kıymetlidir çok çok daha kıymetlidir kıyas edilecek gibi değildir. Melek mecbur çünkü sevmeye yani ikinci bir durum yok. Ama kul tefrik ederek, küfürle İslam arasında tefrik ederek ayrım yaparak seviyor, bu çok önemli. Allah’ın en önem verdiği insandır ve hayret edecek şey Allah’ın en önem verdiği de dünya hayatıdır aslında, dünya hayatı. Şu kısa dünya hayatı var ya en önemli gördüğü Allah’ın odur. Cennetteki hayatımız bizim Allah için ikincidir, birinci olan budur. Çünkü sevginin, yiğitliğin, sabrın, yüksek ahlakın, aşkın öğrenildiği ve uygulandığı yer burasıdır. Burada öğrendikten sonra sonsuza kadar onu uyguluyor. 

Mesela çarşıya gittim güzel parçalar aldım, niye? Beğensinler diye sevdiklerim. Oradan sevdiklerimin evine gittim yemek vardı, onların hoşuna gitsin diye gittim, yemek yedik sohbet ettik ama onların mutlu olmasını sağlıyorum. Buraya geliyoruz burada da mesela sizin yanınızdayım. Sürekli Allah’la beraber, Allah’ın en beğendiği şeyler bunlardır işte. Bu cennette yoktur, cennette sabır yok, emek vermek yok mesela adamın dizi ağrır, sırtı ağrır falan cennette öyle bir şey yok. Burada ona sabır vardır. Ve burada bak “Kulum Beni görmeden Bana iman ediyor” diyor Allah’ın en beğendiği budur işte. Çok beğeniyor Allah bunu. O yüksek vicdanı çok beğeniyor. Gerçek aşkı ister Allah. Zaten Allah’ı görüyor tecelli ediyor, adamın başka bir yolu yok tek şey O, sever o Allah’ı yani. Ama böyle bu şekilde sevilmek ve küfrü gösterdiği halde, deccaliyeti gösterdiği halde, münafıkları gösterdiği halde onlarla mücadele edip onların arasından Allah’ı sevmek Allah’ın en beğendiğidir. İşte Allah’ın ilahlık vasıflarından biri de budur. Mesela biz Darwinizm’le mücadele ediyoruz, Allah bunu çok beğenir. Darwinizm’i Kendi yaratıyor ama Darwinizm’e cevap vermemiz için de mesela bize 700 milyonun üstünde fosil yaratmış ki rahat cevap verelim diye. Ama buna rağmen karşıt adamlar da yaratıyor Allah. Bilim adamları gibi görünen adamlar çıkıyor ve onlarla ben bilimsel bir mücadele yapıyorum.

 

Bir İnsanın Hayatının En Güzel Dönemi Allah’ı Tanıdığı, Anladığı Dönemdir

En değerli kısmı en akıllı olduğu dönem, Allah’a en yakın olduğu, Allah’ı en iyi anladığı dönemdir. Ondan gerisi süründüğü dönemdir. Allah’tan uzak, Allah’ı fark etmediği dönem süründüğü dönemdir. Allah’ı en iyi anladığı dönem de en güzel yaşadığı dönemdir. Bu doğru, net doğru yaşayan da bilir zaten.

 

Kendini Allah’a Raptetmeyen İnsanın Ruh Hali Çok Dengesiz Olur. Biri Hediye Getirir Sevinir. 2 Dakika Sonra Birinin Sözüyle Üzüntüye Düşer

Allah’a kendini bağlamadığı için sabit bir kişiliği olmuyor duruma göre değişiyor. Mesela bir hediye getiriyorlar seviniyor, biraz sonra birisi bir şey söylüyor ona üzülüyor serseri mayın gibi her şeye açık, olmaz. Kendini Allah’a raptetmesi lazım müthiş bir perçin gibi Allah’a kendini raptetmesi lazım. Çok güçlü bir bağla “Hablullahu-l Metin-Allah’ın kopmaz koparılmaz ipi” diyor ya, Allah’ın kopmaz koparılmaz ipine yapışmalı, o doğru yoldan gözünü hiç ayırmaması lazım. En ufak bir sapmada felaket kapıda olur. Aman aman sakın sakın.

 

(“Kıyametin geldiğini nasıl anlarız?” izleyici sorusu)

Son ansa zaten facia çarpma olduğu için çok şiddetli depremler olacak, 9-10-15 şiddetinde depremler olacağı için zaten anlaşılmayacak gibi olmaz. Çünkü adamların ev 5 metre ileri gidecek, 5 metre bu tarafa gelecek. Artık fokur fokur kaynıyor magmalar fışkırıyor, bunun ikinci bir açıklaması olmaz. Gökten melekler inmeye başlıyorlar, gök açılıyor, gökteki atmosfer tabakası yırtılıyor akın akın melekler gelmeye başlıyor, dolayısıyla her yerden anlaşılır. Çünkü çok şiddetli bir gürültü olacak zaten çarpmada, bir de dünyanın miğferi yani dönüş şekli tersine yani her şey tersine dönüyor. Denizler fokur fokur kaynamaya başlıyor magma her yerden çıkıyor. “O gün insan kaçış nereye der” diyor, kurtulmaya çalışıyorlar ama öyle kurtulunacak kaçılacak hiçbir yer yok. Her yer felaket olacak bir süre sonra tabii dünya tamamen dağılıyor. Ama ilk aşaması açısından zaten şu an kıyamet alametleri başladı gökte ve yerde alametler. İlk büyük alamet Hz. Mehdi (as)’ın çıkışıdır, Hz. Mehdi (as)’ın çıkışı birinci büyük alamettir. Ondan sonra Hz. İsa Mesih (as)’ın zuhuru, sonra Yecüc ve Mecüc. Ama Dabbet-ül arz Hz. Mehdi (as)’la beraber çıkıyor. Şu an zaten kıyamet alametlerini yoğun olarak yaşıyoruz, görüyoruz ön alametleri. Ama son alametler orada zaten yapacak bir şey yok. Orada alameti anlayacak durumu da kalmaz zaten aklını kaybediyor. Allah diyor ki ayette, şeytandan Allah’a sığınırım, “Sen onları sarhoş zannedersin halbuki onlar sarhoş değillerdir” zırvalıyor böyle, ne konuştuğu belli değil. Cümle kurmaya çalışıyor ama cümle kuramıyor. Yani facia bir durum olacak.

]]>
http://podcast.harunyahya.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/266155/sayin-adnan-oktarin-26-kasimhttp://podcast.harunyahya.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/266155/sayin-adnan-oktarin-26-kasimhttp://fs.fmanager.net/http://aws.fmanager.net/functions/thumb.php?image=Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171126t_12.jpgWed, 20 Dec 2017 05:52:00 +0200
Sayın Adnan Oktar'ın 25 Kasım 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 25 Kasım 2017

 

(“Ruhun bedene ihtiyacı yoksa bedenin yaratılış amacı nedir?” izleyici sorusu)

Beden bir şekil. Ruhun bir şekli olması gerekiyor. Ruh şekil aldığında ona beden deniyor. Yani iki gözü var gibi görünür işte burnu vardır, ağzı vardır, ağzıyla konuşur. Ama istese Allah tabii şeffaf bir görüntüde de yaratır cam gibi olur ama hem görür hem konuşur. Ama bu aklın ihtiyarını alacağı için yani imtihana bu müsait olmadığı için Allah göz diye bir şey yaratıyor alakası olmayan. Gözle görülmez, gözün görme gücü yok çok sıradan bir cisimdir göz. Burun da koku almaz öyle bir şey yok, burun vesile olur. Ağız da tat almaz, ağız vesile olur. Parmak dokunmaz, dokunma hissini ruh alır parmak vesile olur. Dolayısıyla bir görüntüye ihtiyaç olduğu için ruhun görüntüsüne beden diyoruz.

 

Allah’ın Her Yeri Sarıp Kuşattığının Farkına Varan İnsanın Ruh Haline Tevazu Denir. Büyük Olan Sadece Allah’tır

İnsan zaten mütevazi olmaya mecbur, görüntüden ibaret yani gölge bir varlık. Her şey kaderinde belli, kısa bir süre içinde yaşlanıp ölüyor acz içinde, her hareketini Allah kontrol ediyor. Alabildiğine aczle sarılmış bin bir türlü hastalıklarla, zayıflıklarla sarılmış bir varlık, her hareketini de Allah yaratır. Bunu fark ettiğinde ona tevazu deniyor, bunu anlamaya tevazu denir. Yoksa, “Ben zaten büyüğüm ama” işte “irademi kullanıp kendimi biraz daha yere yaklaştırayım” gibi değil. Mümin zaten büyüklük diye bir olayı hiç kabul etmez ve yaşamaz. Büyük olan Allah’tır. Öyle bir şeyi Müslüman düşünmez.

 

(Doğu Beyazıt İlçesi’ne bağlı Uzunyazı Köyü’nde imam olan 30 yaşındaki Ramazan Bozdağ önceki gece yol kenarında PKK’lı teröristler tarafından kafasından silahla vurularak şehit edildi.)

Allah gani gani rahmet etsin. Ne yapmıştır? İhbar etmiştir, ihbar sonucu. Mesela devlete yönelik bir şey yapıyor adam, farz edelim teröristlere silah sağlıyor. Gidip onu mümin ihbar ediyor, gidip o mümini vurursa o zalimler o mümin şehit olur. Mesela “PKK’lı şuraya doğru gidiyor” diyor. PKK’lı bunu duyuyor gidip adamı vuruyorlar. Ama münafığa göre bu enayiliktir kendi kafasına göre halbuki kendisi enayidir. Ve onu şehit olarak kabul etmez “sana ne PKK’dan?” der “sana ne adamın silah satmasından, PKK’nın silah satmasından, sana ne o satılan silahlarla polisin vurulmasından, sen niye gidip ihbar ediyorsun neyine gerek? Adam da seni böyle vurur işte, boşu boşuna ölür gidersin şehit de olmazsın.” İşte münafığın mantığı budur. Halbuki bir caniyi mesela farz edelim silah satıyor o silahla da asker polis vuruluyor polis vuruluyor, teröristlere silah satıyor. Onu ihbar ettiği için bir mümini gider bir çakal şehit ederse o mümin şehittir net şehittir. Ama münafığa göre, enayi olan münafığa göre o boşu boşuna bir ölümdür, pisipisine bir ölümdür. Münafığın aklı hiç önemli değildir. Çünkü o Kuran gözüyle bakmaz şeytani gözle bakar.

 

(“Siyasete karışmam dediğiniz halde neden siyasi yorumlar yapıyorsunuz?” izleyici sorusu)

Siyasete karışmam dememin anlamı şu; politika yani meclise girip milletvekili olmam, cumhurbaşkanı olmaya çalışmam, başbakan olmaya çalışmam, bakan olmaya çalışmam, yönetici olmaya çalışmam. Siyasetle uğraşmamak öbür anlamda haramdır zaten bir ahlak bozukluğudur. “Bana ne, ne yapıyorsa yapsınlar.” Allah ahirette sorar olur mu o? Tabii ki fikir vereceksin, görüş beyan edeceksin, o anlamda değil. Siyasetçi yani politikacı olmak mesela AK Parti’den milletvekili olmak veyahut işte ilçe başkanı olmak, belediye başkanı olmak yahut Cumhuriyet Halk Parti’den milletvekili veya belediye başkanı olmak o tarz, buna girmem. Ama fikir beyan etmemek haram olur. Çünkü bir yerde bir yanlışlık varsa sen susuyorsun haram bu. Emri bil maruf nehyi anil münker bitmiş oluyor, olmaz.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan Mısır’daki patlamayla ilgili şu açıklamaları yaptı Adnan Bey: “Bir terör örgütü eliyle ve bu örgüt bahane edilerek yerle yeksan edilen medeniyetimizin kadim şehirlerindeki yıkımları durdurmak, oluk oluk akan Müslüman kanını engellemek için elimizden geleni yapmak boynumuzun borcudur. Ha ülkemizin ortasına bir atom bombası atmışsınız ha milletimizin birliğine beraberliğine yönelik bir fitneyi ateşlemişsiniz bizim gözümüzde ikisi arasında fark yoktur. Bu vatan toprakları üzerinde kimse operasyon düşünmesin, aklından böyle bir şey geçirmesin. İşte o zaman Tendürek’te F-16 oluruz, Cudi’de F-16 oluruz, Bestler Deresi’nde F-16 olur bombalarla onların üzerine yağarız.”)

Tayyip Hocam ağzın, sözün, ruhun iyi güzel de İttihad-ı İslam’ı söyle İttihad-ı İslam’ı sürekli onu söyle Tayyip Hocam. Çözüm orada, yoksa bizim F-16’mızla falan biz bu deccaliyeti durduramayız, bu dünya çapında bir deccaliyet. Mısır’da biz F16’yla ne yapabiliriz? Pakistan’da ne yapabiliriz öbür Libya’da şurada burada ne yapabiliriz? İttihad-ı İslam’ı zorlasın Tayyip Hocam. Yapmasalar bile zorlasın söylesin sürekli ısrarla hatırlatsın. Utanacaklar bak sonunda kabul ederler. Hep İttihad-ı İslam’ı teşvik etsin ısrarla. Mesela güzel gidiyor öbür konuşmaları çok güzeldi üç-dört günden beri. Tamam da bizim F-16’mız hangi bir yere yetsin? Bir avuç uçağımız var bizim. Koskoca dünyanın neresine gideceğiz biz? Libya’ya nasıl gidelim biz, Mısır’a nasıl gidelim? Suriye’nin, Irak’ın içlerine de giremeyiz sınırlarımıza ancak müdahale edebiliyoruz. İttihad-ı İslam’ı Tayyip Hocam sürekli istesin, kabul etmeseler de istesin, o duadır duasını Allah kabul eder.

 

Eleştiri En Kaliteli Aynadır. İnsanın Göremediğini Gösteren Röntgen Aleti Gibidir. Eleştiriden Rahatsız Olmak Sağlıklı Değildir

Eleştiri en kaliteli aynadır. Ne güzel hazır insanın göremediğini gösteren röntgen aleti gibi bedavadan hazırdan sana faydalı bilgi aktaran bir sistem. Niye o sistemi kaçırıyorsun? Eleştiriden rahatsız olmak bir hastalıktır, bir anormalliktir. Ruh sahibi eleştiriyi sever. Yalnız eleştiri yaparken bilmiş yapmamak lazım böyle adamlık diniyle üst perdeden mahcup etmek kastıyla, küçük düşürme kastıyla gibi görünecek şekilde yahut kendini büyütecek şekilde gibi, bu şekilde olmasından kaçınmak lazım. Şeytani bir unsur girmemesi gerekiyor eleştiriye, candan ve samimi olursa çok çok makbul bayağı güzel olur. Ama genellikle biraz bilmiş üst perdeden eleştiriler oluyor insanlar arasında, bundan şiddetle kaçınmak lazım.

 

Hayvanların Yavrularını Koruma Konusundaki Ustalık ve Yetenekleri Hayranlık Verici. İnsanların Çoğunda Böyle Bir Titizlik Olmuyor

Mesela kaz hayvana bakıyoruz. Yani şuuru tam anlamıyla kapalı. Ama yavruları koruma konusunda çok abartılı usta. Mesela tavuk, bakıyoruz hayvanın şuuru tamamen kapalı ama yavrularını koruma konusunda muazzam yetenekli. İnsanda yoktur bu dikkat ederseniz, mesela bir yavrusu eksik olduğunda bile hemen şamata yapıyor bağırıyor falan. Hemen katılmasını sağlıyor, beslenmelerine falan her şeylerine çok titiz. Bu tabii arıdaki gibi bir mucize, elle tutulur bir mucize. Bu nedir; sırf buna bakarak bile Allah’ı anlamak mümkün. Dikkatlice gözlemlemek lazım. Aslında bir tavuğu yavrularıyla beraber çok dikkatli gözlemlemek lazım. Gözlemleyemiyorsa kitaptan okumak lazım o zaman fevkaladeliği daha iyi anlayabiliriz. 

 

İnsanın Ruhu Allah Sevgisine Aç Yaratılmıştır. Allah’ın Ruhunu Taşıyan Her Beyin Bizim Anlattığımız Bilgiyi Mutlaka Alır

Allah anıldığı için Allah’ı daha çok seversin, Allah’tan korkun daha çok artabilir ama en önemlisi Allah’ı seversin. Allah’ın yarattıklarını da daha çok seversin, imanın güçlenir daha güçlü olur imanın. Beni dinleyen bir insan beyniyle direnemez. Yani hiçbir kimse beyniyle bana direnemez. Ama nefsiyle direnebilir ben nefsiyle muhatap olmadığım için beynini mutlaka ele geçiririm. İkinci bir ihtimal olmaz. Yüzde 100’dür 99 ihtimal değil. İtirazın falan hiçbir önemi yoktur. Çünkü insanın ruhu imana, Allah sevgisine aç ayartılmıştır onu nerede görürse onu hemen mas eder hemen alır yani insan ona direnemez, hiçbir insan direnemez. Nerede sevgi varsa, güzellik varsa, iyilik hayır varsa, bereket varsa ruh onu mas eder. Dolayısıyla her makul beyin, canlı olan beyin, ölü olmayan beyin, Allah’ın ruhunu taşıyan her beyin bizim aktardığımız bilgiyi mutlaka alıyor ve alır. Dolayısıyla da hayra vesile oluyoruz, inşaAllah. Kalplerde inşirah, ferahlık, derin iman, Allah’ı samimi sevme, candan sevme duygusu oluşur. En gelenekçisi şunu bunu bile bizi seyrederek imanlarını güçlendiriyorlar. Nurcu’su da, Süleymancı’sı da, Nakşibendi’si de, Kadiri’si de kim olursa olsun bizleri izledikten sonra ister istemez kalplerinde çok güçlü bir iman ve kararlılık ve şevk ve heyecan hissediyorlar. Ve bu zincirleme yayılıyor.

 

Peygamberimiz’in Hanımları Birbirinden Güzeldi. Hepsi Çok Cazibeli, Alımlı, İffetli, Asil ve Güzeldi MaşaAllah

Peygamberimiz (sav) sanattan, estetikten, güzellikten çok anlayan bir insandı, kavmin en güzel kadınlarıyla evlendi en en güzel. Çok çok güzel kadınlardı, çok güzel kadınları çok seviyordu Peygamberimiz (sav). Zaten hadiste de belirtiyor “güzel kadın benim için dünyadaki en büyük nimet” diyor açıkça söylüyor. “Üç şey seviyorum” diyor “güzel koku, gözümün nuru namaz ve cismani olarak da güzel kadın, hasene kadın” diyor. Hasene, hasen demek güzel temiz anlamına geliyor, has, hasene. Resulullah (sav)’ın bütün hanımları birbirinden güzeldi. Münafıklar çok haset ediyorlardı. Ahlaksızlık yapmamaları için Cenab-ı Allah perdeyle ayırdı ki o güzelliklerini görüp onlara karşı ahlaksız bir eylemde bulunmasınlar. Yani onları kandırmaya çalışmasınlar. Kötü söz söylemesinler diye Allah öyle tedbir aldırdı. Ve “kısa özlü ve ciddi konuşacaksınız” dedi. Gelenler lafı uzatamıyorlardı. Peygamber (sav) hanımı “ne istiyorsunuz?” diyordu. “Şu şu şu” “tamam teşekkür ederim” bu kadar.

 

(“Çarpık düşüncenin kaynağı nedir?” izleyici sorusu)

İnsan Kuran ile düşünmediğinde yol istemese de eğrilir. Yani beyin kontrolü kalmaz. Kuran, Tevrat veyahut İncil ile hareket edilmesi gerekiyor. Mesela Museviler o yüzden Tevrat’ta sıkı sıkıya bağlıdırlar. Ve dünyada en çok Nobel ödülü alanlar Musevilerdir. Gece gündüz Tevrat okurlar. Gece gündüz. Sürekli Tevrat’ın sırlarını çözmeye çalışırlar. Sürekli Tevrat’ı hayata geçirmeye çalışırlar.  Zeka oranı en yüksek onlarda oluyor Allah’ın hikmeti. Çok akıllıdır Museviler. Hep buluşları onlar yaparlar dünyadaki ünlü. Kilit noktalarda hep onlar vardır. Ama işte bu Tevrat’ın bereketi ile oluyor. Tevrat’ı gece gündüz okumaları. Ve hayata geçirmek için çok titiz davranıyorlar. Allah Kuran’da Tevrat için “nurdur ve hidayet kaynağıdır” diyor. İşte Müslümanlar da Tevrat’tan istifade etmesi lazım. İncil’den istifade etmesi lazım. Mesela “İncil sahipleri de İncil ile hükmetsinler” diyor Allah ayette. İncil için de Allah “bir nurdur ve hidayet kaynağıdır” diyor. İncil’in bereketinden, Tevrat’tın bereketin uzak kalmak uğursuzluk getirir. Çok yanlış. Müslüman mutlaka Tevrat ve İncil okuyacak Kuran’ı hakem ederek. Kuran’ı hakem ederek okuyacak.

 

Dinin Konuşulduğu Ortamda Kadınlar Olmaz Demek Çok Yanlış. Din Kadını Dışlamaz. Kadın, Dinle Zıt Bir Varlık Değildir

Kadın mübarek varlıktır, güzel bir varlıktır dinin olduğu her yerde kadın vardır, din kadını dışlamaz, kadın dinle zıt bir varlık değildir, dinle iç içe olan bir varlıktır. Kadınlar daima Müslümanlarla birlikteydi Peygamberimiz (sav) zamanında da Hac’da da bu güzellik halen devam eder onu değiştirememişler. “Hac’da kadınların ne işi var?” diyeceklerdi ama diyemiyorlar artık oturmuş bir gelenek olduğu için kadınlarla iç içeler. Hac’da kadınlar olduğuna göre burada da kadınlar olacaktır. Hac en önemli ibadetlerden biri eğer burada da ibadet yapıldığını inanıyorsan ki dini program diyorsun. Hac bir dini programdır. Hac’da kadınlar var mı? Var. Hac dini bir program mı? Program. Kadınlar var mı? Var. Makul görüyor musun? Makul görüyorsun. Bu da dini bir program burada da kadınlar var, o zaman bu da doğru. Dolayısıyla size yanlış öğrettiler yani kadınlarla din beraber olmaz, din olan yerde kadın olmaz, kadın olan yerde din olmaz mantığını geliştirdiler ve kadınlarla dinin arasına muazzam bir mesafe koymaya kalktılar. Kadın dine zararlı bir varlıktır, dinle zıt bir varlıktır, dinin olduğu yerde kadın dini bozar, dine zarar verir ama erkek olursa dine zarar vermez gibi bir inanç. Ama pratikte onu da kabul etmiyorlar. Çünkü erkek olduğunda eğer gençse bu sefer diyor ki; “Kadından on dokuz misli daha fazla etkiler” diyor. On dokuz misli “onu da çıkaramazsın” diyor. Peki olgun, yakışıklı delikanlı çıkarabiliyor muyuz? “O da kadınları tahrik ediyor” diyor  “kaslı yapılı o da olmaz” diyor Peki ben konuşabilir miyim? “Yok senden de karım tahrik oluyor” diyor kardeşim bırak artık bu kadar cinselliğe kafayı takmışsın.

 

(“Cahiliye toplumunu nasıl tanımlayabiliriz?” izleyici sorusu)

Cahiliye toplumu Kuran dışı toplum demektir. Kuran’a zıt, akla zıt toplum anlamına geliyor. Sevgiye, merhamete, şefkate zıt toplum. Sevgisiz toplum anlamına gelir. Merhametsiz, birbiri ile uğraşan, gafil toplum anlamına geliyor. Derinliği olmayan insanların güzelliğini, hayatın güzelliğini önemsemeyen, hayatı çirkinleştiren, her şeyin kötü yönünü destekleyen karanlık düşünceye cahiliye toplumu diyoruz. Cahiliye toplumu Peygamberimiz (sav) zamanında  çok yetkindi yani yaygındı çok güçlüydü. Ama Peygamberimiz (sav)’in, sahabelerinin aslan gibi cesaretiyle, kararlılığıyla o bela def-ü ref oldu elhamdülillah. O zamanlar Peygamberler geçmişte de hep bu dertlerle, bu olaylarla karşılaştılar manevi makam ancak böyle yükseliyordu. Başka türlü manevi makam yükselmez. Peygamberimiz (sav) zamanında sahabeler bütün güçleri ile desteklediler. Yaşı küçük olanlar da destekliyorlardı dünya tatlısı onlar. Mesela Hz. Ali (kv) on yaşındaydı. Bütün gücü ile destekliyordu. Birçoğu da öksüz, yetim de vardı. Onlar da destekliyorlar, onlar da mallarını mülklerini küçükken Allah için verdiler ve onların malı mülkü kullanıldı. Ama tabii ilerde daha akıl baliğ olduğunda onlar malını isteyebilir. Geri isteyebilir isterse isteyebilir. Müminse ona geri iade edilir. Mesela Hz. Ali (kv) bütün malını mülkünü verdi küçükken de verdi büyükken de verdi. Aynı ama münafık adam sonra diyor ki; “Ben malımı istiyorum Peygamberle mücadele edeceğim” diyor “o parayı verin ki, o imkanı verin ki mücadele edeceğim” diyor. Öyle şey olmaz, çünkü Müslümanların ve dinin aleyhine faaliyet yapacak, olmaz.

 

Münafıklar Peygamberimiz’in Sahabenin Beynini Yıkadığını İddia Ediyordu. Halbuki Hidayeti Veren Allah’tır

Münafıklar Peygamberimiz (sav)’i Müslümanların beynini yıkadığını söylüyordu yani rahatça onları ikna ettiğini. Halbuki iman Allah'tandır. Peygamber (sav)’i Allah vesile ediyor imanı veren Allah. Onlar cennetten getiriliyor kaderlerinde iman olduğu için iman ediyorlar. Ama münafık orada fikrinin değiştiğini zannediyor. O anda etkilendiğini zannediyor. Onun cennetten geldiğinin farkında değil müminin. Cennet için yaratıldığının da farkında değil. Özel imanla yaratıldığını bilmiyor. Bir an birisi konuşur o da öylesine kabul etti gibi düşünüyorlar. Öyle değildir. Peygamberimiz (sav)’e yaklaşan her sahabe kaderde iman etmiş, cennetten gelen insanlardı. Hz. Ali (kv), Ebubekir (ra), Osman (ra), Ömer (ra) hepsi cennetten gelen insanlardı. O yüzden kaderlerinde iman olduğu için iman ettiler. Yoksa bir anlatımdan kaynaklansa orada başka insanlar da vardı. Mesela onların kaderinde ne var? İnkar var. Peygamberimiz (sav)’in dediğini duymadı mı? Duydu Ebu Cehil. Kanaati gelmedi mi? Geldi. Beyni inandı. Ama beyninin inanması nasıldı? Bilgisayar inanması gibi mekanik bir inanma. Kalben inanabiliyor mu? İnanmıyor. Çünkü ölü. Ne oluyor? Cehenneme.

 

Her Şeyi Yapan Allah’tır. Bu Gerçeği Unutan Kişiler Ters Gibi Giden Olaylar Olduğunda Kendi Başarısızlığı Zannedip Ümitsizliğe Kapılıyorlar

Bazı insanlar Allah'ın gücünü unutuyor her şeyi kendi yaptığını zannediyor. Bu çok acı bir olay. Her şeyi ama kendi yaptığını zannediyor. İşler olumlu gidince kendinin güzel yaptığını zannediyor. Bir şey ters gidince kendinin bir şeyi beceremediğini düşünüyor. Üzülüp kızıyor kendine. Halbuki her şeyi yapan Allah'tır. Ters gibi giden olaylar da doğru olan olaydır onda hayır vardır. Onu fark edemiyordur o. Allah her şeyi hayırla yaratır. İmtihan oluyorsun tabii ki ters gibi görünen, aksi gibi görünen olaylar olacak. Başka türlü nasıl imtihan olacaksın? Dolayısıyla iman zafiyeti bir beladır. Allah'ı unutmak bir beladır. Allah’ı unutmamak en önemli konudur. Allah'ı sürekli sevmek ve unutmamak dünyadaki en önemli konudur. Bunun üstüne başka konu yoktur. Bütün felaketler buradan kaynaklanır, acılar Allah’ı unutmaktan kaynaklanır. Şirk yani Allah’ı unuttun mu şirk devreye girer. Israrla ve kararlılıkla saniye sektirmeden Allah'ı unutmayacaksın. Allah’ı hiçbir şekilde bırakmayacaksın. Allah'ın zoruna gider bırakılmak. On saniye bile bırakmak olmaz Allah'ı. Daima kalp Allah'la beraber olacak. Beraber olduğunda bereket, bolluk, güzellik. Hiçbir şey olmaz.

 

(“Türkiye'nin gelişmesinin önündeki en büyük engeller nelerdir?” izleyici sorusu)

En büyük engel Abdülhamit döneminden beri İngiliz derin devletidir. Çünkü Türk milletinin Orta Asya'ya sürülüp orada imha edilmesi inancı var onlarda. Bu bir manyak idealdir. “Ya Anadolu'da imha edelim” diyorlar “ya Anadolu'nun ortasına çekelim orada imha edelim. Veyahut Orta Asya'ya çekip orada imha edelim. Ama Türk milleti mutlaka yok edilmesi gerekir” diyor. Bu sapkın inançta. İngiliz derin devletinin biliyorsunuz ikinci cildi çıktı bu konunun detaylarını anlatan ikinci cilt kitabımız çıktı. Burada da açıkça görüleceği üzere Türk milletinden nefret İngiliz derin devletinin ana inançlarından birisidir. Dolayısıyla İngiliz derin devleti devam ettiği müddetçe fitne de devam edecektir. İngiliz derin devletini dağıtacağız. Mehdiyet vesilesiyle dağıtacağız. İsa Mesih'in bereketi ile dağıtacağız. Deccal yerle bir olacak bunu göreceksiniz. Sonra görün bereketi, görün zenginliği, görün güzelliği.

 

Hadis Açıklamaları

Münafıkların Mehdi (as)’ye karşı ahir zamanda muazzam ataklar yapacağını Peygamberimiz (sav) altı ayrı hadisle belirtmiş. Altı ayrı hadis. Birçok münafık güruhat çıkacak Mehdi (as)’e karşı atak yapacaklar. Hatta Peygamberimiz (sav) onlar için “otuzun üzerinde deccal zuhur eder” diyor “içlerinde kadınların da bulunduğu ayrı ayrı” yalnız bunu tabii münafıkların başları olarak söylüyor. Ta Peygamberimiz (sav) zamanında Mehdi (as)’a düşman oldu münafıklar. Ta o zamanlar. Ehlibeyti şehit etmelerinin kökeninde Mehdi (as)’ı durdurma düşüncesi vardı. Durduramadılar. Yine o nesilden Mehdi (as) devam etti. Mehdi (as) soyunu yok etmek için yaptı o deccaliyet o atağını. O zamanlar deccaliyet ataktaydı görev başındaydı. Onların atağı bu yani Roma derin devleti. Onlar kışkırttılar ve Peygamber neslini güya daha önce İsa (as) döneminde olduğu gibi, Musa (as) döneminde olduğu gibi öyle kitle katliamı ile yok edeceklerini zannettiler. Ama Mehdi (as) kolu devam etti durduramadılar elhamdülillah. “Otuz yalancı deccal çıkmadan kıyamet kopmaz, onların dört tanesi kadındır” diyor Peygamberimiz (sav).

Bak diyor ki Peygamberimiz (sav) “Gitmesi gerekenler gidip de müminler azaldığında ve münafıklar gittiğinde işte orada yani uzak yerde Mehdi (as) zuhur edecektir.” Ne zaman? Münafıklar tamamen temizlendiğinde. Çünkü Allah o şerefi o alçaklara vermiyor. O pislikler gitmeden Mehdi’sini zahir etmiyor. İlla onların gitmesi gerekiyor. (Şeyh Muhammed Bin İbrahim Numani Gaybeti Numani sayfa 250)

“Ey Emir’il Müminin bize Mehdi (as)’dan bahseder misin diye Hz. Ali (kv)’e arz edilince Resulullah’tan naklen diyor ki; “Gitmesi gerekenler gidip de müminler azaldığında ve münafıklar gittiğinde işte orada” uzak yeri göstererek yani batıyı gösteriyor. Bulunduğu yerden batıyı gösteriyor. Herhalde İstanbul'u kastediyor anladığım kadarıyla. İşte orada yani “uzak bir yerde Mehdi (as) zuhur edecektir” diyor. (Şeyh Muhammed İbrahim Numani Gaybeti Numani sayfa 250)

 

(“Her şey kader ise biz niye dua ediyoruz?” izleyici sorusu)

Duanın amacı sadece Allah'ı sevmektir. Her şeyin amacı Allah'ı sevmektir. Namaz, oruç, zekat, hac, sadakalar, cömertlik, sabır bunların hepsinin amacı Allah'ı sevmektir. Ve Allah'ın yarattıklarını sevmektir yani sevgidir. Sevgi amaçlıdır. Sevgiyi öğretmek için yapıyor Allah. Allah'la konuşuyorsun ya dua ediyorsun “Ya Rabbi beni koru, bana iyilik ver, güzellik ver” bu nedir? Bu sevgi. O bağlantıyı sağlamak için. Yoksa senin demenle onun alakası yok. Sana onu dedirttiği an zaten onu yapacak olduğunu da biliyor Cenab-ı Allah. Yani o işin oluşuyla dua aynı anda yaratılır. Dolayısıyla duayla ilk defa haberdar olmaz Allah. Onu yanlış biliyor insanlar. Yani Allah dua ettiğimizde duyar ama olayı haber vermek için biz Allah'a söyleriz zannediyorlar. Yani Allah'ın bilgisi olmaz, farkında olmaz ama biz söyleyince farkına varır ve gereğini yapar öyle değil. Duayı bize sevgiyi oluşturmak için Allah emreder ve bizde onu tecelli ettirir.

 

(“Bütün bu çalışmalar ve gayret sizi yoruyor mu?” izleyici sorusu)

Yok, bu olmadığında insan yorulur. Feci şekilde çöker. Benim gençlik sırrım imanımdır inşaAllah. Allah onu vesile ediyor inşaAllah. İmanı olmayan bir insana Allah nimet vermez. Münafıkları bu delirtiyor tabii. Çünkü altmış üç yaşta saçlar böyle, cilt böyle, böyle bir güç, böyle bir kudret, böyle bir aktivite olacak iş değil. Altmış üç yaşında ben bilirim dede olurdu, bastonla falan yürürlerdi. Damarları çıkar, kemikleri çıkar, sesleri değişir, bütün dişler dökülür. Dişim kendi dişim elhamdülillah.

 

Yalan Söylemek Çok Berbat Bir Şeydir. İnsanın Ruhunu Sıkar, Çok Ciddi Manevi Sıkıntı Oluşturur

Çıkar için yalan söylemek ahlaksızlıktır. Vicdansızlıktır. İnsanı çirkinleştirir. İtici yapar, bereketi gider. İnsanın yüzü kararır, içi kararır. Cehennemin kapısı açılır öyle bir insana. Ruh sahibi bir insan bunu yapmaz. Çünkü içi sıkılır çok berbat bir şeydir yalan söylemek. Doğru konuşmak kalbe ferahlık verir. Yalan da insanı perişan eder. Çok şiddetli azap verir. Ama iyilik, hayır için yalan söylenebilir. Gerekir de, her zaman söylüyorum mesela adam kanser olmuş ileri aşama adamın ölme riski de var ama ucu ucuna kurtulma ihtimali de var. “Beyefendi çok ilerlemiş yapacak bir şey yok. Bir aylık ömrünüz kalmış” diyor. Niye öyle diyorsun? “Hastasınız, tedavisi de mümkün bir tümör cinsi var.” Hatta dersin “zararlı bir tümör değil ama gelişmiş. İlacı var evvelAllah darmadağın edeceğiz. Siz bize güvenin.” Bu kadar basit. Doğrucu olmanın bir alemi yok. Münasebetsizliği bırakın. Veyahut adam efendim, kapıdan içeri giriyor diyor ki “burada şu eşkalde biri var mı?” Elinde bıçakla, “ha içeride oturuyor” diyor. Deli misin be adam? Niye söylüyorsun? “Öyle biri yok buraya gelmedi” de. Çok büyük hata olur, çok büyük günah olur.

]]>
http://podcast.harunyahya.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/266132/sayin-adnan-oktarin-25-kasimhttp://podcast.harunyahya.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/266132/sayin-adnan-oktarin-25-kasimhttp://fs.fmanager.net/http://aws.fmanager.net/functions/thumb.php?image=Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171125t_11.jpgWed, 20 Dec 2017 03:32:34 +0200
Sayın Adnan Oktar'ın 24 Kasım 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 24 Kasım 2017

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan, yönetmenliğini Semih Kaplanoğlu’nun yaptığı ‘Buğday’ filminin Külliye’de yapılan gala gösterisine katıldı ve şunları söyledi: “Ehli hünerin kadrini bilmek de büyük bir hünerdir. Elbette zaman zaman haddini bilmeyen, kaliteyi hazmedemeyen nezaket fukarası şahıslar da çıkabiliyor. Bunlara verilecek en güzel cevap sevgiyi korumak, işini en güzel, en kaliteli şekilde yapmaya devam etmektir. Bunun için biz her fırsatta merhametli büyüme diyoruz. Bunun için her platformda adaleti, dayanışmayı, kardeşliği savunuyoruz.” Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın galada Semih Kaplanoğlu’nun annesinin elini öpmesi de dikkat çekti.)

Tayyip Hocam dünya iyisidir dünya iyisi mübarek bir insan. Desteklemeyenler utansınlar, yani düşmanlıkla desteklemeyenler utansın, çok çok ayıp. Ama konuşmalara dikkat ederseniz bu konuşmada çok önemli vurgular yaptı. Bir evvelki de öyleydi bu da öyle. Bak çok hayati vurgular var. Dünkü konuşmada ne diyor? “İmanlı, tahkiki imanlı güçlü bir nesil yetiştirmemiz gerekir, eğitmemiz gerekir. Çünkü ileride yeni ataklar olabilir bu ataklara karşı durabilecek kabadayı, cesur, yiğit, imanlı gençlere ihtiyacımız var” diyor. “Ama bunu ben yapamam, bunu yapın” diyor. Nasıl yapsın Cumhurbaşkanı? Yapamaz. Sivil toplum kuruluşları yapacak. Vakıflar, dernekler, cemaatler yapacak. Onun için cemaatlere yönelik bir yazı da hazırlamak lazım, bir fikir sunumu, bir strateji sunumu yapılması gerekiyor. Cumhurbaşkanı ancak bu kadar söyleyebilir daha ne yapsın? Bak bugün de konuşmada dikkat ederseniz müthiş bir kalite vurgusu var. İlk defa bak bu kadar detaylı kalite vurgusu. Bu çok kullandığı bir kelime değil Cumhurbaşkanı’nın. Biz kaliteyi sürekli üstünde duruyoruz. Hangi konu üstünde durduysak Cumhurbaşkanı onu bütün gücüyle vurguluyor.

 

Dinle Alay Edilen Ortamlarda Bu Üslubun Çirkin Olduğunu İfade Etmek Gerekir. Allah’a Saygı ve Hürmet Güzeldir

Dinle alay etmek, bazen dindarlar da dinle alay ediyorlar kompleksli oluyorlar. Mesela imam hatip mezunu oluyor yahut ilahiyat mezunu oluyor hoca oluyor falan, dinle alay ediyor. Onunla şirinlik yapacağını zannediyor. Mesela mevlitlerde falan hoca çağırıyorlar, dinle alay ediyor milleti güldürüyor falan. Ama onu makbul bir ikram gibi görüyor. Yani onun mesleğine uygun bir ikram gibi görüyor. Eğlence yerlerinde falan da ben görürdüm eskiden giderdik biz gazinolara falan eğlence yerlerine. Çıkardı sanatçı ipsiz sapsız din aleyhinde konuşurdu böyle, ona hakır hakır gülerdi adamlar, şaşırıyordum ben. Bu yaygın bir gelenek aslında, çok daha eskiye dayanıyor benim gördüğüm. Allah hakkında, din hakkında pervasız konuşmak, münasebetsiz konuşmak o biraz Musevilerde de var. Tevrat’ta da bu görülüyor patavatsız konuşma eğilimi. Çok çirkin, çok çok çirkin. Ahirette dirildiğinde o tavrı hiç kimse gösteremez. Allah’a saygı güzel, sevgi güzel, hürmet güzeldir. Bir ihtimal ruhu yoktur öyle insanların. En iyisi uzak durmak yani yalnızlaştırmak iyi olur. Öyle konuştuğunda hiç çekinmeden hemen yanından ayrılmak lazım hiç gerekçe yapmadan. “Bir dakika geliyorum” dersin çekip-gidersin. En iyisi öyle olur. Yahut dine yönelik çirkin bir üsluptan rahatsız olduğunu, dine yönelik böyle konuşulmadığını söylemek tabii çok mükemmel olur yapabiliyorsa. Ama riskli görüyorsa uzaklaşmak. Ama riskli görmüyorsa açıklamak çok mükemmel olur. Çünkü onları hiç uyaran olmuyor öyle densizlik, münasebetsizlik yaptıklarında teşvik ediyorlar.

 

Cesaret Kazanmada Asıl Olan Yol Allah’a Sığınarak, Her Yerde Allah’ın Tecellisiyle Karşı Karşıya Olduğunu Bilmenin Huzuru İçinde Olmaktır

Cesaret nasıl kazanılır? İki türlü olur bu bir; cahiliye yöntemi vardır, halk genellikle cahiliye yöntemini kullanılır halktan birçok insan. İşte olayın üstüne giderek, mesela karanlıktan korkuyorsa karanlığa girer, yüksekten korkuyorsa yükseğe doğru gider. Veyahut bir insandan çekiniyorsa onun yanına gider zorlar kendini. İkincisi de asıl olan Allah’a sığınarak her şeyde her yerde Allah’ın olduğunu bilip, Allah’ın tecellisiyle karşı kaşıya olduğunu bilmenin huzuru içinde olmak. Bunu iyi konsantre olarak elde edebilir. Tabii dua etmesi lazım ayrıca “Ya Rabbi beni cesur kıl, beni korkaklıktan koru” diye dua etmesi lazım. Ama mesela “karanlık” diyor, karanlığı Allah yaratıyor veyahut bir insandan çekiniyor onu da Allah yaratıyor. Doğrudan doğruya Allah’ın yarattığı bir varlık görüntü. Korkacağı sadece Allah olması lazım. Allah’ın dışında her şeyden korkmak haramdır aslında haram bir fiildir. Dolayısıyla imanıyla eğer iyi akıl kullanarak irade kullanırsa bu rahatsızlığını yenebilir. Ama öbürü pek sağlıklı bir yöntem değil. Yaparlar öyle insanlar üstüne üstüne gitme, onda stres meydana gelir korkusu gitmez. Korku yine devam eder.

 

Toplumun Mutlu ve Huzurlu Yaşamasının Cevabını Kutsal Kitaplarda Aramak Lazım. Kainatı, İnsanları ve İnsanların Aczini, Mutsuzluğunu Biz Yaratmadık

Yaratan gücün planına bakmak lazım. Yaratan güç ne diyor? Çünkü kainatı biz yaratmadık, insanları da biz yaratmadık, onların aczini de biz yaratmadık. Şimdi insanların aczini, mutsuzluğunu, huzursuzluğunu, acılarını yaratan onun ilacını da yaratıyor çözümünü de yaratıyor. Çünkü ona gücü yetiyorsa ona da gücü yeter Allah’ın. Bir insanı mutsuz yapmak çok zordur, huzursuz yapmak çok zordur, acı içinde yaşaması çok zordur. Ama bunu Allah yapıyor onlara meydana getiriyor. O zaman yapan o olduğuna göre çözüm de onda. Hastalığı veren şifayı da verir. Dolayısıyla hastalığı neden verdiğine baktığımızda, kutsal kitaplara baktığımızda hastalığın nedeninin Allah’tan uzak olmanın olduğunu görüyoruz. Hastalığın çözümünün de Allah’a yakın olmak olduğunu görüyoruz. Allah’a yakın olduğumuzda Allah ne diyor? “Ben İslam’ı hakim edeceğim ama samimi olacaksınız” diyor “sizi korkuların arkasından huzura, mutmainliğe, zenginliğe ve rahatlığa kavuşturacağım. Ama tek istediğim var” diyor Allah “samimi olacaksınız” diyor. O zaman Allah’ın istediği samimiyeti topluma yaymak gerekiyor. Samimi olmaları için uğraşmak gerekiyor. Samimi olduğumuzda, bak Allah onunla da bırakmamış. Şimdi biz desek ki “Ya Rabbi biz samimiyiz ne istiyorsan yapacağız” “O zaman birleşin” diyor Allah “birleşin. Başınıza bir baş seçin” diyor “ve birleşin, ümmetsiniz siz” diyor.

 

(“İnsanların kusurlarıyla dalga geçmek doğru mu?” izleyici sorusu)

Şimdi duruma bakarız. Eğer münafık ve hainse o zaman kusurlarıyla onu aşağılamak bir ibadet olur. Allah “Onları hor ve aşağılık kılın” diyor ayet var, ayetin hükmü açık hor ve aşağılık kılmak, bu ibadet olur aksi haram olur zaten, mutlaka hor ve aşağılık kılınması gerekir. Ama bir Müslümanı herhangi bir eksikliğinden dolayı mahcup etmeye çalışmak da bu da haramdır. Yani çirkin bir eylem olur çok yanlış olur, anlamsız olur, günah olur en başta. O genç kızlar arasında çok oluyor. Mesela kısa boylu oluyor birbirlerine bakıp gülüyorlar falan, bu ahlaksızlık, terbiyesizlik. Veyahut yüzü güzel olmuyor mesela burnu falan çarpık oluyor, birbirlerine bakıp sırıtıyorlar. O onun terbiyesizliğini gösterir, vicdansızlığını gösterir. Çünkü masum bir insan bir suçu yok, günahı yok bir şey de yapmış değil. Hayır münafık olsa zalim olduğu için ahlaksız olduğu için her türlü aşağılamayı hak eder. Ama masum bir insana bu yapılmaz, çok çok çirkin çok yanlış. Çünkü ahirette zaten herkes normal güzelliğinde olacak müminler. Boyu eni falan hiçbir şey fark etmez her şey düzgün güzel olacak.

 

Duanın Tek Amacı Allah’ı Sevmek, Allah’la Yakın Olmak, Allah’la Dostluktur. Allah’ın Gücünü Bilip O’nun Gücüne teslim Olmaktır

Tek amacı Allah’ı sevmektir, duanın tek amacı budur Allah’a yakın olmak, Allah ile dostluk, Allah’a güven, O’nun gücünü tasdik, O’nun varlığında erimek duanın amacı budur. Yoksa zaten duayı yaptıran Allah, olayı duaya bağlayan da Allah. Olayın düzelmesi ve duayı birlikte yaratmış. Ama amaç ne? Allah’a sevgiyi artırmaktır sadece Allah’a sevgiyi artırmak. Allah’ı seven de o zaman Allah’ın yarattıklarını da seviyor. Amaç saf sevgidir doğada, başka bir şey yoktur. Her şeyin amacı döner dolaşır sevgiye gider, hep sevgidir. Bakın düşünün araştırın neyi görseniz hangi sistemi görseniz amacı sevgidir. Deccaliyetin bile amacı sevgidir. Çünkü deccal olmasa sevgiyi kavrayamıyoruz. Onun için Allah deccaliyeti yaratıyor sevgiyi yüceltmek için.

 

Bir İnsana Danışmak, İstişare Etmek Her Zaman Faydalıdır. Ama Sevgisiz, Kıskanç İnsanların Yanlış Yönlendirmelerinden Sakınmak Gerekir

İstişareler bazen samimiyetsiz insanlarda tam aksi bilgi şeklinde olur. Oyuna gelebileceğini de düşüneceksin. Mesela güzel bir makyaj yapmışsındır, “güzel mi?” dersin “yok çirkin olmuş” der, o hasedinden söylemiştir. O ihtimalin üstünde dur, hemen inanıyorlar. Mesela saç rengini açıyor “Aa çok kötü olmuşsun” diyor, oyun oynuyor kıskandığı için söylüyor, halbuki çok güzel olmuş oluyor. Kendi iradesi çok önemlidir. Aksi bilgi de genellikle çok delildir, aksi bilgi verdiyse güzel demektir. Veyahut mesela kilo alıyor ama yakışıyor ona kilo almak daha kadınsı oluyor. “Aa çok kötü olmuşsun” diyor. Yalan, oyun oynuyor demektir. Dürüst insanlarla konuşmak lazım. Şöyle olabilir; o konularda sağlama sağlayabilirsin. Daha dürüst başka bir insan başka insan, onların içerisindeki on kişiye sorarsın ortalamayı alırsın. Ama onu da yanlış söyleyebilir doğrusunu yine sen düşünebilirsin, onu da düşünmek lazım. Çünkü hasut insan sayısı çok da olabilir, özellikle güzel kızlarda, yakışıklı delikanlılarda karşıtları çok fazla olur. Annesi bile kıskanıyor bazen genç kızları. Ben çok gördüm annesi kıskanan, öz annesi kıskanıyor haset ediyor. O genç kız gibi, baktım onun gibi giyinmiş 50 yaşında kadın, spor ayakkabı spor kıyafetler. Ne yaparsan yap olmayacağı belli. Belli ki kıskanmış, üslubundan da anlıyoruz kıskandığını, konuşma şeklinden. Ama danışmada her zaman için fayda vardır ama kısa, tabii böyle geveze insanlarla vakit kaybetmemek lazım. Gevezelere de müsaade etmesin hiç kimse, geveze zaman hırsızıdır, zaman hırsızı zamanınızı çalar. Doldurur çuvala götürür zamanınızı. Zaman hırsızlarına müsaade etmeyin, gevezelere müsaade etmeyin hemen bir bahaneyle ayrılın. Vaktinizi aldığında en kıymetli olay gitmiş demektir. Çünkü vakit kıymetli bir olaydır, kıymetli bir vakadır.

 

Münafıkların Tavrı Tarih İçinde Hep Aynı Olmuştur. Haşa Peygamberimiz’in Vicdansız Olduğu, Adil olmadığı Gibi Alçakça İftiralarla Ortaya Çıkıyorlardı

Münafıkların tavrı tarih içinde de hep aynı olmuştur. Peygamber Efendimiz (sav) zamanında da aynı şekildedir. Hep Peygamberimiz (sav)’in vicdansız olduğu, terbiyesiz olduğu haşa aklının zayıf olduğu, Müslümanları zora soktuğu, başlarını belaya soktuğu şeklinde iddialar vardı. Mesela diyor ya “Bu sıcakta savaşa gidilir mi?” Niye? “Savaşta telef oluruz. Müslümanların ölümüne sebep olacaksın” diyor Peygamber (sav)’e. Diyor “savaşmayı bilsek gider miydik?” Ne demek? “Sen savaşmayı bilmeyen adamı savaşa gönderiyorsun onun ölümüne sebep oluyorsun. Dolayısıyla Müslümanlar da şehit olduğunda sorumlusu sensin” diyorlar. “Onun ölümüne sebep oldun” diyor münafık. Aynı şekilde iki taraftan sıkıştırıldıklarında ayette diyor ki “artık hançereye dayanmıştı” yani sıkıntıdan. “Ve Allah ve Resulü hakkında çeşitli zanlarda bulunuyorlardı” diyor “boş yere bir vaat ile biz kandırdı Peygamber” diyorlar. Çünkü Peygamberimiz (sav) diyor ki “İslam hakim olacak Müslümanlar hakim olacak, küfürle mücadele edelim” diyor. Ve “biz burada boş yere öldürüldük” diyorlar. Yani “Peygamber boş yere bizi öldürttü” diyorlar haşa. Peygamber (sav)’e yaptıkları en çok suçlama budur. “Bizi boş yere öldürttü burada” diye. Hep ayetlerde bu geçer. Peygamberimiz (sav) tabii ki onları cihada, gayrete, mücadeleye hep teşvik etmiştir. En riskli görevlerde onları görev aldırtmıştır ve çok fazla şehadet olmuştur tabii. Ama bakın münafıkların üslubuna hep Peygamber (sav)’i Müslümanların ölümüne vesile olmak ile suçlamışlardır Peygamberimiz (sav)’i. Ve hep rahatlarını kaçırtmakla suçlamışlardır. Ailelerin dağılmasına sebep olduğunu iddia etmişlerdir. Mallarının mülklerinin gittiğini iddia etmişlerdir. Hep bu kafada olmuşlardır.

O iman etmediği için rastlantı olarak orada Müslümanın şehit olduğunu düşünüyor. Kaderinde mutlaka öleceğinden haberi yok. Yahut mutlaka şehit olacağından haberi yok.  Bak Allah diyor ki ayette Ahzab Suresi 11 ve 12’de “İşte orada, iman edenler, sınanmış ve şiddetli bir sarsıntıyla sarsıntıya uğratılmışlardı. Hani, münafık olanlar ve kalplerinde hastalık bulunanlar: "Allah ve Resulü, bize boş bir aldanıştan başka bir şey vadetmedi" diyorlardı.” (Ahzab Suresi, 11-12) Bak Allah’a da düşman Peygamber (sav)’e de düşman. Onun için münafıkların Allah’tan bahsetmesi aldatıcıdır. Onlar Allah’a düşmandır. Ve Peygamber (sav)’e de düşmandır. O laf yani ayetten bahseder Müslümanlara karşı kullanmak içindir o. Münafıklar haşa Allah’a düşmandır. En şiddetli düşman onlardır. Bak ayette diyor, şeytandan Allah’a sığınırım, “…Onlardan bir topluluk da: "Gerçekten evlerimiz açıktır" diye Peygamberden izin istiyordu; oysa onlar(ın evleri) açık değildi. Onlar yalnızca kaçmak istiyorlardı.” (Ahzap Suresi 13) Çoluğumuzun çocuğumuzun ölümüne sebep olacaksın diyorlar Peygamber (sav)’e. Yani biz savaşa gidiyoruz orada onlar açıkta ölecekler diyor, mahvolacaklar diyor. “İşte orada, iman edenler, sınanmış ve şiddetli bir sarsıntıyla sarsıntıya uğratılmışlardı. Hani, münafık olanlar ve kalplerinde hastalık bulunanlar: "Allah ve Resulü, bize boş bir aldanıştan başka bir şey vadetmedi."” (Ahzap Suresi 11-12) Yani mesela İslam’ın hakimiyeti, Mehdiyet o devirde de var. Peygamberimiz (sav) diyor ki “Ben bir nevi Mehdiyim” diyor. Peygamberimiz (sav) Mehdidir. Ve “İslam hakim olacak bölgeye” diyor. “Zengin olacağız, bereketli olacak göreceksiniz İslam yayılacak.” “Sen” diyorlar “bizi aldattın. Peygamber de değilsin. Allah’tan bize vahiy de getirmiyorsun.” Haşa “yalan söylüyorsun. Boş yere Müslümanları öldürülmesine sebep oluyorsun. Bizim malımızı mülkümüzü alıyorsun. Gücümüzü kırıyorsun, aileleri birbirine katıyorsun. “Aileler bölünüyor” çünkü aileler savaş halindeydi. Mesela çocuk, annesi babası ile savaşıyordu. Baba oğlu ile savaşıyordu Peygamberimiz (sav) zamanında. “Bizi mahvettin” diyorlardı Peygamber (sav)’e. Münafıkların üslubu buydu. Müminler son derece cesurdu. Peygamberimiz (sav) onları sürekli her türlü tehlikede Müslümanları mücadeleye gönderiyordu. Tabii ki riskli gönderdiği yerler. Ölüm ihtimali var. Ama Müslümanların galip olma ihtimali de var. Orada Müslümanın galip olması ihtimalinin üstüne duracağına münafık, orada boş yere öldürülmekten bahsediyor. Ve “boş yere öldürülmezdik” diyor. Bak “bize gelselerdi” diyor münafık “boş yere öldürülmezlerdi” diyor. Yani şehit olmayı boş yere öldürülme olarak alıyor. Canı alanın Allah olduğunun farkında değildir. Ahireti de reddediyor tabii. Boş yere öldürüldüğü kanaatinde.  

 

(“Hz. Musa (as) denizi nasıl yardı?” izleyici sorusu)

Öyle anlatıldığı gibi değil. “Asasını vurdu bir anda deniz üç yüz metre taş gibi dondu. Öbür tarafta da üç yüz metre taş gibi dondu. Yer asfalt gibi oldu. İşte duvar gibi duruyordu deniz, arasından.” Öyle bir şey yok. Hz. Musa (as) asasını denize sokuyor “Ya Rabbi denizi bize aç” diyor. Deniz bir süre sonra yavaş yavaş açılmaya başlıyor. Su çekiliyor. O hiç olmayan bir şey de değildir ayrıca. Kızıldeniz’de olan bir şeydir bu. Tsunamiden olur başka bir şeyden olur. Gelgitten olur. Bir şekilde açılıyor. O anda açılmış olması çok önemli. Tamamen su çekiliyor. İyice çekiliyor. Çekilince Müslümanlar ilerleyip geçiyorlar. Yani bütün Müslümanlar karşı tarafa geçiyor. Sonra Mısır ordusu görünüyor ufukta. Onlar çok pervasızlar rahatça yakalayacaklarından emin oldukları için yani öyle şey de yok. Çünkü onlar atlı arabalı, onlar yayan gidiyorlar. O atlı arabalarıyla, kargılarla, silahlarla geliyorlar. Denizin kenarına gelince bakıyorlar deniz açılmış hiç tereddüt etmiyorlar. Bütün hızlarıyla denizin ortasına giriyorlar. Hızla tam ilerlerken ordunun tamamı ortaya geldiğinde bak, halbuki Allah başlangıçta da kapatabilirdi denizi su yeniden gelebilirdi. Tabii hiçbir şey olmazdı. Veyahut tam karşıya geçmek üzereyken geçmişlerdir az bir şey kalmıştır. O anda da gelebilirdi. Tam ortaya geldiklerinde ordunun tamamı tam ortaya geldiklerinde, deniz yaklaşık yedi metre falan yüksekliğinde büyük bir hızla o Tsunami hızı ile geliyor. Onun vurma ve yıkma hızı çok güçlü oluyor. Taş çarpmış gibi olur. Çok şiddetli olur. Vurduğunu deviriyor. Vurduğunu deviriyor. Alt üst etmiştir hepsini. Bir anda, o olayda kurtulan hiç kimse olmadı. O Mısır yazıtlarında yazıyor. “Prensimiz sulara gark oldu” diyor. “Büyücü emeline ulaştı” diyor. Ama bak hayret Hz. Musa (as) için diyor ki “Büyücü, kadınları etkileme sanatında çok usta” diyor. Durduk yere onu ayrıca belirtmişler. O niye dokunduysa onlara bak “Kadınları etkileme sanatında çok usta” diyor. Ve işte “Helak oldu prensimiz diyor. İnsanlarımız helak oldu. Büyük bir bela oldu” diyor anlatıyor.

 

Kalender İnsan Egoistlikten Kurtulmuştur. Kendisi İçin Değil Başkaları İçin Yaşayan İnsana Kalender Denir

Kalender insan diğergam yani fedakâr. Egoistlikten bencillikten kurtulmuş anlamında. Özetle başkaları için yaşayan. Sevdikleri için yaşayana kalender denir. Ama tabii Kalenderilik vardır. O ayrı, o tarikattır. O geçersiz o. Kalenderlik yani kendi için yaşamayan Allah için yaşayan. Egoistlikten benlikten kurtulmuş sevdiklerine iyilik ve güzellikten başka amacı olmayan. Sadece sevgiyi arayan. Kalender meşrep mesela bir hediye getirirsin alır hediyeyi verir. Dağıtır. O çok var sahabelerde falan. Mesela çok kıymetli hediye geliyor hemen veriyor başkasına. Benim dedemde de var o. Eskilerde var aslında. Ben hatırlıyorum dedeme öyle tabaka getirmişlerdi. Altın kaplama “dede bu ne kadar güzel” falan demişti Kazım köyden. “Senin olsun” demişti. Onu gördüm. Yine öyle bir radyo veyahut ufak bir şey ona benzer bir şey oldu mu ona veriyordu. “Senin olsun” diyordu. Aslında bu Peygamberimiz (sav)’in ahlakıdır. Peygamberimiz (sav)’de var bu.

 

(“Hz. İsa (as), Mehdi (as)’yi tanıyor mu?” izleyici sorusu)

Benim kanaatim çok iyi tanır. Mehdi (as)’nin İsa Mesih’i tanıması hayret. O şaşırtıcı. Yani neye göre öyle ani karar veriyor onu ancak Allah’ın kalbe vahyetmesiyle açıklayabiliriz. Veyahut çok heybetli olduğu için ikinci bir ihtimal veremeyeceği için yani çünkü insan klasik insan gibi değildir peygamberler. Yani çok şaşırtıcı bir farklılık oluyor. Alışılmışın dışında oluyor. Hatta insanlardan baygınlık geçirenler oluyor. Çok heybetli oluyor ama tarif edilecek gibi değil. Muhtemelen oradan anlayacak olabilir.

 

(“İleride yaşlılık durdurulabilir mi?” izleyici sorusu)

Eğer yaşlılık durdurulursa imtihan da durur. Yaşlılık önemli. Ölüm ve yaşlılık çok önemli eğer o olmazsa imtihan olmaz. O çok yıldırıyor insanları, dünyadan geçiriyor. Yoksa imtihan olmaz. Bunların olması gerekiyor. Nasıl Allah öbür türlü imtihan edecek? Ama imanda yaşlanma daha zayıftır, çok daha zayıftır. Buna Tevrat ve Kuran işaret eder. Tevrat’ta diyor “Bebek cildi gibi olur ciltleri” diyor. Mesela Peygamberimiz (sav) altmış üç yaşındaydı bebek cildi gibiydi cildi. Ve yüzü çocuk görünümündeydi. Çocukluğundaki tatlılık olduğu gibi duruyordu Peygamberimiz (sav)’de. Altmış üç yaşında insanda değişiklik olur değil mi? Hiç değişmemiş mesela o çok büyük mucize. O masumluğu hep kaldı. Aslanlar gibi cihat etti mesela bak on dört kişiyi bizzat kendi eliyle katletti münafıklardan ve kafirlerden. Ama çok masum ve terbiyeli. Normalde ufacık şeyden çok etkilenen, çok heyecanlanan bir insan. Ama o konuda Allah ona aslan cesareti vermiş. Çok yiğit. O zaman münafıklar Peygamberimiz (sav)’e yüzlerce Müslümanın katledilişine vesile oldu diye acayip fetva yayıyorlardı etrafa çirkin sözler yayıyorlardı. “Normalde hiçbir şey yoktu” diyorlardı “bizim toplumumuzda putperest hayatta Muhammed geldikten sonra yüzlerce insan öldü. Boş yere öldürttü”  diyor halbuki onların ölümüne hükmeden Allah. Ve onları cennete alan da Allah sonra da sen de ölüyorsun onun sonucunda Allah İslam’ı hakim etti. İslam yayılıyor yoksa İslam yok olacaktı. Ama ahmak o maddeci düşündüğü için onu akıl edemiyor. Mesela “birçok insanın sakatlanmasına sebep oldu” diyor gazi oluyorlar onun sonucunda da cennet elde ediliyor. Ve o gaziler sayesinde kadınlar yaşayabildi, çocuklar yaşayabildi ve İslam hakim oldu. Bunu akıl edemeyecek bir ahmaklıkta oluyor münafıklar. Hep rastlantıyla olur zannediyorlar. Her can alınmasının Allah tarafından yaratıldığını bilmez münafık. Her olayı Allah’ın yarattığını bilmez.

 

Bizim İdealimizdeki Özgürlük Şu Anda Yok. İnsanların Üzerinde Gelenekçi Sistemin Baskısı, Aile Baskısı, Toplum Baskısı Gibi Çeşit Çeşit Baskılar Var

Toplum özgür değil. Neden? Çünkü toplum kuralları var, aile baskısı var. Mahalle baskısı var. Gelenekçi Ortodoks sistemin baskısı var. Darwinist, materyalist sistemin bakısı var. Var oğlu var. Bitecek gibi değil. Dolayısıyla bizim istediğimiz anlamda özgür değiliz. Ama bu özgür çizgiye doğru gidiyoruz. Nasıl bu? İşte Mehdiyet yani Kuran’ın sadece Kuran’ın sınırladığı özgürlük anlayışı. Dolayısıyla Mehdiyet devrinde mahalle baskısı olmayacak, sokak baskısı olmayacak, aile baskısı olmaz. Aşiret baskısı olmaz. Ne olur? Sadece Kuran’ın nurlu yolu olur onun dışında bir şey olmaz. Dolayısıyla özgür olacağımız günler yakın. Üç, beş, yedi, dokuz.

 

Affeden İnsan Psikolojik Olarak da Rahat Eder. Affetmeyi Bilmeyen İnsan Asabi ve Gergin Olur, Etrafına Huzursuzluk Yayar

Affetmek sağlık açısından iyidir. Affeden insan psikolojik olarak rahat eder, kafası rahat eder. Huzurlu olur, stresli olmaz, gerginlik olmaz. Affetmeyen insanın sinirleri bozuk olur, gergin olur. Çok asabi olur etrafına huzursuzluk yayar. Sağlığı kökten bozan bir durum. Affettin mi kafa ferahlar, ruh ferahlar, vicdan rahatlar. Beyin açılır insana bir inşirah, bir ferahlık gelir. Bu Allah’ın bir nimetidir.

 

(“Akıcı ve güzel konuşma nasıl yapılır?” izleyici sorusu)

Tabii şimdi akıcı konuşmada en önemli şey hikmetli, faydalı, kısa ve özlü konuşmaktır. Yoksa gevezeler tahammül edilecek gibi değil. Geveze çok korkunç bir şey. Bir beladır toplumun başına beladır geveze. Çok sıkıcı ve rahatsız edicidir. Her musallat olduğu adam için ciddi bir stres, ciddi bir rahatsızlık kaynağıdır. Gevezeleri dinlememek lazım. Gevezelik yapanı hiç, sözü hemen bölüp başka bir yere geçmek lazım veyahut işim var deyip gitmek lazım. Çünkü gevezenin kötü yönü rahatsız ettiğini bilmeyecek kadar akılsız olması. Kafası hiç çalışmaz gevezenin. Orada bir anormallik seziliyor. Ama akıcı konuşan şöyle; konuştuğunda dinleme arzusu çok güçlü olur insanda. Yani sürekli dinlemek istersin, kesintisiz dinlemek istersin. Hikmetlidir konuşmalar, konuşmalarda hayret edecek şekilde sıkıcılık olmaz. Bu Allah’tan bir yetenektir. “Biz ona hikmet ve anlatım çarpıcılığı vermiştik” diyor Allah. Şahısın kendi arzusuyla bunu elde etmesi mümkün değil. Eğer “ben bunu kendim yaparım” derse zırvalamaya başlar. Ve çok itici olur. Hikmet ve anlatım çarpıcılığını Allah verir. Buna ulaştığında da kişi onu Allah’ın verdiği bir nimet olarak görecek, kendine mal etmemesi lazım. Dua ederse kul, samimi olursa Allah ona bu güzelliği verir. Tabii genel kültür önemli, çok kültürlü olmak lazım, çok okumak lazım, sabırlı olmak lazım, halden anlamak lazım. Diğergam ve fedakar bir ruha sahip olmak gerekiyor.

 

(Ankara Valiliği’nin sapkın LGBT programlarını yasaklamasından sonra bu defa LGBT dernekleri Ankara’da yasaklanan film festivalinin birçok ilde düzenleneceğini duyurdu. Büyük tepki çeken etkinliklerin diğer illerde de yasaklanacağı söyleniyor.)

Asla İngiliz derin devletinin azgınlığına, İngiliz derin devletinin ahlak yapısına, felsefesine, züppeliğine izin vermeyeceğiz. Ayrıca LGBT’ye de müsaade etmeyeceğiz. Homoseksüel propagandası istemiyoruz Türkiye’de. Türkiye’de homoseksüel propagandası istemiyoruz. Mahvedecekler gençlerimizi. Müsaade etmiyoruz.

]]>
http://podcast.harunyahya.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/266129/sayin-adnan-oktarin-24-kasimhttp://podcast.harunyahya.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/266129/sayin-adnan-oktarin-24-kasimhttp://fs.fmanager.net/http://aws.fmanager.net/functions/thumb.php?image=Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171124t_05.jpgWed, 20 Dec 2017 03:25:27 +0200
Sayın Adnan Oktar'ın 8 Kasım 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 8 Kasım 2017

 

(Türk Silahlı Kuvvetleri önceki gün Süleymaniye’nin kuzeyinde konuşlanan PKK’nın İran uzantısı PJAK kamplarını vurdu. Karar’dan, Hilal Öztürk’ün haberine göre bu atışlar Türkiye ile İran arasındaki görüşmeler kapsamında gerçekleştirildi. Operasyonun asıl adresinin Kandil olmayacağı, Kandil’deki PKK’lı sayısının azaltıldığı, örgütün tüm kadrosunun Suriye’de Afrin, Rojava ve Kuzey Irak hattında olduğu söylendi.)

Tamam, ortalığa çıkmıştır işte artık gereği yapılsın. İnlerinden çıktıklarına göre armut gibi toplasınlar. Kaçacak göçecek yerleri de yok. Ahlaksızlık istemiyoruz. Bölge halkı dindar Müslüman tertemiz insanlar. Siz onları zorla komünist yapmaya kalkıyorsunuz. Allahsız, Kitapsızsan kendine ama insanları zorla dinsiz imansız yapmaya kalkmak, dinsizliği uygulamak, camileri yakmak yıkmak, namaz kılan Müslümanlara zulmetmek, tertemiz mümin kızları dağa kaldırmak; bu ahlaksızlığı istemiyoruz.

 

(“İslam dininde kadınların güzelliğini örtmesi gerektiği söylenirken neden Adnan Oktar Hocamız aksini iddia ediyor?” izleyici sorusu)

Tesettürünüz doğru. Dışarıda yaptığınız çok isabetli. Allah’ın emrini yerine getiriyorsunuz. O hüküm Ahzab Suresi’ndeki hükümdür. Siz dışarıda rahatsız edilmekten çekindiğiniz için, tacizden çekindiğiniz için Kuran’ın açık mufassal anlaşılır reddedilmez hükmünü yerine getiriyorsunuz ve namaz gibi, oruç gibi sevap kazanıyorsunuz yaptığınız doğru. Ama eğer güvenli bir yerdeyseniz, güven altındaysanız mesela ailenizin yanında, arkadaşlarınızın içinde güven içindeyseniz yani oradaki insanlara güveniyorsanız içtihadınızla açılırsınız, dekolte de giyinirsiniz istediğiniz gibi giyinirsiniz. Nur Suresi’nde kadının cinsel organıyla göğsünü örtmesinin dışında bir kıyafetten bahsedilmiyor Nur Suresi’nde. Ahzab Suresi’nde ise zaten dekolte olan mümin kadınların varlığı kabul edildikten sonra dekolte olan mümin kadınlar dışarıya çıktıklarında herhangi bir şekilde rahatsız ediliyorlarsa, taciz ediliyorlarsa sarkıntılık şu bu falan varsa Allah “üzerlerinizi çarşafla yani geniş bir elbiseyle örtün” diyor. Aslında buna yüzün büyük bir bölümü de dahildir. Yani öyle sınırlı bir kıyafet değil. Dolayısıyla kardeşlerinin yaptığı doğru. Burada güven içinde oldukları için dekolte istedikleri gibi giyinirler. Çünkü kadın güzelliğinin bilinmesi lazım. Öbür türlü kadın diye bir mefhum hiç bilinemez. Mesela bir çocuk düşün 7 yaşında, 14 yaşında buluğa erdi, “kadın ne?” diyorsun bilmiyor. Bilmediği bir mefhumu neden istesin, neden evlenmek istesin? Kadının güzelliğini hiç bilmeyecek. Tahayyül dahi edemiyor. Nasıl çıkartsın ne yapsın? “Duvarların arkasında kadınlar var” diyorsun. Adam bilmediği bir şeyi isteyecek ve tutkuyla isteyecek. Bu olacak iş değil, bu fıtrata da aykırı yaratılışa da aykırı her şeye aykırı. Böyle bir şey olmaz. Kadının bilinmesi lazım. Bak homoseksüelleri yaydılar etrafa, mini etek falan giydiriyorlar adamlara, makyaj yaptırıyorlar, saçlarını boyattırıyorlar, böyle civelek hareketler falan yaptırıyorlar anormal hareketler anormal sesler çıkarttırıyorlar. Ve homoseksüellere dünya çapında destek var ama kadın güzelliğinin de ısrarla kapatılması, bilinmemesi artı kadının ezilmesi ve aşağılanması yönünde bir politika var. Biz bunu kabul etmiyoruz. Kuran bunu kabul etmez. Kuran’da dekolte var, Ahzap Suresi de “Dekolteden eğer kadın bizar olursa dışarıda rahatsız olursa o zaman örtünsün” diyor Allah.

 

(“Deccalın yanında gizli Müslümanlar olabilir mi? izleyici sorusu)

Ben sana işin doğrusunu söyleyeyim mi? Maymunla oynar gibi oynar Müslümanlar onlarla. Tabii ki kontrol altında. Ama onun olması gerekiyor. Kafanız karışmasın diye söylemiyorum ama ona özel kapı açılır imtihanın olması için. Yoksa Müslümanların nefesi onun ensesinde olur tabii ki. Mesela Hz. Ömer (ra) dünyalar yakışıklısı kabadayıların şahı, aslanlar aslanı Hz. Ömer (ra) Peygamberimiz (sav) halkın arasından geçerken diyor ki “bak yüzü aynen bu şekilde” diyor. Hz. Ömer (ra) hemen kılıcı çekiyor yani deccal zannediyor onu. Onun da huyu çok sevimli. Peygamberimiz (sav) “sakın ha” diyor “aman” diyor hemen durduruyor. “Bir kere eğer o deccalsa” diyor “sen onu öldüremezsin” diyor. Bak çok müthiş bir açıklama görüyor musun? “Onun kaderinde yok” diyor “sen onu asla öldüremezsin” diyor. “Eğer deccal değilse de adamı niye öldürüyorsun o zaman?” diyor “o zaten olmaz” diyor. Buradan deccalın öldürülemeyeceği anlaşılıyor. Yoksa Müslümanlar tabii ki onun çevresinde oluyorlar. Ama baş edilecek gibi bir mikrop değil. Öyle zannedildiği gibi değil. Yani durdurulamaz, faaliyetine devam eder o. Ama Müslümanlar onu izler sadece öyle düşünelim. Yani bazı şeyleri durdurulabilir bazıları durdurulamıyor.

 

Şeytan Karakterli İnsanlar Genellikle Çocukluklarından İtibaren Karaktersiz Olur. Münafıkların da Geçmişine Baktığımızda Hep Hırsızlık, Ahlaksızlık Görüyoruz

Ruhunu iblis saranlarla, ruhunda Rahmaniyet kök salanların karakterleri çok farklı oluyor. Sait karakterli insanlar hemen anlaşılır. Şeytan karakterli olanlar da hemen fark edilir. Onlar mesela çocukluğunda da iblis gibi oluyor onlar. Bakıyoruz mesela münafıkların geçmişine baktığımızda psikopatlık yapmış, insanları yaralamış, adam bıçaklamış, homoseksüellik yapmış, her türlü haysiyetsizliği yapmış, hırsızlık yapmış, mağazaları soymuş öyle tipler var. Birçok yerde duyuyoruz, görüyoruz her yerde var böyle tipler. Sahabe devrinde de mesela bakıyoruz adamlara hep hırsızlık yapmış geçmişte, homoseksüellik yapmış, soygun yapmış, onun bunun dükkanını soymuş öyle tipler aynı. Tarih hiç değişmiyor. “Müslüman olduk” diyorlar, Müslüman da tabii bir şey diyemiyor “vazgeçtim” dediği için. Ama bir süre sonra bakıyorsun yine eski mayasına dönüyor, eski ahlaksızlığına dönüyor. Yine soygun, yine ahlaksızlık, yine hırsızlık, yine çirkeflik, yine sadistlik, yine pislik. Ama yüzlerindeki o iğrenç ifade hiç değişmiyor. O şeytani ifade, sabıkalı çakal ifadesi hiç değişmez. Tarih boyunca hep bütün münafıklarda aynıdır.

 

(Ankara’da 2 gazinin ve ailelerinin darp edilmesi olayıyla ilgili olarak saldırganın annesinin bir açıklaması var. Feyza Çiçek, olayın gazilerin oğluna arabayla çarpıp kaçması üzerine başladığını söyleyerek şöyle devam etti: “Gazilerimizden çok çok özür diliyorum, tüm milletimizden, devletimizden özür diliyorum. Benim oğlum terörist olarak yargılanıyor, terörist muamelesi görüyor, eşkıya deniliyor. Gelsinler araştırsınlar, bizim terör örgütüyle alakamız yok” dedi. Baba Saim Çiçek ise, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin açıklamalarına tepki göstererek “İki kez Devlet Bahçeli’ni kapısına gittim beni içeri almadılar. Bizim terör ile bir ilgimiz yok” diye konuştu.)

Anneye babaya kimsenin bir şey dediği yok, Allah aşkına rahat olsunlar. Annesiyle babasıyla ne alaka? Suçun şahsiliği prensibi vardır. Tabii ki biz onlara terörist falan demiyoruz, annesine babasına demiyoruz. Ama o insanların gazi olduğu belli. Ve azalarını kaybetmişler Allah yolunda, İslam yolunda gerçek gazi. Bir insan sinirlense bile her ne olursa olsun, farz edelim üstüne araba sürmüş bile olsa bu durumu gördüğünde böyle bir tavra giremez. Bunun açıklaması yok, adamların savunulacak bir yönü yok neyini savunuyorsun? Korkunç, çirkin, iğrenç bir eylem. Ve kimse de sana terörist falan demiyor, anneye babaya niye desinler?

 

Ben Asla Malı Yığıp Biriktirmem. Allah Yolunda Sürekli Harcarım. Milyonlarca Kitabım Satılıyor Hiçbirinden Asla Telif Hakkı Almam

Lüks benim bildiğim gereksiz pahalılık akla getiriyor, değil mi? Mesela eşyalar çok pahalıdır, ev çok pahalıdır her şey çok pahalıdır böyle değil. Burada bir güzellik var yani burada gördüğün her şey güzel, normal pahalılıkta, makul bir pahalılıkta. O zaman şöyle demen lazım; lüks değil de ihtişamlı ve güzel bir hayat yaşıyorsunuz. Bu doğru, ihtişamlı ve güzel bir hayat. Ama bu aklın bir ürünüdür. Yani insan aklını çalıştırırsa, İslam’a Kuran’a tam tabi olursa Allah zaten güzel bir hayat yaşatacağını Kuran’da vaatt ediyor. “Eğer siz Benim yanımda olursanız, samimi olursanız Ben size dünyada güzel bir hayat yaşatacağım” diyor Allah açık, bak “güzel bir hayat” diyor, lüks hayat demiyor Allah, güzel bir hayat. Dolayısıyla benim yaşadığım hayat güzel bir hayat. Yani evimiz güzel, arkadaşlarımız güzel, hayatımız güzel, konuşmalarımız güzel, her yerde bir güzellik, temizlik ve kalite var. Lüks kelimesi ayrı bir şeydir yani lüks; gereksiz pahalı anlamına gelir, gereksiz şatafatlı anlamına gelir. Şimdi zengin neye derler? Adamın yatları vardır, katları vardır, arabası vardır, evi vardır, bankada parası vardır. Ünlü zenginler var bilinen, katrilyonluk malları var, değil mi? Çeşit çeşit arabalar ve yurtdışında para, yurtiçinde para, kendi evinin kasasında altınlar, paralar. Sen böyle bir zenginliği kastediyorsan benim böyle bir zenginliğim yok. Benim üstüme kayıtlı herhangi bir mülk Türkiye Cumhuriyeti sınırlarında veyahut Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışında hiçbir şekilde yok tek bir mülk. Hiçbir bankada 10 lira dahi olsa üzerime kayıtlı para yok, hiçbir mücevherim yok, stoklanmış bir malım mülküm yok. Ne bulursam anında harcıyorum.

 

(Arabistan Yemen’den Riyad’a atılan balistik füze saldırısının arkasında İran’ın olduğu yönünde kanıtlar olduğunu ve bunun olası bir savaş hareketi olduğunu açıkladı. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Behram Kasımi, Suudi Arabistan’ın suçlamalarının yıkıcı, sorumsuz, provokatif ve temelsiz olarak nitelendirdi.)

Canım tabii ki İngiliz derin devletinin yaptığı adice aşağılık bir oyun. Bunu ne İran kabul eder ne Suudi Arabistan kabul eder. Suudi Arabistan’a biz yine bilgilendirici bir yazı gönderelim. İngiliz derin devletinin ajanlarının yaptığı klasik aşağılık metotlardan bir tanesidir bu. Kavga çıkartmak için sık sık böyle oyunlar oynar. Bir de ahmakça yüz elli yıldan beri bu tarzdadır. Başka model de bilmez beyin çalışmadığı için, kafa çalışmadığı için. Kafası çalışsa da zaten yine rezillik yapıyorlar ama hepsini yakalarız. Bu da onların ahmakça oyunlarından bir tanesi. Suudi Arabistan’la İran daha dostluklarını pekiştirerek buna çok esaslı bir cevap versinler. Karşılıklı el ele tutuşarak birbirlerine sarılarak resim çektirsinler İngiliz derin devleti kahrolur. Gitsinler böyle omuz omuza hep beraber bir resim çektirsinler. 

 

(Mesut Barzani referandum sonrası Amerika’nın tutumundan dolayı şok olduklarını söyledi ve Rusya’ya yakınlaşma mesajı verdi. Barzani referanduma Rusya’nın pozitif baktığını ifade ederek “Belki de Ruslar Amerika’dan daha iyi bir dost olabilirler. Barzani bölgede referandumdan sonra kaybedilen onca şeye rağmen referandum kararından pişman olmadığını söyledi.)

Bir kere yetişmiş politize olmuş bir aydın kitlesi yok adamın. Bir şey olduğunda pır kaçıyor adamlar. Böyle vatansever, güçlü, dirayetli, cesur, kabadayı, dindar yetişmiş bir kitlesi olması lazım. Böyle bir şey yok, adamlar kendi derdinde, kendi rahatının peşindeler onlarla yola çıkamaz çok riskli olur. PKK’nın orayı ele geçirmesi an meselesi olur. Bağımsız hadi bağımsız olduğunu düşünelim PKK gelir senin sarayını kuşatır otomatik silahla tararlar seni yardımcılarını da öldürürler “biz yönetime el koyduk” derler ne yapacaksın? Bir gücün yok, adamların da kaçar hepsi bırakır kaçarlar. Dolayısıyla olmaz öyle maceraya girmenin alemi yok. Öyle değil İttihad-ı İslam için uğraşsın bütün İslam aleminin birleşmesi için uğraşsın. Parçalanma değil de büyüme için uğraşsın. Irak’la Türkiye’nin birleşmesi, Suriye ile Türkiye’nin birleşmesi bunlar önemli. Sen geriye doğru gidiyorsun, ileriye doğru git büyümeyi esas al. Büyüme değil küçülmeyi esas alıyorsun.

 

(“Depresyonun yoğun olduğu bir ülkede neden psikologlar az maaşla çalıştırılıyor?” izleyici sorusu)

Güzel insanların olduğu bir ülkedeyiz, depresyon için de bir sebep yok. Depresyon var diye kabul etmek doğru değil bunu reddetmek lazım eğer var her yerde bu var evet yaşıyoruz dersek bu daha da yayılır kabul görür. Çünkü depresyon telkinle insanlara bulaşan bir hastalık. Bir telkin hastalığı adam diyor ki; “Benim moralin bozuk” diyor “hakikaten ağabey son zamanlar çok moralin bozuk” diyor “sen çok sıkıntıdasın farkında varıyorum” diyor “her gün yüzünden anlaşılıyor” diyor o gidiyor yine “benim içim sıkılıyor çok bunalıyorum” al sana depresyon. Durduk yere kendini berbat hale getiriyor. Halbuki bir ahbabı arkadaşı dese ki; “seni çok neşeli gördüm, iyisin dinçsin” öbürü de “sen bayağı iyi olmuşsun güzel olmuşsun nedir?” dese adam açılır hiçbir şey olmaz. Depresyon kabul edilmesi hastalığın gelişip şüyu bulmasına sebep olur ve her yerde insanlar arasında tabi olunan bir hastalık haline gelir. Mesela “psikiyatristim var” diyor son zamanlarda moda olmuştu genç kızlar arasında. Psikiyatriste gitmesi için hasta olması gerekiyor bu sefer kendini psikolojik hasta yapıyor hakikaten. Gidiyor oraya uzanıyor adam da eline kalemi alıyor defteri alıyor “anlat bakalım” diyor al sana hasta durduk yere adam hasta oluyor. Hiçbir şeyi olmayan aslan gibi delikanlı kızlar hasta konumuna geliyor. Diyor ki; “benim panikatağım var” diyor, nerden çıkarıyorsun panikatak diye. Kendi kafandan ürettiğin bir şey niye panikatak olsun? Panikatak telkinle oluşan bir suni hastalık tamamen telkin hastalığı.

 

Niye Tiyatroya İlgi Yok Sorusu Yerine Neden Kaliteli Tiyatro Oyunları Yok Diye Sormak Gerekir. Sanatın Çökmesi Ahir Zamanın Felaketlerinden Biridir

Herhangi bir tiyatro illaki caziptir diyemeyiz. Kalitesiz tiyatrolar var şu an. Hepsi için demiyorum da ama birçoğu kalitesiz. Ben televizyonlarda falan da görüyorum adamlar kakır kakır gülüyor çok alelade. “Nasılsın?” diyor gülüyor. “Geliyorum” diyor gülüyor. “Gidiyorum” diyor gülüyor. Çok sıkıcı insanlar böyle bir şeye tahammül edemezler. Çok yeteneksiz sanatçılarla bu yapılıyor bazen bazı yerlerde çok çok yeteneksiz. Avami, sokakta gördüğümüz insanların üslubunun aynısı. Yani eğitici bir yönü yok. Bir kalite yok, bir asalet yok, bir derinlik yok. Tutkuyu, sevgiyi anlatan bir yönü yok sadece bayağılığı anlatıyor bazı tiyatro vakaları. Onlara da adamlar hakır hakır gülüyorlar. Gülünecek bir yön göremiyorum ben. Dolayısıyla kaliteli tiyatro niye yok, niye az diyebiliriz. Bu konu ahir zamanın bir özelliği. Sanatın bütün dalları çökmüş durumda dolayısıyla tiyatro da gerilemiş durumda. Yani müzikte, resimde, heykelde, grafik sanatlarında hepsinde sanat gerilemiş halde. Deccalın meydana getirdiği facia. Deccal bunu getirir. Sevgisizlik bunu getirir. İlk vurduğu nokta sanat oluyor. Sanat da sevgiyi ifade eden bir güzellik olduğu için sanat ortadan kalkınca sevgi de ortadan kalmış oluyor. Yani sevgiye de zarar veren bir sistem. Dolayısıyla Mehdiyet’le, Allah korkusuyla, Allah sevgisiyle, modern İslam anlayışıyla, Kuran Müslümanlığıyla yeni bir doğuş meydana gelecek o zaman hayat çok güzel olacak. O zaman sanat tam anlamıyla şüyu bulacak.

 

Peygamberimiz Döneminin En Tipsiz En Çakal Kılıklı Münafıklarından Biri Olan Ebu Süfyan Çirkin Üslubuyla Sık Sık Peygamberimiz’e Mektup Yazardı. Bu Mektuplarda Pis ve Alçak Karakterini Dışa Vururdu

O zamanın münafıklarının en tipsiz, pislik, katil kılıklı bir aşağılık münafık vardı Peygamberimiz (sav)’in zamanında. İsmi Ebu Süfyan’dı. Peygamberimiz (sav)’e pis pis mektuplar yazardı ahlaksızca, aşağılık mektuplar yazardı. Halbuki o yazdıkça cehennemi daha da derinleşiyor. Ahmak onunla yüceldiğini zannediyordu yahut bir şeyler olacağını zannediyor. Peygamberimiz (sav)’e hitap ederken bismikellah diye kendince çirkin bir atakla başlıyordu sözü. Tehdit yazısı gönderiyordu. Kötü sözler, Peygamberimiz (sav)’i eleştiren yakışıksız sözler gönderiyordu. Peygamberimiz (sav) de ona mektup yazdı sonunda sürekli pislik yaptığı için. Resulullah Muhammed’ten Ebu Süfyan bin Harb’e “Ey Galipoğulları’nın ahmak ve beyinsiz adamı” diye başlıyor. Yani hakikaten münafıklar hep ahmak ve beyinsiz oluyor. En önemli özelliğinden başlamış, bu hakaret değil doğru söylüyor. “Ey Galipoğulları’nın ahmak ve beyinsiz adamı” sonra Peygamberimiz (sav) tabii uygun bir şekilde devam ediyor. Asrımızın münafıkları da öyle çok ahmak ve beyinsiz oluyorlar. Yılların hiçbir şeyi değiştirmemesi mucize. O zaman da tipleri çok korkunç katil kılıklılar. Şu anda da yine katil kılıklı ve çok pislik tipler. Üslup, yöntem her şey aynı münafıklarda. Bak diyor ki; “Seni ve arkadaşlarını” diyor Peygamberimiz (sav) “kızdırıp çatlatmak için” diyor “onu bana Allah ilham etti” diyor. “Bu konuşmayı, bu yazıyı” diyor. “Seni ve arkadaşlarını kızdırıp çatlatmak için” diyor. Münafıkları kızdırmayı da önemli görüyor Peygamberimiz (sav). “O gün gelince ben bunları sana mutlaka hatırlatacağım Ey Galipoğulları’nın ahmak ve beyinsiz adamı” diye bir daha söylüyor. Kelimesi kelimesine bütün mantıkları aynı münafıkların o devirde, şu anda da.

 

(“Peygamberimiz (sav) gerçekten açlıktan karnına taş bağladı mı?” izleyici sorusu)

O çok ayıp, gelenekçilerin yaptığı çok büyük ayıplardan bir tanesi. Gelenekçi Ortodoks sistem Peygamber Efendimiz (sav)’i o kadar yanlış tanıtıyor ki, o kadar garip tanıtıyor ki hatta güzelliğini anlatırken bile çok yakışıksız üslupları var. Yani ben onların tavrını söylemekten utanç duyuyorum. O yüzden ben Peygamberimiz (sav)’in güzelliğini anlatan ayrı bir kitap yazmıştım ana kaynaklardan alarak. Adamlarda bir gariplik var ben anlayamadım. Peygamber karnına taş bağlayacak açlıktan. Sahabeler her türlü yiyeceği bol bol elde ediyorlardı, müthiş zenginlerdi, Peygamberimiz (sav) de çok zengindi. Neden karnına taş bağlayıp da açlıktan perişan olsun? “Zırhını” diyor “bir Musevi’ye vermişti” yani böyle borç para karşılığında “o kadar perişandı ki arpa bile bulamıyordu yemeye” diyor. Yani bu çok çirkin bir iftira. Peygamberimiz (sav) bayağı zengindi. Gayet de güzel besleniyordu. Yemesi içmesi de yerindeydi, bu doğru değil. Ama her insan gibi insanın karnı ağrıyabilir. Mesela rejim yapıyordur karnı ağrır veyahut herhangi bir ilaç kullanır karnı ağrır. Bir sebepten ağrıyabilir karnı. O zamanlar taşı ısıtıp kumaşa sarıp termofor gibi karnının üstüne koyuyor. Bu gayet normal hatta Anadolu'da bile yaparlar halen tuğla falan ısıtırlar bir şeye sarıp karınlarının üstüne korlar. Bunun açlıkla, sürünmek gibi gösterdikleri üslupla uzaktan yakından alakası yok. Çok çok ayıp yapıyorlar. Çok çirkin yaptıkları yani çirkinliklerin ucu bucağı yok, bir yönü de burada.

 

(Küçük oğlunu sekiz yerinden bıçaklayarak karısını arayıp “Oğlunu öldürdüm gel oğlunun cesedini al” diyen katil babanın cezaevine giderken de karısını tehdit ettiği öğrenildi. Cezaevine giderken son telefon hakkını kullanarak eşini arayan arayıp “Ben Nezir” diyerek eşini telefona isteyip tehditlerde bulunmuş. Çocuğun annesi yaptığı açıklamada şunları söyledi. “Nasıl kıydı oğluma? İlkin doğalgazla zehirlemeye çalıştı benim oğlumu. Oğlumu polis yardımı ile ölümden kurtardım. Gece karakola aldılar sabah geri çıktı. Bana zarar verir dedim ben tahmin etmedim oğluma bir şey yapsın. Şimdi deliliğe vuruyor. Akli dengesi yerinde olmadığına dair rapor almaya çalışıyor. En ağır ceza neyse verilmesi lazım” dedi.)

Ama yani hanımefendinin de orada çok büyük hatası var. Komşuların da hatası var. Akrabaların da hatası var. Konuyu uzatmaya gerek yok ki adamı alıp çocuğu götürüp teslim ediyor adam alenen “öldüreceğim” diyor ve daha önce de bunu yapıyor gösteriyor. Söylüyor defalarca bunu söylüyor götürüp teslim ediyorsunuz. Çocuğu ona vermezsin olur biter. Her ne pahasına olursa olsun vermezsin. Onun bir yolu bulunabilir kanunla hukukla bu iş mesele halledilebilir. Sonra çocuğu hadi verdin diyelim. Onun yanında durması lazım. Yakınında bir yerde beklemeleri lazım ki bir durum olduğunda atak yapabilsin en hafifinden bu olur. Yani özetle benim öyle kardeşim falan olacak yahut arkadaşımın çocuğu falan adam onu yapamazdı yani. Böyle bir şey olmazdı. Böyle bir şeye müsaade etmeyiz, edilmez. Aklın yolu bir bunu çocuk olsa bilir. Buna hiç kimse müsaade etmez böyle rezalet olur mu? Olacak iş mi? Bunun hiçbir açıklaması yok. Adamın deliye yatması falan onlar da önemli değil istediği kadar deliye yatsın. Ama hapis yatması falan bizi rahatlatacak bir şey değil. Olayın baştan olmaması gerekiyor. Bu alenen kızdıracak bir hareket.

 

(Doğu Perinçek düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi; “Türkiye'de bulunan ABD üslerinde elli nükleer bomba vücuttur. Türkiye topraklarının altında nükleer silah bulunması demek bu silah kime karşı kullanılacak demek. PKK'ya karşı değil, IŞİD'e karşı değil, İran’a, Rusya’ya ve komşularımıza karşı. Türkiye'ye ABD tarafından bu silahlar konuşlandırılmış. Biz silah arkadaşlarımıza karşı ABD'nin nükleer silahlarını ülkemizde barındırıyoruz. Bu bombalar Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan bombaların on mislidir. Hükümet, vatan bütünlüğü için kararlı bir çalışma yürütecekse yapılacak ilk iş İncirlik Üssü’nün ABD'ye kapatılmasıdır.”)

Atom bombası, Türkiye'nin izni alınmadan atabiliyorlar mı? Yani Türkiye müsaade etmeden atom bombası kullanamazlar benim bildiğim. O zaman dursun yani durabildiği kadar bir şey olmaz. Bizden habersiz atamazlar yani uçak oradan kalkamaz. Atom bombasının yüklenmesi falan, bunlar hep bir konu yani. Böyle bir şeye müsaade etmeyiz. İncirlik Üssü’nü kapatma, o zaman NATO'dan çıkmak olur o. Böyle ortalı siyaset daha iyi yani iki tarafı dengede tutan bir siyaset daha iyi. Bunda acele karar vermek yanlış olur.

 

(“Kehf ehlinin mağarada üç yüz dokuz yıl kalması gerçek mi?” izleyici sorusu)

Üç yüz dokuz yıl o tahminleri insanların. Üç yüz dokuz ile Cenab-ı Allah bir rakam bir şey vurguluyor ayrı bir şeydir o yani bunların hepsi bir tahmindir diyor Allah bunların hiçbiri doğru değil diyor o anlamda buradaki ifade. Üç yüz dokuz, üç yüz dokuz bir sayıdır bir olay anlatılıyor deccaliyetin ömrüdür aslında üç yüz dokuz. Üç yüz dokuz yıl, dokuzlu bir yılda bitecek anlamına geliyor. Üç yüz yıldan beri deccaliyet saldırıyor şu an ona işaret ediyor. Ayrıca Mehdi talebelerinin sayısıdır üç yüz dokuz oradan da manidar. Kefh ehli uyansa da insanlar fark edemezler. Hafıza verilirse onlara geçmişe yönelik bir hafıza verilirse fark edemezler. Onlar da kendilerini fark edemez ama sahipsiz olurlar insanlar içerisinde gezerler hafıza verildiğinde, fark edilmez.

 

Hz. Süleyman Sanattan Çok Zevk Alan, Sanatı Çok Güzel İcra Eden Bir İnsandır. En Güzel Heykeller, Duvar Süslemeleri, Binalar Onun Devrinde Yapılmıştır

Hz. Süleyman (as) çok şakacı, neşeli, çok zeki bir Peygamber, çok dürüst, iyi niyetli bir insan. Yakışıklı, güzel, heybetli bir insan Hz. Süleyman (as) göz alıcı görünüşü. Sanatçıdır, Hz. Süleyman da aynı zamanda duvarcı ustasıdır ve kelimenin tam anlamıyla sanatçıdır. Kendi devrinde de duvarcı ustalarını örgütlemiştir. Hiram Abif onun üstatlarındandır görevlendirdiği üstatlardandır o da duvarcı ustasıdır. En mükemmel duvarlar, en güzel işlemeler, en güzel tablolar, heykeller onun devrinde yapılmıştır. Ama sonra parçalandı Roma istilasında yerle bir edildi.

 

Peygamberimiz’in İslam’a Kalbi Isınacaklara Hediyeler Vermesi Münafıkların Çok Ağrına Gidiyordu

Peygamberimiz (sav) İslam’a insanları ısındırmak için o zamanki müşriklere yüzer deve hediye ediyor çok şaşırıyorlar Peygamberimiz (sav)’in cömertliğine, çok fazla insan Müslüman oluyor. Ama münafıklara çok oturuyor yüz deve “bize niye vermedi onlara dağıttı?” diye işte o zamandan başlıyor adamlar ahlaksızlığa, kepazeliğe o ahmak kafalarıyla o katil kılıklı çakallar Peygamber (sav)’in aleyhinde faaliyetlere başlıyorlar. Ondan sonra homoseksüellerden oluşan bir mescit kuruyorlar kendi aralarında din adına, İslam adına sanki faydalı oluyorlarmış gibi. Peygamber (sav)’e adeta isyan ediyorlar her dediğinin aksini savunuyorlar.

]]>
http://podcast.harunyahya.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/264201/sayin-adnan-oktarin-8-kasimhttp://podcast.harunyahya.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/264201/sayin-adnan-oktarin-8-kasimhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171108t_10.jpgTue, 28 Nov 2017 08:14:31 +0200
Sayın Adnan Oktar'ın 7 Kasım 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 7 Kasım 2017

 

(“Deccal Hz. Hızır (as)’ı tanıyor mu?” izleyici sorusu)

Tabii. Hz. Hızır (as)’ın onun bulunduğu yere geldiğini bilir ama önem vermez. Yani gücüne inanmaz çünkü kendinin metafizik güçlerle çok kapsamlı bir boyuta ulaştığına inanıyor. Bediüzzaman diyor ki “İspiritzmanın ve manyetizmanın nevinden müthiş harikalara mazhar olan deccal” diyor. Vasıtası bile orijinal, alışılmış bir vasıta değil. Bediüzzaman “her neyse” diyor onu açıklayacakken açıklamıyor. “Müthiş bir trendir veyahut tayyaredir veyahut her neyse” diyor açıklamıyor. Mesela deccalın özellikleri, “ben ölüyü diriltirim” diyor, işte “aynı anda duvardan geçerim şu bu” falan yani kendince halüsinasyon tarzı gösteriler yapıyor hipnozla, hakikaten bir şey varmış gibi gösteriyor. Hz. Hızır (as)’ın da o nevinden bir insan olduğunu düşünüyor. Dolayısıyla onu rahatça ekarte edebileceğini etkisiz hale getirebileceğini düşünüyor. Zaten Hz. Hızır (as) da kendi gücünü ona göstermez. Yani bir güç gösterisi durumunda olmaz. Çünkü onun imtihanı da devam ettiği için deccalın. Deccal son anlarına kadar, “Bidayeten deccal dahi kendisinin deccal olduğunu bilmez, hatta o eşhası ahir zaman dahi, hatta o Mehdi dahi” diyor “kendisi dahi kendisini bilemiyor bilmiyor” diyor. Hz. İsa Mesih (as) için de öyle söylüyor Bediüzzaman. İngiliz derin devletinin o adama tabi olmasının nedeni adamın harikulade özellikler göstermesi. Yoksa alelade bir adama onlar tabi olmazlar ve bu kadar da korkmazlar. Yani haşa huzurdan köpek gibi korkuyorlar, acayip korkuyorlar. Korkularının nedeni o. Yani onun metafizik özellikleri, kafasından geçeni bildiğine inanıyor. Cinlerin yardımıyla bir şeyler yapıyor mesela adama sakladığı bir şeyin yerini söylüyor falan, insanlar da korkuyorlar ondan. Böyle bir mahlukattır deccal. Fakat kendini bilmez, son ana kadar bilmez.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan AK Parti grup toplantısında konuştu şunları söyledi; “Milletimizden aldığımız işaretlerle hizmet ve siyaset anlayışımızı sürekli geliştiriyor, güncelliyor değiştiriyoruz. Şu anda arkadaşlarımız askerimizle, polisimizle birlikte Cudi’de Gabar’da bütün komuta kademesi hepsi oradalar durmayacağız kimse gücenmesin. Bizim bir şehidimizin kanı yüzlerce teröristin kanı ile ölçülemez bunu böyle bilsinler. Uygulanan gizli açık ambargolar çelmeler ikiyüzlü tavırlar elbette bizi sıkıntıya sokuyor. Ama bu sıkıntılar  sakalımızın tıraşı mesafesinde buna karşılık biz asırlık biz planı bozarak onların kolunu buduyoruz.”)

Bak bak bak ifadenin güzelliğine bak. “İngiliz derin devletinin yüz yıllık planını bozduk” diyor doğru söylüyor evet. Bu Mehdiyet’in bereketidir ve zaferidir. Lafı kalıp gibi oturtturmuş şahane olmuş. İngiliz derin devletinin oyununu bozmak hiçbir babayiğidin harcı değildir. Dünyada bu görülmemiştir ilk defa Tayyip Hoca’ya Türk devletine nasip oldu elhamdülillah. Bak yılan gibi kıvranıyorlar üzerine tuz dökülmüş yılan gibi. Pislik herifler güya Suriye’yi, Irak’ı param parça edeceklerdi bak hiçbir şey yapamadılar. Türkiye’yi de param parça edeceklerdi yine yapamadılar. Habire kıvranıyorlar normalde süre doldu verilen süre tamam. Onların yüz yıllık planı dolmuştu yapılması gerekiyordu yapamadılar. Mehdiyet’i hesap etmediler Mehdiyet üzerlerine kaplan gibi çöktü ve daha da devam edecek inşaAllah.

 

Münafık Şuur Sahibi Değildir. Bir Makine Gibidir. Peygamberimiz Dönemindeki Münafıklar Kerizliğini Anladıkça Durum Daha Ağırlarına Gidiyor ve Müslümanların Dağılması İçin Dönemin Derin Devletleriyle İş Birliği Yapıyorlardı 

Münafık bilgisayar gibidir makine gibidir o tarz bir şuuru yoktur. Zaten şuuru olsa mesela Peygamber (sav)’in yanına geliyor on yıl hizmet ediyor eşek gibi çalışıyor. Gazvelere gidiyor, ganimet getiriyor, oraları siliyor süpürüyor, namazlarını kılıyor. İslam’ı anlatıyor, ayetleri ezberliyor ama bir makine olarak yapıyor bunu makine gibi. Sabırla bir gün Peygamber (sav)’in vefat edeceği ve orada Müslümanların malına mülküne konacağı inancıyla bunu yapıyor ve ahmakçasına sabırla. Sonra bakıyor ki gençlik gidiyor enayilik yapmış artık tavan yapmış o zaman bir anda elektrikleniyor. Eyvah diyor ahmaklık yaptığına inanıyor ve kendini dışarıya atıyor. Bu sefer yaptığı hizmete ve kendine kahrettiği için çok kızdığı için bir an önce Müslümanların dağılmasını istiyor o yüzden. “Uzaktan haberlerinizi araştırırlar” diyor Allah ayette. Mesela Sasanilerle işbirliği yapıyorlar, Roma İmparatorluğu ile işbirliği yapıyorlar bir an önce Müslümanların dağılmasını istiyorlar. Çünkü amacına ulaşamamış plan bozulmuş ve enayi ve keriz konumuna düşmüş. Nasıl diyelim? İkisini birleştirelim kerena evet keriz ve enayi karışımı kerena konumuna düşmüş oluyorlar. Onun için çok çok ağırlarına gidiyor bu kerena takımının. O zaman ne yapıyor? Peygamber (sav)’in aleyhine şiirler söylüyorlar orada burada işte alternatifler geliştiriyorlar kendilerine göre mesela diyor ki; “Peygamber sizi düşünmüyor” haşa “egoist bencil, eğer sizi düşünse bu sıcakta sizi cihada davet etmez” diyor. “Pişeriz bu sıcakta bak onu bile düşünemiyor böyle bir insan” diyor “o yüzden peygamber falan değil” diyor “ama ben sizin iyiliğinizi düşünüyorum sıcakta çıkmanızı istemiyorum” diyor. Peki enayi kerena diyelim on yıldan beri sıcakta çıkıyorsun zaten orası sıcak bir ülke on yıldan beri hiçbir şey olmamış, onuncu yılda mı, ahmak kafan açılmış da böyle bir teşhis koyuyorsun. On yıl bütün savaşlara gitmişsin sıcaklarda hepsine gitmişsin hiçbir sorun çıkmamış orada mı, aklın açıldı? Aklın açıldı değil keriz konumuna düştüğünü anladığın için enayi konumuna düştüğünü anladığın için can havliyle kendini attın. Ve kendince ahmakça misaller vererek Peygamber (sav)’le mücadele edeceğini zannediyorsun. Allah diyor ki ayette şeytandan Allah’a sığınırım “Onların” diyor “nasıl misaller vererek saptıklarına bir bak.” Öyle bilmişlik yaparak, kafalama yaparak bu sahtekar esnaf mantığıyla yaklaşır münafıklarda onlarda akıl olmaz. Ve sahtekar ve kafalamacı bir mantık geçerlidir. Bütün hayatları da öyle olur. Sonra diyor ki “bak” diyor “biz acemi insanlarız savaşmayı bilmeyen insanlarız bizi savaşa götürüyor savaşta boş yere katlolacağız” diyor. “Öleceğiz, bilsek geliriz” diyor “ama bilmediğimiz halde bizi savaşa götürüyor, bizi göz göre göre ölüme götürüyor Peygamber” diyor. “Dolayısıyla siz bu Peygambere itaat etmeyin bağlanmayın” diyor. Bre ahmak on yıldan beri savaşa gidiyorsun, bre kerena on yıldan beri savaşa bilmeyerek mi gittin? Gitmişsin netice de almışsın ve ganimetlerle de dönmüşsün, Peygamber (sav)’e de muazzam ganimetler sunmuşsun. Öyle deme kerizliğini yeni anladığını söyle, enayiliğini yeni anladığını ve bu yüzden de çok kinlendiğini söyle. Öfkelendiğini söyle ve ahmakça misaller vererek Peygamber (sav)’e kendince zarar verecek. On yıl savaşmışsın sen bunun lamı cimi var mı? Bre ahmak Peygamber (sav)’e akıl veriyorsun sen. Münafığın ahmaklığı tarif etmekle anlaşılacak gibi değildir.

 

Münafık İmanı Kullanarak İslam’a Zıt Bir Kale Oluşturmaya Çalışır. Müslümanlar Bir Konuda Hizmet Yapıyorlarsa O Hizmetin Benzerini Yaparak Kendilerini Akılsızca Dindar Gibi Göstermeye Çalışır

Münafıklar Peygamberimiz (sav) döneminde muhalif olarak şimdi onlar mukaddesata yönelik şeylere çok dikkat ediyor münafıklar. “Müslümanlar neden etkileniyor?” diyor. “Mescitten etkileniyor. O zaman biz de mescit kuralım.” O devirde Peygamberimiz (sav)’in kurduğu vakıflar var İslam’a hizmet eden, “biz de bir vakıf kuralım.” Yani imanı kullanarak, Kuran’ı kullanarak aynı yöntemlerle İslam’a zıt küfri bir kale oluşturmayı yönetir münafıklar. Buna yönelik bir çalışma yaparlar. Mesela Müslümanların mescidi var ondan daha gösterişli bir mescit iddiasıyla Dırar Mescidi’ni kurdular. Ama Dırar Mescidi’ne gelenler azılı münafıklar, daha önce de homoseksüel olan tipler bunlar. İslam’a girmeden önce de homoseksüel olan tipler. Ve dinsiz, İslam’a karşı saldırgan, gaspçı, hırsız, üçkağıtçı dolandırıcı takımı. Böyle köprü altı çakalı derler ya o zamanın itleri. Müslümanların içine girdiler bunlar fakat Peygamberimiz (sav) tabii İslam’da affetmek olduğu için bir şey demedi. Müslüman olduğunu söylediğine göre, tövbe ettiğini söylediğine göre kabul etti. Ama bunlar mayalarını muhafaza ettiler yani o dolandırıcı sahtekar, hırsız, homoseksüel, haysiyetsiz karakterlerini muhafaza ettiler. Bu sefer Müslümanlardan ayrı bir mescit kurdular Dırar Mescidi. Şimdi bir kulüp falan kurmuyor mescit kuruyor çünkü Müslümanları etkileyeceğini düşünüyor. Müslümanların hassas yönü ne? İman, Kuran. Oradan yaklaşarak kendilerine Müslümanları çekip orada Müslümanları boğmayı düşünüyorlardı. İslam’ı öyle dağıtmak, önce bir ayıralım parçalayalım sonra kendi içinde de “ne İslam’ı ne dini öyle bir şey olur mu?” deyip mescidi de dağıtıp Müslümanları yok etmeyi düşünen bir politikaları vardı. O yüzden mesela ziyafetler veriyordu münafıklar o zamanlar. Çocukları toplayıp ama sadece erkek çocuklarına yönelikti bunların çalışmaları. Ve sadece erkeklere yönelik çalışma yapıyorlardı. Koruma ve kollama adı altında. Ama tabii bunların alçak ruhu, karaktersiz ruhu bunları her türlü ahlaksızlığa itiyordu. Mesela Dırar Mescidi’ni yaparken de yine hırsızlık malıyla yaptılar, dolandırarak insanları yaptılar. Çünkü ana mayaları buydu ve mescide hiç kadın uğramamasıyla övünüyorlardı. Peygamberimiz (sav)’in bulunduğu mescide kadınların geldiğini söylüyorlardı. Bunun bir uğursuzluk olduğunu yani kadının olduğu yerde bereketsizlik olacağını. Müşrik inançtaydılar. Kadın ne derse tersinin yapılması gerektiğini, Peygamberimiz (sav)’in kadınların sözünü dinlediğini, halbuki kadının yarım bir varlık olduğunu, insan olmadığını kendi aralarında o Dırar Mescidi’nde konuşuyorlardı ve kadın karşıtıydı. Yoğun çaka çaka homoseksüel doluydu mescit. Ama güya mescit, adı mescit. Halbuki küfür kalesi. Cenab-ı Allah Müslümanları o beladan korumak için Peygamberimiz (sav)’e Cebrail (as)’ı gönderdi. Peygamberimiz (sav) tabii Müslüman olduğu için bir şey demedi. Mescit kurulmuş ve davet de ediyorlar. Bir şey demedi önce ama sonra Cebrail (as) geldi dedi ki, “Orası münafıkların kalesi, küfrün kalesi. Orası mescit olmakla alakası yok, orayı yerle bir et” dedi. Peygamberimiz (sav) de sahabelere haber verdi vahyi alınca. Sahabeler dümdüz ettiler böyle, arazi haline geldi. Münafıklar neye uğradıklarını şaşırdılar, bir mana da veremediler. Tam Peygamberimiz (sav)’in ziyaretini beklerlerken, oyun oynayacaklarını beklerken o dağıtmada da döşemelerin altından yoğun olarak silah çıktı. Kılıç, gürz, şu bu falan. Bir Müslüman katliamına hazırlandıkları da anlaşılmış oldu ve Allah bu beladan da Müslümanları korumuş oldu. Yani önce Müslümanları mescide çekecekler, mescitte de dinsizliklerini ilan edip Müslümanları dağıtacaklar. Hedef buydu yani Kuran’ın gerçek olmadığını söyleyeceklerdi, İslam’ın gerçek olmadığını söyleyeceklerdi ama bunu safha safha yapmayı düşünmüştü münafıklar. Bu oyunlarını Allah başlarına geçirmiş oldu.

 

(Suudi Arabistan’da içerisinde Prens Mansur bin Mukrin ve çok sayıda üst yetkilinin olduğu 8 kişiyi taşıyan helikopter dün düşmüştü. Mısır asıllı Avukat Yazar Mahmoud Refaat’ın iddiasına göre; Suudi Arabistan’da iki helikopter düştü. Refaat düşen helikopterlerden birinin füze ile vurulduğunu, diğerinin ise patlamayla düşürüldüğünü söyledi. Ömer Turan ise Twitter hesabında, helikopterin muhtemelen Hutiler tarafından atılan füze ile vurulduğunu, Yemen sınırına yakın bir yere düşürüldüğünü söyledi.)

Olabilir savaş durumu olduğu için. Makul bir şey değil tabii anormallik ama her halükarda bir suikast olduğu belli. İngiliz derin devletinin parmağı olduğu da aşikar. Huti puti onlar hikayenin bir bölümü oluyor. Direkt İngiliz derin devletine ait elemanlar, ajanlar tarafından vuruluyor. Onlarda öyle bir yetenek olmaz. Bir kere istihbarat gerekiyor böyle bir şey için. “Helikopter kaçta, nerden kalktı? Nereye gidiyor?” falan bunları bilmesi lazım. Bu İngiliz derin devletinin elde edebileceği bilgilerdir. Koordinat da yine aynı şekilde. Ondan sonra Huti puti onlar hikayenin başka bir kısmı. Doğrudan İngiliz derin devletinin klasik suikastlarından bir tanesi.

 

Suriyeli Kardeşlerimize “Ülkenize Dönün” Demek, “Ölüme Gidin” Anlamına Gelir. Böyle Bir Vicdansızlığı Hiç Kimse Kabul Etmemeli

Adamları öldürmek istiyorlar onları, onlar da kaçıyor. Yani ölümden başka nasıl kurtulurlar? Ya ölüm ya Türkiye’ye kaçacaklar. Üçüncü bir yol yok. Bak geri gönderdiler. Gönderdiklerinin hepsini öldürdüler. Dönenleri de öldürdüler. Biz merhametliyiz. Dünyada merhamet pek kalmadı. Türk milleti en merhametli millettir. Bir ırkçılık değil bu hakikaten böyle. Türk ordusu en merhametli ordudur. Bizim polisimiz de öyledir. Merhametlidir. Aklı başında insanlardır. Varsa memleketlerinde huzur güven tabii ki gitsin. Ama illa gitsin demeyiz ama gitmesini istiyorsa gidebilir yani. Ama şu an gitmek isteseler de göndermeyiz. Bak gitmek isteseler de göndermeyiz çünkü ölüm tehlikesi var. Allah ne diyor? “Müşrikler dahi olsa” müşrik “onları” diyor “bir yerden bir yere güvenlik içinde götürün, eğer ölüm riski varsa çatışmaya girin” diyor Allah. Onların ölümüne imkan vermeyin ama siz gerekirse canınızı verin. Ama onların ölümüne müsaade etmeyin.

 

(“Deccalı yönlendiren şeytan mıdır?” izleyici sorusu)

Deccalın kendisinin zaten bünyesinin içinde şeytan var. Yani ara ara bir yönlendirme yok. Bünyesinin içine girmiş durumda. Bunu Kuran ayetinde çok uzun anlatıyor Allah. “Adeta onu kabuk gibi bağlar” diyor. Yani bütün vücudunu bir iyon yığını şeklinde kaplıyor elini yüzünü, kollarını, bacaklarını kaplıyor. “Ve artık ondan ayrılmaz” diyor yapışıyor ona. Sürekli birlikte hareket ediyorlar. Adam şeytanlaşmış oluyor. Kendisi şeytan haline gelmiş oluyor. Dolayısıyla birde Allah tarafından ona tabii özel mekr verilir. Yani böyle mucize gibi haller verilir. O yüzden kendinin de kutsal olduğuna inanıyor. Mesela saklanan bir eşyanın yerini söylüyor. Mesela ne bileyim şaşırtacak şeyler yapıyor insanlara. Halüsinasyon gösteriyor. Mesela olmayan bir şeyi varmış gibi gösteriyor. Mesela adam eline toprak alıyor. Toprağı altına çevireceğini söylüyor ve altına çeviriyor toprağı. Halüsinasyon olarak adam öyle görüyor altın olarak görüyor. Yani oyun oynuyor. Ve nihayetinde kendine bağlıyor özetle. Şu anda da bu sistemini de devam ettiriyor adamlar. Eğleniyor kendi kafasınca. Son üç yüz yıldan beri İngiltere’deki deccaliyet sistemi elden ele geçiyor. En sonuncusu işte yaşlı bir insan. Şimdi onu göreceğiz en sonuncusu. Deccaliyet elden ele geçer tarikat gibi. Silsile halindedir Mehdiyet de böyle silsile olarak geçer. O da bir silsile gibidir. Deccaliyet de bir silsile gibidir. Her ikisini de Allah yaratır.

 

(“Münafık karakterli insanlara davranışımız nasıl olmalı?” izleyici sorusu)

Münafık hissedildiğinde sezdirmemek lazım. Sakince zarar vermeyeceği şekilde onu bünyede yaşatmak lazım. Yani belli ki muhbirlik yapacak, pislik yapacak, ahlaksızlık yapacak. Yani ulaşacağı noktaları kapatmak gerekiyor. Müslümanlara zarar vereceği noktalarda tedbir almak gerekir. Müslümanları da tembihleyip yani güvenilir Müslümanları tembihleyip onu çok rencide etmeden, çok delirtmeden, dengesini bozmadan gözlemlemek lazım. Benim yapım odur. Ben münafığı sezerim ve onu kızdırmayacak şekilde gözlemlerim. Yani arkadaşlarımı da tembihlerim. Her münafığı ben önceden söylemiştim. Herkes bilir. Bütün münafıkları önceden söylediğimi herkes bilir. Mesela ona göre önem alınır dikkat edilir. Müslümanlara zarar vereceği noktalar kapatılır. Oyun oynayacağı noktaları kapatırsın. Mesela getirdiği bir şey kuşkuludur. Çok dikkatli olmak gerekir. Götürdüğü bir şeyde de çok özenli olmak gerekir. Bu bir akıl oyunudur yani bir bilgisayar oyunu gibi bir şey. Satranç gibi çok özenle hareket edilirse Allah zaten yardım eder. Münafık zarar vermeden def’ü ref gider. Ama o zamana kadar onun doğal kopma süreci vardır münafığın o kopma sürecine kadar çok özenli olmak lazım. Müslümanlara zarar verme hırsı içinde olduğu için giderayak, zarar vereceği noktaların tamamında tahkimat ve düzenleme yapılması lazım. Yani yıkıcı bir eylemde bulunmaması için gereken tedbirler. Tabii bu kanuna hukuka uygun olarak, akılcı olarak vicdanı ölçüler içerisinde deruhte edilir.

 

Kürt Olmak Şereftir, Onurdur. Benim Kız Arkadaşlarımın Bir Çoğu Kürt. Kürtler Merttir, Delikanlıdır

Kürt olmak bir şereftir, onurdur. Benim kız arkadaşlarımın birçoğu Kürt. Buradaki kız arkadaşlarımda da Kürt olanlar var. Arkadaşlarımın birçoğu da Kürt’tür. Kürt oni mert oni derler, mert olur Kürtler. Çok cesur, vicdanlı, asil insanlardır. Onur duyuyoruz biz Kürt kardeşlerimizin varlığından. Devletin en girift noktalarında hep Kürtlere görev verilir. Yani güvenilir oldukları için. Mesela Milli İstihbarat Teşkilatı’nda çok fazla sayıda Kürt kardeşimiz görev alıyorlar. Aslanlar, yiğitler. Bu kahpe FETÖ alçakları biliyorsunuz bizim yetmişe yakın yiğidimizi şehit ettirdiler hepsi Kürt’tü. MİT elemanı PKK’nın içine sızmış. Otuz yıl PKK’nın içinde kalmıştır, otuz yıl, yirmi yıl. MİT’e sadık, devlete sadık ve büyük bir tehlike içinde Kandil’den şuradan buradan bütün olayları bildiriyor devlete. Bak Kürt kabadayılığı, yiğitliği görüyor musun? Hepsini bir gece infaz ettirdi FETÖ kahpe adamlar bu alçaklar. Hepsi cennete Rahmet-i Rahman’a kavuştu. Oradan asaletini anla. Yiğitliklerini anla. MİT Müsteşarı da zaten Kürt asıllıdır. Çoğu kez genelkurmay başkanlarımız Kürt’ü. Devletin hep kilit noktalarında, bakanlarının çoğu da Kürt’tür. Kürt olmak şereftir, onurdur, yüceliktir. Hepsini çok seviyoruz. Kürt karşıtı olanlar ahlaksız, alçak, şerefsiz, namussuz, haysiyetsiz, kaltaban ve kahpedir. Kürtlerden nefret edenlerin hepsi alçaktır. Şerefsiz, namussuz, pislik adamlardır. Hiç kaale almaya gerek yok.

 

(“İçkiye düşkün insanlara nasıl yardımcı olabiliriz?” izleyici sorusu)

Tabii İslam'da haram zaten ama hadi haram olmadığını düşünelim. Hristiyan vatandaşlar var, Musevi vatandaşlar var onlarda haram değil öyle inanıyorlar veyahut ateisttir veyahut olsa bile “içiyorum” diyor adam. Şarap bir kere teknik olarak çok zararlı şarap hiç olmaz. Rakı falan tamam o an belki bir canlılık yapar ama çok harap eder bünyeyi, çok sağlıksız oluyor insan. Ne gerek var? İçki içenleri ben görüyorum bayağı sağlıksız oluyorlar. Cezbedici ve alışkanlık meydana getirecek bir yönü de olduğunu zannetmiyorum. “Alkol içmeden duramıyorum” falan diyor laf o hiçbir şey olmaz içmesen. Hiçbir şey olmaz. Kafayı şiddetli takmaktan kaynaklanıyor. Ne sigarada, ne içkide hiçbir mecburiyet yoktur. İçmezsen hiçbir şey olmaz zınk diye kesersin. Güzelliğinin elinden gideceğini, sağlığının elinden gideceğini ispatlarsak, anlatırsak bence yapmazlar. Açık şuuru varsa ama şuuru kapalıysa çok zor.

 

(Amerikalı eski FBI Ajanı Ali H. Soufan'ın Twitter adresinden duyurduğu habere göre, Arabistan eski Kralı Fahd’ın oğlu 44 yaşındaki Prens Abdülaziz bin Fahd, kendisini tutuklamak üzere gelen güvenlik güçleriyle korumaları arasında çıkan çatışmada öldürüldü.)

İngiliz derin devleti Suudi Arabistan'a bir operasyon yapıyor ama ne olduğunu anlayamadık şu an. Onu Milli İstihbarat Teşkilatı yakından takip ediyordur tahmin ediyorum. Bilenler bizi biraz bilgilendirirseler çok iyi olur. Kapalı bir kutu büyük bir operasyon yapılıyor şu an. Devletin yapısını değiştiriyorlar anladığım kadarıyla ama ne yapmaya çalışıyorlar? Nasıl bir operasyondur bilmiyoruz şu an.

 

Münafıklar Mescit Açacağız, Fakirlere Yardım Edeceğiz, Kuran Öğreteceğiz Diye Görünürde Müslümanca Sloganlar Kullanırlar

Peygamber Efendimiz (sav)’e Dırar Mescidi’nin hakkında bilgi gelmesinden sonra Cebrail (as) geliyor. Peygamberimiz (sav)’in üstüne kapanıyor. Biliyorsunuz o anda Peygamberimiz (sav)’in üstünü örtüyorlar. Kalktığında Peygamberimiz (sav) diyor ki, sahabeleri çağırıyor o baygınlık geçince Malik ibn'ud Duhşum ile Asım ibn-i Adiyy “Gelin buraya evladım” diyor “şu ekibi topluluğu zalim olan münafık mescidine gidin” diyor Mescid-i Dırar için ahşap mescid muazzam büyük ahşap mescid “onu yakın yıkın yerle bir edin” diyor. Onlar da akşamla yatsı arasında akşam ezanı okunuyor biraz bekliyorlar hava biraz karardığında hep beraber sahabeler o tarafa ellerinde meşalelerle gidiyorlar. Hz. Vahşi (ra) de içlerinde acayip kabadayıydı biliyorsunuz. Büyük bir coşku ile tekbirler getirerek içeri girip her yeri ateşe veriyorlar. Yanmayan kısımları da yıkıyorlar böyle dümdüz arazi her yeri birbirine katıyorlar. Sabaha mahvoluyor o sistem bütün o silahları da ele geçiriyorlar döşeme altına yerleştirdikleri silahları da böylece o bela ortadan kaldırılmış oldu. Münafıklar öyle yaparlar genellikle ayrıldıklarında direkt küfür üslubu kullanmaz. Mesela “garibanlara yardım edeceğiz” der “biz daha iyi dini yaşayacağız, Allah’ın Kitabı’na, İslam’a hizmet için geldik, mescitler açacağız, Kuran üzerine eğitim vereceğiz” bu iddia ile ortaya çıkar münafıklar. Ahlaksız oldukları için Müslümanların nefretini üstlerine çekmemek için böyle kahpece bir plan yaparlar ki Müslüman görünümüne verip Müslümanların dikkatini dağıtmak belki Müslümanlardan da oraya geçenler olur diye böyle Müslümanca sloganlar kullanırlar. Mescit yapmalarının nedeni de o yoksa nefret ediyorlar İslam’dan, Kuran’dan, Peygamber (sav)’den. Ama alçak adamlar zarar vermek için bu tip oyunları, bu tip yöntemleri kullanırlar. Mesela “garibanlara imkan tanıyacağız” işte “şunlara şunu yapacağız” gibisinden.

 

Münafıklar Sözde İyi Niyet Adına Ortaya Çıkarlar. Kendi Ahmak Kafasıyla Kendilerinin Ne Kadar Mantıklı Peygamberimizin Haşa Mantıksız Olduğu İddia Ederler

Münafık kendince samimiyet iddiasıyla ortaya çıkar ama kendi işine bakar fakat aşağılanmaktan korktuğu için de hep Müslüman sloganlar kullanır. Mesela Peygamberimiz (sav) zamanında da ayetle Peygamberimiz (sav)’e karşı mücadele veriyorlar. Ayet ona iniyor Peygamber (sav)’e ayetle karşılık veriyorlar “Allah’ın Kitabı’nda bu yazıyor” diyor Peygamber (sav)’e akıl veriyor. Peygamber (sav)’e dürüstlük öğretmeye kalkıyorlardı, samimiyet öğretmeye kalkıyorlardı halbuki dinden nefret ettikleri belli alçak ve kahpeler. Ama tabii biraz kökenine baktığımızda münafıkların kendi işinde gücünde olduğunu görürüz. Kendi eğlenceleri, kendi egoistlikleri, kendi bencillikleri ama o ahlaksızlıklarının anlaşılmasını istemezler o yüzden hep böyle ahlaki prensiplere sadık, samimiyete, dürüstlüğe çok önem veren adamlarmış gibi kendilerini gösterirler. Tarih boyunca hep bu böyle olmuştur hiç şaşmamıştır.

 

Peygamberimiz Döneminde Münafıklar Bir Gün Peygamberimiz’e Bir Şey Olur da Ganimetler Kendilerine Kalır Umuduyla Nöbet Tuttular, Peygamberimiz’in ve Müslümanların Muazzam Zenginleşmesine Vesile Oldular

Şeytandan Allah’a sığınırım; “Biz gerçekten şehadet ederiz ki, sen kesin olarak Allah'ın elçisisin" dediler. Allah da bilir ki sen elbette O'nun elçisisin. Allah, şüphesiz münafıkların yalan söylediklerine şahidlik eder.” (Münafikun Suresi,63)

Çünkü oyun olarak söylüyorlar yani inanmadığı halde söylüyor. Ama ahmaklar bak yıllarca on yıl, on iki yıl, birçoğu mesela on yedi yıl, on sekiz, yirmi yıl Peygamber (sav)’e hizmet etti bunlar. Nöbet tuttular, birçok gazveye katıldılar, birçok ganimet getirdiler Peygamber(sav)’in zengin olmasında çok büyük emekleri var. Ama sonunda Peygamber (sav)’e bir şey olup da bunlara kalacağını zannetti bu ahmaklar. Baktılar ki Allah koruyor Peygamber (sav)’e hiçbir şey olacak gibi değil o zaman anladılar ki kerizin tam dik alası, enayinin tam enayisi yani kerena olduklarını anladılar keriz ve enayi olduklarını. O zaman kitleler halinde Peygamberimiz (sav)’den ayrılmaya başladılar üç yüze yakın münafık çıktı o devirde. Ve hep bunlar dürüstlük adına din adına ortaya çıktılar Peygamber (sav)’e akıl vererek -haşa- Peygamber (sav)’in samimiyetsiz olduğunu iddia ederek, Peygamberimiz (sav)’in rahatına düşkün olduğu kendilerinin asıl çile çektiği. Peygamber (sav); Allah ona rahatlık veriyorsa Allah veriyor. Sen mi veriyorsun ona rahatlığı? Zenginlik veriyorsa Allah veriyor. Ayette diyor “Ben verdim sana zenginliği” diyor. Münafıklar “bizim sayemizde zengin oldu” diyorlar. Allah da “Ben zengin ettim” diyor. Onların tek yaptığı Allah’ın onları kullanması, keriz ve enayi olmaları başka bir şey değil. Enayiliklerine, kerizliklerine doymasınlar. Bütün gençliklerini verdiler o zaman Peygamberimiz (sav) zamanında ve çöllerde rezil kepaze olarak sonunda sürünerek öldüler. Hep yalnız yaşadılar genelde köpek gibi aşağılanarak yaşadılar.

]]>
http://podcast.harunyahya.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/264200/sayin-adnan-oktarin-7-kasimhttp://podcast.harunyahya.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/264200/sayin-adnan-oktarin-7-kasimhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171107t_10.jpgTue, 28 Nov 2017 08:14:08 +0200
Sayın Adnan Oktar'ın 6 Kasım 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 6 Kasım 2017

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan ilik kanserinden vefat eden Kocaeli’de sınıf arkadaşı Nebi Güdük’ün cenazesine katıldı. Cenaze töreninde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan “Biz ölümle birlikte ölmeyiz, ölüm bizim için diriliştir” dedi.)

Tayyip Hocam’ın dindarlığı çok güzel. Güzel bir mürşitlik görevi de yapmış oluyor. Sık sık eline geçen her fırsatta imandan Kuran’dan güzel mesajlar veriyor. Bu rastlanan bir durum değil. Daha önce rastladığımız bir durum değil. Ona bereket hayır getiriyor bu, çok doğru ve güzel yapıyor, maşaAllah. Ama Tayyip Hocam’ın düşmanı çok. Çok titiz sahip çıkalım çok dikkatli olalım, şahsına. Çünkü Abdülaziz’i, Adnan Menderes’i hepsini devirdiler. Abdülhamit’i şunu bunu herkesi. Tayyip Hoca’yı deviremiyorlar, çünkü yanında Mehdiyet var. Metafizik bir durum var. Normalde devirmeye kalktıklarının hepsini devirmişler yani direnen olmamış. Devirme kararı aldıklarını mutlaka devirmişler. Ama bak Tayyip Hoca’ya güçleri yetmiyor. Bu, Mehdiyet’in bereketidir, Mehdiyet’in vesilesidir. Ve yetmeyecek de güçleri göreceksiniz yetmeyecek. İstedikleri kadar uğraşsınlar netice alamazlar. 

 

Kuran’ın Tamamında Hayranlık Uyandıran Matematiksel Bir Uyum Var. İnsanların Çoğu Bu Konuyu Pek Bilmiyor, Bilseler de Pek Üzerinde Düşünmüyorlar

Kuran’da çok hayret verecek matematik bir uyum var. Her yerinde her sisteminde müthiş bir uyum, matematiksel uyum. Bu, insanlar tarafından o kadar bilinmiyor. Yani bilinse de o kadar düşünülmüyor. Her biri ayrı mucizedir. Mesela gün kelimesi 365 kere geçiyor. 1 yıl 365 gün, tam 365 kere geçiyor Kuran’da yayılmış olarak. Günler 30 kere geçiyor, ay malum 30 gün. Ay kelimesi 12 kere geçiyor, yıl 12 ay. Ceza 117 kere geçiyor, affetmek iki misli 234 kere geçiyor, bak affetmek 234 kere iki misli, ceza 117 kere. “De, 332 kere, dediler 332 kere. Dünya 115 kere geçiyor, ahiret kelimesi de 115 kere geçiyor. Şeytan 88 kere geçiyor, melek 88 kere geçiyor, karşıtı. İman 25 kere geçiyor, karşıtı küfür 25 kere geçiyor. Cennet 77 kere geçiyor, cehennem 77 kere geçiyor tam karşıtı. Böyle yüzlerce matematik oran var, 9’larla, 7’lerle, 19’larla kodlamalar var. Huruf-u mukaattayla ilgili olanlar da önümüzdeki yıllarda ortaya çıkacağını tahmin ediyorum. Mesela sıkıntı 13 kere, huzur 13 kere. Bitki 26 kere, ağaç 26 kere. Musibet 75 kere, şükür 75 kere.

 

Eğer Bir İnsan Sana Yakın Olmuyorsa, Allah Nasip Etmiyordur. İlla Olacak Diye Bir Şey Yok, Olmuyorsa Ahiretin İçin Hayır Vardır

Mesela bir bey bir kızı çok seviyorum diyor, evlenemeyeceğini de anlayınca intihar ediyor veyahut kız aynı şekilde. Mantığı yok, nihayet karşısında bir görüntü var Allah bir görüntü meydana getiriyor, insan görüntüsü meydana getiriyor. O insan görüntüsü tamamen Allah’a aittir. O görüntü ona nasip olmuyorsa yakın olmuyorsa onu da Allah meydana getiriyor. Dolayısıyla orada hayır araması gerekir. İlla olacak diye bir şey yok. Olmuyorsa onun için hayır vardır. Ahireti için hayır vardır, dünyası için hayır vardır. Orada şeytani bir moda geçtiği anlaşılıyor. Neden? Çünkü putlaştırıyor. Put da şeytanlaşıp onu boğmuş oluyor. Bir insanı bir insan putlaştırırsa o ona artık zarar verecek şekle gelir. Ama Allah’ı sevdiğine inanırsa Allah’a hayran olduğunu, Allah’a aşık olduğuna inanırsa her ne olursa olsun onda hayır ve güzellik arar. Ama o arkadaş kimse o insanlar karşısında müstakil bir varlık olduğuna inanıyorlar. Bağımsız bir put olduğuna, ilah gibi bir varlık olduğuna inanıyorlar. Bu, Allah’ın zoruna gider. O zaman hem Allah bunu nasip etmez, hem de cezalandırır. O yüzden şirkten şiddetle kaçınmak, insanları putlaştırmaktan kaçınmak, insanları Allah’ın tecellisi olarak sevmek, ona duyduğu aşkın Allah’a olan aşk olduğunu bilmek durumunda kardeşlerimiz.

 

(“Bir mürşide bağlı olmadan insan kendini eğitebilir mi?” izleyici sorusu)

Gerçek iyi, akıllı bir mürşitse çok iyi olur. Tabii öğretmensiz okul olmaz, öğrenciler okula gittiklerinde isteseler kitaplarını okuyup kendileri kendilerini yetiştirebilirler. Orayı bir kütüphane gibi kullanabilirler ama okullarda öğretmen tayin ediliyor. Müminler için de tabii öğretmene ihtiyaç var. Her ne kadar yeni yeten bazı tipler mürşide hocaya gerek yok diyorlarsa da kendileri zaten hocalık yapıyorlar. Halkı toplamış 500 kişiyi “hocaya gerek yok ey millet” diyor. Peki sen ne yapıyorsun? Adamlar da onu alkışlıyor. “Hocam, sana bir soru daha soracağız” diyorlar ona da cevap veriyor “hocaya gerek yok” diyor. Yoksa senin ne işin var orada, değil mi? Armut gibi gitmişsin adamların arasına oturmuşsun, bazı tipler için söylüyorum. O zaman samimiyetsizsin. Benim bildiğim bazı tipler için. Dolayısıyla mürşit tabii ki gerekir ama mesela cahil akılsız bir adama tabi olmak yanlış olur. Özellikle cahil insanların cahil insanlara tabi olması olmaz. Biraz ufku geniş olması lazım. İnternetten şuradan buradan araştıran insan olması lazım. Vicdanına da danışması gerekiyor. Oluyor mesela Güneydoğu’da dağlık yerlerde şurada burada Irak’ta, Suriye’de de oluyor. Adam mürşidim diye ortaya çıkıyor, işte gözlerini boyamış, kafasında sarık, elinde tesbih falan ama zır cahil adam ve tehlikeli bir tip, gidip ona tabi oluyorlar. Öyle olmaz. Doğrusu internetten araştırarak bakarak, kendi de düşünerek ve o insanın icraatlarına bakarak “Ne yapmış, kimin hidayetine vesile olmuş? Mesela Darwinizm’e karşı mücadele vermiş mi? Materyalizme karşı mücadele vermiş mi? Deccaliyete karşı mücadele vermiş mi? Homoseksüelliğe karşı mücadele vermiş mi? PKK’ya karşı mücadelesi var mı? Vatanın birliği bütünlüğü için gayret etmiş mi? İman hakikatleri anlatmış mı? Kuran mucizeleri anlatmış mı? Yazıları yayınlanmış mı? Kitapları var mı? Eserleri var mı?” Böyle bir durum varsa bir de kıyaslayarak etkisine bakarak vicdanen samimi kanaatle o kişiyi insan mürşit edinebilir.

 

(2015 yılında Mardin’de terör örgütüyle girilen çatışmada gazi olan ve belden aşağısı tutmayan Jandarma Astsubay Çavuş Muzaffer Oktay ve yine 2016 yılında Kars Sarıkamış’ta teröristler ile girilen çatışmada gazi olan, sol bacağını kullanamayan Jandarma Uzman Çavuş İbrahim Kızılkaş ile aynı araçtaki aileleri trafikte çıkan tartışmanın büyümesiyle darp edilerek hastanelik edildiler. Gazi Muzaffer Oktay’ı otomobilin içerisinde, İbrahim Kızılkaş’ı ise koltuk değnekleriyle ayakta durmakta zorlanmasına aldırış etmeden otomobilin dışına çıkartarak darp ettiler.)

Onu bulsunlar, öyle bir şey olmaz. Biliyordur arkadaşları falan çevresi de biliyordur. Bir de gazilere silah verilmiyor mu bu nasıl oluyor o? Tabii gazilerin beylik silah olması lazım. Bir de gazilik madalyası olması lazım yakasında belirleyici olarak. Bu iki hususta eksiklik olmaması gerekiyor. Gazi madalyası olması ve madem çatışmada yaralanmış gazi olmuş değil mi, kendini koruması için silahı bulunması gerekir. Ama bu şahısların tabii bulunması çok önemli. Hukukla kanunla da burunlarından fitil fitil getirilmesi çok önemli. Zannederim polis gereğini yapacaktır. Polis, asayiş şubesi, ilgili şubeler ve alaka tetkikine girecektir tahmin ediyorum muhtemelen. Alaka tetkikinde her birim ayrı ilgi alaka gösterip konunun ne olduğunu tahkik ederlerse, neden böyle şeyler yaptıklarını detaylı araştırırlarsa çok iyi olur. Alaka tetkikinin uzun sürmesi lazım. Her şubenin ayrı değerlendirmesi gerekiyor. 15 gün, 1 ay savcılık izin alırsa bu tiplerin ne olduğunu iyice anlamakta fayda var. 

 

(Amerika’nın Teksas Eyaleti’nde kiliseye giren bir kişi ibadet eden insanlara ateş açtı. Saldırıda en az 26 kişinin öldüğü, 30 kişinin de yaralandığı söylendi. Teksas polisi saldırganın vurularak öldürüldüğünü açıkladı.)

Kardeşim tamam da kilise kapısında hiç görevli insan olmuyor mu? Bu kadar insan var içeride mesela 100 kişi 150 kişi oluyor. Bu insanların can güvenliği niye önemsiz oluyor? İti girer çakalı girer, hırsızı soyguncusu girebilir, manyağı, ruh hastası girebilir kapıda güvenlik görevlisi olması lazım. Nöbetleşe oradaki insanlar da tutabilir, değil mi? Bu görevi yerine getirebilirler. Mesela kilisenin papazı görevlendirsin. Her hafta 4 kişi kapıda güvenlik önlemi alacak. Zaten silah serbest hepsinde silah var kapıda beklerler. Adam zaten elinde koskoca silahla geliyor arabadan iniyor, elinde silahı sallaya sallaya içeriye kadar geliyor bacaklarını ayırıp ateş etmeye başlıyor. Herkes işinde gücünde. Herkesin dikkati kapalı böyle olur mu? Kapıda adamı karşılamak mümkün, elinde silah varsa hemen etkisiz hale getirirsin, uyarırsın vermiyorsa bir şekilde elinden alırsın. Kapıyı da kapatırsın içeriye sokmazsın.

 

Müslümanlar Fert Fert Olsunlar Söylemi, Müslümanların Bölünüp Parçalanıp Güçsüz Başsız Olması İçin İngiliz Derin Devletinin Ortaya Attığı Bir Plandır

Müslümanlık toplu yaşanan bir din. Tek tek, fert olarak yaşanan bir din değil. Bütün ibadetler topluluğa göredir Kuran’da. Mesela zekat olması için Müslüman gerekir, affetmek için Müslüman gerekir, şefkat için Müslüman gerekir, istişare için Müslüman gerekir. Her yerde, her şeyde Müslümanlar birlikte, mücadeleleri de birlikte. Ne diyor Allah Kuran’da? Şeytandan Allah’a sığınırım, “Kurşunla kaynatılmış binalar gibi birlikte mücadele edin” diyor Allah. Dolayısıyla fert fert o İngiliz derin devletinin istediği bir şey. Müslümanların bölünüp parçalanıp, güçsüz, başsız olup rahat idare edilebilmelerini sağlamak için ortaya attığı bir fikirdir. Sakın bu fikre karşı duyarsız olmayın, çok dikkatli olun. Şeytani bir oyun yatıyor onun arkasında. İyi niyetle söylenen bir şey değildir. Tabii ki sen iyi niyetle söylüyorsun. Söyleyenler de iyi niyetle söylüyorlar ama aslında bir oyunun parçasıdır o. Müslümanları başsız olmaya çekmeye gayret ediyorlar. Halbuki ayette, “İçlerinden emir sahiplerine itaat ederler” diyor. Müslümanların mutlaka cemaat halinde, topluluk halinde olması gerekir ama buna tabii tarikat olmasına gerek yok. İlla tarikat, şu, bu falan anlamında olmaz.

 

(Avesta Kurd’de yer alan bir habere göre Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad Amerikalı bir heyet ile şekli ve yöntemi ne olursa olsun Kürtlere has özel bir yönetimi kabul etmeyeceğini ve Suriye’de bir diğer Kürdistan’ın oluşumuna izin vermeyeceğini söyledi. Suriye demokratik güçleri ile YPG’yi açık bir dille tehdit eden Beşar Esad, kontrolleri altında bulunan bölgeleri diyalog ve ulusal anlaşma yoluyla Suriye devletine teslim etmemeleri halinde kendilerinin bunu askeri yolla teslim alacakları tehdidinde bulundu.)

Meşru olan Suriye devletine bence destek olmak lazım. Meşruiyetini kaybetmiş kısmına destek olmasınlar ama meşru olan Suriye devletine destek olup Suriye devleti ile de ittifak ederek, meşru olan Suriye devletiyle ittifak ederek PKK’yı bölgeden tamamen kazımak gerekiyor. İran, Türkiye ve Suriye ittifak etmesi lazım. Ve PKK’ya göz açtırmaması lazım. Hükümetten rahatsız ise hükümetin meşru olan kısmı vardır onunla bağlantı kurulur. Yani hükümetin meşru olabilecek kısmını hükümet göstersin. Yani hiçbir olaya karışmamış hiçbir şeye karışmamış bir kısım göstersin hükümetin o kısmıyla hükümetimiz bağlantıya geçsin. Meşru hükümetin dışında hükümet olmaz. Yani onun pek anlamı olmaz.

 

(ABD Savunma Bakanlığı Almanya öncülüğünde Yunanistan’da gerçek füzelerle savunma tatbikatı yapılacağını açıkladı. İki yüzden fazla Amerikan ve yaklaşık üç yüz yetmiş Alman askerinin Almanya’nın öncülük ettiği Patriot ve Stinger hava savunma sistemleri tatbikatına katılacağı ve gerçek füzeler fırlatacağı bildirildi. Yapılan açıklamada düzenlenecek tatbikat için potansiyel rakipleri caydırmak denildi. Potansiyel rakip sözleri Türkiye olarak algılandı. Bunun terör koridoruna izin vermeyen Türkiye’ye müttefik ablukası olduğu söyleniyor.)

Türkiye’de zaten öyle bir roket yok ortada ki öyle bir şey olsun. İki yıl sonra gelecek roketlerden bahsediliyor. Adam şu anda tatbikat yapıyor. Türkiye’nin uzaktan yakından alakası yok. Türkiye’nin de hava savunma sahası da yok zaten o anlamda. Ama bize gelen gelsin. Belasını arıyorsa, yamukluk yapmaya kalkarsa bin pişman ederiz. Hukukla kanun ile.

 

Sadece Allah’tan Korkup “Ya Rabbi Benden Diğer Korkuları Kaldır Sadece Sen’den Korkayım” Diye Dua Etmek Gerekir

Korku derken makul refleksler gerekir. Bomba patladığında insan şöyle bir hoplar yani. Çünkü hemen röle değiştirmen gerekir. Gözünü kapatacaksın ki değil mi tehlikeden korunabilesin. Yahut adam silah doğrultur adrenalin gelir insana adamı havalandırır, bahçenin kenarına atar adamı. Kuvvet gelir, korku demeyelim de, heyecanın faydası olur riskli konumlarda. Yani onu biz korku olarak adlandıramayız. Savunma refleksi diyebiliriz. Gelecek korkusu falan olabilir. O yanlış. Allah’a güvenmek tevekkül etmek lazım. Çünkü gelecekte ne olacağı belli değil. “Yetmiş yaşında ben ne yapacağım seksen yaşında?” ne biliyorsun o kadar yaşayacağını değil mi? Hiç sebepsiz bir şeyle ölebilirsin. Dolayısıyla sadece Allah’tan korkup “Ya Rabbi benden diğer korkuları kaldır. Sadece Sen’den korkayım” diye Allah’a dua etmek lazım.

 

(Türkiye’yi darbeden bir gün önce “orduda hareketlilik var” diye uyaran Putin’in danışmanı Aleksandr Dugin Türkiye’yi bu kez Amerika’dan geleceğini iddia ettiği ekonomik yaptırımlara karşı uyardı. Şunları söyledi Dugin “Darbeden önce CIA Putin’in etrafındaki etkili isimleri organize etti. Fakat Putin ikna olmadı çünkü bu Türkiye’nin sonu demekti. Daha önce söyledim darbe sonrası için Kürtler isyan çıkarma hazırlığı yapmıştı. ABD’nin şimdi de pek çok faktörü bir araya getirecekleri bir strateji izleyeceğini düşünüyorum. Mesela etnik çatışma, ekonomik, sosyal tehditler, siyasi ve askeri elit içerisinde Erdoğan karşıtı huzursuzluk yaratmak. Amerikalılar bütün zayıf noktaları kullanmaya çalışacaktır.”)

Amerikalı diye bir şey yok. İngiliz derin devleti vardır. Amerikalılar kovboy tiynetli garibanlardan oluşan insanlardır. Saftırlar çoğu. Ve kullanılırlar. Hep kullanılmışlardır. Yüz elli yıldan beri de kullanılıyorlar. Yeni kurulan bir topluluktur. Yani bir İngiliz istihkam birliğidir Amerika aslında. Bir İngiliz yapılanmasıdır. İngilizlerin oluşturduğu bir insan kampıdır. Ve onları kullanıyorlar. Dolayısıyla doğrudan İngiliz derin devletinin Tayyip Hoca’ya bir atağından bahsedebiliriz. Onun için de millet olarak etrafında kilitlenelim. Çok iyi koruyalım Tayyip Hoca’yı, muazzam bir zırh oluşturalım. Hiçbir şey yapamazlar hiç. Bütün mesele her ne pahasına olursa olsun Tayyip Hoca’yı savunmak. Partiler değil, parti bizi ilgilendirmez. Şahsını çok iyi korursak İngiliz derin devletini bu mahvedecektir. Yani çok muazzam bir açmaza sokacaktır. Ve prestijini yerle bir eden bir şey bu. İngiliz derin devleti rezil kepaze oldu. Çoktan Suriye’yi parçalamıştı. Çoktan da Irak’ı parçalamıştı. Çoktan da Güneydoğu’yu almıştı. Yapamıyor o yüzden kudurma alametleri gösteriyor. Bizim yapacağımız şey çok iyi tavır almak. Ve Tayyip Hoca’yı çok iyi koruyup kollamak. İngiliz derin devletine tavır alacağız, deşifre edeceğiz, anlatacağız, herkese tanıtacağız İngiliz derin devletini deccaliyeti. Ve Tayyip Hoca’yı da hangi parti hangi düşüncede olursa olsun etrafında kümeleşerek koruyacağız.

 

Evrim Teorisi, Tesadüf Gibi Kör Bir Düşüncenin Muazzam Bir Geometri, Muntazam Bir Altın Oran Yapacağına, Gören Duyan Bir Şuur Meydana Getireceğine İnanmaktır

Tesadüf gibi kör bir düşüncenin katrilyonlarca harika yapacağına inanmak. Yani muazzam bir geometri meydana getireceğine inanmak. Muazzam bir altın oran yapacağına inanmak, fizik ve kimya kanunları yapacağına inanmak, her şeyi ince ince tasarlayacağına inanmak, ruh yaratacağına inanmak, gören bir şuur, duyan bir şuur, dokunan bir şuur. Koklayan bir şuur, tadan bir şuur meydana getireceğine inanmak kalitesiz bir beyin görüntüsü verebilir. Kalitesiz bir düşünce görüntüsü verebilir. Çünkü böyle bir şeye inanan neye inanmaz yani insan onu düşünür. İkincisi bu alenen Allah inancını ortadan kaldırmak için ortaya konmuş çok ilkel bir felsefe olduğu anlaşılıyor. Çok ilkel bir felsefe, tarihin en geri devirlerinden beri bu var. Akatlar, Sümerler, Eski Yunan hepsinde var.  Hepsi aynı tesadüf ilahına inanmışlar. Burada da tesadüf ilahı var. Ayrıca bunu Müslümanlığın içine sokmaya çalışıyorlar bu da çok ayrı bir hata. Çünkü Allah’ın yaratılışı çok garip bir şekilde meydana getirdiğine inanıyorlar. Önce işte çamurlu bir su meydana geliyor. Sonra o suyun içinde bir protein yanlışlık ile meydana geliyor. Yanlışlıkla başka bir protein ile bir araya geliyor. Sonra yüzlerce protein yanlışlıkla birbiriyle çok düzgün şekilde birleşiyor. Sonra bu proteinler yüzlerce birleşmiş proteinde yüzlerce başka protein ile yüzlerce düzgün biçimde birleşiyor. Ve sonunda bu protein topluluğu birdenbire hücre olmaya karar veriyor. Hücre oluyor. Yani kepazelik, rezalet diz boyu. İnsan utanıyor şu kafaya nasıl insanlar inanıyorlar. Şu rezalete nasıl inanıyorlar, hayretler içinde kalıyoruz. 

 

(Arabistan’daki gelişmelerle ilgili BBC’ye konuşan London School of Economics’in konuk öğretim üyesi Profesör Madavi El-Raşhid, olayları yolsuzlukla mücadele bağlamında değerlendirmenin zor olduğunu söyledi. Şöyle devam etti; “Bu Muhammed Bin Salman’ın kendisine yönelik desteği konsolide ettiği bir tasfiye hareketi, karşısında kalan son kuzenini de (Prens Miteb bin Abdullah) ortadan kaldırmak istiyor. Bu kuzeni son derece modern paramiliter güçleri kontrol ediyor ve veliaht prense karşı çıkma gücünü elinde tutuyor.”)

Aman kardeşim aman çok dikkat edin Suudi Arabistan’da bir Türk birliği olsun bak Suudi Arabistan “hayır” dedi ama çok tehlikeli olarak hayır dedi. Türkiye’nin bir tümeni Kabe’de bir tümeni de Riyad’da bulunabilir. İki tümenimiz bulunabilir Türk tümeni onlar da tabii ona göre bir koruyucu ve ağarlayıcı bakış açısıyla yaklaşmaları gerekir yani kendileri istemesi lazım bunu, mutlaka Suudi Arabistan’da Türk tümeni bulunsun, en az iki Türk tümeni bulunsun gidişat normal değil. Suudi Arabistan’ı yıkamayı düşünüyorlar İngiliz derin devleti Suudi Arabistan’ı ellerinden almayı düşünüyor, zenginliklerine göz koydular önce petrolün değerini düşürdüler üçte iki azalttılar hızlarını alamadılar şimdi tamamen yıkıp ele geçirmeyi düşünüyorlar. Tayyip Hocam “Orda bizim askeri birliğimiz olsun” dedi Suudi Arabistan reddetti çok büyük bir hata yaptılar. Hemen yeniden düşünsünler en az iki tümenimiz bulunsun orada. Biri Mekke’de, biri Riyad’da inşaAllah.  

 

Münafık İslam’ı Yaymak İçin Bir Şey Yapmaz. Yayanları da Engellemek İster

Münafık İslam’ı yaymak için bir şey yapmaz yayanlara da, İslam’ı en güzel şekilde tebliğ edenlere de engel olmaya çalışır. Onları dağıtmak, faaliyetlerini durdurmak mesela kitap dağıtıyorsa kitap dağıtmasını durdurmak ister, Darwinizm’e karşı mücadele yapıyorsa onu durdurmak ister, homoseksüelliğe yönelik onu durdurmaya yönelik bir çalışma yapıyorsa onu da durdurmak ister, Rumiliğe yönelik onu durdurmaya çalışan bir faaliyet varsa onu da durdurmak ister. İman hakikatlerini anlatmasını istemez Müslümanların, Kuran mucizelerini anlatmalarını istemez, kendi zaten hiçbir şey yapmaz ancak kendi çıkarına uygun ayetleri zaman zaman kendi çıkarına göre yorumlayarak kullanır onun dışında münafık ayetten, Kuran’dan çok şiddetli şekilde hoşlanmaz, çok rahatsız olur.

 

(“Günümüz gençliğinin uyanıklığı hakkında ne düşünüyorsunuz?” izleyici sorusu)

İyidir uyanık olması canlı olsunlar, uyuşmuş uyuntu çok kötü şizofren gibi görüntüdense canlı aktif bir gençlik çok daha güzeldir. Uyuntuluk şeytanın etkisiyle olur yani böyle içine kapalı, bitkin gelenekçi Ortodoks sistem bunu çok takviye eder yani bakışlar ağırlaşmıştır, konuşma ağırlaşmıştır, hareketler ağırlaşmıştır oryantasyon düşüyor artık yani hiç hoş bir şey değil akıl hastalarında falan görülen özellikler bunlar. Canlılık normal insanın vasfıdır, uyanıklık da öyle bir gencin ateş gibi olması lazım, böyle bitaplık, içine kapalılık, terbiyelik adına, efendi kız adına, efendi delikanlı adına böyle şizofren bir karaktere girmek ahmaklıktan başka bir şey değildir, bu aptalcadır din böyle bir şey söylemez, İslam böyle bir şey söylemez. Aptal olan, bir şeyi anlamayan, hayatı anlamayan, cinselliği anlayamayan işte dünyayı anlayamayan, tarihi, felsefeyi hiçbir şeyi anlayamayan ahmak görünümünde bir fotoğraf meydana getirmek diyelim; bu insanın üstünlüğünü değil de aptallığını vurgular bazı tipler yapar onu yani hiçbir şeyden anlamayan, hiçbir şey bilmeyen, dünyayı tanımayan dolayısıyla da saftır, temiz kalplidir ama ahmaklık da her yerini kaplamıştır. Bakışlarında ahmaklık vardır, konuşmalarında ahmaklık vardır iki lafı bir araya getiremez. Vay evladım derler bu içine kapalı, çok terbiyeli bir kız, ağzı var dili yok yahut çocuk için de öyle derler ağzı var dili yok. Altına bir konuşur gümüşü hiç söylemez falan akıl hastası tarifi ediyorlar aslında orada, manyak tarif ediyorlar onu güzel bir şey tarif ediyor gibi tarif ediyorlar.

 

(İstanbul’da katil bir baba küçük oğlunu bıçaklayarak öldürdü. Bu kişinin oğlunu daha önce küçük çocuğu öldürmekle tehdit ederken çekilmiş görüntüleri aile efradına ve boşandığı eşine gönderdiği ortaya çıktı. Küçük çocuğun akrabaları bu görüntüleri görünce polise başvurmuşlar, “bu adam oğlunu öldürecek önlem alın” demişler. Polis katil babayı bir günlüğüne gözaltında tutup ertesi gün serbest bırakmış. Adam da gidip savcılıktan oğlunu görmek için izin kağıdı almış, bunun üzerine akrabalar yine çocuk şubesine gidip durumun tehlikesini anlatmışlar. Ancak polisler “darp yoksa görmesine engel olamayız, bir şey yapamayız” diye cevap vermiş. Olay açık açık geliyorum dediği halde önlem alınmadığı için öldürülen çocuğun akrabaları emniyet ve savcılıktan şikayetçi oldu.)

Otuz kere söyledim ben “ölüm tehdidinde olay ciddiye alınsın” dedim. Polis “bizim yetkimiz yok” diyor. Tamam olabilir de ama kanun çıkarılsın o zaman. Bu tip olaylar için kanun çıkarılsın. O kadar kolay ki adamın alırsın gözlüğünü bir kere koyarsın gel şöyle otur dersin sandalyeye on beş gün kadar emniyette sorgulansa neden bu düşünceye kapıldığını anlamak mümkün olur. Bence polis ikna da eder kanaati gelir bir daha da yapacağını zannetmiyorum. Bu kadar açık bir olayda olay geliyorum dediği halde tedbir alınmaması çok çok vahim. İlgili polis kimse artık, savcı mı her kim olursa olsun benim kanaatim ilgili kanun maddelerine göre tecziye olmaları gerekir.  Yani bu nasıl bir şey. Eğer şöyle diyebilir polis veyahut savcı da kanunlar yetersiz diyorsa o zaman mecliste hemen kanun çıkarttıralım. Böyle olmaz bunu aylardan beri söylüyorum. Konu uzadıkça uzuyor. Adam “ben öldüreceğim” diyor bitti. Bak adamlar her türlü tedbire başvurmuşlar. Buna rağmen gidip çocuğu teslim etmenin alemi nedir?

 

Allah Bize Doğru Olanı Sürekli Vahyeder. Bir Altıncı His Gibidir Bu Vahiy. Kalbimizde Onun Doğru Olduğunu Hissederiz

Vicdan senin kalbinde her an sana bilgi olarak sana sunulur zaten. Hemen anlaşılır. Yani kalbine muntazam Allah hitap eder. Mucize olarak bu ömür boyu insana Allah yol gösterir ve hitap eder sadece ona uyacağız o kadar. İnsan hiç yalnız bırakılmıyor. Hani diyor ya “ben kime danışayım?” Kime danışacaksın? Allah’a danışacaksın. Allah sana vicdanına hitap ediyor zaten “söylüyorum” diyor Allah ayette. “Ben söyledim” insan onu anlar ne dediğini bilir Allah’ın. “Nasıl anlayacağım?” Hemen anlarsın. Ama mantıkla bozmaya çalışıyorlar, vicdanın hükmünü vicdanla bozmak yanlış olur. Bu haram olur. Vicdan ne diyorsa ona uyacaksın ister işine gelsin ister işine gelmesin.

]]>
http://podcast.harunyahya.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/264199/sayin-adnan-oktarin-6-kasimhttp://podcast.harunyahya.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/264199/sayin-adnan-oktarin-6-kasimhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171106t_08.jpgTue, 28 Nov 2017 08:13:41 +0200
Sayın Adnan Oktar'ın 5 Kasım 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 5 Kasım 2017

 

(Diyarbakır’da dün terör örgütü PKK’nın hücre evine düzenlenen operasyonda çıkan çatışmada şehit olan Özel Harekat Polisi Ahmet Alp Taşdemir’in cenazesi düzenlenen törenle memleketine uğurlandı. Şehidin Diyarbakırlı eşi Yeşim Taşdemir törende ağlayan kızına “Ağlama kızım, bugün babanın düğünü, bugün babanın en şerefli en onurlu günü” diye seslendi.)

Helal olsun helal olsun. Annenin kabadayısı makbul annedir çok güzel konuşmuş tebrik ediyorum. Herkes ölecek, çocuk da ölecek, eşi de ölecek, biz de öleceğiz herkes ölecek bu dünyada kimse kalmaz. Şerefli güzel bir ahiret hayatı güzedir, önemli olan budur. Yoksa nedir yani 10 yıl, 20 yıl, 30 yıl hadi 40 yıl olsun yaşamak nedir? Herkes gidiyor ve gidecek. Gitmenin sonsuzluğa olduğunu bilmek, Allah’ın bunu bize bildirmiş olması bizim müthiş sevincimize vesile oluyor. Bize müthiş mutluluk veren en büyük nimetlerden biridir sonsuzluk. Dolayısıyla şehidimizi tekrar tebrik ediyoruz, anneyi de tekrar tebrik ediyoruz. Bak, artık şehit ailelerinde hep böyle asil cevaplar görüyoruz eskisi gibi değil. Fenalık geçirmeler falan yok artık. Ne diyor? “Allah aldı cennete gitti şeref duyuyoruz, onur duyuyoruz” bu. Bayağı güzel tebrik ediyorum. Allah güzel bir sabır, güzel bir hayat, güzel bir onurla uzun yaşatsın geride kalanları, inşaAllah.

 

(Peygamber Efendimiz (sav)’in en nefret ettiği şey neydi?)

Bütün peygamberlerin en nefret ettiği şey ve herkesin nefret etmesi gereken şey şirktir yani Allah’a karşı en çirkin hareket şirk. Mesela bu herhangi bir baş ağrısı ilacında da olur, dersin ki “ben bu ilacı alırım bu ağrı geçer.” Ne geçirecek diyor? “İlaç geçirecek” diyor. Nasıl bir ilaç? Parmak ucu kadar bir hap. Nerede görüyorsun? “Beynimin içinde görüyorum bu görüntüyü” diyor. Ağrıyı kim yarattı? Allah. Hapı kim yaratıyor? Allah. Geçiren kim? “Hap geçirdi” diyor, bu şirk Allah şifa verir. Allah rahatsızlandırır, Allah şifa verir bu bilinecek. Ama tabii dünyanın en iğrenç mahlukları da münafıklardır. Müşrikten daha beterdir münafık. En beter, en pislik onlardır kahpedir. Müslümanlara Müslüman gibi yaklaşır, verem mikrobu gibi bünyenin içinde uzun süre kalır bir kanser gibidir. Yavaş yavaş bünyenin içinde gelişir, bünyeyi yıkmaya yönelik faaliyet yapar ama müminlerde bu hep Allah tarafından şifa tarzında o ur çıkarılır atılır. Bir pisliktir atılır. Peygamberimiz (sav) zamanında da münafık hareketi çok büyük bir hareketti. Bu çok hafif bir hareket gibi anlatılıyor. Halbuki orada anlatılan, ayetlerde alınan tedbirlerin hemen hemen tamamına yakını münafıklara yöneliktir.

 

Münafıklar, Peygamberimizin Kendileri Vesilesiyle Zengin Olduğunu Düşünüyor Ve Kıskançlıktan Deliriyorlardı.

Resulullah (sav)’in zenginliğine zenginlik katıyorlardı münafıklar mecburen onunla beraber gazvelere gittikleri için. Kendi eliyle getirip koyuyor önüne Peygamber (sav)’in. Mesela altın sandıklarını getiriyor, gümüş sandıklarını getiriyor, develer getiriyorlar, kendi elleriyle getiriyorlardı münafıklar. Ama tek ümitleri Peygamber (sav)’in yaşı ileri olduğu için vefat edeceğini düşünüyorlardı bir oradan, bir de savaşlarda mutlaka şehit olacağını düşünüyorlardı. Ama asıl Sasani devletinin o putperest devletin adamlarına sürekli haber gönderiyorlardı ki Peygamber (sav)’in tutuklanması için. Ömer (ra), Osman (ra), Ali (kv) hepsinin isimlerini de vermişlerdi, işte “şöyle yapıyorlar böyle yapıyorlar, sizin devletinizin aleyhinde bunlar” falan gibisinden Sasanileri tahrik ediyorlardı Peygamberimiz (sav)’e karşı. Bir gün mutlaka tutuklanacağı inancındaydılar. Ve Roma hükümetini de, deccaliyetin merkeziydi Roma, oraya da sürekli haber gönderiyorlardı “burada böyle bir hareket var haberiniz var mı?” İşte “burada organize oldular, Muhammed diye birisi var” (sav) “onun etrafında kümelendiler ekip halindeler” diye haber gönderiyorlardı. Oradan da tutuklama haberi gelecek diye bekliyorlardı. Tutuklama haberi gelince o zaman mala mülke falan hepsine konacaklarını düşünüyorlardı Peygamberimiz (sav)’in mallarına. Çünkü geceli gündüzlü yardım ediyorlardı, mal akıl almaz artmıştı Peygamberimiz (sav) zamanında muazzam bir zenginlik oluşmuştu. Develer şunlar bunlar koyun sürüleri çünkü gidiyorlar mesela ganimet olarak alıp-getiriyorlar. Ama bunda münafıklar çok gayretliydiler akıl almaz. O 300 kişi akıl almaz bir gayretle çalışıyorlardı. Sonra bunlar yavaş yavaş avanaklıklarını anlamaya başladılar bu 300 kişi. Hatta mesela Tebük Seferi’nde hem kendileri savaştan kaçmaya başladılar. Peygamber (sav)’le görüşmüyorlardı, mesela normalde sahabeler Peygamber (sav)’in yanına geliyor, onlar görüşmüyor kayıp adam ortada yok. Peygamberimiz (sav) soruyor “nerede?” diyor yok. “Şu nerde?” diyor o da yok. Yüzüne bakmaya tahammülleri yok Peygamber (sav)’in artık öfkenden kafayı yemişlerdi, haset ve kinden Peygamber (sav)’in toplantılarına gelmiyorlardı. Peygamber (sav)’in huzuruna gelmiyorlardı. Mücadeleden de kaçıyorlardı, hem de “Müslümanlar zayıf durumda” diye orada burada sürekli propaganda yapıyorlardı aleyhlerinde. İşte “güçleri yok, her an Sasaniler saldıracak, Bizans devleti saldıracak hepsi tutuklanacaklar” diye haber yayıyorlardı ve aleyhlerinde de kanunsuz olduklarına dair yani hukuka aykırı davrandıklarına dair de haberler yayıyorlardı. Sasani hükümetini öyle tahrik ediyorlardı o devlete karşı gibi göstererek. “Muhammed güç durumda. Şiddetli sıcaklarda ve çok uzak diyarlarda Ben-i Esfar’la yani Bizanslılarla savaşacak. Herhalde o Ben-i Esfar’la çarpışmayı oyuncak sanıyor” diyor Peygamber (sav)’e. “Bizans’la çarpışmayı oyuncak sanıyor. Vallahi onun ashabına bir sabah” yani 4 gibi, 5 gibi, 3 gibi akşam yani güneş doğmasına yakın yahut “ikişer ikişer iplere bağlanmış olarak görüyorum sanki” diyor. Yani Hz. Ömer (ra), Hz. Osman (ra), Hz. Ali (kv) hepsinin tutuklandığını görüyorum diyor Peygamber (sav)’le beraber. Sonra ne olacak? O birikmiş mallara el koyacaklar ve bir talan kafası kendi kafalarınca oluşuyordu.

 

(Para söz konusu olduğunda insanların karakteri neden değişiyor?)

Para söz konusu olduğunda, işte yüksek karakterde insanlarda etkilenme olmaz. Yoksa para veyahut herhangi bir menfaat karşılığında insanlar değişebilirler. Mesela münafıkların dengesini bozan paradır. Para kazanamamak. Allah yolunda parasının yok olduğunu düşünür münafık, Allah yolunda harcamaların anlamsız olduğunu düşünür ve onu derinden sarsar münafığı yani deliye çevirir. Ama tabii kadın olsun erkek olsun para karşılığında kişiliğini bozan insanlar var. Tek çözüm yine Allah korkusu Allah sevgisidir. Yani asil bir insanın yapacağı bir şey değil. Basit insanlar basit davranışlar gösterebilir. Ama benim güzel yüzlüm asil bir kız, öyle insanlardan uzak duracaktır, yeterli olur o.

 

(Modernlik denince ilk akla ne gelir?)

Modernlik insanın içinde bir içgüdüdür. Allah tarafından vicdanına verilen bir sanat anlayışıdır. Yani bir şeyin sürekli durağan olmaması yenilenmesi. Mesela bir eşya, sürekli aynı eşyayı yapmak olmaz değiştirirsin yeni bir güzellik katarsın o modern olur. Bir daha değiştirirsin bir daha güzellik katarsın yine modern olur. Allah o yaratıcılığını sürekli eşyada, cisimde her şeyde gösterir. Yenilenmiş her şey güzelleştirilmiş, mükemmelleştirilmiş her şey moderndir. Öyle düşünebilirsin.

 

(Dua etmek insana fayda verir mi?)

Dua etmek Allah’la bağlantı demektir, Allah’a sevgi demektir, Allah’a sevgiyi ifade demektir. Duayı zaten Allah ettirir kaderde olan duayı edersin onun dışında dua edilmez. Hangi kelimeleri nasıl kullanacağın, nasıl dua edeceğin, nerde dua edeceğin en ince detayına kadar kaderde bellidir o duayı yaparsın o Allah’a olan sevgini artırır Allah da seni o zaman daha çok sever, sen de Allah’ı daha çok seversin ama sevgidir dua da.

 

(Merak ediyorum mirasınızı kime bırakırsınız?)

Miras; bütün müminler birbirlerinin velisidir ve dolayısıyla Cenab-ı Allah müminleri koruyup kollamamızı, onlara velayet gözüyle, velayet ahlakıyla, velayet korumasıyla yakın olmamızı bize emretmiştir Cenab-ı Allah. Velayet sistemi de zaten bütün malın mülkün Müslümanlarındır. Miras sağken Müslümanda bitmesi gerekir yani birikmiş bir malı olmaması lazım Müslümanın. Mesela ben mal biriktirmiyorum, hiçbir şekilde mal biriktirmiyorum, birikmiş malım yok, bankada birikmiş param yok, hiçbir şekilde biriktirmem. Kazandığımın bir ilk birkaç gün içerisinde harcarım, bir hafta bile tutmam ben dolayısıyla bütün malım, mülküm, sevgim, saygım, hizmetim Allah içindir ve müminlere dağıtılan mal da Allah için dağıtılır, Allah dağıtır ben dağıtıyormuşum gibi görünür. Malım diye zannettiğim şey Allah’a ait Allah’ın yarattığı görüntülerdir, para da bir görüntüdür, mal da bir görüntüdür onun dağıtımını da Allah yapar, sen dağıtıyormuşsun gibi görünür. Mesela param var diyor banka kasayı açıyor çaka çaka içi para dolu mesela avuçluyor paraları falan nerde? Beyninin içinde. Neyi avuçluyorsun? Görüntüyü. Ona parayı tutma hissi verilir, paranın görüntüsü verilir hiç kimse paranın gerçeğiyle şu ana kadar muhatap olmamıştır, hiç kimse altının gerçeğiyle muhatap olmaz. Altının görüntüsüyle muhatap olur, gümüşün görüntüsüyle muhatap olur, köşkünün görüntüsünü görür, filmini görür hiç kimse köşkünün gerçeğiyle muhatap olamaz. Hiç kimse yatının, teknesinin gerçeğiyle muhatap olamaz mutlaka filmi gösterilir beyninde onun filmini seyreder. Şu ana kadar malının, mülkünün gerçeğiyle muhatap olan hiçbir canlı olmamıştır ve sonsuza kadar da olmayacaktır, ancak Allah bilir dışarda ne olduğunu.

 

(Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar ve kuvvet komutanları Hakkari’nin Şemdinli ilçesi kırsalındaki teröristlerin saldırısında altı asker ve iki güvenlik korucusunun şehit olduğu bölgede incelemelerde bulundu. Şehit askerlerin görev yaptığı Büyüktepe Hudut Karakolu’nu ziyaret etti.)   

Orada bir gariplik var yani stratejik açıdan bir yanlışlık olduğu anlaşılıyor onun ortadan kaldırılması gerekiyor. Kardeşim şimdi bu adamlar mesela bir geçit var oradan geçiyor PKK’lılar yani yola, iki yüz kilo TNT’yi oraya toprağın altına doldurun yüz kilo veyahut uzaktan kumandalı karakolda onun düğmesi hazır olsun ve sonra yine geçecekleri bayır noktaları var, mevzi alacakları yerler var. Mesela altı metre yerin altına eşersin altı metre, yedi metre yüz kilo TNT’yi korsun, kabloyla bu karakola bağlanır adamlara söylersin ‘bu bölge sizin için pek tekin bir bölge değil buraya yanaşmayın’ dersin, yanaşamazlar diye düşünüyorum. Mesela askere ateş ediyor adam orada iki noktada gücü gösterirsen mesela bir başında, bir sonunda adam teslim olur bu kadar basit. Dağı havaya uçurursun, geçidi de havaya uçurursun adam teslim olur, teslim ol diye anons yaparsın teslim olur. Kaçmaya kalkarsa ne olur? Yakalarsın. Ne diyeyim? Geçecekleri bütün yerler, her yer toprağın altı, altı metre altı su geçirmez şekilde TNT ile doldurulsun ve her yerde, her noktada bu olsun zor bir şey değil ki gayet kolay. Toprak eşilecek TNT konup kapanacak o kadar, zaten bir-iki kere bunlar böyle bir yıldırılsalar, görse durumu bir daha it gibi yılar hiç gelmezler, bunu yapsınlar hep klasik kurallar olmasın ben askerimize akıl veriyor gibi olmayım da ama ben vatandaş olarak içim rahat etmiyor ben bunu söylerim.

 

Eğitimle PKK’lı Olan, Eğitimle PKK’lı Olmaktan Çıkar. En Büyük Hata Anti PKK Eğitim Verilmemesidir.

PKK’lı adam doğmuyor kimse anasından PKK’lı doğmaz. Müslüman fıtratıyla doğuyor fakat sonradan PKK’lı oluyor, eğitimle PKK’lı oluyor biz de onları eğitimle PKK’lı olmaktan çıkarabiliriz. Bak eğitimle PKK’lı olan eğitimle PKK’lı olmaktan çıkar, eğitim yapılmıyor. PKK’lıyı PKK’lı olmaktan çıkaracak eğitim yapılmıyor yıllardan beri söylüyoruz ve en büyük hata bu, en büyük eksiklik. Adam mesela böyle yan gidiyorsa sen buna doğru yolu gösterirsen doğru yolu öğrenir bu yapılmıyor ısrarla. Komünizme karşı, Darwinizm’e karşı, materyalizme karşı bilimsel mücadele şart, bu yapılmadığı müddetçe bu bataklık genişler ve devam eder, silahla hallolacak bir şey değil tabii ki silahla bir savunma yapılır fakat çözüm bilimseldir, eğitimle olur. Türkiye’de Darwinist eğitime son verilmesi lazım, materyalist eğitime son verilmesi lazım, imam hatiple de olacak bir şey değil bu, imam hatiplerde de Darwinizm öğretiliyor çünkü. Komünizmin geçersizliği, materyalizmin geçersizliği, Darwinizm’in geçersizliği bilimsel olarak anlatılması lazım. Devlet kendisi yapmıyorsa bize görev versin de biz yapalım, geniş çaplı yapılması lazım. Bütün Güneydoğu’da, bütün Türkiye çapında, Ortadoğu çapında yapılması gerekiyor.

 

(Bu kadar kaza birikiyor. Bu namazları nasıl kılıyorlar, bu kadar kaza biriktikten sonra?)

İşte o gelenekçi İslam anlayışının en acı yönlerinden biri, biriktirme diye bir şey olmaz namaz vaktinde kılınır kılınmadıysa geçmiştir. Adam yirmi yıllık kazayı yapacaksın diyor. Nasıl olacak? Yemek yemenin, uykunun dışında gece gündüz namazını kılacaksın diyor. Adamları mahvediyorlar adam günde on saat, on beş saat namaz kılıyor yani namazdan yıldırıyor adamları mahvediyorlar bu şeytani bir oyun bilmeden yapıyorlar çok büyük bir hata.

 

(Necmettin Erbakan hakkında ne düşünüyorsunuz?)

Necmettin Erbakan son yüz yıllarda gelmiş en mükemmel mücahittir. En mükemmel Müslümanlardandır. Said Nursi gibi, Necip Fazıl Kısakürek gibi İslam’a çok büyük hizmeti olmuş gerçekten iman eden halis, muvahhit, muttaki, afif, naif mükemmel bir Müslümandı. Veli tiynetliydi, ehli tarikti, Nakşibendi’dir. Beş vakit namazında mümin vasıflarına tam sahip Allah’ın nimet olarak gönderdiği mübarek bir şahsiyetti. Allah gani gani rahmet etsin.

 

(Her şeyi kafasına takan insanlara ne tavsiye edersiniz?)

İşte insanların en büyük hatası o, çok tehlikeli bir şey bu. Çok zarar verir. Allah’a tevekkül etmeleri lazım. Allah’a güvenmeleri lazım ama bir türlü onu elde edemiyorlar onun için birbirlerine yardım da etmeleri iyi olur. Ara ara birbirlerine maneviyatlarını güçlendirecek şekilde konuşmaları, tevekkülün, sabrın önemini anlatmaları ve başına gelen olaylardan da örnekler vererek güçlenmesi sağlanabilir insanların. Her şeyi büyütüyorlar ufacık bir şeyi, ufak bir sözü, ufak bir konuşmayı, ufak bir rahatsızlığı bunları gözlerinde büyütmemeleri için yardımcı olmak güzel bir ibadet olur. Kendinden örnek vererek anlatmak özellikle çok çok iyi olur.

 

(Açık olunca namussuz oluyor, kapalı olunca namuslu oluyor. Bu önyargıyı nasıl yenebiliriz?)

Çok mantıksız tabii çok yanlış. Bir kere sahabe hanımlar dekolte geziyorlardı zaten, neden öyle bir şey olsun?  Bayağı mübarek muhterem insanlardı. Dışarı çıkarken ancak sarkıntılık edenler varsa sorun varsa o zaman çarşaf giyiyorlardı onun dışında dekolteydi kıyafetleri. Zaten Nur Suresi’nde dekolte bir kıyafetten bahsediliyor yani kapanmış vücudun tamamını kapatan bir kıyafetten bahsedilmiyor. Açık kadın-kapalı kadın öyle bir iddia yersiz. Namussuzluk iddiası zaten kimse onu söyleyemez. Onu söyleyenin kendisi zaten namussuzdur ki öyle bir şey kullanıyor. Türkiye’nin yüzde doksanı dekolte hanımlar ne alakası var? Dünyanın yüzde doksan beşi dekoltedir. Onunla da onun alakası olmadığı belli. Ayrıca kapalı olan namusludur diye bir şey yok. Namuslu olmak imanla bağlantılı bir şeydir. Kıyafetle alakası olmaz. Hatta Allah esirgesin adam bizzat açıklıyor fuhuş yapıyor ama dikkati çekmemek için kapanması gerektiğini düşündüğünü söylüyor. Kapalı olarak hatta çok bilinen bir şey bu, bunu yapanlar var. Hiçbir anlamı olan bir cümle değil. Hiçbir anlamı olan bir konuşma değil. Dolayısıyla benim güzelim öyle konuşanlara hiç itibar etmesin. Geçerli olan bir şey değil.

 

(Samimi olmak için ve vicdanımıza uymak için ne yapmalıyız?)

Kendi halimize bırakırsak kendimizi baskı yapmazsak kaderimiz vicdanımızla bağlantılı olur zaten. Vicdan bizi zaten ikna eder anlatır. Vicdana insan direndiği için sorun çıkıyor, vicdana karşı mantık kullandığı için sorun çıkıyor. Vicdan her an bizi kontrol altında tutar vicdana uyan da zaten samimi olmuş olur. Samimiyetin ölçüsü vicdandır. İnsanın ruhunda o vicdan denen güce işine gelsin veya gelmesin uyması. Uyduğunda hem vicdanlı hem de samimi olmuş olur. Kendini rahat bırakması yeterlidir insanın baskı yapmaması.

 

(Kadın ve erkek arasındaki güven sorunu nasıl çözülür?)

Kadınlar daha naif daha nezih varlıklar biliyorsun. Savunmaları daha güç erkeğe göre. Erkek kadınla ilişkiye girdiğinde o onun için onur oluyor, sükse oluyor ama kadın küçük düşmüş olarak addediliyor. O yüzden kadın dezavantajlı. Bedenen de adale kuvvet yönünden de dezavantajlı olduğu için kadının güven istemesi son derece makul. Kadına güvenin verilmesi için en hassas olduğu, en çok üzerinde durduğu konuların üzerinde durmak lazım. Ne bunlar? Kadının namusuna, haysiyetine, şerefine, dinine imanına, mukaddesatına, sağlığına sıhhatine, sevincine, neşesine kefil olmak. Bunu ispat etmek, izhar etmek, göstermek kadın için yeterlidir. Ama kadını direkt hedefleyen bir çalışma da kadın tabii ki güven duymayacaktır. Korkar çekinir haklı olarak çünkü başı esaslı şekilde belaya girebilir. Nitekim de giriyor görüyorsunuz her yerde haberlerini alıyoruz. Dolayısıyla mümin Allah’tan korkacak, kadını mukaddes bir varlık olarak görecek, şefkatle onu koruma azmiyle, şövalye ruhuyla koruyup kollayacak. Gerekirse ölümü göze alacak o zaman kadın güven duyar onun dışında risk, bela kapıda demektir. Çünkü çok esaslı şekilde bela oluyor kızlara daha sonradan nefes aldırmıyorlar. Mesela çocuğa sarılıyor telefonla resmini çekiyor bitti. “Eğer” diyor “benimle bağlantına devam etmezsen bunu babana gönderirim” diyor. Çocuk hayatta öyle bir şeyle karşılaşmamış. İlk defa birisi öyle ona kol atmış, ani bir resim yapacağı bir şey de yok. Babası, ağabeyi falan çok asabi oluyor kızların orada gidip çocuğun yakasına yapışmaz aile kıza saldırıyorlar ağzını burnunu kırmalar, sokağa atmalar, hakaret etmeler, aşağılamalar. Çocuk da korktuğu için ikinci hamleyi de kabul ediyor bu sefer, üçüncü hamleyi kabul ediyor ta başı belaya girinceye kadar. Bu sefer tehlikeli aşamaya gelince de kurtulmak istiyor görüşmeme talebini söylüyor. Görüşmesen de seni vururum asarım keserime başlıyorlar. Onun için gençler şövalye ruhlu olursa her yerde kabadayı ruh olursa böyle itlik yapanlar olmayacağı için genç kızlar da kendini güvende görür ve delikanlılarla rahatça arkadaş ve dost olurlar. Güven içinde onları yaşatmak garantisi verilirse. Onun dışında tabii ki haklılar, tabii ki bir savunma refleksi olacaktır.

 

(Allah’ın gösterdiği işaretler var mı, varsa nasıl cevap veririz?)

Tabii her şeyde Allah sürekli işaret verir. Yani ne yapacağımız ne yapmayacağımıza dair küçük küçük işaretler olur. Bilen, hikmet gözü ile bakan o işareti anlar ona göre hareket eder. Hep o işaretlerin yolunda hareket etmek lazım. Eskiden beri bilinen bir şeydir bu. Geçenlerde de anlatmıştım ya Hristiyan insanlar bak kaç yaşındaki adamlar 50-55 yaşında var. Evini barkını bırakmış burada İslam’ın gerektirdiği tarzda o da dinini anlatıyor. Yani tebliğde bulunuyor. “Buradan gidecek misin?” dedim. “Ne kadar süre var.” “İşaret bekliyoruz” dedi. Yani “o işarete göre hareket edeceğiz” dedi. Çok manidar çok dikkatimi çekmişti. Benim yakışıklım zaten kendisi anlıyor bunu benim anladığım. Sadece duyulmasını istiyor benim anladığım kadarıyla. Bu işaretler nasıl olur? Onu anlatamam ama herkes kendi feraseti ile basireti ile onu bilir. Mesela bak Musa (as) ne diyor? “Bu bir işaret” diyor. “Balık” diyor “burada kayboldu” diyor. “Kendini attı birden, suya attı tamam” diyor. “Bu bir işaret oraya geri dönelim” diyor. Bu tarzdadır. Ama şu şöyledir bu böyledir örnekler veremem. Bir tane Kuran’dan örnek veriyorum.

 

Dışadönüklük Toplum İçin Şifadır

Dışadönüklük nasıl elde edilebilir? Deli dolu olacaksın. Kendini kasmayacaksın. Gereksiz taassuba girmeyeceksin. Gereksiz kurallar çıkarmayacaksın. Gurur yapmayacaksın, kibir yapmayacaksın. Enaniyet yapmayacaksın, büyüklenmeyeceksin. O zaman olur. Dışadönüklük aslında toplum için çok gerekli bir şey. İçe kapanıklık bütün toplumu hasta ediyor. Bazı yerlerde bazı insanlar yanında böyle etki meydana gelir. Dışadönüklük toplum için şifadır. İnsanlara ferahlık, rahatlık verir. İçe dönüklüğün nedeni genellikle hep gurur, kibir, büyüklenme hissi, şüphecilik, utanma hissi ama en çok egoistlik bencillik etki eder. Bunlardan kaçınmak gerekiyor. İrade kullanarak akıl kullanarak.

 

(Avrupa’da bir insan öldüğü zaman neden bütün insanlık ayağa kalkıyorken Müslüman kardeşlerimiz şehit olduğu zaman hiç kimsenin neden sesi çıkmıyor?)

Müslümanları bir kere gelenekçi Ortodoks istem değersiz hale getiriyor. Yani bir kere kadını aşağılıyor. Erkekleri de potansiyel suç makinesi gibi görüyor. Yani her şeyin cezası ölüm. Korkunç bir hayat olduğu için Müslümanlar da birbirine değer vermiyor. Çünkü zaten kendi kendilerini öldürme sistemi var. Mesela IŞİD adama soruyor “sen hangi inançtasın?” diyor. “Şii’yim” diyor. “Ne dedin tam anlamadım?” diyor “Şii’yim” diyor tak kafasından vuruyor. “Aleviyim” diyor. Tak kafasından vuruyor. Hatta soruyor diyor ki “İslam devletini kabul ediyor musun?” Adam “kabul etmiyorum” diyor. “İlerle şöyle” diyor. Takır takır takır otomatik silah ile tarıyor. Adam seni bilmez tanımaz. Hangi İslam devleti nereden çıkartın kendi kendine konuşuyorsun. Alevi olmak niye suç oluyor, Şii olmak niye suç oluyor sana ne? Ne inançta olursa olur. Seni ne ilgilendirir?

 

(Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın Astana görüşmelerinin Türkiye’nin itirazları sonrasında ertelendiğini açıklayarak zirveye terör örgütü PYD’nin katılmayacağını söyledi.)

Güzel. Türkiye demek ki ağırlığını koydu mu her şey halloluyor. Rezilliğe bak, PYD; PKK demektir. Ne kadar uzatıyorsunuz? Olmayacak iş.

]]>
http://podcast.harunyahya.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/264198/sayin-adnan-oktarin-5-kasimhttp://podcast.harunyahya.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/264198/sayin-adnan-oktarin-5-kasimhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171103t_06.jpgTue, 28 Nov 2017 07:53:39 +0200
Sayın Adnan Oktar'ın 4 Kasım 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 4 Kasım 2017

 

(Diyarbakır’da terör örgütü PKK’ya yönelik operasyonda şehit düşen polis memuru Ahmet Alp Taşdemir’in babası İbrahim Taşdemir “Bu ezan ve bayrak necip milletin omzunda yücelmeye devam edecek. Benim oğlum peygamberlerin yanında olan şehadet makamına ulaştı. Doğduğunda Rabbim bizi şereflendirmişti. Şehit olarak ölümüyle de yine şereflendirdi. Bunun için ben Rabbim’in hükmüne boyun eğdim. Hiç şikayetim yok. Rabbimiz’den gelen başım gözüm üstüne. Bizim ümmetimiz, milletimiz, vatanımız sağ olsun. Allah bu millete zeval vermesin. Elhamdülillah Rabbim bize böyle bir makam lütfetti, şeref duyuyorum” dedi.)

İşte baba böyle olur, kabadayı böyle olur, Müslüman böyle olur. Halbuki hepimiz ölüp gideceğiz. Ama orada bir şeref ve büyüklük var, bir yücelik var. Allah esirgesin trafik kazasında da vefat edebilirdi, bir şeyden de olabilirdi. Ama en yüksek şerefle Allah’ın Katına alınmış. Bu çok büyük bir nimet.

 

(İnsanların iman etmesi için en iyi yöntem nedir?)

İnsanların iman etmesi için en iyi yöntem Müslümanların güçlü görünmesidir. Zavallı görünürse Müslüman, insanlar güce eğilim gösterdiği için zamanımızda zavallılığa, ezikliğe eğilim göstermezler. Sadece acır ve uzak dururlar. Çünkü zamanımızda deccal güçle bizim karşımıza çıkıyor, zenginlikle ve her türlü sükseyle karşımıza çıkıyor. Biz de ona her türlü sükse, güç ve ihtişamla karşı çıkacağız Hz. Süleyman (as) gibi. Yani ezik, perişan bir Müslümanı zengin, üniversiteli bir genci dinlemesi çok zor. Onun söz dinleyebilmesi için senin de çok kültürlü, görgülü, güzel görünümlü, şık kıyafetli güçlü insan olman lazım. O zaman senin dininin İslam’ın ne olduğunu zaten sen anlatmadan o anlamış olur. “Ha demek ki dindar böyle oluyormuş” der. Zengin, güçlü, akıllı, muktedir, görgülü, klas, sanatçı güzel insan. Artık söze pek gerek kalmaz. Evine götürürsün muhteşem bir ev, arabana biner muhteşem bir araba. Köyde de olsa fark etmez, tertemiz bir ev, tertemiz bir misafir odası. Sen orada Allah’tan dinden bahsettiğinde elin yüzün düzgün, temizse o sana ittiba eder o insan. Ama üst baş pejmürde, her yer perişan, görgüsüz kültürsüz, katı, işte “sakalını keseni öldürelim” diyor. Ee? “Zekat vermeyeni de öldürelim, şunu yapmayanı öldürelim, bunu yapmayanı öldürelim.” İşte “zina edeni taşlayarak öldürelim, şunu yapanı keselim şunu yapanı şöyle yapalım, gel Müslüman ol” dersen adamın normal imanı varsa onu da kaybeder ve senden kaçabildiğince kaçar. Onun için eğer biz olmasaydık İslam dinine çok büyük bir oyun oynanacaktı Allah esirgesin. Çok çok büyük felaket olacaktı. Suriye ve Irak’ın konumuna sokacaklardı Türkiye’yi. Bir kere Darwinizm’in başını ezdik, hükümete felsefi muazzam bir zemin hazırladık. Ve gelenekçi Ortodoks sistemin bütün ürkütücülüğünü, korkutuculuğunu kendi hayatımızın güzelliğiyle tampone ettik ve kapattık set olduk. “Müslüman neşelidir” dedik “sevinçlidir, sanattan anlar, resim de yapar, heykel de yapar, kadınlar özgürdür gülerler eğlenirler, evleri güzeldir, arabaları güzeldir, zekidirler, kültürlüdürler, her türlü iyiliğin güzelliğin içindedirler, affedici ve şefkatlidirler ve hiçbir şekilde baskıcı değildirler, ‘din bir özgürlüktür’ derler, ‘dinde baskı yoktur’ derler” tarzında anlatınca deccalın elindeki bütün imkan ve vasıtaları almış olduk. Ha küçük bir grup, fark etmez. İsterse çekirdek kadar olsun bitirir. İncir çekirdeği de topluiğne başı kadar 30 metrelik ağaç oluyor, yüz binlerce meyve veriyor incir veriyor.

 

Münafıklar Peygamberimiz’e Çok Haset Ediyorlardı. Onun Heybetini, Birbirinden Güzel Hanımları Olmasını, Zenginliğini, Bereketini Müthiş Kıskanıyorlardı 

Peygamberimiz (sav) zamanında hayat çok zordu. Peygamberimiz (sav)’i şimdi anlatıyorlar ama ortamın zorluğunu pek anlatmıyorlar. Peygamberimiz (sav) zamanında münafıklar it-kopuk takımından oluşan böyle insanlar vardı. Şimdi Peygamberimiz (sav)’e geliyorlardı “ben Müslüman oldum La İlahe İllaAllah Muhammeden Resulullah” diyorlardı. Ama homoseksüel adam, mesela hırsız, dolandırıcı, gaspçı ahlaksız yani asrımızda olduğu gibi, var öyle münafıklar asrımızda da var o devirde de vardı. Gelmiş, Peygamber (sav) ne desin “geri gidin” diyemiyor tabii. Doldular, ama bakın doluş sebepleri ne? Ve bunların hep bir başı oluyor. Bir organizasyon içerisinde oluyorlar. Şöyle düşünüyorlardı; Peygamber (sav) her an Bizans devleti tarafından tutuklanabilir, Bizans devleti gelir tutuklar, sahabelerin önde gelenleri de tutuklanır, mesela kaç kişi, 6-7-8-10 kişi hepsini tutuklar alır Bizans’a götürür, böyle bir ümit içindeydi bu çakallar. Bir de Sasanilerin Peygamberimiz (sav)’i tutuklamasını bekliyorlardı. Yani Sasani hükümeti çok azgındı onlar, putperest böyle. Onların sahabeleri ve Peygamberimiz (sav)’i tutuklamasını bekliyorlardı. Şimdi onların iki ümidi vardı bu yönde. Bir de üçüncü ümitleri de Peygamberimiz (sav)’in savaşta şehit olması ihtimali. Çünkü sürekli savaşlara gidiyor. “İllaki ona bir şey yapacaklar” diyorlardı illaki. Şimdi Peygamberimiz (sav)’in şehit olması durumunda veya Sasaniler tarafından tutuklanmasında veyahut Bizans tarafından tutuklanması durumunda ne olacak? Peygamberimiz (sav)’den kalan, Müslümanlardan kalan bütün mallar kimin eline geçecek? Münafıkların eline geçecek. Dolayısıyla münafıklar akın akın Peygamberimiz (sav)’in cemaatine iltihak ediyorlardı, 50 kişi, 60 kişi, 70 kişi 300 münafık geldi iltihak etti. Ve sabırla bekliyorlar Peygamberimiz (sav)’in vefatını bekliyorlar, Müslümanların malını mülkünü ele geçirmeyi bekliyorlar. Ama bu bekleme bunları sıktı çok bunaldılar. Bir sene, iki sene, üç sene mesela Peygamberimiz (sav) savaşa giriyor, aa bakıyor canlı çıkıyor. Tam heyecanlanıyor, tam Peygamber (sav)’e haşa vurdular, Peygamber (sav)’i şehit ettiler gibi beklerken Peygamber (sav) çıkıp geliyor. Sasanileri tahrik ediyorlar, Sasani hükümeti ilgilenmiyor Allah’ın hikmeti. Bizans’ı tahrik ediyorlar münafıklar, diyorlar “gelip tutuklasanıza” haşa işte oradaki diğer insanlar için “bak görüyorsun Muhammed’i de görüyorsunuz hemen alın götürün” bir türlü olmadı. Ama orada Cenab-ı Allah bunların alçaklığının, ahlaksızlığının boyutunu Müslümanlara göstermek için. Adamların bir hedefi de Peygamber (sav)’in hanımları münafıkların. Onun için Peygamber (sav) hanımlarını bu münafıkların azgınlığından korumak için oyun oynamalarını engellemek için bir perdeyle görüşmelerini Allah yasakladı perdeyle “perde arkasından görüşeceksiniz” dedi. “Dışarıda da onlarla görüşmeyeceksiniz” dedi. Konuşma ve bağlantıyı kestirdi münafık saldırısı çok güçlü olduğu için. Çünkü her ganimet dağıtımında çok öfkeleniyorlardı. “Biz akşama kadar mücadele ediyoruz” falan “ama bize ganimet gelmiyor” diye. Fakat Peygamber (sav)’i zengin etmede de bir mahsur görmedi münafıklar nasıl olsa malı mülkü alacağız diye. Onun için her türlü mücadelenin içine girdiler, her türlü malı Peygamber (sav)’e hibe ettiler. Sonunda baktılar ki yolunmuş tavuğa döndüler ve enayinin enayisi kerizin kerizi konumundalar. Saçı başı dökülmüş hindiye döndüler. Göster. Ve münafıklar bu şekilde defolup gittiler. Ve Resulullah (sav)’e hiçbir zarar veremediler. Devir değişir mantık değişmez münafıklarda.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan Manisa’da toplu açılış töreninde konuştu bugün. Şunları söyledi: “Bugüne kadar bizi müttefiklik diyerek oyaladıklarını sananlara son sözümüz budur; biz Irak ve Suriye’deki tespit ettiğimiz tüm terör kamplarını yerle bir edeceğiz biline. Sınırlarımız dışındaki tüm terör bataklıklarını kurutmakta kararlıyız. Şayet oralarda sakındığı bir şeyi olanlar varsa tedbirini alsın. Cerablus-Elbab hattına başarıyla sonuçlandıracağımız, İdlib’de yine başarıyla sürdürdüğümüz operasyonlarımızı her an diğer bölgelere yayabiliriz. Sonradan darılmaca olmasın. Buradan bir kez daha ilan ediyorum, bizim için ülkemizin bekasından daha önemli bir şey yoktur. Üzerimize salınan terör örgütleri, teröristler neredeyse gidip orada tepelerine binmek bizim en tabii hakkımızdır.”)

Doğru söylüyor tabii. Nokta nokta tespit edip, zaten bunlar düz ovaya girmişler ayakları betona basmış. Çok müsait pozisyon. İran’la da anlaşıp İran, Türkiye, Suriye, Irak ittifak edip hatta İsrail’le de anlaşıp bunları oradan kazıyıp atmak lazım. Hiç bekletmeye gerek yok. Doğru söylüyor.

 

Sanatı Yaratan Allah’tır, Güzelliği Yaratan Allah’tır

Sanatçı tabii takdir edilmekten hoşlanır. Çünkü bir güzellik sunuyor ortaya. Mesela farz edelim bir saç stili meydana getiriyor bir kuaför. Takdir edildiğinde tabii ki hoşuna gider. Bir kere Allah takdir edilmek ister. Kul da takdir edilmek ister güzel bir şey olduğunda. Zaten bu sevgiyi artıran bir olaydır. Takdir edilmemesi de kabalık ve münasebetsizliktir. Takdir bir terbiyedir, güzelliktir, nezakettir, sevgi anlayışıdır, sevgiyi ifade etmektir. Mesela bir tablo var ustasını överiz. Güzel bir resim, güzel bir heykel ustasını överiz. O, sanatı daha da güzelleştirir. Ama ustasını övmezsek “ne güzel tablo?” diyoruz. Ustası? “Ustası beni ilgilendirmez” diyorsun, olmaz. Ustasının takdir edilmesi çok önemlidir ama ustaların ustası da Allah’tır. Onu bize öyle usta gibi gösteren, onu vesile eden güçtür Cenab-ı Allah. Asıl yaratan Allah’tır, ustayı vesile eder. O zaman hem vesileyi takdir ederiz, hem Yaratan’ı takdir ederiz. Vesileyi nezaketen takdir ederiz, Yaratan’ı gerçekten takdir ederiz. Dolayısıyla bir sanatçının mesela ünlü bir heykeltıraş muhteşem bir heykel yapmış. Çok özür dilerim de takdir edilmemesi terbiyesizliktir, ahmaklıktır ve aptallıktır. Sanatçı sevgiyle ayakta durur dolayısıyla sanatının beğenilmesi bir sevgi gösterisidir. Onun daha güzel eserler yapmasına vesile olur. Kınanacak bir yönü olmaz. Benim yakışıklımın demek istediğini ben anladım, o başka türlü söylüyor. Fakat benim anladığım daha başka türlü olduğu için genel mantığını vurguluyorum. Sanat insanlar içindir tabii ki ama anlamayana olmaz. Anlayan insanlar içindir sanat. Yoksa “sanat, sanat içindir” çok münasebetsiz bir ifade. Ne demek yani? Sanat canlı değil ki sanattan hoşlansın. “Ey sanat buraya gel” diyeceksin. Adamın akılından şüphe ederler. “Sanat, nasıl olmuş bu tablo?” diyorsun. Oraya Bakırköy’e güzel, nezih bir oda ayrılıp artık ne tarz ilaç gerekiyorsa. “Sanat, sanat içindir” öyle bir laf olmaz. Çok münasebetsiz bir ifade. Sanat canlı bir varlık değildir. Sanat, sanattan anlayan insanlar içindir o kadar. Ve sanatçıyı övmek de çok makuldür ve doğrudur. Bundan dolayı sanatçı havaya giriyorsa bu terbiyesizliktir. Çünkü sanatı yaratan Allah’tır, güzelliği yaratan Allah’tır. “Ne güzel yaptım” değil, “Ne güzel Allah bana bunu meydana getirtti. Allah beni ne güzel vesile etti” demesi lazım. “Ben yarattım” derse bu sapkınlık olur, çok çirkin olur ve çok yanlış olur.

 

(İstediğim düzeyde imana ulaşamıyorum ve bu konu beni çok üzüyor. Bunun hakkından ne yapabilirim?)

Güzel yüzlüm niye üzülüyorsun? Üzülecek bir şey yok. Nihayetinde imanı yaratan Allah’tır. Eğer kuşku, şüphe diyorsan bu olur. Zaten Allah kasten yaratıyor şüpheyi. İman denen zaten şüpheyle mücadele, yenme olayına derler. İmanın anlamı budur. “Şüpheat orduları” diyor Bediüzzaman. “Mücadele için tahkiki iman ve iman hakikatleri gerekir” diyor şüpheat. “Yoksa insanlar zayıf kalır, mağlup olurlar” diyor. Yani senin burada üzüleceğin bir şey yok. Benim kanaatim herhalde şüphelerle boğuşurken, mücadele ederken biraz zayıf kaldığını düşünüyorsun. Yok, hiçbir şey olmaz sen kararlı olduktan sonra. İmanı bırakmadıktan sonra hiçbir sorun olmaz. Ama keşke örnekler verseydin birkaç tane. Ben daha keskin ve çok sana yardımcı olabilirdim. Şüpheyi meydana getirecek şeyler özel yaratılır mesela Darwinizm’i Allah yaratır özel olarak şüphe meydana gelmesi için. Ama kötü bir şüphe olarak yani zayıf ve cılız bir şüphe. “Şeytanın etkisi zayıftır” diyor ya Allah. Mesela bu çok zayıf bir etkidir, çok çok zayıf bir etkidir. Felsefecileri mesela Allah yaratır, felsefe kitaplarını yaratır. Buralardan şüpheyi meydana getirmek için Allah imkan sağlar veya bir sevdiğimizin canını alır. Mesela bir çocuğun canını alır yahut bir çocuk veya kadın yangında yanar. Bunlarla Allah o insanların imanını sınar. İmanı eğilip bükülüyor mu? Çünkü yüz binlerce, milyonlarca Allah’ın hakkındaki delili bir kenara bırakıp sadece bir çocuğun yanmasından dolayı imanını kaybediyorsa bir anormallik vardır. Bir milyon delil var ama bir tanesini çözemediği için oradan Allah’ı inkar ediyor. Şimdi bu hastalık bu. Dolayısıyla benim güzel yüzlüm hiç üzülmesin gayet rahat etsin. Eğer mümkünse bana yazsın internetten. İsim belirtmesine de gerek yok. “Ben şu konulardan şüphe ediyorum, açamıyorum kendimi” gibisinden bana sorarsa ben ona cevap verebilirim. Göndersin doğrudan cevap vereyim ama zaten bundan rahatsız oluyorsan sen çok imanlısın demektir. Rahatsız olman zaten ruh sahibi olduğunu gösterir.

 

Münafıklar Ganimetleri Elde Edebileceklerini Umarak Yaşarken, Tüm Ömürleri Gençlikleri İmkanları Ellerinden Gitti Ve Yolunmuş Tavuğa Dönerek Muazzam Bir Aşağılanma İçine Düştüler

O devrin münafıkları da Peygamberimiz (sav)’e çok haset ediyorlar. Diyorlar ki, “Hz. Muhammed’in, Ebu-l Kasım’ın yetiminin bir özelliği yok. Eğitim almamış eğitimi yok, zenginliği yok, malı yok, mülkü yok. Geldi peygamber oldu. O niye peygamber oldu ki?” diyorlardı. “Mekke’nin zenginleri var” diyorlar mesela çok ünlü zenginleri var. Medine’nin zenginleri var. Haşa “o kim oluyor da” diyorlardı “Peygamber oluyor. Ne özelliği var? Ve çok fazla da etrafında kadın var. Ve rahat yaşıyor, zengin yaşıyor. Daha önce fakirken, malı mülkü yokken muazzam mal varlığına sahip oldu” tarzında müthiş kinlendiler. O yüzden ayrı bir mescit oluşturdular. O mescidin özelliği zaten homoseksüel mescidiydi. Dırar mescidinin ana özelliği homoseksüel mescidi. Hiç kadın sokulmuyor mescide. Onunla övünüyorlar. Peygamberimiz (sav)’e diyorlar ki, “burası takva mescidi.” “Niye?” diyor Peygamberimiz (sav) “Buraya hiç kadın gelmez” diyorlar. Yani homoseksüel mescidi. Peygamberimiz (sav) önce bir şey demiyor çünkü net elinde delil olmadığı için. Sonra vahiy geliyor Cebrail (as) geliyor. “Orası münafık dolu” diyor. “Fitne yeri, yerle bir et.” Peygamberimiz (sav) sahabelerine emir veriyor. Bayağı özenli yapılmış, ahşaptan saray gibi yapılmış bir mescit dırar mescidi. Peygamberimiz (sav)’in mescidi sade bir mescit, briketle yapılmış kibar bir mescit. Onların yaptığı çok süslü, çok ihtişamlı. Yerle bir ettiriyor Peygamberimiz (sav). Hasırların altından her yerden silah çıkıyor, kılıçlar. Büyük bir katliama hazırlanmış kahpeler. Ve Peygamber (sav)’den nefretlerine bak. O arada Peygamberimiz (sav)’in haşa hanımlarına da bunlar göz dikmişlerdi. Çok haset ediyorlardı, acayip kıskanıyorlardı. Bu ahlaksızlığı bildiği için Cenab-ı Allah vahiyle bildirdi. “Bir perdeyle ayır, hanımlarını onlara gösterme” dedi Cenab-ı Allah. “Onlara bir şey söyleyecek olanlar perde arkasından söylesinler” dedi. Her oyunları bozuldu. Peygamber (sav) müthiş zengin oldu. Sabıkalı sahtekarları vardı o devrin. Ahlaksız üçkağıtçılar Peygamberimiz (sav)’in cemaatine akın akın dolmuşlardı. Güya Peygamberimiz (sav) şehit olacak bir yerde yahut Sasani devleti gelip tutuklayacak. Hz. Ömer (ra)’i, Hz. Osman (ra)’ı, Hz. Ebubekir (ra)’i alıp götürecekler falan Peygamberimiz (sav)’i alıp götürecekler. Mal, mülk her şey bu çakallara kalacak. Öyle zannediyorlardı. Peygamberimiz (sav) hiç sesini çıkartmadı. Bunlar eşek gibi hizmet ettiler Peygamberimiz (sav)’e eşek gibi, senelerce. Geceli gündüzlü çöllerde ıkına yakına böyle kafası yolunmuş tavuğa döndüler, kafası yolunmuş kaza döndüler. Sonra uyandılar baktılar ki Peygamber (sav)’in öleceği yok haşa. Giriyor savaşa hiçbir şey olmuyor, zırhsız. Direkt gömlekle giriyor elinde kılıçla. Bir buçuk saat yaklaşık kayboluyor savaş bölgesinde. Her yere haber yayıyorlar “Hz. Muhammed vefat etti, Allah rahmet etsin” diyorlar. Bir süre sonra Peygamberimiz (sav) böyle kan ter içinde çıkıyor, elinde kılıçla. Hiçbir şeyi yok. Pehlivandı biliyorsunuz. Bizzat kendi tabii savaşta Peygamberimiz (sav)’in etkisiz hale getirdiği yaklaşık yanlış hatırlamıyorsam 14 kafir var. Bizzat kendi eliyle etkisiz hale getirdiği o olayda. Listesi var tek tek şu oğlu şu, şu oğlu şu. Bir kişi görüyor musun? Kabadayılığa bak, yiğitliğe bak, delikanlılığa bak. İnsan korkudan bilse ödü kopar biter felç olur yani etrafı sarılsa değil mi? Tek başına bir buçuk saat yaklaşık çatışıyor, aslan gibi çıkıyor. Bakıyorlar ki münafıklar olacak gibi değil bu sefer hırlamaya başladılar, itlik yapmaya başladılar. Birçoğu defolup gitti. Sürekli arkadan hırlıyorlardı şu bu falan. Peygamberimiz (sav) aslan gibi yaşadı. Aslan gibi sahabeleri vardı. Gayet mutluluk içinde yaşadı. Bu yolunmuş tavuklar da orada burada it gibi sürünerek öldüler. Bütün münafıklar buradan ders çıkartması lazım.

 

(Sürekli şehit veriliyor buna nasıl bir çözüm bulunabilir?)

Güzel yüzlüm bir kere fevkaladeliğin millet olarak farkında değiliz. Yani bazı kardeşlerimiz değil. Daha hala adam nişanlanıyor, evleniyor, düğüne gidiyor, düğünde takıların nasıl olacağını düşünüyor umurunda bile değil adamın. Siirt'te, Diyarbakır'da, Mardin'de neler oluyor? Polis çatışmaya mı giriyor? O onu ilgilendirmiyor. Cumhuriyet altınından kaç tane biriktirmiş, bankada ne kadar birikmiş altın var? Akşam yemeğine ne götürecek? İşte ucuz soğan var mı bir yerde? Yani çok sathi düşünüyorlar. Halbuki her yerde seferberlik olması lazım. Bütün vatandaşların savaşa katılması lazım. Bütün millet olarak asker olmamız lazım. Her yerde savaşı buram buram yaşamamız lazım. PKK'yı her gördüğümüz yerde ihbar etmemiz, her gördüğümüz yerde etkisiz hale getirmemiz lazım devletle işbirliği yaparak. Bunu sadece askere, polise bırakıyorlar ve askerin, polisin de ilgili birimlerine bırakıyorlar. Böyle olunca adamlar PKK'ya bakıyoruz tam zıttı. Adamların hepsi çete olmuş tamamı. PKK'nın tamamı muhbir, tamamı polis, tamamı jandarma olarak görüyor kendini. Tamamı kendini asker olarak görüyor, tamamı kendisini PKK devletinin (Allah esirgesin haşa) yani hayali devletin yöneticisi ve vatandaşı olarak görüyor. Adamlar nişanlanalım, altın biriktirelim, okulu bitirip şu işe gireyim, köşeyi döneyim falan böyle bir dert yok. Adam ölmek ve öldürmek üzere kurmuş sistemini. Öyle olunca tabii ki avantajlı oluyor. Dolayısıyla bizim de millet olarak bütünüyle, topyekun mücadelenin içine girmemiz gerekiyor. Yoksa bu bela devam eder gider Allah esirgesin.

 

(Çocuklarımızın geleceği için maddi birikim yapmak doğru mu?)

Ev almak, araba almak çocuklara, bir şey olursa onun için yapmak bununla baş olmaz. En iyisi işte velayet sistemidir. Bu çok korkunç bir şey nasıl baş edeceksin? Sen kanser olabilirsin tedavi olacaksın en az bir trilyona ihtiyaç var. Çocuğun da olabilir, eşin olabilir, çalışamayacak hale gelebilirsin bununla olmaz. Velayet sistemi bütün Müslümanların birbirlerini annesi, bacısı gibi babası, kardeşi gibi koruyup kollayacağı sistem yani Mehdiyet sistemi olması lazım. Velayete dayalı sevgi sistemi dışında hayat gayriihtiyari korkunç geliyor insanlara. Genç kızlara, genç delikanlılara korkunç geliyor. Bir üniversite öğrencisini düşünün mezun olmuş iki bin lira maaş alıyor. Evlenmiş eşi de iki bin lira alıyor akşama kadar çalışıyorlar. Ne biriktirecek de çocuğu için nasıl bir hazırlık yapacak, ne yapabilir? Onunla ne ev alabilir, ne araba alabilir, ne çocuğuna ev alıp araba alabilir, ne diğer çocuğuna ev alıp araba alabilir. Annesine, babasına bir şey alması gerekiyor. Yapacak bir şey yok bu sistemde. Yani sadece korkuyu yaşar. Tek çözüm velayet sistemidir. Allah'a dayalı, Allah'a güvenen, müminlerin birbirini coşkuyla sevdiği, koruyup kolladığı herkesin birbirini ailesi olarak gördüğü bir sistem. O zaman bütün dünya cennet gibi olur. Gidersin Konya’ya “Selamün aleyküm” bağ evidir  “ben Allah misafiriyim geldim” dersin. “Oo hoş geldin buyur. Sen de İstanbul'a gel bize” dersin evimiz burada. O da onu davet eder. Aslında Anadolu'da bu kısmen uygulanıyordu benim çocukluğumda. Biz Tokat'a giderdik mesela komşunun evine giderdik “Oo buyurun” falan derlerdi hemen yemeğe. Biz de onları davet ederdik. Gelirlerdi hakikaten. “Ankara'ya geldiğinizde bize gelin” derdik. Köyde de öyle olurdu bu sistem vardı. Bu boğuldu sonradan gittikçe zamanla boğuldu.

 

Mehdi (as) Siyasete Girmeyecektir

Bediüzzaman diyor ki; “Ahir zamanda gelecek o eşhası ahir zamanın siyaset cihetine yaklaşmayacağını tahmin ediyorum” diyor. Yani siyasete hiçbir şekilde girmeyeceğini tahmin ediyorum diyor. Ya kardeşim görmediğin halde nasıl bilirsin sen mübarek? Nereden bilirsin? “Darwinizm'i birinci konu olarak ele alacak” diyor. “Onu yerle bir edecek” diyor. Yani nereden biliyorsun doksan yıl öncesinden? Doksan yıl öncesinden nasıl biliyorsun? Tarih veriyor “1980 tarihinde çıkacak” diyor. “1980-1981-1991-2001-2011-2021” diyor çok net konuşuyor. “Kardeş” diyor gözümle görmediğim hiçbir şey yazmadım” diyor yemin ediyor yani. “Bak yemin ediyorum” diyor “gözümle görmediğim hiçbir şeyi yazmadım” diyor “gözümle ne gördüysem onu yazdım” diyor. Zaten böyle bir sabit bakıyor. Normalde gariban ihtiyar Bediüzzaman bilinmiyor. Çok zor konuşan, Güneydoğu şivesiyle konuşan, Kürt kardeşlerimizin şivesiyle konuşan, ağır aksak böyle cılız bir sesle konuşan bir insan. Ama Risale-i Nur’u yazdırırken sabit bir noktaya bakıp, çok gür bir sesle, gayet seri okuyor anlatıyor. Muazzam bir belagatla, mükemmel bir Osmanlıcayla “bu kısım” mesela “Arapça geldi” diyor “Arabi olacak” diyor olduğu gibi onu okutuyor. Hatta “tashih de istemiyorum geldiği gibi yazın” diyor. “Ne şekilde geldiyse” diyor. Adamlar vahiy diyor. Vahiy değil tabii gıcık oldukları için öyle diyorlar. Vahiydir demiyor Bediüzzaman. Sünuhat onu bilmiyoruz Allah Katında o.  Ama bir şey bu yalan söylemiyor doğru.

 

(Yoksulluk nasıl biter?)

Güzel yüzlüm yoksulluk bitmez. Bir tek Mehdiyet devrinde geçici olarak yoksulluk Allah tarafından kaldırılacak bir kereliğine mahsus. Onun dışında mümkün değil zaten Hz. Mehdi (as)’dan sonra yine başlayacak. İsa Mesih ve Hz. Mehdi (as)’dan sonra yine başlıyor. Burası imtihan dünyası, yoksulluk kalkmaz. Boş yere çırpınıyor insanlar. Sadece Mehdiyet yüzü suyu hürmetine kısa bir süre kaldırılıyor, o kadar. Allah ayette münafıkların işte dünya malına, mallar, çocuklar, zenginlik, dünya hayatı, şu bu falan buna kilitlendiklerini söylüyor. Bu Allah’ın onlara tuzağıdır. “De ki: "Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kar getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler,” kim varsa onlar yani yakın, aile müessesesini anlatıyor Cenab-ı Allah. Babalarınız, oğullarınız derken, eşleriniz derken aile sistemini anlatıyor. “sizlere Allah'tan, O'nun Resûlü’nden” yani Allah’ın mücadelede lider kıldığı elçiden “ve O'nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyedurun.(Tevbe Suresi, 24) diyor Allah. Müslüman bütün gücüyle kendini Allah’a hibe eder. Hayatı, ölümü, dirimi, her şeyi Allah içindir. Evliliğinde de Allah’ın rızasının en çoğunu arar, mücadelede de Allah’ın rızasının en çoğunu arar. Meslek seçiminde de, okulunda da, her şeyinde de Allah’ın rızasının en çoğuna göre olur. Aksini yapanı Allah ezim ezim ezeceğini, perişan edeceğini Kuran ayetiyle açıkça söylüyor. Net, sarih ayet var.

 

(Hz. İsa (as)’ın göğe çıktığından havarilerinin haberi var mıydı? Yoksa göğe çıktıktan sonra haberleri oldu mu?)

Bir panik havası olduğu anlaşıyor talebelerinde. Allah’ın onlara bir imtihanı. Önce yani hakikaten bir şey oldu zannettiler. İsa (as) onlara göğe alınacağını ima yollu söyledi aslında, yani kapalı söyledi. Açık söylemedi ama onların panik oldukları anlaşılıyor. Çok korktular yani Hz. İsa (as)’ı şehit ettiklerini zannettiler. Hatta karıştırdılar Yuda İzaryot çarmıha gerilince çünkü kan revan içindeydi onu da çıkaramadılar. Ama Yuda İzaryot’un son sözü “ben İsa değilim.” Oldu. Yani sürekli bunu söylüyordu. Bunu söyledikçe daha fazla dövüp ezdiler ve en sonunda hem alnına çivi çaktılar, hem karnına çivi çaktılar, ayak bileklerinden çivi çaktılar. Bir de bu el ayalarından çiviyle mıhladılar. Çünkü İsa Mesih’i ihbar etti. Allah feci şekilde saatlerce bağırttırarak onu öldürdü. O çivileri onun kafasına çakan Allah’tı. Kafasına o çiviyi çakan Allah’tı. Eline çiviyi çakan, ayak bileklerine çiviyi çakan Allah’tı. O insanları vesile etti, saatlerce can çekişti, bas bas bağırdı. “Beni niye bıraktın Allah’ım?” diyor. “Elohi elohi” diyor. Sen Allah’a hainlik yaparsan Allah senin belanı verir tabii. Allah’ın masum peygamberine kahpelik yaparsan Allah belanı verir tabii ve gayet de iyi olmuş, hayır olmuş, tam hak ettiğini bulmuşsun. Çok panik oldular. İsa Mesih’in göğe çekildiğini anlayamadılar önce. Sonra farkına vardılar. Yani İsa Mesih onlara göründü, yani birkaç kere göründü ama tam anlayamadılar, yani uyku ile uyanıklık arası gibi oldu. İsa Mesih’in İncil’deki ifadesine göre kendini nur haline getirme yeteneği var. Yani Allah ona o gücü vermiş, o yetkiyi vermiş. Yani istediğinde bilmiyorum nasıl bir şuur boyutuna sokuyor kendisini ama kendi yani madde olmaktan çıkarabiliyor kendini. Benim anladığım bir gün sürüyor bu, Kuran’daki ifadeyle bir gün sürmüş, bir gün içerisinde Allah Katına gidiyor, bir gün sonra da dönüyor, toplam iki gündür, iki gün. Ama “Gerçekten, senin Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir.” (Hac Suresi, 47) diyor ayet var biliyorsunuz. O yüzden iki bin yıl geçti, kısa sürede iki bin yıl geçti. Ama o ikiler hiç bırakmaz İsa Mesih’i. 2002, 2022, 2’ler hep vardır İsa Mesih’te. Biraz beklersek görürüz. 3, 5, 7, 9 ama yine Cenab-ı Allah’ın onu dilemesi mesela Allah Katında bir tek o ibadet ediyor İsa Mesih ve melekler. Hiçbir peygamber Allah katında şu an ibadet etmiyor, çünkü vefat ettikleri için kalkmış hüküm. Bir tek o ibadet ediyor, onun ibadet ettiği Kuran’da var İsa Mesih ve meleklerin ve Allah “O'na ibadet etmekten büyüklenmezler.” (Araf Suresi, 206) diyor, çok net.

]]>
http://podcast.harunyahya.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/264197/sayin-adnan-oktarin-4-kasimhttp://podcast.harunyahya.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/264197/sayin-adnan-oktarin-4-kasimhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171104t_12.jpgTue, 28 Nov 2017 07:46:52 +0200
Sayın Adnan Oktar'ın 31 Ekim 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 31 Ekim 2017

 

Şeytani Amaçla Yapılan Olumsuz Dualar O Duayı Eden Kişiye Bela Olarak Döner

Münafık olur, mesela Müslümanların aleyhine dua eder. Allah o belayı ona çevirir. Mesela Müslümanların helaki dağılması için dua eder, ama şeytani bir amaçla yapar bunu, Allah’a inandığından değil de şeytanlık olsun diye yapar. O duası tutar kendine bela olarak döner. Yani onun için şer olmuş olur o. Ve Allah belasını vermiş olur veyahut belalarını vermiş olur. Münafıklar hep Peygamberimiz (sav) aleyhine dua ediyorlardı, Allah hep belayı onların üstüne yağdırıyordu.

 

Her İnsan Gece Uyuduğunda Bir Nevi Ölüme Yatar. Dünya Hayatı ve Ahirete Kalkış da Buna Benzer

Şimdi biz akşamları ölüyoruz alenen ölüyoruz. Yani ölme oluşuyor şuur tamamen kapanıyor başka boyuta geçiyoruz dünyayla hiçbir bağımız bağlantımız kalmıyor sıfır oluyor.  Sabah kalktığımızda bağlık bahçelik bir dünyayla yeniden karşılaşıyoruz. Şimdi biz desek ki “biz şimdi uyuyacağız öleceğiz” sabah kalkacağına da bir garanti yok. Her uyuyan için hiçbir şekilde garanti yok yani kalkıp kalkmayacağı belli değil. O alemde o öyle kalabilir. Yani sonsuza kadar uyuyabilir, uyku boyutunda kalabilir. Ne oluyor? Kalktığında pırıl pırıl bir alemle karşılaşıyor. O alem nasıl? Aydınlık pırıl pırıl. Ağaçlar var, çiçekler var, bahçeler var bu da öyledir. Yani bir gün insan yeniden bir uykuya daha giriyor, bu uykunun şekli alışılmış bir uyku değil. Onda daha net görüntü görmüş oluyor yani görüntüler var, görüntünün dışında bir alem yok. Gölge varlıklar vardır yani maddi anlamda bizim anladığımız anlamda madde yoktur, gölge varlık olarak. Gölge varlık olarak da detaylarla yarattığını, insanlar yarattığını, manzara, ağaçlar yarattığını Allah bize her gün gösteriyor. Ama tabii illa ben inanmıyorum diyorsa zaten adam cennette de inanmıyor. Cennete gidiyor yine Allah’a inanmıyor. “Burası cennet değil” diyor “bize bilinçaltı bir oyun oynandı beynimiz ele geçirildi, beynimizle oynuyorlar” diyor, yani eski usulle “beynimize büyü yapıldı” diyorlar. Yeni usulde de muhtemelen işte beynin elektro manyetik düzeninin kontrol altına alındığını yani beyindeki enerjinin kontrol altına alınarak sonsuz bir yaşama sokulduğunu insanın ve dolayısıyla onlara korkunç görüntüler gösterildiği yani elektronik ortamda teknik ortamda ve onlara rahatsızlık verildiği inancında olacaklar yaklaşık. Şimdi sen adama “bu böyle değil” istediğin kadar de. Adam “ben böyle inanıyorum” diyor sonsuza kadar da iman etmiyor. Onun için iman etmeyenlerin tavrı Müslümanı ilgilendirmemesi gerekir ilgilendirmez. Kendi inancına, kendi samimi gördüğü duyduğu anladığı, beş duyuyla anladığı inancına tabi olacak. Onun dışında inanmayanları tabii ki Allah gösterecektir onu, bunlar inanmayanlar diye gösterecek, inananlar diye gösterecek. Biz o arada seçim yapacağız, ona göre bizim üstünlüğümüz oluşmuş olur Müslümanlar için.

 

(“Hz. Süleyman (as) döneminde cinler görünüyor muydu?” izleyici sorusu)

Yani öyle görünüyor. Fakat insanlar onlara nasıl alıştı o tabii şaşırtıcı. Ama benim gördüğüm, bazı arkadaşlarımız cinin duman halinde görülmesine çok normal gözle baktılar makul karşılıyorlar. Şimdi duman halinde görünmeyi normal karşılıyorsa görüntüyü de normal karşılarlar gibi geldi bana, öyle gibi geldi. Çünkü hakikaten bir tedirginlik görmedik arkadaşlarımızda duman halinde zuhur ettiğinde. Olmadığına göre demek ki olmuyor etkilenmiyor insanlar olumsuz yönde. Ama yine de tabii ürkütücü yani duvardan geçip “Selamun Aleyküm” derse yani olabilir alışmak lazım. Duvar kabartmalarında gördüğümüz göründüğü tarzında. Yani taş kabartmalarda yapılanlar, işte o fil kafalı, baykuş kafalı falan adamlar var. Onlar maske falan değil normal insan hayat içindeki insanlar. Onlarla beraber yaşamışlar makul görmüşler. Bizim de mangal gibi yüreğimiz var, biz de normal karşılarız. Yavaş yavaş alıştırılacak bence insanlar cinlere. Aşama aşama alıştırılacaklar. Birden alışabileceklerini zannetmiyorum. 

 

Bir Genç Kıza Verilen En değerli Şey Güvendir. Gerçek Sevgi Bu Güven Üzerine Oluşur

İlk görüşte çok beğenebilir. Olur yani, çünkü yüksek bir vicdana sahipse bir insan, o genç kız da yüksek bir vicdana sahipse, birbirlerinin dürüstlüğünü yüzündeki güvenilir görüntüyü Allah tarafından verilen bir güçle hissederler ve hemen birbirini sevmeleri mümkün. O çoktur, görür görmez kanı kaynar sever. Ama bazı detaylar olabilir tabii insanda eksik yönler falan. Onlar karşılıklı konuşmayla düzeltilebilir. Ama en çok tabii bir genç kıza verilecek şey güvendir. Her zaman söylüyorum, onun haysiyetine, şerefine, onuruna, namusuna, sağlığına sıhhatine, dinine imanına, geleceğine, neşesine sevincine garanti vermek. Yardımcı olacağına dair garanti vermek. Bu önemli, bu olursa tamam ama bunları bozmayı amaçlıyorsa bu olmaz.

 

(“Hz. Musa (as) Hz. Hızır (as)’ın ilimlerini öğrenmeyi neden bu kadar çok istemiştir?” izleyici sorusu)

Allah diyor, Hz. Musa (as) iyi yetişmişti çok bilgiliydi, genel kültürü iyiydi Firavun’un yanında yetiştiği için. Bir mason mabediydi orası. Ortadoğu’nun bütün ünlü masonları, üstad masonları falan hep oraya gelip-giderlerdi. O da bir prens olarak yetiştirildiği için Hz. Musa (as) hem dövüş sporları öğretildi, hem genel kültür, hem siyaset bilgisi, hem simya bilgisi gizli ilimler birçok şey öğretildi. Hz. Musa (as)’ın ilmi tabii Tevrat olmadan bir anlamı yoktu. Sonra Allah ona Tevrat’ı bahşedince, Tevrat inince nazil olduğunda gerçek alim olmuş oldu, gerçek ilim ehli olmuş oldu. Allah ona bu ilimleri bahşetmesinden bir parça gurura kapıldığı söylenir. Demiş ki işte bir rivayette “en fazla ilmi olan, bilgisi olan benim” demiş “çok fazla bilgim var, benim üstüme bilgisi olan kişi şu an bilmiyorum” demiş, ona yakın bir konuşması olmuş. Onun üzerine vahiy geliyor Cenab-ı Allah, “Kayalıklara git bir üstatla karşılaşacaksın” diyor, üstatlar üstadı yani. Duvarcı ustası olan bir üstat. Bak şimdi yetiştiği tapınak mason tapınağı dikkat edin, Allah ona vahyediyor “Sana üstatlar üstadını gönderiyorum, o sana garip bir ilim öğretecek” diyor.

 

(“Bazı insanlar ölümü kendilerine yakıştıramıyorlar neden?” izleyici sorusu)

Hakikaten cenazede birçok kişi enaniyete giriyor, züppelik yapanlar oluyor şımarıyor böyle kibirleniyor. Şımarıklığı her halinden hareketinden hissediliyor. O öldü ama ben ölümsüzüm mantığında oluyor. Bir garip sevinme, o öldü ben canlıyım tarzında garip bir züppelik hali birçok kişide görülüyor. Orada gereksiz münasebetsiz konuşmalar yapmak, densizlik yapmak şeklinde kendini gösteriyor yani ölümden ibret almadığı anlaşılıyor. Ama benim güzel yüzlüm bu anormalliğin farkına varmış, onu dile getiriyor doğru söylüyor.

 

İnsan Allah Tarafından An An Takip Edilir ve An An Kendisine Yol Gösterilir

Eğer dürüst değerlendirirse mümin hemen eğriyi doğruyu ayırt eder. Çünkü Allah ayette diyor ki: “Ben size bir şeyin yanlış olduğunu bildiriyorum, kalbinize vahyediyorum ve bundan sakınmayı ve doğrusunu da vahyediyorum” diyor Allah, ayetle söylüyor Allah. İki türlü bilgiyle donatılıyor insan, bir; bir şeyin yanlış olduğu bildiriliyor vahiyle, iki; ondan nasıl sakınacağının nasıl kurtulacağının yolu da gösteriliyor. O yüzden insanın bahanesi yok, ben bilmiyordum yok. An an insan takip edilir Allah tarafından, an an yol gösterilir. Vicdanına uyduğunda kurtuluşa erer mümin.

 

Şu Anda İnsan İçin Sürekli Akan Kesintisiz Görüntü Akışı Var. Bu Akışı Sağlayan Güç Ölümden Sonra Daha Net ve Berrak Şekilde Devam Ettiriyor

Şu an bir film seyrediyoruz görüntü seyrediyoruz. Biraz sonra yine bu görüntü devam ediyor, ertesi gün yine bu görüntü devam ediyor bir yerden akıyor bu görüntü sürekli. Bu akışın devamına ahiret diyoruz. Kesintisizdir bu görüntü ve de görüntü kaybolmaz, teknik olarak kaybolması mümkün değildir. Bilimsel açıdan eğer soruyorsa var olan bir şey yok olmuyor. Görüntü yok olmaz sonsuza kadar yok olmaz. Ses de yok olmaz, hiçbir şekilde yok olmaz. Bu akışı sağlayan güç bunu devam ettiriyor, bu şekilde anlayacak anlamak isteyen.

 

(“Hz. İsa (as)’ın talebelerini tanıyor musunuz?” izleyici sorusu)

Öyle bir şey olsa bile olduğunu farz edelim, söylersem ben kötülük yapmış olurum. Yani haram olur öyle bir şey yapmam. Müslüman öyle bir şey yapmaz. Talebesini söylersen adam gider takip eder yerini bulur. Olmaz, öyle bir şey söylenmez. Ama hissedilir yani üsluplarından tavırlarından anlaşılır. Dünya politikasında Müslümanlığı destekleyen siyasi liderlere bakın, Müslüman politikasını destekleyen siyasi liderlere bakın, o siyaset anlayışında Hz. İsa (as)’ın etkisinin olduğunu görürsünüz. Normalde İngiliz derin devletinin etkisi olması gerekirken ama garip bir şekilde akıllı bir peygamberin yönlendirdiğini hissettiren bir politika gelişiyorsa birisi yönlendiriyor demektir. Normalde mesela Suriye, Irak konuları bunlar çoktan bitmiş olması gerekiyordu, Türkiye’nin bölünmesi gerekiyordu normalde ama bölünmüyor bölünemiyor. Siyaset yönünde deccalın siyasetini bozan birileri var bu görülüyor.

 

Bizim İlmi Çalışmalarımızın Etkisi Çok Geniş Oluyor. Gelenekçi Ortodoks Anlayışında Pek Çok Kesimle Bağlantı Kurmaları Mümkün Olmuyor

Şimdi bu konuşmalar çalışmalar falan görülmüş şeyler değil tabii. Gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı Avrupa’yla böyle bir bağlantı kurmaz ve kuramaz. Kurmak da istemez inancına göre. Ne Rusya’yla böyle bir bağlantı, ne İran’la. İran’dan adam birçoğu nefret ediyor. Rusya’yla zaten hiç bağlantı kurmak istemez. Allah’a çok şükür biz bütün insanlarla çok akıllıca ve çok dürüst, samimi, mükemmel bağlantı kuruyoruz. Ve onlarla İslam anlayışını çok güzel enjekte edebiliyoruz, anlatabiliyoruz. Eski gelenekçi İslam anlayışı tabii utanç verici. Konuşulacak gibi değil. Daha insanlar başında utanmaya başlıyorlar. Bizim anlattığımız İslam anlayışı çok samimi, güzel o yüzden gençler arasında çok çabuk revaç bulan, severek kabul edilen bir din anlayışı oldu. Bütün Türkiye çapında, dünyada gençler severek İslam’a yakın olmak istiyorlar İslam’ı yaşamak istiyorlar. Tabii bu Allah’ın bir lütfu. Yavaş gelişiyor gibi görünüyor ama dünyada etkimiz çok büyük. İnsanlar evet biz etkilendik büyük bir olay var demiyorlar sessiz kalıyorlar ama içten içe gelişmenin olduğunu anlıyoruz. Mesela bak bu son yayınlar, açıklamalar içten içe Avrupa’da ne kadar büyük etkiye sahip olduğumuzu gösterdi. Bizim dışımızda hiçbir hareketten bahsedilmiyor. Hiçbir hareketi de ciddiye almıyorlar. Birleşmiş Milletler’de de, Avrupa’da da, Amerika’da da tek ciddiye alınan, tek beğenilen İslam anlayışı olduk elhamdülillah. Ki daha vaktimiz varken. Bir de bizim iyi yönümüz siyasetle alakamız yok ve olmadığı teknik olarak açık açık görülüyor. Tek amacımız sevgi olması. Tek amacı sevgi olan hiçbir topluluk yok Türkiye’de ve dünyada. Yani benim amacım sadece sevgidir diyen yok.

 

Münafık Hareketi Egoist Bir Harekettir, Kendini Düşünür, Günü Birliktir. O Günkü İhtiyacına Göre Ayetleri Kullanır

Münafık çok lavuk ve karaktersiz bir tiptir. Çıkarı neredeyse orada olur mesela bazen Müslümanları güçsüz görürse kahpelik yapıp, bazı güçlerle işbirliği yapıp Müslümanlara zarar verebileceğini düşünür. Sahabe devrinde öyleydi. Roma’dan yana oluyorlar, Roma gizli derin devletine haber götürüyorlar. Peygamber (sav)’in ona güç yetiremeyeceğini düşünüyorlar. Ve gücü hep küfürde aramışlardır. Hep kahpelik yapmışlardır. Günübirlik duruma göre şekil almışlardır fakat işin çok ilginç yanı Kuran Peygamberimiz (sav)’e indiği halde Peygamberimiz (sav)’le Kuran’la mücadele etmeye kalkmışlardır. Böyle bir ahmaklık görülmemiş. Vahiy ona iniyor, Peygamber (sav)’e Kuran’la mücadele vermeye çalışıyorlar. Münafık Kuran’dan nefret eder Allah esirgesin. Ama mecbur olduğu için de Kuran’ı kullanır. Fakat tabii adilik yaptığı, pislik yaptığı herkesçe ve alenen bilinir. Münafığı anlamak öyle güç bir şey değildir. Mesela ayette diyor ki Cenab-ı Allah “yeryüzünü gezip dolaşmaz mısın?” münafık diyor ki “ben ayrıldım Müslümanlardan dünyayı gezip dolaşıyorum.” Bre ahmak orada Müslümanları mahvediyorlar. Kadınları, çocukları doğruyorlar. Sen de işi gücü bırakmışsın Çin’e gezmeye gidiyorsun. Oradan Kuzey Kutbu’na gidiyorsun. Müslümanlar ne olacak? “Allah burada emretmiş” diyor “bak dünyayı gezip dolaşın diyor” diyor. Kardeşim sana cihat emretmiş. Ve orada bir kıtal var Müslümanları kurtarman gerekiyor. Önce onu yapman lazım. “Her şeye ben nasıl yetişeyim?” diyor “Allah’ın bir emrini ben yapayım onlar da onu yapsın” diyor. Yani ahlaksızlıkta münafığın mantığını açıklamak çok güçtür. Cehennemde de anlamıyor, cehenneme gitse de anlamıyor yine ahlaksızlığına devam ediyor. Onun için Allah onları hiç çıkartmıyor cehennemden. “Ne zaman çıkmak isteseler geri başlarını oraya döndürürüz” diyor Allah.

 

Dışarıda Renk ve Işık Yok. Sadece İnsan Rengi Algılıyor. Rengin, Işığın, Sesin, Dokunmanın Şuurunda Olan Varlık İnsandır

Bir Yaratıcı’yı açık açık görüyoruz. Katrilyonlar çarpı katrilyonlar detaylarla bunu görüyoruz. Ve her yerde o Yaratıcı’nın damgasını görüyoruz. Her yerde insanlar düzgün yaratılmış, iki gözlü, burunlu, böceklerde, hayvanlarda, bitkilerde her şeyde simetri, geometri, altın oran ve muazzam bir mühendislik, müthiş bir mimari ve muazzam fizik kanunları uygulandığını görüyoruz hepsinde. Ve dantel gibi tek tek işlendiklerini, milyonlarca detayla hücrelerin örgütlendiğini görüyoruz Allah tarafından. Şimdi bu kadar detay yapıldığına göre dünyanın her tarafında bu olduğuna göre, hepsi de birbiriyle uyumlu olduğuna göre bunu Yaratan gücün bizden bir şey istiyor olması gerekir. Bu kadar emek verildiğine göre çünkü katrilyon çarpı katrilyon çarpı katrilyon detaylar var kainatta. Ve hepsi düzgün ve güzel. Mesela söylüyorum dışarıda ışık yok ama bir tek ışığı insan alabiliyor. Işığın şuurunu. Dışarıda renk yok bir tek rengi insan tespit edebiliyor insan biliyor. Bak hiçbir hayvan rengi bilmez. “Hayvanlar renk körü” diyorlar ya. Kardeşim kırmızı yeşil görüyor ama bilgisayar gibi görüyor şuurunda değil. Işığı görüyor ama bilgisayar gibi görüyor şuurunda değil. Rengin, ışığın, sesin, dokunmanın şuurunda olan bir tek insandır. Özel yaratılmış bir varlık. Ruh sahibi olan da bir tek insan olduğu anlaşılıyor. Bu insanların gayesiz, amaçsız olarak dünyaya gönderildiği ve onların da ölüp bittiğini iddia eden bir insan akılcı bir şey izah etmiş olmaz.

 

(“Yabancı ülkelerdeki hukuk seviyesi Türkiye'ye ne zaman gelecek?” izleyici sorusu)

Yabancı ülkedeki hukuk onların hiçbirine bence özenme sen. Hukukun gerçeği Mehdiyet devrinde olacaktır. Eğer gerçek hukuk arıyorsan, gerçek adalet arıyorsan, gerçek huzur arıyorsan, gerçek sevinç, gerçek kardeşlik, özgürlüğün kadınlarda yansımasının ihtişamını da görmek istiyorsan Mehdiyet döneminin özlemi içinde ol. Onun dışında hukuk en alasını da yapsak, Avrupa hukukunu da getirsek değişen hiçbir şey olmaz. Üç aşağı beş yukarı bu şekilde olur. Yani Amerikan hukukuna gittiğimizde rahat mı ediyoruz? Ezim ezim eziliyor insanlar, hapishanelerde perişan ediliyorlar. Tutuklanan adamın bir daha yakasını kurtarması imkansız gibi oluyor. Amerikan hukuku daha keskindir. Alman hukuku daha keskindir, daha acımasızdır yani öyle söyleyeyim. Dolayısıyla Türk hukuku daha merhametlidir, daha şefkatlidir ama olağanüstü hal olduğu için tabii biraz daha keskinlik var. Ama o zamanla düzelecektir.

 

Dinin Zor Olması Gerektiği Müşrik İnancıdır. Allah İnsanlardan Zora Girmelerini İstemiyor. İslam Dini Kolaydır

Türkçe ibadet tabii olur. Gayet de güzel olur. Niye olmasın? Ama biliyorsa mesela “Allahu ekber” diyoruz manasını biliyorsa daha güzel olur. Çünkü Resulullah (sav) devrinin üslubu o devirdeki kullanılan üslup. Ama bilmiyorsa hiçbir mahsuru yok. Türkçe çok rahat ibadet yapılabilir. Gayet de güzel olur çünkü anlayacaktır, bilecektir gayet güzel olur. Ama Fatiha'yı herkes bilir kısaca. Fatiha ile bile namaz kılabilir bir insan. Dolayısıyla zorluğu istemek, zoru benimsemek, zoru sevmek şeytanidir. İslam’da, Kuran da zor bir din anlayışı yok. Allah bunu istemiyor. Bu müşriklerin karakteridir. Dini zora sokmuşlardır, zor dini haline getirmişlerdir, zorlu bir din haline getirmişlerdir. Bu zoru biz kolaylık dini olarak, gerçek İslam dini olarak insanlara anlatıyoruz. Sizler de anlatıyorsunuz. Benim canım biliyor zaten bildiği halde insanlar duysun diye sorduğunu anladım. Benim güzelim de İslam'ın kolaylık dini olduğunu bilir. Ve Türkçe de ibadet yapılacağını biliyordur.

 

Azerbaycan Bizim Canımız. Azeriler Çok Efendi, Nezih, Tevazulu İnsanlardır. Azerbaycan Yönetiminin Modernlik Anlayışı da Çok Güzel

Azerbaycan bizim canımız. Azerbaycan Türkiye'ye en yakın ülkedir. İnsanları çok efendi, çok güzel huyludur, çok değerlidir. Yönetim de çok iyi, bayağı başarılı, gelişme hızı çok yüksek Azerbaycan'ın. Ekonomisi de iyi Allah'a çok şükür. Ordusu da iyi, halk arasında ittifak, birlik düşüncesi de çok güzel. Fitne fücur da yok gayet güzel gelişimini tamamlıyor. Her zaman yanlarındayız Allah yardımcıları olsun. Azerbaycan gençliği modern İslam anlayışındadır. Azerbaycan'da gelenekçi bağnaz kafa gelişmez. IŞİD kafasına tamamen kapalıdır Azerbaycan. Modern İslam anlayışı yaygındır. Aydın Müslümanlar Azerbaycan daha çok fazladır. O yüzden Türkiye'nin Azerbaycan’la dostluğu, güzel İslam anlayışı, Kuran'a dayalı İslam anlayışı açısından da mükemmel bir örnek teşkil ediyor.

 

(“Hz. İsa (as) zuhurundan sonra nerede yaşayacak?” izleyici sorusu)

İsa Mesih durmayacak bir yerde, sürekli gezer. Ama İstanbul, Kudüs, Mekke, Medine ama en ziyade herhalde Kudüs. Hep o zeytinlik daha önce geldiği yerler. Annesinin olduğu yerler. Ecdadının hep olduğu yerler. Kudüs'ü sever. Kudüs imar edilecek zaten çok güzelleştirecek onun döneminde.

 

(“Bir kız erkekte en çok ne ister?” izleyici sorusu)  

Kızlar tabii akla çok önem verirler. Akıl kadın için büyüleyicidir adeta. Derinlik, tutku o zaman o kadınların ruhunun içinde derinlerde olan asıl bir kadınlık gücü vardır o tarif edilmez bir güçtür. Her kadında vardır o ama işlevsizdir o birçok kadında işlevsizdir. Yani yakışıklı olması falan kadında o gücü harekete geçirmez. İri yarı olması, geniş omuzlu olması, pazularının büyük olması işte göbeğinin baklava gibi olması falan etkilemez. Kadını erkeğin yüzündeki o derinlik ve akıl alameti etkiler ve ondan oluşan o deli tutku yani kadının onu sezme gücü vardır hassas bir varlıktır kadın. Kadın onu sezer gözüne baktığında onu görür ve sezer o zaman o etki alanına girer, o ruhundaki o kadınlık gücü ortaya çıkar yani böyle kahredici bir güçtür kadında o. O zaman kadının o heyecanı, derinliği bütün açıklığıyla o erkekte kontağa geçmek durumunda olur. Uzakta dahi olsa, yüz kilometre uzakta da olsa etki alanına girer, artık istese de istemese de bağlantısı başlar ama bunu tabii Allah’ın sağlamasının nedeni her ikisinde de imanın güçlü olmasıdır. Her iki tarafta da Allah korkusu, Allah sevgisi olması nedeniyledir o zaman Allah onlara bir lütuf olarak bu tarif edilemeyen cennet gücünü verir. Bu altıncı bir duyudur, beşinci duyunun dışında altıncı his mi diyelim? O zaman yedinci duyu diyelim yedinci bir duyudur bunun tarifi yoktur. Kadın tarif edilemeyen bir etkinin altına girer vücudunda bir güç tarif edemediği bir güç bütün bedenine hakim olur dolayısıyla etkilenme o şekilde oluşur. Yoksa adamın gözleri mesela adam gözleri cini cini bakıyor gözü yahut siyah, kahverengi gözü bir çeşit olabilir mesela üç numaralı bakışıyla bakıyor böyle yandan kadın illet olur tek kelimeye rahatsız olur, çok kızdırıcıdır ve artistlik yapması. Fıkralar söyleyip kendine dikkat çekmeye çalışması ve sempatik görünmeye çalışması, acınacak hareketler yapması yahut duygusallıkla ilgili daha önceden ezberlediği, kitaplardan, dergilerden okuduğu sözleri söylemesi, kadın aklını umamaması, kadındaki derinliği görememesi kadınları kızdırır ve bela olur buna. Genellikle kadınlar bir an önce kurtulmaya çalışır böyle tiplerden, onlar da kadının naz yaptığını düşünüp daha da başına bela olurlar, musallat olurlar işte en sonunda öldürmeye falan kalkıyorlar. Dolayısıyla kadın çok hassas bir varlıktır, muazzam bir algı gücü vardır, aklı sezer, derinliği sezer, derin tutkuyu sezer ve ruhtaki o deli heyecanı, deli sevgi gücünü görür ve kendi ruhundaki o güçle de onu birleştirir ama bunu görmezse kadın etkilenmez.

 

Ülkücülük Devlete, Millete, Mukaddesata Sahip Çıkmaktır. Her Türlü Tehlikeli Fikre Karşı Set Olmaktır

Ülkücülük devlete sahip çıkmaktır, millete sahip çıkmaktır, mukaddesata sahip çıkmaktır, atalara sahip çıkmaktır, komünizme, faşizme her türlü tehlikeli cereyana karşı set olmaktır. Devlet terbiyesidir, devletin güveneceği insan demektir, milletini seven insan demektir, milli manevi değerlere değer veren insan demektir, her şeyiyle milliliği hakim etmeye gayret eden kabadayılar demektir. Ülkücü demek kabadayı demektir, yiğit demektir, diğergam, fedakar demektir, Allah’a kendini adamış insan demektir, egoistliği, bencilliği yenmiş insandır, bir tek Allah’tan korkan insandır. Vatana, millete, bayrağa bir tehlike geldiğinde gözünü kırpmadan canını verecek koçyiğitler demektir sabaha kadar anlatırım. 12 Eylül öncesinde komünizmi engelleyeneler ülkücülerdi. Beş bin aslanımızı şehit verdik o dönemde kimsenin haberi bile yok, birçok kişinin haberi yok. Çok çile çektiler, çok acı çektiler, çok zorlu yaşadılar şu anda da devletin en önemli kilit noktalarında hep ülkücüler vardır. Şimdi eğer biraz daha da geliştirirsek Türki devletlerde de ülkücü hareket sağlıklı bir yapı içindedir. Ama bu tabii fazla söylenmesi doğru olmayan bir bilgi olduğu için kısaca söyleyip geçeyim ama en az otuz milyon kişilik bir güç Türki devletlerde bir güzellik olarak, bir anlam olarak yaygındır bilinir herkes de bilir. Bugün hükümet evet demiş olsa Türk birliği hemen kurulacak düzeyde şu an yani hükümetin iki dudağının arasında. Hadi birleşelim deseler hemen olur ama bir bildikleri var bekletiyorlar ayrı mesele. Ülkücülük mübarek bir ocaktır, mübarek bir topluluktur, tertemiz Anadolu delikanlılarından oluşan yiğitler topluluğudur, devlet terbiyesini almış efendi, çelebi yiğitler bu anlaşılır bunu anlamak lazım.

 

(“Kutsal sandık sizce nerede ve ne zaman ortaya çıkacak?” izleyici sorusu) 

Kutsal sandık gazetelerde basında büyük bir işa ve heyecanla televizyonlardan da duyurulacaktır. Ne diyelim? Üç, beş, yedi mi diyelim? Üç, beş, yedi, dokuz mu diyelim? Ama bulunacak göreceksiniz. Bütün gazeteler, radyolar, televizyonlar kutsal sandığın resmini yayınlayacak. Kudüs-ü Şerif’e getirilecek bunu duyacaksınız, göreceksiniz. Açılışı da televizyonların önünde, halkın gözü önünde açılacak kutsal emanetler tek tek sergilenecek tabii onun bir çadırı var ince o çadırı kurulur ama açılışını tabii bütün halka Allah’ın izniyle gösterecekler diyelim. İçinden manna çıkacak altın kutu içerisinde manna, Hz. Musa (as)’ın bizzat kendi eliyle taş üzerine yazdığı On Emir’e ait tabletin bir parçası bulunacak Kuran’da o tablette ne yazdığı yazıyor zaten, bir parçasında yazanı yazıyor Allah, ayette yazıyor o tablet bulunacak orijinal. Birçok kutsal emanet çok fazla kutsal emanet var dolu içi kutsal sandığın. İmam Mehdi (as) çıkaracak Tabut-u Sekine’yi kutsal sandığı, Taberiye Gölü’nden.

]]>
http://podcast.harunyahya.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/264193/sayin-adnan-oktarin-31-ekimhttp://podcast.harunyahya.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/264193/sayin-adnan-oktarin-31-ekimhttp://fs.fmanager.net/http://aws.fmanager.net/functions/thumb.php?image=Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171031t_05.jpgTue, 28 Nov 2017 07:43:24 +0200
Sayın Adnan Oktar'ın 28 Ekim 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 28 Ekim 2017

 

(Belçika’nın Anvers kentinde gösteri yapan terör örgütü PKK yandaşları Türklere saldırdı. Çıkan olaylarda 1’i polis olmak üzere en az 8 kişi yaralanırken 50’den fazla PKK yandaşı gözaltına alındı.)

Belçika benim kanaatim korkuyor PKK’dan, Fransa da korkuyor. Şirret pislikler diye dünya çekiniyor. Halbuki dünyanın her yerinde hizaya getirme kararı alsalar bunlar amiyane tabirle eşek gibi adam olurlar. Ama komünist ve solcu kafa dünyada çok yaygın olduğu için, ateist, Darwinist, materyalist felsefe yaygın olduğu için bunlara olumlu gözle bakılıyor benim gördüğüm. Her halükarda net çözümün Mehdiyet olduğu yine karşımıza çıkıyor. Nereden baksak tek çözüm Mehdiyet olarak karşımızda. Başka hiçbir çözüm görülmüyor.

 

Mehdiyet En Berrak En Net Şekliyle Kuran’da Açıklanmıştır. Nur Suresi’nin 55. Ayetinde İslam Ahlakının Dünya Hakimiyeti Bildirilir

Sadece Kuran okuyarak Hz. Mehdi (as)’ın gelmesini tabii öğrenebiliriz. Çünkü bir fevkaladelik var. Ne diyor Allah ayette Nur Suresi’nin 55. ayetinde ve birçok Kuran ayetinde; “İslam dünyaya hakim olacak” diyor. Şimdi aklı başında olan insan der ki “İslam dünyaya hakim olacağına göre mutlaka bu hakimiyetin bir başı vardır” değil mi? Ben bu başa ne isim verirsem vereyim fark etmez. İster Mehdi de, ister Hadi de, ister Sahib-i Zaman de, ister lider de, başkan da diyebilirsin başka bir şey de diyebilirsin fark etmez. Zaten Kuran’da bu çok net ortaya çıkıyor “Ben sizi birleştirip bir araya getireceğim” diyor Allah “dünyanın neresinde olursanız olun ve İslam’ı dünyaya hakim edeceğim” diyor ve “İsa Mesih’e de inanmadık hiçbir fert bırakmayacağım” diyor. O zaman nedir bu? Hz. İsa Mesih (as)’a diyor ki Allah “Sana inananları kıyamete kadar hakim edeceğim” diyor her yönüyle. Nur Suresi 55’te de çok net hakimiyetten bahsediyor “dünya hakimi olacaksınız” diyor Allah. Örtülü açıklamalara baktığımızda da Kehf Suresi’nin baştan sona bir olayı anlattığını görüyoruz. Bir konu anlatılıyor, birbiriyle tamamen bağlantılı. Kesintisiz bir bağlantı var, başından sonuna kadar sure bir konuyu anlatıyor, her yönüyle Mehdiyet’i görmüş oluyoruz. En berrak Kuran’dadır Mehdiyet, en berrak en net şekliyle.

 

Tayyip Hocam’ın Suriye Sınırına Yaptırdığı Duvar Bir Nevi Seddi Zülkarneyn’dir

Tayyip Hocam niye set yapıyor Güneydoğu’ya? İşte IŞİD, PKK falan gelmesin diye boydan boya Güneydoğu’ya büyük bir set yapıyor. O bir nevi Sedd-i Zülkarneyn’dir. Tam terörün anarşinin en azgın olduğu yer. Onu engellemek için betonarme mesela demir kullanılıyor, bakır da kullanılıyor büyük dev bir set yapılıyor. İşte ahir zamanın bir nevi Sedd-i Zülkarneyn’i. Sedd-i Zülkarneyn’ler her yerde oluşuyor oluşur. Yani zalimlerin saldırganların oyunlarını bozmak için yapılan setler. Ama zaman gelecek Mehdiyet devrinde setler kaldırılacak, setler yıkılacak. Çünkü gereksiz olacak anlamı kalmayacak, her yeri barış, sevgi kaplayacak. Ama şu an zulüm kapladığı için zulme karşı set şart, zırh şart.

Kehf Suresi 94, bak hepsi Mehdiyet’le ilgili bağlantılı görüyor musunuz? Sedd-i Zülkarneyn Kehf Suresi’nde hep Mehdiyet Mehdiyet Mehdiyet. Şeytandan Allah’a sınırım, Kehf Suresi 94: “Dediler ki: ‘Ey Zu'l-Karneyn, gerçekten Ye'cuc ve Me'cuc, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyorlar” yani terör ve anarşi. Ahir zamanın en büyük olayı ne? Terör ve anarşi her yerde yaygın, deccalın silahıdır bu “bizimle onlar arasında bir set inşa etmen için sana vergi verelim mi?” Yani bunlarla savaşarak değil de setle mücadeleden bahsediliyor. Yani mesela Hz. Zülkarneyn (as)’a demiyorlar ki “git bunların kafasını ez, kafalarına kurşun sık, askeri operasyon yapalım” demiyor. Ne diyor? “Kan dökmeden halledelim” diyor “kan dökmeden, sadece bunların azgınlığına engel olalım, izole edelim, etkisizleştirelim” diyor. İşte fikir de bir Sedd-i Zülkarneyn’dir kan dökmeden meydana gelen engeldir. Mesela Sungur Ağabey’e gittiğimde ben rahmetli, Bediüzzaman’ın en ünlü talebelerinden biliyorsunuz Sungur Ağabey. Oturuyordu, ben Sungur Ağabey’e bir şey sorduğumda normal cevap verirdi ama kendiliğinden konuştuğunda çok harika şeyler konuşurdu. “Adnan kardeş” dedi “sen Sedd-i Zülkarneyn oldun” dedi “kitaplarınla, eserlerinle” dedi “ve faaliyetlerinle, seni aşıp küfür bize gelemiyor” dedi. Bak “seni aşıp bize gelemiyor, eğer sen olmasaydın doğrudan bize gelirlerdi” dedi “ama seni aşamıyorlar” dedi. Bak “seni aşıp bize gelemiyorlar” dedi.

 

Amellerin Yazılması Kağıda Yazılma Gibi Değildir. Amel Defteri Diye Haber Verilen Görülmeyen Bir Bilgi Kaynağı da Olabilir

Bir kağıda yazma falan yok, hafızalarında tutarlar. Ama tabii ayrıca bir bilgiyi toplayan bir şeyden bahsediliyor amel defteri tabir edilen bir şey. Belki bu görünmeyen bir şey de olabilir yani görünmeyen bir zeka da olabilir. Mesela amel defteri eline verilmiştir elindedir “şu an elinde” denir ama görünmez. Nasıl beynin içindeki akıl görünmüyorsa, beynin içindeki akıl görünmüyor, elinin içindeki o aklı da göremeyebilir. Ve o akıl her şeyi ona anlatır. “Sen şunu yaptın bunu yaptın bunu ettin” yani insan aklı nasıl aynısı. O illa beyninin içinde duracak diye bir şey yok avucunun içinde de durur.

 

(“Şiir ve şairlik Kuran’da bahsediliyor mu?” izleyici sorusu)

Peygamberimiz (sav)’le mücadelede şairlerin şiirini kullanıyorlardı. Şiir ve şairlik kötü bir şey değil. Güzel bir şey ama o zamanın basını oydu. Yani o zamanın medyası. Adam çıkıyordu, Kâbe’nin üzerine çıkıyor halk toplanıyor. Orada bir şiir okuyor. Mesela Peygamberimiz (sav)’in aleyhine bir şiir. Kafiyeli, adamlar da ezberliyorlar şiiri o ona söylüyor o ona söylüyor. Bu muazzam yayılıyor. Aleyhte propaganda da kullanıyorlardı. Fakat Peygamberimiz (sav)’i de şairlikle suçladılar. Dediler ki “kendisi bir şairdir” dediler. “Birisi ona öğretiyor.” Çünkü Kuran’ın ahengi var ya muhteşem çok güzel bir akıcılığı var. Ona çözüm bulamayınca açıklama getiremeyince, çok ileri derecede eğitim yapmış çok bilgili mükemmel bir şair olduğuna kanaat getirdiler. Ve onu şair olmakla itham ettiler. “Aklına gelen güzel şeyleri söylüyor şiirle” dediler. “Ama başkası da öğretiyor” diyorlar “arkasından.” Kardeşim şimdi münasebetsizlik olur mu bu kadar? Yani öğreten varsa daha akıllıysa Peygamberin şairliğine ne gerek var orada yani? O zaten şair olarak anlatır. Dolayısıyla münasebetsizlikte sınır tanımıyorlardı. Peygamberimiz (sav) yalnız oluyor. Nerede, kim öğretecek ona?  Etrafında sahabeler var. Gece gündüz sahabelerle yaşıyor. Yani onlarca sene beraber yaşadılar. Yabancı hiç kimse de gelmiyor yanına. Ahlaksızlık olsun, sırf itiraz olsun başka bir şey değil. Peygamberimiz (sav)’i şairlikle işte mecnunlukla, deli olduğunu söylediler. Sapkın olduğunu söylediler. Hiçbiri etkili olmaz. Müminler hakkı, adaleti, doğruyu hemen imanın nuru ile görürler.

 

Hz. Yusuf’un Akıl Kalitesi Çok Yüksekti. Kadınları Etkileyen de Güzelliğinden Ziyade Çok Yüksek Akıl Sahibi Olması ve Kişiliğinin Kalitesiydi

Yusuf (as)’un güzelliği de kişiliğinden meydana gelen bir heybet vardı. Çok keskin ve çok akıllı bakıyordu. Yani akıl kalitesi çok yüksekti. Kadınların etkilenme nedeni oydu. Hz. Yusuf (as)’un yüzündeki ifadeden çok etkileniyorlardı. Zaten üsluptan bu anlaşılıyor. Diyorlar ki “Allah’ı tenzih ederiz bu ancak melek olabilir” diyorlar. Çünkü beden olarak böyle bir benzetme yapamazlar. Meleğe nasıl benzetsin beden olarak? Belli ki orada bir kişilik, çok yüksek bir akıl ve karakter var. Bakar bakmaz kadınlar adeta hipnoza giriyorlar. O kadar etkileyici. Çok keskin ve çok akıllı bakıyor. Ama beden olarak tabii ki çok düzgün ve güzeldi. Ama rastlanmayacak bir beden değil. Yani geniş omuzlu, atletik düzgün. Güzel, eli yüzü hatları düzgün. Yeşil gözlü Yusuf (as). Çok güzel, küçük burunlu, elleri zarif hoş bir insan. Mükemmel bir insan. Ama o devirde çok fazla yakışıklı delikanlı vardı Mısır’da zibil gibi. Atletik Hz. Yusuf (as)’dan daha iri daha yapılı insanlar da vardı. Çok gösterişli delikanlılar vardı. Ama aklı hiçbirinin Hz. Yusuf (as) gibi değildi. Muazzam keskin bir akla sahipti Hz. Yusuf (as). Kadınları etkileyen de akıldı. Yüzündeki aklın tecellisiydi. Kadınları en çok heyecanlandıran etkileyen şey erkekteki akıldır. Ve samimiyettir. Derinlik gücüdür ve tutkudur. Yoksa eti kemiği falan olsa sığır gibi çok fazla adam var akılsız. Yani kadınlar nefret eder öyle şeyden. Hiç hoşlanmazlar yani. Varsa yoksa akıl, güven, samimiyet, derinlik ve tutku. Ruhtaki o deli aşk heyecanı. O deli elektrik. Kontrol edilemeyen sonsuza doğru giden o çılgın coşku. Mühim olan budur.

 

(“İnsan kendine güveni nasıl elde eder?” izleyici sorusu)

İnsanın kendine güveni diye bir şey olmaz. O çok tehlikelidir. İnsan Allah’a güvenir. Allah’a güvenerek her şeyi yapar. Çünkü Allah’ın ruhundan bir parçayız biz. İnsan kendine güvendiğinde perişan olur. Hep ezilir. Hep kaybeder. Hep mağlup olur. Ve muazzam bir hayat mücadelesi içerisine girer ve ona zaten hayat mücadelesi deniliyor. Her mücadeleyi de kaybeder. Ve acı çeker. Kazandığını zannettiğinde de kaybetmiş olur. Ama Allah’a kul olan bizler Allah’a tam teslim olup sırf Allah için yaşarsak her şeyi Allah’ın yaptığını bilirsek ki öyle hem şirk koşmamış oluruz hem tevhidi tam uygulamış oluruz. Tevhit dinine tam uymuş oluruz. Hem Allah’ın kuvvetinin ve gücünün yaşanmasına, kendi bedenimizde yaşanmasına dua etmiş oluruz. Öbür türlü aksi halde hep acı ve ızdırap olur.

 

Cennette Dünyadaki Gibi Sebep Sonuç İlişkisi Yoktur. Müzik Dinlemek İçin Müzik Aleti Şart Değildir. Bir Fincan da Şarkı Söyleyebilir, Ağaçlar da

Sebep-sonuç ilişkisi cennette yok. Yani müzik aleti olur ama içinde alet edevat olmaz. Boştur. İstersen olur ayrı ama yok. Öyle bir şey yok. Müzik aletine gerek olmuyor. Herhangi bir şey mesela bir ağaç müzik aleti olur. Fincan da şarkı söyleyebilir sana. Oradan sana sofra da çıkarabilir fincan. “Bana yemek hazırla” dersin gider hazırlar. Hepsi akıllıdır. Ama burada tabii ayakkabı niye giyilir? İşte yerdeki taşlara ayağımız çarpmasın, ayağımız rahat etsin diye. Cennette ayakkabı sırf süs içindir. İhtiyaç için olmaz. Elbise de süs içindir. İhtiyaç için olmaz. Yemek de sırf zevk içindir ihtiyaç için olmaz. Yani insan mesela bir stadyum kadar yemek yer ama hiçbir şey olmaz. Yani vücudunda sadece bir esans tarzında bir salgı oluşuyor insan vücudunda, salgı bu bunun dışında bir şey yok. Cildinde güzel koku salgılayan gül gibi güzel koku salgılayan bir sistem var o kadar. Ne kadar yerse yesin. İç organları da yok insanın. Normalde mide olması lazım. Diğer organlar olması lazım. İç organları yoktur. Kan akışı yoktur. Kan yok insanın bedeninde cennete. Vücut salgıları yok. Ama isterse olur yani. Ama ona yakışacak kadar var. Yani insanın gözünde bir salgı var. Ama öyle rahatsız edecek bir şey tarzında değil. Mesela saat olur ama içinde aleti olmaz. Hiçbir sistemi yoktur. Öylesine çalışır. Mesela lamba olur ama elektrik tesisatı olmaz. Direkt yanar. Doğrudan yanar. Yani mesele soğutucu, serinletici onların hiçbirine ihtiyaç yoktur. Mesela araba olur benzini falan yoktur. Tekeri falan yok. Gider yani. Ama istersen de olur. Aklından geçirmen yeterli o anda. İstemen yeterlidir.

 

(Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan bugün yaptığı açıklamada şunları söyledi. “Bize Irakta ne işin var diyenlere sormak lazım. Peki sizin buralarda ne işiniz var? On binlerce kilometrelerce uzaktan gelip burada yaptıklarını kendilerine hak görenler bize ‘ne işiniz var?’ diye soramaz.”)

Terbiyesizlik yapıyorlar tabii. Ne işiniz var diye. Sen katliama geliyorsun. Türkiye de katliamı durdurmaya çalışıyor. Katliamı durdurmaya çalışıyoruz deseydi keşke Tayyip Hocam. Cinayetleri durdurmaya çalışıyoruz. Tabii. Katiller basmış burayı katilleri durdurmaya çalışıyoruz deseydi. Bunlardan lafını sözünü esirgemesin yanındayız.

Çok iyi Tayyip Hocam’a dedim ki gençleri topla Tayyip Hocam’a sevgilerini göstersinler. Çok iyi oldu. Daha kalabalık bir şey yapalım bir de. Gençler slogan yıkacak kardeşim. O ne? İyi organize edemediler gençleri coşkuları güzel, sevgileri güzel ama sloganlar daha kontrollü olması lazım daha gür olması lazım. Yani sloganları kontrol eden gençler olması lazım. Başladın mı o dalgalanma tarzında devam edecek. Tayyip Hocam’a açık havada bir şey yapalım. Şöyle iki üç milyon kişiyi toplayalım. Nazarı kırar iyi olur. Nazarı çatlatır. Ama bu iyi oldu. Çok iyi oldu. Bak daha iki-üç gün oldu söyleyeli gençleri toplamışlar. Çok güzel oldu. Gençlerin coşkusu da iyi ama organizasyon çok önemlidir. Organize olmaları. O genç grupların başında tecrübeli gençler olması lazım. Onları da tek bir genç kontrol etmesi lazım, sloganlarda. Tayyip Hocam’a teşci. Yiğidimizden, sakın ha. Hazıra konmak isteyen tipler var hiçbir emek vermemiş. Tayyip Hocam bütün ömrünü, gençliğini verdi Allah için. Sen ne yapmışsın? Orda, burada gezinmişsin bir de bakmış ki bir kalabalık “tamam ya hemen bir sahip çıkalım” öyle olmaz hazıra konmak yok. Çekirdekten mücahitse kabul ederiz, çekirdekten dava adamıysa. Sen orda, burada gez gez gez sonra “Aa bak burada bir kalabalık varmış hadi bakayım ben sizin başınıza geliyorum” yok öyle şeyi kabul etmeyiz.

 

Ruh, Şirk Olan Yerde Sıkılır. Allah’a Bağlanır Bağlanmaz Sıkıntı Kalkar. Sıkıntı Varsa Şirk Batağı Var Demektir

Vicdanla çatışan ruh bunalır yani o bir sinyaldir “beni bundan kurtar. Şirkten çık, şirki hemen bırak ben de rahatlayayım, şirkten bunaldım” anlamındadır yani ruhun sıkılması mesela bir yere gidiyor adam diyor ki “ya ben burada sıkıldım.” Niye sıkılıyor? Çünkü şirk var orada. Ruh sıkıldığı için ona sinyal veriyor “hemen çık oradan kurtul.” Mesela bir film seyrediyor “ben bundan sıkıldım” diyor çünkü şirk dolu boş. Yahut tevekkülsüz bir şeyde tevekkül edemiyor gizlice şirk koşuyor mesela bir korku geliyor içine ondan sıkılıyor, birine sinirleniyor şirk koştuğu için vücut sıkılmaya başlıyor “ya çok sıkıldım” diyor. Sıkılmasının nedeni tevekkül etmemesidir, Allah’a bağlanmamasıdır, Allah’a bağlanır bağlanmaz sıkıntı kalkar, kesin alamettir. Sıkıntı; şirk batağı var demektir sıkıntı varsa hemen Allah’a sığınacak. Allah’a sığındığında şirk kalkar. Ruh zaten şuurdur ruh, şuurdur yani benliktir tabii ki acıyı bilir, Allah da acıyı bilir ama Allah acıdan etkilenmez yani bizim bütün çektiğimiz acıları Allah aynısıyla hisseder, bilir ama Allah’a etki etmez. Çünkü biz acıyı neden önemli görüyoruz? Bizde tahribat yapacak, zarar verecek diye önemli görüyoruz. Mesela acı biber yiyoruz ağzımızı feci şekilde yakıyor eğer o biberin acısının ona fayda vermeyeceğine inansa, zarar vereceğine inansa şahıs o muazzam ızdıraba dönüşür, büyük bir felaket olarak alır onu acıyı ama zevk vereceğine inandığı için ve sağlığına iyi geleceğine inandığı için acıdan ağzı uyuşuyor hiç acıyı terk etmiyor.

 

(“Oruç borçlarını hemen tutmalı mıyız?” izleyici sorusu)

Yo, sağlık durumuna göre. Eğer zindeysen mesela bazen ramazandan hemen sonra oruç tutmaya başlıyorlar. Kardeşim daha oruçtan yeni çıkmışsın vücudun değil mi bir imtihandan geçmiş, bünyen orda bir dayanıklılık sınavından geçtiğine göre bünyeni bir toparlaman lazım, dinlendirmen lazım. Çünkü mesela sen savaşa giriyorsun adam kaç saat, on altı saat savaşıyor şimdi bu dinlenmesi gerekir, olmaz. Oruç tutan da bir ay oruç tuttuysa biraz vücudunu dinlendirmesi lazım. Hacca giden hacca gitmiş mesela yürüyerek gidiyor bazen vücudunu dinlendirmesi lazım. Yorucu ibadet olmaz o yüzden biraz vakit geçtikten sonra, dinlendikten sonra vücudunu zinde görüyorsa oruç borçlarını tutabilir ama hemen akabinde bence doğru değil.

 

Mümin Zorluklardan Geçerek En Güzel Şekilde Eğitilir. Tarif Edilemeyen Muazzam Bir Güzellik Olan Sevgiye Kavuşmak Ancak Zorluklardan Geçerek Mümkün

Zorluk olmazsa zaten Allah esirgesin insan hayvandan aşağı olur öyle çok kötü olur. Zorluk gelmiyorsa zaten büyük bir ihtimalle de ölüdür öyle birisi. Bazen öyle tipler oluyor “hayatta” diyor “hiç bana zorluk gelmedi” diyor. Bilin ki ölü, öyle bir şey olmaz. Mutlaka zorlukla karşılaşması gerekir başka türlü eğitilmesi mümkün değildir Müslümanın. Başka yol var mı? Düşünün herkes düşünsün başka hiçbir yol yok. Sevgi için çünkü sevgi müthiş bir güç tarif edilemeyen muazzam bir güzellik yani her şeye anlam kazandıran muazzam bir güzellik. Ama sevgi zorluk olmadan oluşması mümkün değil ve boş, anlamsız olur çünkü sevginin bir zenginliği olması gerekiyor. Zeminde mesela bir kabadayılık, yiğitlik, fedakarlık, sabır, şefkat, merhamet, cömertlik. Egoistlik, bencillikten uzak olmaz böyle müthiş bir zengin zemin üstüne oturması lazım sevginin. Sevgiyi sen rahatlığın, keyfin üstüne oturtturursan bomboş bir zemine oturtmuş oluyorsun yani o dediklerin de zaten olmayan boş şey olduğu için sevgi zemini olmayan bir yere gelmiş oturmuş oluyor sevgi ölür öyle bir sistemde olmaz. Sevginin yetişeceği bahçede yiğitlik, kabadayılık, dürüstlük, akıl, dirayet, sabır, nezaket, lütuf, vefa say say say bitmez böyle.

 

İngiliz Derin Devleti Bütün Milletin Gözü Önünde Etkisiz Hale Geliyor, Görülmemiş Bir Mucize Meydana Geliyor

Devlete bayağı sızmışlar, hükümete de bayağı sızmışlar. Allah felaketten döndürdü. Mehdiyet’in bereketiyle mucize oldu. Yoksa AK Parti’ye acayip sızmışlar. Çok büyük olay yani çok büyük beladan döndük. Bu 15 Temmuz olayları falan çok büyük beladan döndük. Devletin her köşesine, her yerine yerleşmiş İngiliz derin devleti. Ama bütün milletin gözü önünde tarihin kaydettiği en büyük mucizelerden biri oldu. İngiliz derin devleti kazındı devletten. Bütün milletin gözü önünde görülmemiş bir mucize meydana geliyor. Harıl harıl İngiliz derin devletinin elemanları kazınıyor devletten. Hükümette halen tabii İngiliz eğilimli adamlar var ama çok sinmiş vaziyetteler. Çok çok sinmiş vaziyetteler. Tayyip Hoca’yı bir şekilde devirmenin yollarını arıyorlar. Bir kısmı biraz cesaretleniyor gibi oluyor, höykeleniyor gibi oluyor ama üstüne gidince hukukla kanunla onlar da lastiklerini gevşetiyorlar, devam. Hiçbir şey olmamasının nedeni Mehdiyet’in meydana getirdiği harikadır. Allah alenen mucize meydana getiriyor. Bakın şimdi ileride tarih kitapları bunu yazacak. Türkiye’de olan olay dünya tarihinde görülmemiş bir olaydır. Deccalın pençesi tek tek her yerden sökülüyor. Devlete o kadar pençesini takmış ki, devleti allak bullak edecek güçteyken bütün pençeleri teker teker söküldü. Bu Mehdiyet bereketiyle oldu. Halen devam ediyor ve devam edecek. Ama bakın hiç kimse farkına varmıyor dikkat ediyor musunuz? Ne olayın büyüklüğünü görebiliyorlar ne meselenin fevkaladeliğini fark edebiliyorlar. Bu Allah’ın bir sanatı işte. Çok büyük bir mucizedir bu.

 

Bir Kaderin İçinde Olduğunu Fark Edemeyen, Her Şeyi Kendi Yaptığını Zanneden İnsan Hep Gerginlik İçinde Yaşar

Öfkelenen insan Allah’ı unutuyor, her şeyi Allah’ın yarattığını unutuyor. An an Allah’ın yarattığının farkında değil. Bir kaderin içinde hareket ettiğinin farkında değil. Bir kaset gibi sistemin çalıştığının farkında değil. O an her şeyi kendi yapıyor zannediyor. Şirk koşunca kontrolden çıkıyor. Allah esirgesin tansiyonu çıkıyor, kalbi çarpmaya başlıyor, cam çerçeve kırmaya kalkıyor, deliriyor. Her şeyi kendi yaptığını zannetmesinden kaynaklanıyor. Halbuki her şeyi an an Allah yaratır. Akıllıca baksa o işleyen kaseti ona gösterseler zaten hiç yapmaz. Mesela daha dünyaya gelmemiş onunla ilgili film var. Sinirlendiği an var böyle yeri göğü birbirine katıyor. O filmi görse o yapmaz. Ama film ona gösterilmediği için yapıyor. O sahne geldiğinde onu yapar. Şirk koşmamak çok önemli. Şirk yanlış biliniyor işte adam put yapar tahta yontar karşısına geçer tapar. Bu çok nadir rastlanan bir şey çok nadirdir bu. Asıl nefsini putlaştırıyor, kendini putlaştırıyor. Kendi aklını ve cismini putlaştırıyor. Her şeye hakim olduğuna inanıyor, gücün Allah’a ait olduğuna inanmıyor o anda. O titremeler, korkmalar hep ondan oluyor. An an Allah yaratır ama bunu çok akıllıca kavrayıp akıllıca beyninde oturtmak gerekiyor.

 

(“Sinir halinde iken edilen yemin geçerli midir?” izleyici sorusu)

Tabii olmaz. Çünkü öfkeyle söylemiş geçerli olmaz. Allah diyor “ağız alışkanlığı ile söylediğiniz yeminler geçerli olmaz” diyor ayet var. Ağız alışkanlığı birdenbire yemin ediyor yahut boş bulunuyor yemin ediyor. Mesela “valla ben bu işin içinden çıkamadım” diyor yemin ediyor yahut “valla ben bu işi beceremeyeceğim” diyor. Şimdi yemin etmiş hadi yeminini yerine getir öyle şey olmaz o ağız alışkanlığı ile yapılmış. Sinirlenme de de öyle arayı açmak için zarar vermek için yemin edilmez geçerli olmaz. Mesela diyor ki; “vAllahi seninle bir daha konuşmayacağım” diyor bu haram bu böyle yemin olur mu? Baştan çökmüş bir yemin bu olmaz. Yeminin geçerliliği yok. Öyle yemin olmaz. “Aranızda bozucu unsur etmeyin” diyor “Allah’ın yemini” Allah ayette. O zaman o yemin ne oluyor? Çökmüş oluyor geçersiz. Geçerli olmaz.

 

(Hüseyin Gülerce, Gülen’in Mehdilik iddiası konusuna değindi şunları yazdı. “Yüz binlerce insanı kendini Mehdi zannederek mağdur etmesi, hala onların direnmesini, ayağa kalkmalarını istemesi tam bir gözü dönmüşlük, insafsızlık ve ahlaksızlıktır. Etrafındaki o derin hipnozdan çıkamayan akılsızlar, inanınız Gülen’in Mehdiliğine iman ettikleri için hala ABD’yi, İsrail’i, Avrupa’yı, CIA’yi kullandıklarını düşünüyorlar.”)

Halbuki İngiliz derin devletin kucağına oturmuşlar. Homoseksüelliğin itliğin, çakallığın, İslam düşmanlığının ve şeytana uşak olmanın keskin elemanı olmuşlar. Ve ahmakça bunu fark edemiyorlar. Fark ediyorlar aslında ama anlaşmazlıktan geliyorlar. Ayrıca en büyük Mehdi karşıtı hareket Fethullah Gülen hareketidir. FETÖ hareketidir. En büyük İsa Mesih karşıtı hareket yine Fethullah Gülen harekettir. Deccalı koruyan en büyük hareket de yine Fethullah Gülen hareketidir, FETÖ hareketidir. Dolayısıyla orada anlaşılmayacak bir şey yok. Çok net ve sarih açık. Nerde Mehdi, hangi konuşmasında Mehdi’yi savunmuş? “Mehdi diye bir şey yok” diyor. “İsa Mesih’in gelişi diye bir şey yok” diyor. “Bediüzzaman da size yalan söyledi öyle bir şey yok” diyor. “Sizi avutmak için söyledi” diyor. “İslam’ın hakimiyeti diye de bir konu olmaz. İslam da hakim olmayacak” diyor. “Deccal diye de bir şey yok.” Dolayısıyla deccala akıl almaz destek veriyor. Dolayısıyla bir sahtekar ordusu şeklinde İngiliz derin devletinin alçak elemanları şeklinde ahmakça sürüklenip gidiyorlar. Ne namaz var ne oruç var ne zekat var ne Allah korkusu var. Züppelik, çakallık, kendinden eminlik. Bilmişlik, egoistlik, alaycılık, hepsinin üstünde ama en gelişmiş olanı da züppelik. Alaycılık ve züppelik bunların yakasına yapışmış. İngiliz derin devletinin zaten ana özelliği o nerede züppe varsa kendilerine çekiyorlar. Nerede çakal varsa kendilerine çekiyorlar. Dolayısıyla Türkiye’de bunlar dikiş tutturamayacaklarını gördüler bittiler. Türkiye’de itlik yaptırmayız. Türkiye’yi yıkamadılar ve yıkamayacaklar. Hiçbir şey de yapamayacaklar. İt gibi de kaçtılar. Hepsi için mi diyelim? Bu işin içinde olan hepsi, kimse bu işin içinde olan bu ahlaksızlığı organize eden kim varsa, hangi alçaklar varsa hepsine diyorum.

 

Samimi Sevgiye Karşı Kimse Direnemez. Eğer Ruh Sahibiyse En Katı Kalpli İnsan Dahi Sevgi Karşısında Çözülür

Samimi sevdiğini anlarsa karşındaki bünyesi bedeni dayanamaz zaten irade dışındadır. İnsandan bir sevgi elektriği yayılır. İnsan vücudu ona dayanamaz yani kadın vücudu dayanamaz ona. Samimi sevgiye dayanamaz. Yani en katı kadın bile çözülür sevgi karşısında. Eğer ruh sahibi ise mutlaka çözülür. Ama ruh sahibi değilse ölüye gelen sevgi dalgaları etkilemez onu. Ölü bilmez onu. Ama diri ise sevginin karşısında hiçbir direnci olmaz. Yani alabildiğince alır sevgiyi. Ve sevgiye de çok güzel karşılık verir. Ama karşı tarafın samimiyeti ile orantılıdır bu. Çünkü kadın çok zeki varlıktır. Karşısındakinin samimi sevip sevmediğini hemen hisseder, anlar.

]]>
http://podcast.harunyahya.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/263202/sayin-adnan-oktarin-28-ekimhttp://podcast.harunyahya.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/263202/sayin-adnan-oktarin-28-ekimhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171028t_11.jpgSun, 12 Nov 2017 06:57:42 +0200
Sayın Adnan Oktar'ın 26 Ekim 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 26 Ekim 2017

 

(Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın davetlisi olarak Türkiye’ye geldi. 20 yıl aradan sonra Özbekistan’dan Cumhurbaşkanı düzeyinde Türkiye’ye yapılan bu ilk ziyarette 22 anlaşma imzalandı. Ortak basın toplantısında Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları söyledi: “Orta Asya Cumhuriyetleri arasındaki işbirliğinin gelişmesini can-ı gönülden arzu ediyoruz. Her zaman ifade ettiğimiz gibi dirlik olmanın ve güçlü olmanın anahtarı birlik olmaktır. Bu yönde atılan her adım kıymetlidir, değerlidir.” Cumhurbaşkanı Mirziyoyev ise, bu “20 senelik ara gözlerimizden de görülüyordur. Birbirimizi ne kadar özlediğimizi gösteriyor” dedi.)

Çok önemli güzel bir gelişme olmuş. Süper olmuş. Tayyip Hocam’ın Türk devletlerine açılımı muhteşem. Hatta Türk birliğini ön plana alabilirler, alabiliriz. Önce Türk Birliği sonra İslam Birliği de olabilir. Çünkü Türk Birliği çok daha kolay. Türk Birliği’ni bir an önce yapalım. İslam Birliği de hemen arkasından gelebilir, gelecek gibi görünüyor. Fakat yeni oluşumlarla falan dikkati dağıtmaya gerek yok. Yeni oluşumlar olsun fakat yeni oluşumlar Tayyip Hoca’yı desteklesin.

 

(Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Irak Başbakanı Haydar İbadi’yi Külliye’de kabul etti. Sayın Erdoğan şunları söyledi: “Başından itibaren Irak’ta toprak bütünlüğünden yana olduğumuzu hep ifade ettik. Referandumu kabullenmemiz mümkün değildi. Durumu fırsat bilen PKK terör örgütünün Irak’ta bir yapılanmasının olduğunu biliyoruz. Kandil, Sincar gibi bölgelerde PKK’nın varlığı söz konusu. Buralarda da her türlü dayanışma içinde ortak mücadeleyi sürdürmeye varız” dedi.)

Güzel. Türkiye’nin yeni politikasında Allah’a çok şükür çok etkimiz oldu vesile olduk. Bir kere Suriye’nin, Irak’ın toprak bütünlüğü son derece hayati. Çünkü İngiliz derin devletine bu muazzam bir tokat. Onların 150 yıllık planı küçük küçük parçalara ayırmak, bir türlü yapamadılar. Bilakis daha da bütünleşelim bütün olalım, sakın hiçbir yerde bölünme olmasın hiçbir yerde. Kardeşçe güzel yaşayalım. Kürt kardeşlerimiz bizim canımız. Suriye de Kürt kardeşlerimizi bağrına bassın, Irak da bağırlarına bassın. Suriye onların Kürt kardeşlerimizin, Irak da Kürt kardeşlerimizin, Türkiye de Kürt kardeşlerimizin. Yani bağımsızlığa şuna buna gerek yok, zaten sizin her yer sizin. Kürt kardeşlerimiz geliyor İstanbul’da en güzel yerlerde ev alıyorlar, müteahhitlik yapıyorlar, devletin en kilit noktalarına geliyorlar, başbakan oluyorlar, cumhurbaşkanı oluyorlar, MİT müsteşarı oluyorlar. MİT Müsteşarı halen şu an Kürt asıllıdır Hakan Fidan. Çok efendi dindar bir delikanlı. Genelkurmay Başkanı kaç defa öyle hep Kürt’tü. Devletin en kilit noktalarında hep Kürtler görev alır, mübarek temiz insanlardır. Dolayısıyla “biz ayrılalım” ne yapacaksın ayrılıp? Türkiye senin bütünü senin, niye Türkiye’den toprak koparmaya çalışıyorsun? Her yer senin. Irak’ın her yeri senin, Suriye’nin her yeri senin ne derdine düşüyorsun? Ha densizlik, münasebetsizlik yapan oluyor, o her yerde oluyor. Sen komünist olunca kurtulacağını mı zannediyorsun? Bela o zaman başlar.

 

Namaz Allah’a Yakın Olmak, Allah’a Sevgimizi, Dostluğumuzu, Tevazumuzu, Boyun Eğiciliğimizi En Güzel Şekilde İfade Etmektir

Namaz kıldığında Allah’a sevgini ifade etmiş oluyorsun. Yani Allah’a sarılmak gibidir, Allah’a yakın olmaktır, Allah’a dostluğunu tevazuunu, boyun eğiciliğini en güzel şekilde ifade etmektir. Namaz kılan insan Allah’a sevgisini ifade ettiği için vicdanen rahat eder hoşuna gider. Ahirette de onun mutluluğunu yaşar. Yoksa Allah’ın bizim namazımıza hiç ihtiyacı olmadığı aşikar belli, onu çocuk olsa bilir. Ama biz sevgi ifade etmek istiyoruz, sevgimizi nasıl ifade edeceğiz? Ancak namazla ifade ediyoruz. Mesela ahirette nasıl oluyor? Allah insan şeklinde tecelli ediyor “Ya Rabbi biz Seni çok seviyoruz” diyoruz. “Seni çok seviyorum Ya Rabbi” diyorsun ifade ediyorsun. Çünkü sevgide ifade etme isteği çok önemlidir. Çünkü insan sevip de sevgisini ifade edemiyorsa çok bunalır, çok zorlanır. Allah nimet olarak sevgimizi ifade etme imkanı veriyor duayla ve namazla. Namazla da sevgimizi ifade ederiz, duada da sevgimizi ifade ederiz en yüksek şekilde. Çünkü müthiş bir teslimiyetle, müthiş bir saygıyla Allah’a sevgimizi namazla ifade etmiş oluruz. Onun için cennette sonsuza kadar o sevgiyi hissederek yaşayacağız. O sevgiyi ifade etmiş olmanın huzuruyla yaşayacağız, inşaAllah.

 

Bencillik İnsanı İnsan Olmaktan Çıkarır ve Akılsızlığın Hakim Olduğu Başka Bir Boyuta Geçirir

Bencillik egoistlik insanı insan olmaktan çıkarır, başka boyuta geçer insan. Cahiliyenin kendine has bir boyutu vardır o boyuta geçer, istese de çıkamaz o boyuttan bencil egoist bir insan. Aklına geniş çapta Allah tarafından ket vurulur. İradesi dışında, istediği kadar azmetsin ne yaparsa yapsın aklı esaslı şekilde mas edilir alınır elinden. Onun zavallılığını yaşar ve duygusallık da onun yan etkilerinden biridir. Egoist bencil olan insan da hemen duygusallık gelişir. Duygusallık da saldırganlık, ağlama krizleri, kavgacılık, akılsızca eylemler yapmak hatta Allah esirgesin kendine zarar vermek ve daha da fecisi intihara kadar sürükleyebilir çok çok tehlikelidir. Bütün hak dinler egoistliği birinci düşman olarak insanlara gösterir. Allah öyle gösteriyor. Egoist ve bencillikten kurtulmayı çok hayati olarak dinlerde Allah bize açıklar. Mesela Hristiyanlıkta çok önemlidir bencillik ve egoistlikten kurtulmak. Yehova Şahitleri mesela en önemli konu olarak onu alırlar, egoistlik bencillik ilk anlatımlarına ona dikkat ederler. Müslümanlar Kuran’da egoistliğin bencilliğin kötülüğünü açık açık görürler.

 

En Özgür Olacağımız Sistem Dindir. Dinin Dışında Toplumun Kendine Göre Her Bölgeye, Her Ülkeye, Her Mahalleye Göre Değişen Sıkıcı Kuralları Vardır

En özgür olacağımız sistem dindir. Öbür türlü dinin dışında toplumun kuralları vardır, örfler vardır, gelenekler vardır, adap vardır edep vardır, nezaket kuralları vardır. Her bölgeye göre de değişir, nezaketin örfün ve geleneğin, adap ve edebin uygulamaları ülkelere göre bölgelere göre şehirlere göre, hatta mahallelere göre bile değişir. Ama Kuran’da tek bir hüküm vardır, tek bir anlam vardır. İnsanın kendine yapılmasını istemediğini başkasına yapmaması ve alabildiğine özgür olması. Sadece helal ve haramlara dikkat etmesi esastır. Onun dışında Müslüman zaten akıllıdır, moderndir, kalitelidir ve klastır, dünyanın en kaliteli en modern insanına biz Müslüman diyoruz. En dürüst en candan, en samimi davranan, en temiz olan, en isabetli konuşan, insanlara en iyi davranan, insanları koruyup-kollayan varlığın adı Müslümandır. Dolayısıyla Müslümanlıkta alabildiğine özgürlük vardır. Dünyanın hiçbir yeri özgür değil şu an Amerika dahil hiç kimse özgür değildir. Özgürlük ancak İslam’la olur, alabildiğine özgürlük. Genç kızlar, genç delikanlılar da dahil herkes Kuran’ın uçsuz bucaksız sınırları içerisinde rahat ve özgür yaşar. Ama kimseye zarar vermemek esastır.

 

(“Kış geliyor, hayvanlara sokak aralarında, mahalle aralarında barınak yapsak çok güzel olur. Çünkü onlar savunmasızlar konuşamıyorlar.”) 

Doğru söylüyorsun, kışın özellikle çok zor durumda kalıyor hayvanlar. Yalnız barınakları çok ilkel oluyor. Halbuki alttan sıcak su ısıtmalı olsa, nihayet bir boru geçecek altından sıcak su borusu, şöyle iki kere dönecek o kadar başka bir şey yok. Ahşaptan yapılacak, yıkanır bir konumda olacak tazyikli suyla yıkanacak gibi olacak. Sıcak olması onlar için muhteşem bir şey. Hepsi içine doluşurlar bayağı da güzel olur. İçi de dezenfekte edilebilir sık sık belediye tarafından, dezenfektan bir maddeyle dezenfekte edilebilir. Yazık-günah, benim canımın sözü doğru, ifade edemiyor kendini. Ne desin acıktım mı desin ne yapsın? Susadım mı desin? Hiçbir şey diyemiyor. O yüzden Allah bizim merhametimizi görmek istiyor, şefkatimizi görmek istiyor, korumamızı görmek istiyor. Biz Allah’a şefkatimizi merhametimizi gösterelim Rabbimiz’e. Benim canımın dediği doğru, içimize Allah acıma hissi veriyor merhamet hissi veriyor. Bunu tam doyuracak tarzda canlıları koruyalım kedileri, köpekleri özellikle. Bunlar şu havada bile çok zorda kalabilirler ama bazen de felaket soğuk oluyor, nereye kaçacaklarını bilemiyorlar. Öyle barınaklar olursa alttan sıcak su borusuyla ısıtmalı muhteşem olur, içine doluşurlar rahat geçirebilirler kışı.   

 

Mehdi Peygamberler Gibi Vahiy Almaz, Ama Mehdi’de Tüm Peygamberlerin Bir Özeti Vardır

Hz. Mehdi Allah’ın herhangi bir kulu, Allah’ın seçtiği bir kul. Kullarından bir kuldur. Yani vahiy alan bir peygamber değil. Ama bir tebliğci tabii mübelliğ. Kuran’da geçer tebliğciler mübelliğler. O tebliğcilerden, o mübelliğlerden birisi ama peygamber olmadığı kesin. Peygambere uyandır ama bütün peygamberlerin özeti Peygamberimiz (sav)’in ifadesine göre Hz. Mehdi (as) bütün peygamberlerin bir özetidir. Bütün peygamberlerin özelliği bulunur üzerinde. Onu çok kapsamlı Peygamberimiz (sav) hadislerinde belirtmiş. Bütün ünlü peygamberleri sayıyor Peygamberimiz (sav), “Musa’ya şundan benzer, İsa’ya şundan benzer, İbrahim’e şundan benzer” yani bütün peygamberlerin özeti anlamını vurgulayacak şekilde çok fazla hadis var. En sona bırakılmıştır, Hateme Veli’dir yani gelmiş geçmiş en büyük velidir Hateme Veli. Hatem çekiyor artık velayete son velidir, son en büyük veli Hz. Mehdi (as). Allah’ın, kıyamete yakın onu görevlendirmiş olması ve Hz. İsa Mesih (as)’ı da onun veziri olarak görevlendirmesi olayın fevkaladeliğini gösteriyor. Peygamberimiz (sav) “Bazı peygamberlerden bile büyüktür” diyor “yücedir” diyor. Musevilere göre Hz. Musa (as)’dan daha büyük Hz. Mehdi (as). Yani daha yüce ve daha büyük. Onun gerekçesi olarak da kızdığında Tevrat’ın tabletlerini elinden atmasını gösteriyorlar. “Orada o dereceyi kaybetti” diyorlar. Hz. Mehdi (as)’nin gelmiş geçmiş bütün velilerin üstünde olduğunu Bediüzzaman da söylüyor. “Hem en büyük bir müceddid hem en büyük bir müçtehit hem hakim hem Mehdi hem mürşit hem kutb-u azam olarak” diyor “bir zat-ı nuraniyi gönderecek, o da, Ehli Beyt-i Nebevi’den olacak” diyor.

 

Kadınlara Güzel Hayat Sunalım Diye Bir Kampanya Başlatalım. Özellikle Genç Kızların İstedikleri Gibi Yaşayabilecekleri Bir Ortam Sağlayalım

Kadınların makyaj malzemelerinin pahalı olması çok anormal bir durum yani ilaç gibi aynı ilaçtaki pahalılığı andırıyor ama bunu tabii hükümetin halletmesi gerekiyor. Çünkü nedir nihayet malzemesi ne var ki? Çok sıradan malzemeler kullanılıyor, yazık genç kızlara zaten o çocukların harçlığı çok az oluyor ve içleri yanıyor o parayı oraya verirken çok acı çekiyorlar. Süslenecekleri her şey çok pahalı, nedir ya neden yapıyorsun zaten sıradan kimyasallar, boya malzemeleri bunlar çok ucuz malzemeler pahalı olması için bir neden yok. Marka olan malzemeler kaliteli yapılıyorsa marka olmadan da aynı kalitede yapılan malzemeler olması lazım aynı kalitede mesela kadınların kullandığı her türlü malzemeyi devletin üretmesi gerekir. Marka olmayan ama aynı kalitede olan bir malzeme olursa çocuklar onu kullanırlar ve gayet de süslü ve güzel gezerler. Ona artık hükümet politikası olarak el atılması gerekiyor bilmiyorum Tayyip Hocam ne der? Bence olur çok çok güzel olur. Başka kim yapabilir? Kültür ve sanat bakanlığı yapabilir. Kadınlara bir jest olarak, bir güzellik olarak, kadın destekçisi olarak, kadınlara güzel hayat programı içerisinde bir kampanya başlatılabilir. ‘Kadınlara güzel hayat sunalım’ kampanyası içerisinde bakanlık kültür ve sanat bakanlığı veyahut bakanlığın herhangi bir kolu da olabilir böyle bir çalışma yaparsak kadınlara büyük bir jest olur, büyük bir iyilik, güzellik olur özellikle genç kızlara bir sevinç vesilesi olur.

 

Allah Mucizevi Şekilde Şu Anda Dünyada Hadi İsmiyle Tecelli Ediyor. Bu, Mehdiyetin Gerçekleşmesinin Delillerinden Biridir

Allah hamiyet hissini ahir zamanda kalplere veriyor insanlar bunu fark etmez. Bakın bütün gençler çok halim selim, hamiyetli, şefkatli, kaliteli ve kibar olmuşlar dikkat ediyor musunuz? Yüz binin üstünde gençle röportaj yaptık tamamında bunu gördük. Bunu 12 Eylül döneminde yapsaydık bu röportajı dehşet ifadelerle dönerdik. Bakın 12 Eylül döneminde 1980’lerde sorsaydık dehşet verici cevaplar alırdık ama şu an büyük bir oranda tamamen değil ama büyük bir oranda öyle olurdu ama şu an yüzde 99,99 mükemmel gençlerin verdiği cevap. Hepsi Mehdiyet üslubuyla konuşuyor. Kalplere Allah Hadi ismiyle tecelli ettiği için oluyor, mucize oldu bu. Bakın bir mucize meydana geldi, Allah bütün insanların kalbine Hadi ismiyle şu an tecelli ediyor özellikle gençlerin. Bakın gençlere hepsi halim, hepsi selim, hepsi güzel huylu, hepsi insancıl, hepsi merhametli, hepsi egoistliğin bencilliğin üstüne giden, egoistliğe bencilliğe aman vermeyen güzel insanlar. Mesela bu Mehdiyet devrinin bir mucizesidir. Allah Hadi ismiyle tecelli etmez bak uzun yıllardan beri Hadi ismiyle tecelli ediyor. Gençlerin hepsinin yüzüne nur hakim oldu. Allah hem Nur ismiyle tecelli ediyor, hem Hadi ismiyle tecelli ediyor. İnsanlar da farkına varmadan bu etkinin içine giriyorlar şu an.

 

Yüzeysel Dua ile Derinleşilen Dua Çok Ayrıdır. Derin Dua Zavallı Taklidi Yaparak Olmaz. Candan, Dürüst, Samimi Bir Akılla Olur

Bir sathi dua vardır. “Allah’ım” işte bana “şu şu nimetlerini ver” diyebilir kul. Bir de derinleşerek dua eder yani çok içten, çok akıllı bir dua eder. O çok makbuldür. Duada derinleşmeyi tavsiye ederim, doğru olan odur. Derinleşilen dua Allah için daha ayrıdır. Yani yüzeysel dua ile derinleşilen dua çok ayrıdır. Tabii derinleşilen dua filmlerdeki gibi böyle duygusal bir görüntü vermek değil haşa böyle Allah'ı kandırır gibi çocuksu hareketler değil. Çok samimi olarak Allah'ı severek, candan bir akılla Allah'la bağlantı kurmaktır. Derin ve yüksek bir akılla Allah'la bağlantı kurmaktır. Yoksa şimdi detaylı tarif etmek istemiyorum da zavallı taklidi yaparak olmaz.

 

Samimi Saygı ve İmanımız Var Mı Yok Mu Anlaşılması İçin Allah Bizi Sürekli Dener. Sabretmek, Kararlı Olmak, Affedici Olmak Samimiyetimizi Gösterir

Allah bizi dener “Samimi saygımız var mı? Samimi imanımız var mı?” Nasıl yapar? Mesela Allah için cihada çıkmak yani kıtal savaş normal, askerimiz gidiyor. Bir kısmı cepheden kaçan insanlar olur. Bu nedir? Kaybetmiş. Ama bir kısmı da büyük bir coşkuyla, cesaretle canını Allah için feda eder. Bu açık bir ifade. Sevgi ifadesidir veyahut yaralanır. Bu sevgi ifadesidir. Veya sevdiğinin garip tavırları vardır, yanlış tavırları vardır sabredersin. Bu bir sevgi gösterisidir. Ve o kişinin o sabır özelliğini, güvenilirliğini ortaya çıkaran bir yönü olur. Dolayısıyla birçok deneme metodu vardır. Allah bizi dener kul da insanları böyle deneyebilir. Gösterilen istikrardan anlaşılır bir insanın iyi olup olmadığı. Mesela annelerde sadakat müthiştir. Annelerde delicesine sadakat olur. Mesela geçenlerde de söylemiştim birkaç kere söyledim. Yanan evin içine giriyor çocuğu yangındaysa bildiğin kapıdan ateş çıkıyor belli yanacağı ama cinnet geçiriyor çocuk sevgisinden. Dalıyor hakikaten de çıkarıyor çocuğu ama yanıyor mesela ağır yanıklarla çıkıyor. Hatta geçenlerde -tabii bu tavsiye edilip, istenecek bir şey değil de anne sevgisinin nasıl çılgınca bir sevgi olduğunu göstermek için- çocuk balkondan düşmüş üçüncü kattan annesi de peşinden kendini atıyor. Onu yakalamak için güya o tatlılığa bak annedeki o hırsa. Tabii iyi şeyler olmadı. Allah sevabını çokça versin. Ama sadakat, sevdiği için her şeyi yapabilme gücüdür. Mesela senin sevdiğin kadını Allah esirgesin öldürmeye kalkarlar önüne geçersin kendin hedef olursun bu bir sadakattir, yiğitliktir, kabadayılıktır. Önü sonu olmaz bu örneklerin birçok irili ufaklı örneklerle bu anlaşılabilir.

 

Bir Kadın Yaşlandı Diye Ona Sevgide Saygıda Kusur Etmek Çok Büyük Ahlaksızlıktır ve Günahtır

Benim kız arkadaşlarımdan elli yaşında, elli beş yaşında, altmış yaşında kız arkadaşlarım var. Otuz yıllık kız arkadaşlarım var, yaşlı onlar bayağı yaşlılar. Altmış yaşında bir kadın nasıl olur? Bayağı sadığım, canım gibi de çok seviyorum. Çok fazla elli yaşında çok fazla kız arkadaşım var. İlk başlangıçtaki arkadaşlarım çoğu elli yaşında. Elli beş ve altmış yaşında hatta altmış yedi yaşında bile var kız arkadaşım. Ve hepsine sadığım, hepsine saygılıyım ve geçen yıllar daha da sevgimi artırıyor, daha katlamalı sevgim saygım artıyor. Aksini yapmak ahlaksızlık, şerefsizlik, namussuzluk, haysiyetsizliktir, psikopatlıktır, cehennem ehlinin özelliğidir. En yüksek derecede ahlaksızlıktır bir kadın yaşlandı diye ona sevgide saygıda kusur etmek çok büyük bir şerefsizliktir. Ve büyük bir günah, büyük bir haramdır.

 

Gaflet Boğucu ve Sıkıcıdır. Ağırlık Yapar, Korku Hissine Sebep Olur, Sinir Bozukluğu Yapar. İnsan Allah’ı Andığında Hemen Gaflet Dağılmaya Başlar

Gaflette olan kişi, gaflet bir kere çok boğucu ve sıkıcıdır. Nefsi açısında da beladır. Ağırlık yapar, sıkıntı yapar, korku hissi getirir insana. Gerilim meydana gelir. Sinirleri bozulur. Gafletten çıktığında, Allah’ı andığında hemen gaflet dağılmaya başlar. Ayette şeytandan Allah’a sığınırım Cenab-ı Allah “Kalpler ancak Allah’ın zikriyle felah bulur” diyor. Felah ne demek? Kurtulma, ferahlık, neşe, sevinç, sıhhat, sağlamlık. Neyle diyor Allah? Allah’ın zikriyle. Samimi Allah zikredildiğinde kalp hemen ferahlar. Üzerindeki insanın gerilim gider kafası salim olur.

 

Kafir Açıkça İnanmadığını İfade Eder. Münafık İse Çok Kahpedir, Gerçek Yüzünü Gizler

Münafık kafirden farklı oluyor. Kafir küfrünü dürüstçe ifade eden insan demektir. Samimiyet yönü vardır kafirin. Yani açıktır gizlemiyor “ben küfür içindeyim” diyor Allah esirgesin. Söylüyor yani. Münafık öyle değil o küfrünü gizliyor Allahsız, dinsiz olduğu halde Müslümanlar içinde konum alıyor, mevzi alıyor sonra kendince kahpe aklınca Müslümanların zayıf gördüğü bir anında atağa geçerek küfürle ittifak ederek Müslümanları vurmaya kalkar. Müslümanlar can havliyle İslam’ı hakim etmeye çalışırken o kahpeler de yandan Müslümanlara saldırarak Müslümanların gücünü tamamen veyahut yarı yarıya kırmak için azmeder. Münafığın özelliği budur. Ama küfür de kendisini açıkça belli ettiği için Müslüman önceden tedbirini alır. Bir risk olmaz bilirsin ne yapacağını. Nasıl atak yapacağını bilirisin ona kendini ayarlarsın. Ama münafıkta kendini ayarlama imkanın yoktur. Senin içine gelmiş her türlü bilgiyi almış eğer sırrı varsa Müslümanların o sırlarına da vakıf olmuştur. Ve ilk fırsatı bulduğunda bünyeyi zayıf gördüğü zannettiği anda kahpece ve alçakça Müslümanlara saldırmaya başlar. Ve saldırırken de Allah adına saldırıyor gösterir bu kahpeliğinin katmerli olmasını sağlar. Kuran ayetleriyle dürüstlük adına, akıl vererek bazen felsefede bazen mantıktan, bazen iş bitiricilikle bazen böyle sahtekar bir üçkağıtçı üslubuyla, bazen yine sahtekar bazı esnaflarda olduğu gibi kafalama üslubuyla kendi fikrini empoze edeceğini düşünür. Asıl derdi keyiftir, rahatlıktır.

 

(“Pembe yalanlar günah mıdır?” izleyici sorusu)

Güzel yüzlüm şöyle olabilir yalan, daha önce de örnek vermiştim. Adam mesela kanser hastası oluyor. Adama ‘sen kanser hastasının’ dersen adam bir haftanın içerisinde çöker ölür. Eğer tevekkülü zayıf ise sinirleri zayıf ise çok riskli olur öyle bir şey. Adama dersin ki “bir tümör cinsi var ama zararlı değil Allah’a şükür temiz çıktı” dersin. “Biz bunu tedavi edeceğiz ilaç ile tamamen kurutacağız sen bize bırak çok da rahat ol.” Doktorlar da ittifak ederler. Hepsi birden bu şekilde konuşulur. Bu kadar hatta raporunda bile öyle gösterilebilir. Tümör cinsi hapis değil diye yazarsın. O ona moral, güç olur. Manevi güç olur. Ama öbür türlü dersen indiferansiye kalsinom cinsi vardır. Çok hızlı. Derhal öldüren kanser cinsi. Adama onu söylersen allak bullak olur. Çok tehlikeli. Öyle dersen o direnci çok güçlü olur. İlaca da güzel cevap verir. Rahat tedavi edebilirsin. Hakikaten de kurtuluyorlar sonra. Adamı korkutup direncini kırmanın alemi ne? Bu açıdan yalan değil de buna maslahat diyebiliriz. Zaten bu farz olur. Öbürü yalan olur. Doğruyu söylemek yalan olur. Yalan günah olur. Eğer doğruyu söylersen ona yalan günahını almış olursun. Hatta yalanın on misli, yüz misli günaha girmiş olabilirsin. Yalandan çok çok daha beter bir şey olur. Mesela bir adam katil elinde bıçakla bir hanım kızı arıyor. İçeri girmiş ‘nerede o?’ diyor. Ne diyeceksin ‘ben onu geçen gün Samsun’da gördüm’ dersin, ‘burada değil.  Sen ne yapıyorsun burada arıyorsun. Bu şehirde yok o’ dersin ‘Samsun’da’ inşaAllah. Bu kadar. Arkadaşı da ‘evet biz Samsun’da biliyoruz. Biz daha yeni geldik Samsun’dan. Oradaydık’ dersin. Bunu söylemek farz olur o anda. Aksi çok şiddetli haram olur. Dürüstlük olmaz.

 

Tarih Boyunca Negatif Gücün Hep Organizasyonu Olmuştur. Hz. Nuh Devrinde de Hz. İbrahim Devrinde de Deccaliyet Vardı

İngiliz derin devletinin güç sahibi olması ta Adem (as) devrine dayanır. Hep negatif gücün bir organizasyonu olmuştur. Habil-Kabil kıssasında bile bir kardeş deccaldır, bir kardeş de Mehdiyet’i temsil eder. Hz. Nuh (as) devrinde de deccaliyet vardı. İbrahim (as) devrinde de vardı deccaliyet. Deccaliyet her devirde olmuştur. Mesela Hz. İbrahim (as)’in karısı uysal bir insan ama Lut (as)’un hanımı deccal komitesine bağlı, deccaliyete bağlı ve homoseksüeller. Bakın Allah karşıtı, homoseksüel ve insanların Allah tarafından yaratılmadığına inanıyorlardı o devirde de. Tesadüfler sonucu olduğuna inanıyorlardı, aynısı. Hep organize olarak deccaliyet büyük veya küçük olarak dünya tarihinde hep yer almıştır. Ve elden ele geçmiştir bu. Silsile olarak geçer, deccaldan deccala. Nakşibendilik nasıl? Şeyhten şeyhe, şeyhten şeyhe silsile olarak geçiyor. Deccaliyet de silsile olarak geçer. Mesela Hülagü’ye verildi deccaliyet, sonra Roma’ya geçti bu. Hz. İsa (as) döneminde Roma deccaliyeti temsil ediyordu. Silsile olarak bu elden ele geçti, en son olarak İngiliz derin devletine Anglosaksonlardan oluşan bir ekibe verildi bu görev, deccaliyet görevi. Ve onlar bu görevi şu an yerine getiriyorlar. 150 yıllık aktif atakları var ama 300, 400, 500 yıllık kökeni vardır. En az 500 yıllık bir kökeni vardır. Ama en aktif görevlerini son 150 yılda görüyoruz, 150-170 yıllık dönem içerisinde görüyoruz.

 

(“Atatürk’ün kılık kıyafet devrimini nasıl yorumluyorsunuz?” izleyici sorusu)

Atatürk çok janti delikanlıydı, çok şahane delikanlı. Kibar, yakışıklı ve klas delikanlı. Yobaz takımının gücü yetmez Atatürk’e. Hiç densizlik, münasebetsizlik yapmasınlar. Atatürk Allah tarafından gönderilmiş bir Mehdi’dir, Mehdi mukaddemesidir. Mehdiyet’e zemin hazırlamış mübarek bir insandır. Hızır (as)’la birlikte hareket etmiştir. Metafiziktir mesela Atatürk’ün gözüne insanlar bakamıyordu. Bu çok önemli bir şey. “Bakabiliyordum” diyen varsa çıksın. Bakamıyor, gözünü çekiyor. Bizim Türkçe hocamız vardı. O Atatürk’le karşılaşmış. “Bakılamıyordu gözüne” diyor Türkçe hocamız. Ama nutku tutulmuştu anlatırken bir acayip oldu. “Bakılamıyordu” diyor. Müthiş bir tesir gücü vardı gözünde. Metafizik bir insan olduğu çok aşikar belli. Kılık kıyafet devriminde de muhteşem bir atak yaptı. Sanat, estetik, güzellik her şey 200 yıl sonra gelecekken derhal gelmiş oldu. Bak 200 yıl sonra gelecek bir şey derhal gelmiş oldu. Suudi Arabistan’a daha yeni yeni geliyor. Atatürk rahmetli yıldırım hızıyla getirttirdi. Bu da Allah’ın bir lütfu çünkü Mehdiyet’in bekleyecek vakti yoktu. Mehdiyet’e yardımcı olması için Allah Atatürk’ü görevlendirdi.

 

En Yüksek Kalite Cennettedir. Her Ruh Sahibi Müminde de Çok Yüksek Bir Kalite İsteği Vardır

Allah’ın ruhunu taşıyan yani kutsal ruh verilmiş, kutsal ruh bedenine inmiş her insan doğal olarak Allah tarafından kaliteyi isteyecek şekilde yaratılıyor. O yüzden cenneti istiyor zaten. Kalite eğiliminin en yükseği cennettir biliyorsunuz. En yüksek kalite cennette vardır. Her müminde ama ruh sahibi her müminde muazzam bir kalite isteği vardır. Ama müşriklerde ruh sahibi olmuyor birçoğu o yüzden kalite isteği yoktur. Rezalet, acı ve kepazelik ister. Onlarda cehennem özlemi vardır yani cehennem olana istek vardır. Müminde de cennete olan özlem ve istek vardır.

]]>
http://podcast.harunyahya.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/263200/sayin-adnan-oktarin-26-ekimhttp://podcast.harunyahya.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/263200/sayin-adnan-oktarin-26-ekimhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171026t_03.jpgSun, 12 Nov 2017 06:19:52 +0200
Sayın Adnan Oktar'ın 24 Ekim 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 24 Ekim 2017

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan Külliye’de düzenlenen vefatının 14. Yılında Aliya İzzetbegoviç’i anma programında konuştu. “Türkiye onurundan asla taviz vermeyecektir. Biz kimsenin oyuncağı değiliz, olmayacağız. Biz birilerinin keyfine göre muamele edeceği kapıkulu değiliz, olmayacağız. Tehditlerle Türkiye’yi esir alacağını sananlar kendi geçmişlerinden bihaber gafillerdir. Yanılgı içinde olduklarını kısa sürede anlayacaklar. Ucuz ayak oyunlarına izin vermeyeceğiz. Kendini bilmez siyasetçilerin provokasyonlarına prim vermeyeceğiz.”)

Helal olsun Tayyip Hocam’a. Gayet güzel konuşmuş. Delikanlıca, Müslümanca, Allah’tan korkan, Allah’a inanan bir insanın üslubuyla konuşmuş. İngiliz derin devletine şamarı elinin tersiyle yapıştırmış. Osmanlı tokadı bu, iyi bir Osmanlı tokadı çakmış diyelim iyi olmuş.

 

Mehdi’yi Henüz Görmedik Ama Görmüş Gibi Şevkle, Azimle İlmen Mücadele Ediyoruz

Hz. Mehdi (as), Hz. İsa Mesih (as) bütün dünyanın konuşabileceği, görüşebileceği insanlar olacaktır. Ama ne kadar yoğunluk olabilir, ne kadar sıklık olabilir onu yaşadığında göreceğiz. Ama Hz. İsa Mesih (as)’e zaten Mesih denmesinin nedenlerinden biri de dünyayı gezmesidir. Sürekli hareketli bir bağlantı olacaktır. Asıl cennette birliktelik vardır. Cennette kesintisiz birliktelik vardır. Ama burada dünya şartlarının adetullah yöntemleri nedeniyle, Cenab-ı Allah’ın yarattığı yöntemler nedeniyle teke tek görüşme sınırlı ve kontrollü olur. O kadar fazla olmaz takdir edersiniz ki. Ama inşaAllah Allah bizi Hz. Mehdi (as)’la görüştürür, inşaAllah Hz. İsa Mesih (as)’la görüştürür. Ama görüşmesek bile biz mesela şu an Hz. Mehdi (as)’ı görmedik, Hz. İsa Mesih (as)’ı da görmedik ama yoğun faaliyet halindeyiz, yoğun gayret ediyoruz. Bütün gücümüzle bir atak halindeyiz. Kitaplar bastırıyoruz, kitaplar dağıtıyoruz, internet siteleri kuruyoruz, insanlara tek tek tebliğ yapıyoruz, münafık ataklarına karşı tavır alıyoruz. Küfri ataklara karşı, karşı cevaplar geliştiriyoruz. Allah’ı inkar eden odaklara cevaplarla mukni, güzel izahlarla set oluyoruz. Dolayısıyla bütün günümüz yoğun faaliyet halinde oluyor.

 

Münafık Küfrün Arasına Gidince Hayvan Gibi Yaşamaya Başlar. Temizlik Yapmaz, Namazını Kılmaz, İnfak Etmez

Münafık olan ne diyor? “Münafıklık ne kadar güzelmiş” diyor. “Niye ki?” falan diyoruz “çok rahat, sabah namaza kalkmıyorsun” diyor. “Oruç da tutmuyorsun, İslam için bir şey harcamana da gerek yok, İslam’ı tebliğ etmene de gerek yok, kitap okumana da gerek yok, Müslümanlarla birlikte hareket etmene de gerek yok, temiz olmana da gerek yok” hayvan gibi yaşanıyor yani diyor ve seviniyor. “İnanılmaz rahatmış” diyor. Bu kadar ahmaklık olur mu? Şimdi mesela bir asker düşün cephede, sen silahını atar elbiseni çıkarır kaçarsan tabii ki rahat edersin. Ama soysuz ve haysiyetsiz, şerefsiz, namussuz hale düşersin, kahpe ve kalleş olursun. Allah belanı verir. Cepheden kaçarsan dünyanın en haysiyetsiz adamı olmuş olursun. Veyahut mesela doktor, acil hasta gelmiş adam kan kaybediyor, doktor diyor ki “Ben vurup kafayı yatacağım, uyuyacağım, acilde hasta ölürse ölsün” diyor. Adam da arkasından diyorsa ki “Oh ne rahatmış” bu bir ahmaklık, katillik, haysiyetsizlik ve şerefsizlik. Şimdi öyle bir bakış açısını hayatın diğer yönlerine de yaysa insan berbat bir durum olur. Mesela bir anne düşün, çocuğun altını temizliyor, yemek veriyor yiyecek veriyor. Çocuğu bırakıp tatile gitse “oh ne rahatmış” dese bu bir ahlaksızlık, çocuk ölür ve acı çeker. Münafığın ahmaklığını tarif etmek için münafığın bir kere hayvan olmaması gerekiyor. Şimdi hayvana neyi açıklayacaksın? Hayvan. Ayette diyor ki “konuşsan da dilini sarkıtıp solur” diyor “kızsan da ne yaparsan yap dilini çıkartıp solu” diyor. Anlamaz hayvan çünkü. Bunlar hayvandan aşağı yani ahmak.

 

(“Said Nursi Hz. Mehdi (as)’ın öğretmeni mi oluyor?” izleyici sorusu)

Said Nursi diyor ki “hiçbir cihette” bak “hiçbir cihette” yani belirli bir cihette değil “hiçbir cihette hiçbir yönde o ahir zamanın acip şahsı gibi olamam” diyor hiçbir cihette. “Ancak onun pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim, ona yer hazır eden bir dümdarıyım” diyor. Bak “hiçbir cihette” diyor “ahir zamanın o acip şahsı gibi olamam” diyor, acip diyor. Sungur Ağabey’e ben sormuştum “Sungur Ağabey, Nur talebesi mi olacak Mehdi?” dedim. Bediüzzaman’ın talebesi olduğu için tabii ben doğal olarak “tabii ki Nur talebesi olacak” diye bekliyordum. “Yok, Nur talebesi olmayacak dedi Bediüzzaman, Nur talebesi olmayacağını söyledi” dedi. “Peki nasıl olacak ağabey?” dedim ben şaşırdım, şöyle elini açtı “bambaşka olacak dedi” dedi, “bambaşka.” Benim de huyum böyle şeylerde ayıp olur diye üstüne gitmiyorum. Halbuki istesem birkaç soru daha sorsam anlatacaktı yani o şeydeydi, modu çok iyiydi. Ama o kadarla bıraktı. Yalnız neyin ebced hesabını yaptı onu anlayamadım. İlk geldi, “Selamun Aleyküm” dedi “Aleyküm Selam Hocam” dedim ben “senin adın ne kardeş?” dedi “Adnan Hocam” dedim “Adnan Oktar” dedim. Hemen cebinden bir bloknot çıkarttı bir de kalemini çıkarttı, “memleketin nere?” dedi “Ankara” dedim. Hemen adımı soyadımı yazdı bir ebced hesabı yaptı. Bizim çocuklar da gülmeye başladılar tabii çok heyecanlandılar, anladılar onun ne amaçla yaptığını anladılar yani ebced hesabını. Cahil çocuklar daha yeni geldikleri için saygıyı, edebi, adabı o kadar bilmiyorlar. Heyecanlanınca güler ya bazı insanlar ama çocuksu bir mantıkla bunu yaparlar. Ben de ayıp olmasın diye Sungur Ağabey’i ileriye doğru alıp-götürdüm, hiç bağlantı kuramayacakları bir yere doğru götürdüm, orada sordum bu soruları. İşte “bambaşka olacak”ı orada söyledi. Bir de Nur talebesi olmayacağını da orada söyledi.

 

(“Psikolojik hastalık diye bir şey var mı yoksa bu insanların zaafı mıdır?” izleyici sorusu)

Şu panikatak falan var ya bunların hepsi hikaye. Sinirim bozuk demeler, asabım bozuk demeler, yok işte depresyona girdim falan bunların hepsi hikaye. Ama şizofreni hakikaten hastalıktır. Adam çünkü başka boyutta yaşıyor. Şizofren demek başka boyutta yaşayan insan demektir. Bir kutu düşün, o kutunun dışında bir dünya var, o kutunun dışına çıkamaz o şizofren. En fazla o kutunun en son kenarlarına kadar gelebilir. Onda işte insanlara yakın olduğu için normal gibi davranmaya başlıyor. O kutunun en kenarına kadar gelir ama dışına asla çıkamaz. Şizofren demek ölmüş insan demektir ölüdür yani. Şuuru tam kapalıdır şizofrenin. Ama konuşur, hal-hatır sorarsın cevap verir normal insani tavır. Ama bir gün mesela durduk yere “babamı boğma emri geldi” diyor adamı yatırıp boğuyor aniden. Aynı o şuurla hiçbir değişiklik olmaz. Bu doğru mesela paranoya, şizofreni bunlar hastalıktır. Ama onlar laf, işte direkt iman zafiyetinden Allah’a tevekkül etmemekten kaynaklanan, kendi kendilerini telkin ederek elde ettikleri bir durum. Mesela diyor “aman ilaç içmezsem ben duramıyorum” yok kardeşim öyle bir şey yok. Ye yemeğini çık ortaya kalk oyna bir neşelen. Sevgisizlikten, muhabbetsizlikten, gelecek korkusundan, içe kapanmadan, meseleleri çok girift ve olumsuz düşünmekten vücutları bitap oluyor, buna diyorlar. Yoksa ne alakası var? Şirk koşmazsan hiç bir şey olmaz.

 

(Amerikan Hava Kuvvetleri nükleer silah kapasiteli B-52 bombardıman uçaklarını soğuk savaştan bu yana ilk kez 24 saat esasına göre teyakkuza geçirmeye hazırlanıyor. Hava Kuvvetleri Komutanı Goldfein “Dünya artık tehlikeli bir yer ve nükleer silah kullanımından açık açık bahseden insanlar var. Artık sadece Sovyetler Birliği ve bizim olduğumuz çift kutuplu dünyada yaşamıyoruz. Nükleer kapasitesi olan başka oyuncular da var” dedi.)

Ne yapacak? Uçağını kabuk gibi vurup indirirler aşağı. B-52 zaten yaban kazı gibi, uçak çok büyük, ta göbeğinden vurur-patlatırlar. Sen ona niye o kadar güveniyorsun? Allah’a güven ve sevgiyle halletmeye çalış. Hep böyle kabadayılıkla, -kabadayılıkla demeyeyim de yani işte diklenmeyle, kabadayılık ayrı bir şeydir- meseleleri halletmeye çalışıyorlar. Sevgiyi hiç düşünmüyorlar. İncil size hep sevgiyi anlatıyor, merhameti anlatıyor. Dostlukla halledin. Hep işte asarak keserek kovboy zihniyeti, kovboy mantığı, kovboy elbiseleri, kovboy şapkası, kovboy kültürü, bundan bir türlü kurtulamadılar. Bir şey oldu mu hemen gider silahla basarız kurşunlarız konu hallolur. Öyle bir şey yok. Senin B-52’ni adam yerden roketle alır küçük bir roketle kabak gibi indirir aşağı. Balıklama da aşağı düşersin. Münasebetsizliği bırak. Böyle olmaz. Allah’a sığınarak, Allah’ı severek, Allah korkusuyla halledeceksin. Sevgi, muhabbet, dostluk, insanlara güven vererek, herkese böyle diklenerek falan netice alınmaz.

 

(PYD Lideri Salih Müslim, “İdlib operasyonunun ardından bize saldırmayın” açıklamaları yaptı. Müslim yaptığı açıklamada da “Türkiye bizi çok iyi tanıyor. Terörist olmadığımızı çok iyi biliyor” dedi.)

Terörist nasıl olmuyorsun kardeşim? Bir kere orada kullanılan silahlar olduğu gibi Türkiye’ye geliyor Türkiye’de kullanıyorsunuz askere karşı. İkincisi, orada kullandığınız elemanlar Türkiye’de yine asker vuruyorlar gelip burada asker vuruyorlar, buradan da kaçıp orada barışçıl asker ayaklarına yatıyorlar. Bu sefer yine Türkiye’ye gelip asker vuruyorlar yine oraya kaçıyorlar. PYD’li, YPG’li çok fazla katil yakalandı ve birçoğu da itlaf edildi. Dolayısıyla çok samimiyetsiz çirkin bir üslup. Sen komünist Stalinist’sin ve terörle o neticeyi almışsın ve terörden başka bir yol da kabul etmiyorsun niye inkar ediyorsun? Hadi söyle, Stalinist olmadığını söyle. Şimdi laf mı yani, sen PKK’lı adamları oraya götürüyorsun, gittiklerinde “bunlar kim?” diyoruz “bunlar PYD’li” diyorsun “PKK’lı değil.” Sonra Türkiye’ye geliyor asker vuruyor yakalanıyor adamlar, bu nedir? “PKK’lı” diyor. Böyle münasebetsizlik olmaz. Gereğini yapacağız.

 

Allah Gelenekçi Ortodoks Sistem Geliştikçe Bu Sistemin Olduğu Ülkeleri Tek Tek Yıktı. Kurtuluşun Yolu Kuran Müslümanlığı’dır

Gelenekçi Ortodoks İslam şeytanın ifasıyla oluşturulan bir sistem oldu. Ama yıkılışı için Allah uzun bir süre tanıdı. Bir de teknolojinin gelişmemesi ve halkın korku içinde olması, baskıcı rejimler gelenekçi İslam’ın uzun süre ayakta kalmasına sebep oldu. Yani Kuran Müslümanlığına, Kuran’a dayalı sahabe Müslümanlığına müsaade etmeyen bir sistem oldu. Ama Osmanlı döneminde Allah bunu yıktı bu sistemi yani gelenekçi Ortodoks sistemin bütün kalelerini yıktı. Sonra ona ait ülkeleri de Allah yıkmaya başladı. Mesela Irak, Suriye, Afganistan, Libya, Mısır, gelenekçi İslam’ın en yüksek kaleleriydi bunlar. Allah bunları da yıktı. Allah’ın istediği Kuran Müslümanlığı, Kuran Müslümanlığı olduğunda bunun yıkılması mümkün değil. Yani ne zaman şirke dönülürse Allah mutlaka belaya dönüyor ve belayı mutlaka insanlara musallat ediyor. Şu an gelenekçi Müslümanlar gelenekçi sisteme sarılarak kurtulacaklarını zannediyorlar. Daha da yıkılışı hızlandırırlar. Belayı daha da hızlandırırlar. Yani şu an ayakta kalmalarının nedeni Kuran Müslümanlığının atakta olmasıdır yoksa çoktan yıkılacaklardı, yani yerle bir olacaklardı. Kuran Müslümanlığı nedeniyle ayakta kalıyorlar.

 

(Rusya, Amerika liderliğindeki koalisyonu Amerika ve İngiltere’nin 1945 yılında Almanya’nın Dresden kentine yaptıkları gibi Rakka’yı yoğun şekilde bombalayarak yeryüzünden silmekle suçladı. Rakka’dan gelen görüntüler kenti enkaz yığını şeklinde gösteriyor. Birleşmiş Milletler araştırmacıları geçen hafta yaptıkları açıklamada Rakka’da çok fazla sivil kayıp olduğunu belirtmişlerdi.)

Bunun sebebi işte İncil’de öyle geçiyor bu Irak ve Suriye’nin yerle bir olacağı sonra yeniden şehrin kurulacağı sonra yeniden yerle bir olacağı işte ondan sonra da Mesih’in geleceğine inanıyorlar. Doğru bu olaylar olacak Peygamberimiz de (sav) söylüyor. Olayı ben açıklamayayım neden olduğunu da düşünen kendi bulmaya çalışsın. Ama doğru bu hadislerde de var.

İşin doğrusu Rakka gelenekçi Ortodoks İslam anlayışının hakim olduğu bir yerdir. Boydan boya şirk hakim olduğu bir bölge. Allah şirki istemiyor. Şirk olan her bölge yerle bir oluyor. Amerika yaptı, Rusya yaptı, işte Çin yaptı şu yaptı bu yaptı hiçbirinin yaptığı yok yapan doğrudan Allah’tır. Kullarını vesile eder. Şirk olan bütün beldeleri Allah yerle bir edeceğini Kuran’da belirtiyor. Şirkten kaçınmak lazım. Kuran’a dönülmesi gerekiyor bak bunun dışında felaket kol gezer. Bunun dışında bir yol yok. Kuran’a dönülmesi gerekiyor. Defalarca söyleyeceğim.

 

Allah’tan Korkmayan İnsana Güzellik Bir Şey İfade Etmez. Eğer İnsan Egoistse Hiçbir Güzellikten Zevk Almaz

Egoistlik, bencillik insanı mahveden çok büyük bir beladır. Diyor ki; “Ne var egoistlikte?” Egoist olduğunda deccala döner o adam. Sevgiyi unutur, merhameti unutur, şefkati unutur, vefayı unutur. Her türlü güzel duyguyu unutur. Egoistlikten kurtulan adamın özelliği ne? Kendi için yaşamıyor. Kim için? Allah için ve sevdikleri için yaşıyor. Bu insana biz kabadayı deriz. Bu asil insandır. Bu tutkuyu da yaşar, sevgiyi de yaşar. Güzel insandır, her yerde güzeldir. Ama egoist her türlü ahlaksızlığı yapar. Küser, darılır, kızar, bağırır, çağırır, Müslümanları rahatsız etmeye çalışır. Çünkü egoisttir. Kendi çıkarıyla çatışıldığı için her türlü adiliği yapar. Ama mümin öyle değildir. Allah için yaşadığı için her şeyi Kuran’a ve Kuran’daki düzene göre yapar. Allah’ın rızasıdır onun tek amacı. Tek ülküsü, inancı Allah’ın rızası olur.

 

Kadın Cazibeyi Aklıyla Kazanır. İstediği Kadar Güzel Olsun Güzel Bakamıyorsa, Sesini Güzel Kullanamıyorsa Hiçbir Etkileyiciliği Olmaz

Bir kadın cazibeyi geniş çaplı sonradan kazanabilir. Ama cazibeli doğan kadın vardır tabii. Görünüşü çok çekici olabilir. Ama kadın cazibeyi aklı ile kazanır. İstediği kadar kadın çekici olsun. Ama aklı yoksa aklını kullanamıyorsa, sesini kullanamıyorsa, bakışlarını kullanamıyorsa. Mesela kadının en etkileyici yönü bakışlarıdır. Boş boş koyun gibi bakıyorsa istediği kadar cazibeli olsun biter. Egoist ve bencil ise istediği kadar güzel olsun hiçbir anlamı olmaz. Yani et yığını olur. Onun için kadın aklı ile çok güzel olur, çok çekici olur. Etkileme gücü müthiş yükselir aklı ile. Aklının olması için de imanının olması lazım. İmanının olması için Allah’tan korkması ve Allah’ı sevmesi lazım. Dolayısıyla Allah’tan korkan ve Allah’ı seven egoistlikten ve bencillikten kurtulan bir kadın nefis bir varlıktır. Çok çok güzeldir. Ama bencil ise egoistse istediği kadar güzel olsun hiçbir şey ifade etmez. Et yığını gibidir. Erkek olsun kadın olsun bu fark etmez.

 

Müslüman’ın En Yüksek Kaliteyi Hedeflemesi Farzdır. Çünkü En Yüksek Kalitede İslam’a En Büyük Hizmeti Yapar

Gelenekçi İslam anlayışının en büyük hatalı yönlerinden biri de kanaatkârlık müessesi. “Ben” diyor “kanaatkârım” Ee? İşte “kırk yıldan beri yerde yemek yeriz” diyor. “Benim bir sofram vardır” diyor. “Bir yarım ekmek gelir. Hanım ile beraber akşamları tarhana çorbası yapar yeriz, öyle yaşarız” diyor. Kardeşim sen bütün sebeplere sarılırsın. Buna rağmen Allah sana onu veriyorsa sen o yiyeceğe kanaat edersin. Yoksa öyle bir yaşantı kalitesizlik demektir. Ve zevksizlik demektir. Ve akılsızlık demektir. Kanaatkâr olmanın anlamı o değil. En yükseği, en iyiyi, en değerliyi elde etmeye çalışması lazım Müslümanın. En güzel ev, en güzel araba, en güzel yiyecek. Ama herkes için kendi için değil. Egoistlik anlamında değil. Herkes için en güzel yollar, en güzel bahçeler, en güzel meyve ağaçları, en güzel hayvanlar. Her şeyin en güzeli. Sofranın en güzeli. Yiyeceklerin en güzeli, kıyafetin en güzeli, ayakkabının en güzeli. Gayret edersin ama fakir milletsindir, az kalır ve ona kanaat edersin. Bu doğru. Ama her şeyin en çoğunu, en hayırlısını, en fazlasını elde etmeye çalışması Müslüman için farzdır. Dünyanın en güçlü ordusu Müslümanlar için farzdır. En yüksek kalite farz olur. Çünkü en yüksek kalite en iyi şekilde hizmet demektir İslam’a, Kuran’a. Allah’ın rızasına en uygun ortam sağlamış oluyorsun.

 

Münafıkların Bir Ahmaklığı da İnsanlara Mantık Kullanmaları İçin Tavsiyede Bulunmalarıdır

Münafıkların bir ahmaklığı da insanlara mantıklarını kullanmaları konusunda tavsiyede bulunmaları.  Yani Kuran, din, iman, Allah, Kitap bir yana gidiyor, mantık münafıkta. Hayretler içerisinde kalıyor. “Ya” diyor “ne gerek bir araya geliyorsunuz. Nereden çıktı?” diyor. “Sen evinde Müslümanlığı yaşayamaz mısın?” diyor. “Git yaşa evinde” diyor. Ee? Beraber Müslümanların Allah namaz kılmasından bahsediyor. “Yo fark etmez hiçbir şey olmaz” diyor. Peki, Müslüman Müslümana yardım edecek o nasıl olacak? “Gerek yok” diyor “sen kendi kendine yardım et” diyor. Bak mantık çıkarıyor. Müslüman Müslümana zekât veriyor. “Yok, kendine ver. Niye başkasına veriyorsun?” diyor. “Ben mantıken düşünüyorum kendimden mantıken düşündüğümde artıkın” diyor. Müslümanlar bir araya gelip birini başlarına baş ilan ediyorlar. Lider ediyorlar. “Ne gerek var?” diyor, “kendi kendinin lideri ol kardeşim” diyor. Neye göre? “Benim mantığıma göre böyle düşünüyorum” diyor. Kuran? “Kuran ayrı” diyor. “Bende bir de mantık da var hani biliyor musun” diyor. Münafık ahmaklığının karşısında duracak güç olmaz. Çünkü münafık sana her an her saat değişen bir din ile gelmiş oluyor. Münafığın dini her yarım saatte bir değişir. Her on beş dakikada bir değişir. Duruma göre şekil alır.

 

(Başsavcılık Gezi ve 17 ve 25 Aralık kumpasları ile 15 Temmuz darbe girişiminde talimatları kimlerin verdiğini soruşturuyor. Bu kapsamda gözaltına alınan Soros’un Açık Toplum Vakfı Danışman Üyesi Osman Kavala ile casusluktan tutuklanan Amerika İstanbul Başkonsolosluk Görevlisi Metin Topuz aynı dosyada şüpheli olarak yer aldı.)

Şimdi kardeşim bu konudan ayrı olarak ben bizim topluluğumuz içerisinde nitelikli münafıkları tespit etmiştim. Nitelikli, ilk defa. Bizim daha önceki münafıklarımız nitelikli olmuyordu. Yani adi münafık oluyordu. Ama nitelikli münafık ilk defa gördük. Ve ondan sonra münafıklığın aleyhinde kitap yazabildik kapsamlı. Fakat o nitelikli münafıklar sayesinde derin devleti, İngiliz derin devletini bulduk. Bulamazdık yoksa. Homoseksüel atağın organize olduğunu öğrendik. Rumiliğin İslam dinine karşı bir din olarak çıkarıldığını gördük. Darwinist, materyalist sistemin İngiliz derin devleti tarafından din olarak ayrıca Rumilik ile ilave dinin bir bölümü olarak aktarıldığını ve savunulduğunu gördük. Bir de münafık sistemin züppe, haysiyetsiz, kevaşe insanları, böyle bilmiş millete tepeden bakan karaktersiz köprü altı itlerini hedeflediğini gördük. Yani hakikaten vatan haini nereden bulsun adam? Normal vatandaş vatan haini olmaz. Ancak kahpe olması lazım. Kalleş, züppe, saldırgan ve pislik olması lazım. Baktık böyle tipleri toplamaya başlamışlar. Az ama buluyorlar yine. Az da olsa buluyor. Böyle ruhunu şeytana satan aşağılıklar. Bunlardan küçük de olsa gruplar oluşturuyorlar. Ama bunlar halka mantık kullanarak zayıf insanları düşürebiliyorlar. Mantık kullanarak. Şeytani mantık kullanarak. Bunun için kitapla, dergiyle, CD ile bu alçaklara karşı halkı uyarmak çok önemli.

 

Allah Evrenin Her Yerinde Ritim Yaratmış, İnsanı da Ritimden Zevk Alacak Şekilde Yaratmış

Allah öyle yaratmış, her yerde ritim var, atomda ritim var, kainatta ritim var. Ritmi duyduğumuzda ruh müthiş heyecanlanıyor, müzikteki mesela o ritim akıl almaz etkiliyor. Bir mucize olarak ruhumuza verilmiş bir gıda bu, heyecanlanıyoruz ritim duyduğumuzda. Mesela darbukanın ritmi nefes kesiyor çok hoşumuza gidiyor. Herhangi bir müzik aletinin ritmi çok hoşumuza gidiyor. Zaten simetri hoşumuza gidiyor, geometrik düzgünlük hoşumuza gidiyor. Mimaride hep ona dikkat ederler simetri, altın oran, ahenk hep ruhumuza zevk verir. Allah’ın bize verdiği gizli nimetlerdendir bunlar gizli nimetlerdendir bunlar, tarifi olmayan nimetler.

 

(“Hataları unutalım mı ezikliğini mi yaşayalım?” izleyici sorusu)

Şimdi güzel yüzlüm istesen de zaten hatayı unutamazsın hata derken yani kötülükler ama affetmiş olursun. Ama gayriihtiyari tabii aklında durur ama affettiğin için de sana bir zararı olmaz. Ezikliğini niye yaşayasın? Onun ibadet zevkini yaşarsın, onun ibadet mutluluğunu yaşarsın. Çünkü affettiğin için sevap kazanmışsın. O af da devam ettiği için af devam ettiği müddetçe de sürekli sevabını kazanıyorsun. Çünkü af bir kereye mahsus değil. Sürekli affetmiş oluyorsun.

]]>
http://podcast.harunyahya.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/263196/sayin-adnan-oktarin-24-ekimhttp://podcast.harunyahya.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/263196/sayin-adnan-oktarin-24-ekimhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171024t_08.jpgSun, 12 Nov 2017 06:07:58 +0200
Sayın Adnan Oktar'ın 14 Ekim 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 14 Ekim 2017

 

(Kemal Kılıçdaroğlu dün Sayın Erdoğan’ın Bülent Ecevit’le ilgili sözlerini eleştirmiş ve milliyetçiliğinin sorgulanmasının, sağlığı ve yaşının istismar edilmesinin uygun olmadığını söylemişti. Sayın Erdoğan’a hitaben “Ecevit’le uğraşma” şeklinde bir ifade kullanmıştı. CHP kanadından ve Ahmet Hakan gibi yazarlardan “ölmüş bir insanı eleştiriyorsun” şeklinde tepkiler gelince Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle bir açıklama yaptı: “Ecevit’e sataşma diyenler var, ben Ecevit’in anlayışına sataşıyorum. Çünkü bu milletin temsilcilerinin Amerika’nın başkanlarının tırabzana oturup kendisinin de el-pençe durmasını kabul edemiyorum. Mesele budur. Çünkü bu milletin genlerinde geleneklerinde bu yok. Biz geçmişin hesabını yapamayacak mıyız? Ölmüş-gitmiş olabilirler, ne durumlardaydık bunu masaya yatıramayacak mıyız? Onlar rahatsız oldular diye geri adım mı atacağız? Hayır, hepsinin hesabını yapacağız” dedi.)

Canım olur mu öyle şey. Tabii ki siyasi analiz yapar yani kutsal kişi haline getiremezler. Peygamber değil nihayetinde bir siyasetçi, yaptığı hatayı anlatabilir. Geçmişte yaptığı bütün hatalar internette her yerde var herkes anlatıyor. Tayyip Hoca anlatınca mı suç oluyor? Çok mantıklı bir hareket değil, abartmak doğru değil. O nihayetinde siyasi bir analiz, siyasi eleştiri. Ölmüş gitmiş adam, o zaman hiç kimsenin hakkında konuşamayız. Ölmek berat belgesi gibi olmuş oluyor. Olur mu, konuşulur niye konuşulmasın? Siyasi analiz yapıyorsun. Onda bir şey yok. Yani yaptığı bir suç varsa, yaptığı bir yanlışlık varsa bir insanın, kötü yönleri varsa iyi olmayan tavırları varsa onlar ibret olması açısından anlatılabilir. Çünkü o zaman tarihte hiç kimseye bir şey diyemeyiz. Biz Fatih Sultan Mehmet’i eleştiriyoruz, Kanuni’yi eleştiriyoruz, Abdülhamit’i eleştiriyoruz. O zaman diyecekler ki “ölmüş-gitmiş adam eleştirme” bitti. Hiç kimse hakkında konuşamayız o zaman, böyle şey olmaz. Abartmaya gerek yok. Tayyip Hoca orada makul yani o tavrını siyasi sükseye uygun bulmadığını söylüyor. Hakikaten o fotoğrafta böyle bir görüntü var doğru söylüyor. Yani siyasi sükseye yakışmayan bir görünüm var. Tayyip Hoca bu konuda çok titiz, bu güzel bir yönü. Millet onur duyuyor o yönüyle. Yapılan eleştiri de orada gösterilen tavrın uygun olmadığı şeklinde. Buna, ‘bu insan ölmüştür laf söyleyemezsin’ dersen ne Osmanlı tarihini, ne Oğuzları, ne Selçuklu dönemini hiçbir dönemi eleştiremeyiz. Böyle bir konu olmaz. Tayyip Hoca muhalefeti insanları bu çizgiye getirmemesi lazım. Bu yakışık almaz, doğru olmaz.

 

Münafık Homoseksüelliğe Karşı İlmen Mücadele Etmez, Bilakis Kendisi de Ona Katılır. Darwinizme Karşı Cevap Veremez 

Münafık karakteri çok mantıksızdır, çok çok münasebetsizdir. Münafığa kitapla mücadele iyi bir yöntem. Çünkü münafığı tanıtmada iyi bir yöntem. Şimdi ikinci cildi çıkacak kitabın, orada daha detayları var. Üçüncü cildi de çıkacak. Münafık bir şeyi eleştirir ama çözümü göstermez, münafığın özelliğidir o. Mesela Peygamberimiz (sav)’e diyor ki “Bu havada cihada çıkılmaz, sıcak” diyor. Ee ne yapalım? “Bilmiyorum” diyor. Ne yapalım? “Hiçbir şey” diyor. Bak Peygamber (sav) bir şey yapıyor, bunun sonucunda Müslümanları kurtarıyor, katledilmelerini ortadan kaldırıyor büyük bir netice alıyor İslam’ı yayıyor. Sen ne diyorsun? “Cihada çıkmayın” bak eleştiri, münafığın özelliği budur sadece eleştirir. Daha iyisini biliyorsan söyle. Mesela diyor ki “Mücadele etmeyi bilsem, savaşmayı bilsem sizinle gelirdim.” “Ee peki ne düşünüyorsun?” diyoruz “bir şey düşünmüyorum” diyor. Yani? “Oturacağım” diyor “oturuyorum burada” diyor. Bak ahmaklığa bak yani, cihada katılmıyor. Çözüm; çözüm de yok. Onun için münafık çok dilbazdır, çok akıl verir ama çözüm yok. Mesela sen diyorsun ki “Bu havada cihada çıkılmaz” ama dersin ki mesela “bizim şuradaki birliklerimizle yarım saat sonra yaptığımızda muazzam bir bozgun meydana getiririz” desen Peygamber (sav) onu kabul eder zaten. İstişare ediyor Peygamberimiz (sav). Faydalı bir şey getirmiyor. Veyahut oradaki Müslümanlar onu yapamıyorsa mesela diyor ki “Bu Müslümanlar beceremiyor” o zaman sen yap “ben de yapmıyorum” diyor. Ne istiyorsun o zaman? Peygamber (sav)’e yaptırtmıyorsun, Müslümanlara yaptırtmıyorsun, kendin de yapmıyorsun. Ee? “Oturalım oturanlarla beraber” diyor. Böyle bir ahmaklık olmaz. Zamanımızın münafıkları da öyle. Mesela Darwinizm’e karşı mücadele var mı? Yok, yapmıyorsunuz. Ama lafa geldi mi ağızları çeneleri makine gibi çalışıyor. Rumiliğe karşı mücadele var mı? Yok, bilakis övüyor. Ateizme karşı bir mücadele var mı? Yok, onların yalakalığını yapıyor. Homoseksüelliğe karşı bir mücadele var mı? Yok, bilakis kendisi de homoseksüel olup onların içine katılıyor. Yani nerede rezillik varsa, nerede pislik varsa onun içinde. Adamlarda mücadele azmi, mücadele ruhu diye bir şey yok. Ama lafa geldi mi yüz bin çeşit laf, mücadeleye geldi mi mücadele yok. Sen o zaman şöyle yaparsın; “arkadaş o öyle yapılmaz böyle yapılır” dersin, Müslümanlar da senin peşinden gider. Değil mi? Usulü budur. “Ben yapmıyorum” diyor “sen de yapma” diyor. Ee ne yapalım? “Hiçbir şey yapmayalım” diyor. Yani “İslamiyet yeryüzünden kalksın” diyor. Allah seni yeryüzünden kaldırsın. Hidayet versin, hidayet vermiyorsa Allah helak etsin.

 

Kadının Kalbi Kırılmaz, Kadının Kalbi Fethedilir, Kazanılır. Bilmeden Kadını Kırmışsan Hemen En İyi Şekilde Telafi Etmen Gerekir

Kadının kalbini kırmak kıyamettir. Kadının kalbi kırılır mı? Kadının kalbi fethedilir. Kadının kalbi kazanılır, kadının kalbi kırılmaz. Ama Allah vermesin kazara bilmeden olabilir, o zaman da ayağına kapanırsın onun dışında olmaz. Kadın kalbi kırılmaz, çok mübarek kutsaldır kadın. “Hiçbir kadının kalbini kırdınız mı?” Hayır, kalp daima kazanılır. Ama sevgiyle, imanla, tutkuyla.

 

Gurur ve Kibir Olduğunda Samimi Arkadaşlık Kurulmaz. İnsanların Çoğu Dengeli Değildir; Sabırlı Olmak, Israrla Allah Sevgisini Anlatmak Gerekir

Samimi arkadaşlık için bir kere gurur olmaması lazım. Gurur, kibir olmaması lazım. Allah’ı çok sevmek en başta. İnsanların çoğu acayiptir yani gariptir. Sabırlı olmak lazım, güzel eğitmek lazım. Allah korkusunu anlatmak, Allah sevgisini anlatmak, iman hakikatleri anlatmak, Kuran mucizeleri anlatmak. Ham taşı yontacaksın kalemle, çekiçle ve ondan mikap taşı çıkaracaksın yani küp, her köşesi birbirine eşit düzgün mikap taş Kabe gibi. Bir elinde kalem bir elinde çekiç ve tesviye de edeceksin, şakülle ölçeceksin tam doğru olmuş mu? Ham taşı mikap taş hale getirdiğinde o zaman o kamil insan olmuş olur, onunla dost olabilirsin.

 

(“Kadınlar makyajlı mı güzel, makyajsız mı?” izleyici sorusu)

Makyaj şart, makyaj şart. Sürme; Peygamberimiz (sav) mutlaka tavsiye ediyor sürme. Mesela halukla yanaklarını kızartıyor kadınlar. Allah boyayacak yine. Dudak boyası kadına çok yakışır. Her kadına makyaj yakışır. Makyaj şart. Ama bazı hanımlar tabii makyajsız da çok güzel olur ama genellikle ekseriyet yüzde 99 diyelim makyaj şart. Güzel olur.

 

(“Günümüzdeki en büyük put nedir?” izleyici sorusu)

Her zaman en büyük put insanların egoistliğidir, nefsidir yani kendi şahsi çıkarlarıdır. Ve ondan kaynaklanan gelenekçi Ortodoks sistemle oluşturdukları din anlayışıdır ve bu bir put inançtır. Gelenekçi Ortodoks sistemin oluşturduğu inanç put inançtır, büyük bir bölümü böyledir.

 

(“Sanat nefreti nasıl yok edilir?” izleyici sorusu)

Sanat nefreti, gelenekçi Ortodoks İslam anlayışının geçersizliği anlatılırsa olur. Yoksa gelenekçi Ortodoks İslam anlayışında adam diyor “heykel gördüm gittim tükürdüm” diyor “resim gördüm gittim tükürdüm” diyor “müzik sesi vardı gittim tükürdüm.” Sazları görüyor, piyano görüyor gidip tükürüyor. En hafifinden ama bu yaptığı tükürme normalde balyozla falan kırıyor. Zaten ressamı öldürüyor adam, heykeltıraşı öldürüyor daha ileri safhada. Berberi öldürüyor, berber haram. Sakalını kestiren onu da öldürüyor, berberi de öldürüyor. Dehşet verici bir sistemdir gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı. Hepsi mi? Değil ama büyük bir bölümü böyledir. 

 

(“Kadına güzellik niçin layık görülmüyor?” izleyici sorusu)

O işte büyük bir oyun, şeytanın gelmiş-geçmiş en büyük oyunu. Şeytanın kastettiği zaten “dünyada ben güzelliği yok edeceğim” dedi “sevgiyi yok edeceğim, merhameti yok edeceğim, bunun yerine kan, şiddet, öfke ve kini getireceğim” dedi. Şeytan sözünü tuttu. Ama Mehdiyet de şimdi sözünü tutuyor Kalu Bela’daki sözünü. Hz. Mehdi (as) da “seni kahredeceğim” dedi Allah’ın huzurunda şeytana. “Seni yerle yeksan edeceğim” dedi “ve seni ayağımın altında ezeceğim” dedi. Şimdi de onu görüyoruz. Deccaliyet tepeleniyor ve mahvoluyor. Yerle bir oluyor, yerle yeksan oluyor. Dolayısıyla kadın güzelliğini ezmek şeytanın birinci göreviydi. Kadın nefreti, kadına kin şeytanın ana çalışmasıydı. 

Bugün de mesela dünyalar güzeli bir genç kızı bir kompleksli hasta adam gitmiş vurmuş çocuğu. Halbuki biz defalarca söyledim, genç kızlara “sizi böyle tehdit eden olursa hem savcılığa bildirin.” İnternette yayınlamış. Biz onu nasıl görelim internette? Milyonlarca haber var, hangi birisini izleyip de görelim? Ne bilelim biz senin öyle zor durumda olduğunu? Savcılığa bildirsene. Belli ki sana haset etmiş kıskanmış. Çünkü senin güzelliğine ulaşamıyor. Ulaşamayınca ne yapacak? Seni yok etmek isteyecek işte. En büyük felaket bu, genç kızlara yaklaşamayınca böyle adamlar, kompleksli, hasta, problemli, kirli, vicdansız, sevgisiz, ruhu çökmüş, aklı çökmüş put inançlara sahip pislik adamlar genç kızları tehdit ediyorlar. Kimini bıçaklıyor, kimini öldürüyor. Ama bak defalarca söyledim yine söylüyorum, böyle bir şey olduğunda savcılığa şikayet etsinler, karakola dilekçe versinler. Zor bir şey değil internetten, internetten savcıya yazacak bu kadar. O yeterli olur. BİMER’den girecek yazsın savcılığa yahut doğrudan Cumhuriyet Savcılığı’na da internetten yazabilir böyle böyle der bildirir. Karakola da internetten yazar, telefon edebilir. Telefonu var aç telefonu söyle. Böyle böyle şöyle bir adam var dersin. Niye söylemezsin, baksana nur gibisin. Seni kıskanmış, güzelliğini kıskanmış ulaşamıyor sana, olacağı o. Ne olur iki satır yazsaydın? Mahallenin kızını birisi tehdit etti mi bütün mahallenin namusu demektir bu, bu çok ağır bir olaydır. Bütün mahallenin namusu demektir.

 

(Pendik’te bu saldırgan, pompalı tüfekle saldırıyor. 17 yaşındaki Helin ölüyor, diğer iki öğrenciyse yaralanıyor. Liseye girip intihara kalkışan saldırgan yakalanıyor. Öldürülen Helin Palandöken, 18 Eylül’de Twitter’de “Gizli bir platonik sapığım var sokağa çıkmaya korkuyorum” diye bir yazı yazmış.)

Allah sana cennet nasip etmiş. Bence sen şehit hükmündesin çünkü masum mazlum bir kızsın. Bak söylüyorum, bundan sonra genç kızlar, hanımlar böyle bir şey olursa derhal savcılığa bildirsinler, karakola bildirsinler hatta Başbakanlığa Cumhurbaşkanlığına bildirsinler her yere bildirin. Bu olaylar beni çok kızdırıyor ve çok rahatsız ediyor, acı duyuyorum bunlardan. Haber vermemenize hayret ediyorum.

(Haberin başlığında “aşk kurşunları” yazıyor.)

Bu da çok ayıp, bir de bu çıktı “aşk kurşunları” diyerek. Onun yaptığı ahlaksızlığı, zulmü, zalimliği sanki makul bir şeymiş gibi gösteriyor. Aşkla ne alakası var bunun? Kompleksten ve hasetten başka bir şey değil. Adam kompleksli ve hasut. Bir de bu çıktı, kadınları şehit ediyorlar diyorlar ki “aşığın öfkesi, aşk kurşunları, aşk öfkesi, aşk cinayeti, aşkından cinayet işledi.” Bu bir ahlaksızlıktır, zalimliktir desene. Aşkı niye karıştırıyorsun bu konuya? Aşkla ne alakası var? Allah aşkını bilen, Allah’ı seven böyle nur gibi bir insana kıyar mı? Başbakan da bir açıklama yapsın, Tayyip Hocam da açıklama yapsın. Genç kızlar böyle şeylerde bilmiyorlar ne yapacaklarını. Yazık çok tatlılar, internete güveniyorlar Twitter’da, işte “böyle bir adam var rahatsız ediyor” falan. Olur mu? Karakola söyle niye çekiniyorlar ben onu da anlamıyorum karakola söylemekten? Eve polis gelir diye korkuyorlar herhalde. Bunu kanunla kolaylaştıralım öyle olmasın. Mesela çocuk bildirdiğinde kolay bir şey olsun. Okuluna falan gelsin, iki sivil polis gelsin, bir pastane gibi bir yere de gelebilir bir yere gelsin yani kolaylaştırsınlar. Çocuk karakola gitmek durumunda kalmasın genç kız korkar karakoldan. Asayiş şubesine gidecek bilmem ne, polis telsiz sesleri var her yer polis, katiller götürülüyor getiriliyor falan şimdi onların içine. Elin münasebetsizi yüzünden, kompleksli adamlar yüzünden çocuk niye acı çeksin? Karakol çok zor iş. Gidecek ayakta bekleyecek, savcılıkta ayakta bekleyecek, bunu kolaylaştıralım. Çocuklar rahatça şikayet edebilsinler. Ve bu kolay neticelensin böyle uzamasın.

 

İnsanların Bayram, Düğün Havasında Yaşaması Varken, Şeytan İnsanlara Sürünmeyi, Azap İçinde Yaşamayı Dayattı 

Cennet havasında, bayram havasında, düğün havasında yaşamanız gerekirken azap havasında, acı havasında, sürünme havasında yaşamayı size şeytan layık gördü. Biz şeytanın bu oyununu bozuyoruz. Size düğün, bayram sunacağız. Cennette gibi yaşayacaksınız. Böyle bela olmaz, böyle azap olmaz, böyle hayat olmaz. Bu oyunu yıkacağız. İngiliz derin devletinin yaptığı bu kahpeliğe müsaade etmeyeceğiz. Gelenekçi Ortodoks sistemle İslam alemini mahvettiler parça parça ettiler, yaktılar, yıktılar bayağı yol aldılar. Gerisini tamamlamak istiyorlardı karşılarına çıktık. Birden aniden durdular. Şu an panik haldeler. Çünkü anlattığımız İslam, Kuran İslam’ı onların ilerlemesini imkansız hale getirdi. Deccalın kafasını ezdik adeta. Tek bir adım atamayacak hale getirdik. Şu an çırpınıyorlar ama kurtuluş yok. Mutlaka ezeceğiz deccaliyeti ve Darwinizm’i.

 

(“Türkiye’deki bu erkek üstünlüğü ne zaman bitecek?” izleyici sorusu)

Bir tek burada değil ki her yerde var. Bütün Ortadoğu ülkelerinde var. Ve maalesef Amerika’da da var. Rusya’da da var, Çin’de de var her yerde var. Bu bir oyundu, şeytanın bir oyunuydu şu an utanç duyuyorlar bu oyundan ve gafil avlandılar. Kadınların yerine homoseksüelleri sunmak istemişlerdi yani kadınları alalım homoseksüelleri ortaya sürelim dediler. Biz de bu çirkin oyunu kırdık. Hayır dedik kadınlar önde olacak, homoseksüellik yok olacak, bunu istemiyoruz, kadınlara hak ettikleri o yüksek değeri vereceksiniz, vermiyorsanız da size bunu öğretip bunu elde edeceğiz dedik. Ve şu an tam anlamıyla panik halde şeytan. Kadınların değeri artık her yerde bilinir hale geldi. Ve kadın önde, kadın başarılı, kadın sevilen üstün mizaçta olduğunu bütün insanlığa gösteriyor. Şimdi benim güzel yüzlümün konuşması neyi anlatıyor? Kadın hakimiyetinin, kadın güzelliğinin öne fırladığının öne çıktığının alameti. Bakın bütün hanımlar bunu söylüyorlar. Eskiden hanımlar bunu söyleyemiyorlardı boyun eğmişlerdi buna, kabul etmişlerdi. Ama bak şimdi hepsi itiraz ediyor.

 

(Siz ‘Her zaman genç kızlar böyle durumlarda suçlu hale geliyor’ demiştiniz.)

Çocuğu suçluyorlar tabii adam. ‘Sen bir şey yapmasan adam peşine takılır mı?’ diyor. Çocuk ne yapsın sokakta musallat oluyor adam. Bu çok çirkin buna çözüm bulunması lazım. Ve çocuklar karakola gitmesinler. Karakol değil bir büro gibi. Hatta bazı devlet dairelerinde ek bir masa yapılabilir bu iş için. İki tane kadın polis görevli, gitsinler onlara şikayet etsinler. Veyahut okullarda olabilir. Okullarda bir kadın polis bulunsun. Genç kızlara böyle bir şey; kendi okula gidip şikayette bulunur. Bir kadın polis, küçük bir oda orada duracak 24 saat gece gündüz nöbetçi kadın polis. Ne var bunda? Gayet kolay. İki satır orada ifadesini versin açıklasın. Bir de böyle adamları ne yapıyor savcılık? ‘En fazla’ diyor ki ‘500 metre evine yaklaşmayacaksın.’ Böyle tedbir olmaz Allah aşkına. Olur mu 500 metre? Tüfekle gelip vuruyor zaten. 500 metre adam dinler mi onu? Bir kere bunlar silahlı oluyor. Bir kere ölüm tehdidi varsa silah mutlaka var demektir. Ölüm tehdidi olduğunda bu çok büyük bir olaydır. Nefes aldırılmaması lazım. Ölüm tehdidi yaptı tamam, gece 3’te evine gireceksin, polis. Mesela 8-10 polisle evine girsinler. “Sende silah varmış.” Evin tavan arasına kadar arasınlar. Döşeme bile sökülebilir gerekirse. Battaniyeler, yorganlar her yeri ararsın. Bulamadın tamam “bana müsaade” der polis çıkar,  3 gün sonra bir daha, bir hafta sonra bir daha. Sokakta alıp yere yatırırsın silah araması “yat, silah arıyorum.” Bütün bacaklarının araları, çorabına kadar her yerini ararsın, arattırırsın polise. Ceketi, pantolonu her yeri “yat yere” diyeceksin bu kadar. Sıkıysa bir daha yapsın. Böyle olmaz ki. Gayet hafif bir suç gibi oluyor bu. Bir genç kızın ölümle tehdit edilmesi ölüm gibi bir şey. Facia yani. Ha öldürmüş ha onu yapmış. Öldürmekle tehdit ne demek? An meselesi onu yapması demektir. Bir kere polisin yıldırabilmesi için kanunun ona göre düzenlenmesi gerekiyor, polisin yıldırma hakkı olması lazım. Adamı alır polis götürür karakola nasihat ederler. Bir hafta tutarlar karakolda. “Neden bu çocuğa kafayı taktın?” Mesela “benim de kızım var, sen niye bunu rahatsız ediyorsun, niye ölümle tehdit ettin, silahı nerden bulmayı düşündün bulmadıysan?” Bütün her yere arkadaşlarının evine kadar gidersin. “Nerede bu silah?” dersin. Bunu uzatmanın alemi yok.

(“Sokağa çıkmaya korkuyorum” diye yazmış.)

Ne alaka? Göğsünü gere gere gez. Keşke söyleseydin. Defalarca söylüyorum. Şu güzelliğe bak, maşaAllah. Adam tek konusu hasetlik. Güzelliğine haset ediyor, konu bu. Niye onu kirletemiyor, niye namusunu kirletemiyor, niye onurunu kıramıyor ağırına gidiyor. Namusunu kirletse vazgeçecek. Namusunu kirletememenin sıkıntısı var. Onurunu ezememenin sıkıntısı var. Yanaşamıyor ya, öldürerek bunu elde ediyor bu sefer. Yani ya manen öldürecek, ya maddi olarak öldürecek. Onun için hanım kardeşlerimden ben bir daha rica ediyorum. Mutlaka karakola, savcılığa bildirsinler, başbakanlığa bildirsinler.

]]>
http://podcast.harunyahya.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/260599/sayin-adnan-oktarin-14-ekimhttp://podcast.harunyahya.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/260599/sayin-adnan-oktarin-14-ekimhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171014t_07.jpgMon, 23 Oct 2017 20:44:16 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 13 Ekim 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 13 Ekim 2017

 

(İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 17-25 Aralık yargısal darbe girişimi arkasında kimlerin bulunduğunu tespit etmeye yönelik soruşturmasında tutuklanan Amerika’nın İstanbul Başkonsolosluğu İrtibat Görevlisi Metin Topuz’un Fethullahçı terör örgütüyle irtibatı belgelendi. 17 Aralık girişiminden 32 gün önce FETÖ’cü eski İstanbul Mali Şube Müdürü Yakup Saygılı ile emniyette görüştüğüne ilişkin fotoğrafları ortaya çıktı.)

Olay gün gibi açık, konu kitap gibi. Amerika çok zor durumda şu an, İngiliz derin devleti “diren” diyor. Adam zaten yeni yönetime geldi, o da panik halde onu da aşağı indirmeye çalışıyor İngiliz derin devleti. Ama olay çok net, çok açık. Türkiye yerden göğe kadar haklı. Yalnız yurt dışını İngilizce olarak bilgilendirmeye devam edelim. Ya biz yapalım yahut işte devletin ilgili birimi yapsın.

 

Bilim, Allah'ın Sanatını İnsanlara Bildirme Sanatıdır

Din ve bilim iç içedir. Bilim zaten dinin gerçeklerini ortaya çıkaran, Allah’ın sanatını ortaya çıkaran, Allah’ın sanatını insanlara bildirme sanatıdır bilim. Allah’ın sanatını insanlara bildirme sanatıdır bilim. Fizik kanunları, kimya kanunları, astronomideki güzellikler kanunlar, yerin altındaki yerin üstündeki kanunlar, Allah’ın intizamla yarattığı varlıklar, matematik oran, altın oran, geometri mükemmelliği bunların hepsi hepsi hepsi bilimle. O yüzden bilimle din iç içedir diyoruz.

 

Tebliğ Yapılan İnsana İlk Sevgiyle Şefkatle Yaklaşılır. Dini Hiç Bilmeyen Bir İnsana Anlayışsızlık Olmaz

Tebliğ yapılan insana ilk sevecenlik, sevgi, arkadaşlık, dostluk, kardeşlik. Birçok insan çok yanlış yapıyor. Gerek tipiyle, gerek görünüşüyle çok olumsuz etki yapıyorlar. Şimdi dini bilmeyen insan nasıldır? Diskoya gider müzik dinler, resimden hoşlanır, kadınsa dekolte giyinir açıktır rahattır, müzik dinler o da eğlenir. Sen onun karşısına çarşafla gidersen baştan yanına yanaşmaz. Müzik haramdır diye başlarsan yanaşmaz. Dolayısıyla önce Allah’ın varlığı birliği, sevgi, aklın önemi, dürüstlük, iyi niyet, muhabbet, temizlik, her şeyin en doğrusu en mükemmeli oradan konuya girilir. Bunlar zaten dinin hükümleri olduğu için, bunlar evrensel değerler olarak önce anlatılır, evrensel değer gibi anlatılır, sonra dine oradan yaklaşırsın. Mesela temizliğin önemini anlatırsın, adam “evet” diyecektir. Dürüstlüğün önemi “evet” diyecektir. Din adına değil önce, sevginin önemini anlatacaksın, sonra bu anlattıklarının hepsinin din olduğunu ona söylediğinde zaten kabul ettiği için din anlatılmış olur. Akılcı bir yaklaşım gerekir. Ama şu an dışarıda çok fazla ham yobaz tabir dilen gelenekçi Ortodoks İslam’ın etkisi altında kalan fakat bunu da yaşamayan, kadınlara karşı öfkeli, erkek erkeğe yaşayan ve birçoğu da homoseksüel olan insanlar türedi. Bunlara bakıyoruz çok sevgisizler, nefret dolular. İşte İslam’ı anlatıyor ağzından lağım akıyor, sürekli küfür, sürekli lanet, sürekli pislik, sürekli kir. İnternette görüyorsunuz, böyle İslam anlatılmaz. İslam anlatılırken sevgi, barış, kardeşlik, dostluk. Çünkü İslam’ın amacı sevgi ve cennettir, Allah’ın rızasıdır. Sen cehennemi yaratıyorsun, ağzını bozuyorsun, suratın bir karış, üstün başın pis, hayatın pis, kadınlara karşı tavır almışsın. Kadınlara karşı tavır alıyor ama homoseksüelliği de bütün gücüyle destekliyor alttan alta. O sistem içerisinde İslam’ı anlatma diye bir konu olmaz. Sen orada deccaliyete hizmet etmiş oluyorsun, şeytana hizmet etmiş oluyorsun. İslam’ı anlatma sanatla, ilkayla, muhabbetle, dostlukla, sevecenlikle, arkadaşlıkla, temizlikle, iyi niyetle ve güzel olan her şeyledir. Bu şekilde olur.

 

İnsanların Televizyon Programlarında Farklı Ruh Haline Girmeleri Samimiyetsizliklerini Vurgulayan, Utanmaları Gereken Bir Tutum

Normal konuşmaları bambaşka. “Ey aziz kardeşlerim, sen kızına demeyecek misin böyle?” falan diye. Kardeşim normal konuşsana. Bakkala kasaba gidiyorsun normal konuşuyorsun. Allah’tan dinden bahsediyorsun dümdüz konuş. İlla böyle uhrevi, filmlerde gördüğü gibi bir konuşma yapacak. Çok ayıp, insan utanır onu yaparken. Daha da olmazsa buhar falan veriyorlar böyle azot dumanı veriyorlar. Müzik kaval çalıyor, göğe bakarak ruh gibi. Din akıldır kardeşim münasebetsizliği bırak, oyun oynama tiyatroda değilsin sen. Allah’tan dinden bahsediyorsun. Garibanın tekisin Allah’ın zavallı bir kulusun havalara girmene gerek yok. Olan bilgiyi naklediyorsun. Belki cehenneme de gideceksin sen yani durumun belli değil. Niye kendini böyle yüce gösterirsin? Canım kardeşim doğru söylüyor yakışıklımız. Onların utanması gereken bir durum. Samimiyetsizliklerini vurgulayan bir hal.

 

Mutluluğu Sağlayan Ana Neden İmandır. Müslüman İmanın Üstündeki Perdeleri Tek Tek Açacak, Açtıkça Mutlu Olacak

Bir kere Allah inancı olmadan insanın mutlu olması mümkün değildir. Akılcı bir düşün, zavallı bir insan var sabah kalkıyor duş alıyor, yemek yiyor, işe gidiyor geliyor. Yine duş alıyor yemek yiyor işe gidip geliyor bomboş bir hayat. Sonunda da ölüp yok olacağına inanıyor, yani sonsuza kadar yok olacağına. Böyle bir varlığın mutlu olması mümkün değil, mahvolur böyle bir insan. Hayat ona cehenneme döner. Hayat ancak imanla, Allah korkusu, Allah sevgisiyle anlamlı olur. Allah tabii kendini rida perdesi altında gizlemiştir. Allah’ın o perdelerini mümin imanın nuruyla açacak, açtıkça Allah’ı görecek ve Allah’a yaklaşacak. Onun dışında mutlu olmak mümkün değil. Nasıl mutlu olsun, binbir türlü hastalık var dertler var, başı ağrıyor, sırtı ağrıyor, uykusuzluk var, akşam oluyor uykusu geliyor, sabah oluyor acıkmış oluyor. İşe gitmesi gerekiyor kuyrukta bekliyor bilmem ne, bu alenen sürünme. Ama imanla hayatın her bölümü bir sevinç meselesi. Her çektiği zorluk Allah’a yaklaşmasına mühim bir vesile. Allah’a olan aşkına ve Allah’ın yarattıklarına olan sevgisine bir vesile. Ve muazzam bir sevgi gelişmesi oluyor o zaman ve muazzam bir derinlik oluyor. O yüzden en başta iman hakikatleriyle, Kuran mucizeleriyle yani imanı vurgulayan, imanı ispat eden, imanı açan, imanda kanaati pekiştiren, Allah’a imanda insanlardaki tereddütleri yok eden bilimsel, akılcı, mantıklı izahlarla insanların beyin kapasitesini açmak, düşünce ufkunu açmak, Allah’a olan kanaatlerini pekiştirmek güçlendirmek. Zayıfsa iyice güçlendirmek, yoksa yeniden imana gelmesini sağlamak en hayati konudur. Mutluluğu sağlayan ana neden budur. Bunun dışında insanların mutlu olması sunidir. “Bir eğlendik bir eğlendik” diyor, ne eğleneceksin? Yok olacağını düşünüyorsun nasıl eğleneceksin? Zıplamayla nasıl insan eğlensin? “Bilmem ne yedik” diyor, ondan sonra da onun eziyetini çekiyorsun. Öyle bir şey yok. Ancak coşkun Allah sevgisiyle, Allah’a derin imanla insan mutlu olabilir. Bir de Allah Kendine yaklaşmanın yolunu kapamamış. Ama tabii çok fazla perde vardır. Mümin aklını kullanarak o perdeleri tek tek aşacak aşacak aşacak, aştıkça Allah’ı daha net görmeye başlar. Aştıkça  daha net görmeye başlar. Ömrü boyunca o 70 bin perdeyi aşmaya çalışacak. Her aştığında Allah daha belirginleşir kafasında, gönlünde. Bir perde daha bir perde daha bir perde daha, aslında hakkul yakine kadar kapı açıktır imanda. Ama hiç olmazsa ilmel yakin, aynel yakin tabir edilen derinliğin alınması gerekiyor mutlaka.

 

(“Hesap günü de Allah’ı görecek miyiz?” izleyici sorusu)

Tabii, çok yakışıklı bir genç olarak göreceğiz. Ama bu görme sağlanırken özel bir boyuta gireceğiz yani başka bir boyuta sokulacağız kısa bir süre olarak, o boyutta Allah’ın tecellisini göreceğiz. Allah bizle konuşacak, bize hal-hatır soruyor, biz konuşuyoruz “Ya Rabbi seni çok seviyoruz” diyoruz Allah da “Ben de sizi çok seviyorum” diyor. Mesela “Ben de seni çok seviyorum” diyor. Şahıslarla da konuşur tek tek. “Ya Rabbi sana hamdolsun” diyorsun, Allah hamdını kabul ettiğini söylüyor. Böyle dost olduğunu Allah, sevdiğini hissettiriyor “Ben Allah’ım” diyor. Ama tecellidir tabii konuşan, konuştuğu insanın tecellisidir. Herkes Allah ile bağlantıda olacak ahirette.

 

(“Kuran mealinde anlam değişikliği var mıdır?” izleyici sorusu)

Maalesef yapıyorlar tabii göz göre göre adam pervasız. Başörtüsü diye bir kelime yok, “başörtülerinizi göğüslerinizin üstüne vurun diye ayet var ayet indi” diyor “Allah öyle dedi” diyor. Yok öyle bir şey, “var” diyor. En iyisi nasıl yapacağız? Bütün meallere bakmak lazım. Mesela kaç tane meal var? 30 meal varsa otuzuna da bakmak gerekiyor şüpheli gördüğünüz konularda, orada mutlaka onu bir yerde yakalayabilirsiniz. Mesela olmayan bir şey, mesela başörtüsü bakıyorsun başka meallerin bazılarında yok o kelime. Demek ki ilave etmiş. Çünkü adam var olan bir şeyi yok edemez. Ama en sağlamı kelime karşılıklarıyla mealler vardır kelime karşılıklarıyla. İnternette onların adresleri var. Ben onu kitap olarak da hazırladım ama daha cesaret edemiyorum basmaya, çünkü kelime hataları harf hataları olabilir diye çekiniyorum. Ama internetten bakabilirsiniz. Kelime karşılıklarıyla Kuran mealleri vardır. Oradan zaten çözersiniz. Mesela hımar-örtü sözlüğe bakarsın, şüpheli gördüğünüzde internete girip o kelimenin karşılığını görmek mümkün. O şekilde çözebilirsiniz.

 

İnsanların Bir Kısmı Çok Bencil Düşünür. Sadece Kendi Rahatını, Hayatını, Evliliğini Önemli Görür. Bu İnsanlar Dini de Çok Yüzeysel Değerlendirir

İnsanların birçoğu sathi düşünür çok yüzeysel düşünürler. Egoist ve bencil bakarlar sadece kendi çıkarları açısından düşünürler. Beyni ilkel şeylere çalışır sadece yemesi, içmesi, hayatı. Dini de çok ilkel değerlendirir, Allah’ı da çok ilkel değerlendirir. Bir makinenin, bir bilgisayarın değerlendirmesi gibi çok yüzeyseldir. Böyle insanları her yerde görürüz, dünyanın tarafında vardır, tarihin her döneminde de olmuşlardır. İmanla, Kuran’la, akılla insanlar eğitilirse gittikçe aklı derinleşir, daha Allah ile bağlantılı olur ve hayatın bütün güzelliklerini iyi kavrayan derin düşünen klas insanlar yetişir. Aklı zayıf insanların çok olması hiç önemli değil. Çünkü Allah bu insanların hepsini bir anda yok ediyor. Cehenneme gönderip cehennemde yok olmuş oluyorlar, hepsi ölü olarak dolduruyor. Ve “cehennemi çaka çaka dolduracağım” diyor Allah “bu söz Ben’den bir kere çıktı” diyor. “Ben bunu yaptım zaten” diyor. O yüzden fazla önem vermeye gerek yok. İyiler iyilik yapmaya devam etsinler, güzel insanlar güzellik yapmaya devam etsinler, ısrarlı kararlı devam. 

 

(“Yaşadığımız dünyanın bir rüya mı yoksa gerçek mi olduğunu nasıl anlarız?” izleyici sorusu)

Çok güzel tefekkür etmişsin güzel düşünmüşsün. Rüyadayız, aslında rüyadayken insan rüyada olduğunu anladığında biraz şöyle çırpınırsa uyanır öyle diyelim, uyanabiliyor. Mesela rüyada olduğunu bilip de uyanamayan kişiler oluyor. Bekliyor, “rüyadayım” diyor “ne yapsak acaba uyanmak için?” diyor bayağı bekliyor yani. Yapacak bir şey yok uyanamıyor. Ama şöyle esaslı bir çırpınırsa uyanırsın, esaslı bir kararlılıkla nitekim de uyanıyorlar. Şimdi burada çırpınmayla uyanamazsın, kendini tokatlasan da uyanamazsın. Bu rüyayı görmeye devam edeceğiz. Ta ki Allah’ın takdiri gelinceye kadar, hakkul yakin hakkul yakin.

 

İnsan Başıboş Yaratılmış Bir Varlık Değildir. Ne Yapmamız Gerektiği Allah Tarafından Bize Sürekli Gösterilir 

Cimrilik ve cömertlik, Allah onu bize içgüdü olarak vermiştir. Kalbimizde bir bilgi olarak vardır bu. Harcarken hemen hissettirir Allah, nasıl harcama yapmamız gerektiğini kalbimize Allah ilham eder. O ilhama göre hareket edeceğiz. İnsan başıboş yaratılmış bir varlık değil. Ayette de buna işaret edilmiştir, biz başıboş değiliz. Bize Allah tarafından sürekli bilgi verilir, ne yapmamız gerektiği bize gösterilir. Dolayısıyla bol bol Allah yolunda harcayacağız. Para tutmaya gerek yok. Malı tutmaya gerek yok. Bol harcanırsa bol bereket gelir, Allah oluk oluk akıtır.

 

(“Umursamazlık ruh halini bozar mı?” izleyici sorusu)

Ruh hali bozuk olduğu için insan umursamaz olur. Umursamazlıktan ruh halinin bozulması değil de adam zaten bozuktur ve apati meydana gelir lakayttır hiçbir şey onu ilgilendirmez, hayat ilgilendirmez, din ilgilendirmez. Sevgi, şefkat, merhamet, temizlik hiçbir şey ilgilendirmez. Leş gibi perişan hayvan gibi yaşar, içgüdüleriyle hareket eder. Dolayısıyla Allah’tan uzak olmak, dinden uzak olmak bu felaketi getirir.

 

İnşaAllah ve MaşaAllah Zikirlerini Çok Kullanmak İnsanlara Bereket Getirir. Bu Zikirler Şirki Ortadan Kaldırır

İnşaAllah zikrinin bol kullanılması ahir zamanın bir özelliğidir. İnşaAllah’ı maşaAllah’ı çok kullananlar, çok zikredenler dünya hakimi olacaklar. Bunda bir işaret var. Çünkü Kehf Suresi’ndedir bu, sırlıdır. Ebcedi de tam ahir zamanı ve Mehdi devrini veriyor. İnşaAllah’ın da maşaAllah’ın da ebcedi Mehdi devrini veriyor. Manidardır. MaşaAllah Hz. Mehdi (as)’ın M’siyle başlar, inşaAllah Hz. İsa (as)’ın İ’siyle başlar, çok sırlıdır inşaAllah maşaAllah. Kalbe sürur ferahlık verir bereket gelir, inşaAllah maşaAllah’ın çok kullanıldığı yerlere bereket huzur gelir. Ecinat kaçar, şeytanı rahatsız eder, münafıkları bunaltır.

MaşaAllah, ebcedi 1989 yılını veriyor. Ayrıca şeddeli bakıldığında 2018 tarihini veriyor maşaAllah. MaşaAllah’ın ebcedi öyle. İnşaAllah da şeddesiz 1998 yılını veriyor, şeddeli de 2028 tarihini veriyor. Bayağı sırlı olduğu açık görülüyor. Peygamberimiz (sav) diyor ki “Bir kişinin bütün sözlerinde inşaAllah demesi onun imanının kemalindendir” diyor. Farz değildir ama Peygamberimiz (sav)’in de böyle bir sözü var. Mesela “inşaAllah şöyle yapacağım, inşaAllah böyle yapacağım “imanının kamil noktaya gelmesindendir” diyor yani “Yüksek bir imana kavuşma alametidir” diyor Resulullah (sav). Camius Sağir’de geçiyor, 2486, bir kişinin bütün sözlerinde inşaAllah demesi.

Hz. İsa Mesih (as) da “Şunu yapacağız bunu yapacağız demeyin” diyor “Allah dilerse yaşayacağız, şunu şunu yapacağız demelisiniz” diyor. Bak “dinleyin şimdi” diyor “bugün ya da yarın falan kente gideceğiz, orada bir yıl kalıp ticaret yapacağız ve para kazanacağız diyen sizler yarın ne olacağını bilmiyorsunuz. Bunun yerine Rab dilerse yaşayacağız, şunu şunu yapacağız demelisiniz” diyor. (Yakup, 4. Bölüm 13/15)

 

(Amerikan Kongresi’nin Cumhuriyetçi Senatörü Trent Franks dün bir açıklama yaptı. “Özgür ve bağımsız Kürdistan’a karşı İran, Türkiye, Suriye ve Bağdat’taki zayıf hükümeti içine alan ve adına dörtlü çete denilen kötücül bir ittifak oluşmuş durumda. Dünyanın geri kalanı da asil Kürt halkının abluka, ambargo ve muhtemel askeri işgallerle karşı karşıya kalmasına göz mü yumuyor? Biz birleşik devletler özgür dünyaya öncülük ederek kendi kaderlerini tayin etmelerine yönelik tehditlerle kuşatılmış meşru ulusları savunmak zorundayız.”)

O zaman Amerika’da da bölünmeler var, İtalyanların yaşadığı bölümler var, diğer kavimlerin yaşadığı bölümler var, onlar da o zaman ayrılmak istediklerinde müsaade edecek misiniz? 30 milyon İtalyan var Amerika’da, belirli bölgede yaşıyorlar, o zaman bağımsızlık ilan etsinler kabul ediyor musunuz? Meydan muharebesi verirsiniz asla kabul etmezsiniz. Çok samimiyetsiz bir izah. Olur mu öyle ülkeleri paramparça etmek? Ondan sonra bölüp-parçalayıp kolayca yutacak hale getiriyorsunuz. Ondan sonra da mahvediyorsunuz. Ediyorsunuz derken İngiliz derin devletine söylüyorum onlara söylemiyorum. Böyle oyun olmaz.

 

(“Yakın gelecekte tüm hayvanların konuşma dilini tespit edecek miyiz?” izleyici sorusu)

Olabilir tabii. Çünkü Süleyman Kıssası’nda bu konuya işaret edilmiştir. Hz. Mehdi (as) devrinde hayvanların konuşma dilinin çözüleceği anlaşılıyor Kuran ayetlerinden. Yani oradaki mesajlar amaç nedir hayvanların oradaki çıkarttıkları seslerde, bunların hissedileceği anlaşılacağı anlaşılıyor.

 

(“Öfkemizi engelleyemediğimiz zaman ne yapabiliriz?” izleyici sorusu)

Hemen oradan ayrıl. Yani o odadaysan başka odaya geç. Banyoya git, elini yüzünü yıka. Ensene su sür. Allah’ı anarsın. Hemen Kuran aç, oku. O konuya hiç girme. İlgili kişiden uzak dur. Hatta mümkünse dışarıya çık. Sokağa çık. Hemen yatışırsın. Yani olay yerinden uzaklaş ve düşünme. Yani oradaki olayı düşünme, aklına getirme. Yani kafanda tasarlama yeniden. Yani kritiğini yapma. Kritiğini yaparsan çok sinirlenirsin. Sakın ha. Kritiğini yapma, yatıştır kendini. Dışarı çık, şarkı söyle hatta içinden. Neşeli ol. Gider o, sonra daha makul daha akılcı düşünürsün.

 

(“Altın Çağ’da geleneksel Müslüman, Yahudi ve Hristiyanların durumu ne olacak?” izleyici sorusu)

Onların inancına müdahale olmayacağı için, inançlarını daha rahat yaşayacakları için onların çok hoşuna gidecek bir ortam olmuş oluyor. Çünkü “inancını değiştir” demiyorsun. İnancına güvence veriyorsun. Mesela Ortodoks Musevi ise rahatça yaşıyor inancını. Ama tam anlamıyla rahat. Mesela gelenekçi Müslüman ise tam anlamıyla rahat yaşıyor. Herkes özgür olmuş oluyor ama merhametli, şefkatli, adil, makul bir ortam var. Ama yobaz dehşeti bitmiş oluyor tabii. Gelenekçi İslam’ın meydana getireceği şiddet ortamı olmuyor. Yani bir kısmının diyelim. Bazılarının yapacağı şiddet ortamı olmamış oluyor. Yapamıyorlar çünkü sevgi hakim olduğu için olmuyor.

 

Kadınlara Saygı Duymayan Kişiler, Kadına Tuzak Kurma Mantığıyla Bakıyor. Ele Geçiremediğinde de Kadın Güzelliğine Haset Ediyor

Bazı adamlar böyle kadınlarla bağlantı kuramayan, görgüsüz, cahil, küt insanlar. Kadına bakış açıları da çok iğrenç, çirkin. Yani böyle bir hayvanın ormanda gezmesi ve orada bir mesela ne bileyim ceylanı avlaması gibi görüyorlar. Yani hani onu kan revan içinde bırakarak onu yok etmek gibi görüyorlar. Tuzağa düşürme mantığıyla yaklaştıkları için. Onu da elde edemeyince bu sefer nefret meydana geliyor, öfkeleniyorlar. Yani makyajına öfkeleniyor, dekoltesine öfkeleniyor. Normalde beğeniyor, güzel buluyor. Ama ele geçiremediği için öfkelendiği için bu sefer nefret kusmaya başlıyor. Ama bu kütlük, bu sevgisizlik Darwinist ve gelenekçi İslam anlayışından kaynaklandığı için bizim anlattığımız stilde anlatımla ve eğitim politikasıyla kökünden kazındığını görüyoruz. Şu an sizin çoğunluk olduğunuz görünüyor. Bak kapalı hanımlar da sizden yanalar. Açık hanımlar da sizden yana. Aklı başında aydın herkes sizden yana. Ama tabii bazı aydınlar sizden yana değilmiş gibi görünüyor. O, bu başarıyı kıskandıklarından oluyor.

 

(İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Ali Ekber Salihi, Londra'daki temasları sırasında yabancı basın mensuplarının sorularını cevaplandırdı. Salihi, İran Devrim Muhafızları'nın (DMO) Amerika tarafından terör listesine alınmasının, ülkesine karşı savaş ilanı anlamına geleceğini söyledi.)

İngiliz derin devleti o kararı almıştır. Amerika’ya uygulatıyordur. Gariban Amerikalıları savaşın içine, kanın içerisine soktu. Afganistan’da, Irak’ta. Hem Müslümanları şehit etti hem Amerikalı askerlerin katledilmesine sebep oldu İngiliz derin devleti. Fakat bunu Amerika fark edemiyor. Arap ülkeleri de fark edemiyor. Adamlar perde arkasında olduğu için sezemiyorlar.

 

Allah’a Aşık Olmanın Dışında Hayat Cehennemdir. Allah’la Bağlantı Olmadığında İnsanı Her Şey Rahatsız Eder

Allah’a aşık olmanın dışında hayat cehennemdir. Allah’a aşıkken hayat cennettir. Allah ile bağlantısız hayata güzel bakmanın imkanı yoktur. Her şey rahatsız eder insanı her şey. Sokağa çıkmak, işe gitmek, okula gitmek, yemek yemek her şeyi bela olarak görür kişi. Her şey ona sıkıntı verir. Birisiyle, arkadaşıyla karşılaşmak, evde oturmak her şey bela olarak gelir.

 

(“Ashab-ı Kehf ahir zamanda uyandıklarında tanıyabilecek miyiz?” izleyici sorusu)

Şöyle olabilir, şüphelenebiliriz. Çünkü biz desek ki işte zamanı hatırlamıyoruz, geçmişimizi hatırlamıyoruz İsa Mesih’de de öyle olacaktır. ‘Kendimizi böyle bir zamanda bulduk, dilinizi de bilmiyoruz ama dilinizi de sonradan öğrendik anlamıyoruz yani ya bayıldık biz ayıldık, ya uykudaydık uyandık’ gibi diyebilirler. En açık bu şekilde olabilir. Ama Ashab-ı Kehf Hızır (as) ekibinde olursa o zaman görüşmeniz mümkün olmaz. Yani Hızır (as) için ideal bir ekip. O zaman Hızır (as)’ın kavline bağlı olur.

 

İnsanlar Cennetin Muhteşemliğini Görseler Dünyada Yaşamak Çok Zor Hale Gelir. Allah İnsanlara Bir Rahmet Olarak Şu An Cenneti Göstermiyor

Cenneti Allah esirgesin sana gösterirse kendini çok güzel bulmazsın. Kainatı da o kadar güzel bulmazsın. Peygamberimiz (sav)’e Allah “cennete bakma” dedi. Cennet; perde yavaş yavaş çekildi ama istese bakabilirdi. Yavaş yavaş perde çekilirken Allah “bakma” dedi. İstese bakardı ama baksa helak olurdu. Bak “göz aşmadı ve şaşmadı” diyor Allah. Bakma deyince bakmadı. Ama Allah esirgesin boş bulunup baksa helak olurdu. Cennete bakılmaz dünya gözüyle bakılmaz. Çok şiddetli bir zorluk meydana gelir insana. Ama cehennem rüyada görülebilir Allah’ın dilemesiyle. Çünkü nimete sebep olacağı için, daha Allah korkusuna sebep olacağı için. Aslında insanlar cehennemin bir kısmını belirli bölümlerini görüyorlar farkına varmıyorlar. Cehennemin belirli bölümleri insanlara gösteriliyor Allahualem. Ama farkına varmıyorlar. Cehennem diye tanıtılmadığı için farkına varmıyorlar. Ama en şedit tabakaları gösterilmiyor olabilir.

 

(“Neden sürekli yanınızda bayanlar var?” izleyici sorusu)

Yakışıklım kadınlar o kadar büyük bir nimet ki o kadar haz alıyorum ki anlatamam. Dünyada bunun üstüne bir zevk yok. Kadını görmek, kadını takdir etmek, kadın yüzüne bakmak, onun endamını görmek nefis bir şey. Tahayyül edilecek gibi değil. Üstüne yok. İmandan sonra en büyük nimettir. Benim aklım açılıyor, içim açılıyor, kalbim ferahlıyor. Kadınsız bir dünyayı düşünemiyorum, hayal edemiyorum Allah vermesin. Mesela kardeşlerle konuşuyoruz zor tahammül ediyorum hemen hemen hanımlar. Kadınlar dünyanın en mübarek, en kutsal, en güzel varlıklarıdır. Hangisine bakacağıma, hangisine sevgimi ifade edeceğime insan böyle çaresizlik içinde kalıyor. Karar veremiyor. Gün yetmiyor. Dakikalar yetmiyor, saatler yetmiyor çok büyük nimettir kadın. Ama bazı ahmaklar, bazı alçaklar kadını facia olarak görür. Cehennem ehli olarak görür, kötü görür, insan olarak görmez. Faciadır. Bu, şeytanın telkiniyle oluşmuş, deccalın telkiniyle oluşmuş, müşriklerin telkiniyle oluşmuş bir şirk faciasıdır, bir müşrik faciasıdır. Allah bu faciadan müminleri kurtarsın.

]]>
http://podcast.harunyahya.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/260597/sayin-adnan-oktarin-13-ekimhttp://podcast.harunyahya.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/260597/sayin-adnan-oktarin-13-ekimhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171013t_11.jpgMon, 23 Oct 2017 20:42:29 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 12 Ekim 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 12 Ekim 2017

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan ziyaret amaçlı gittiği Sırbistan’ın başkenti Belgrad’da Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic’le görüştü. Aleksandar Vucic Sırbistan’da çok sayıda devlet ve hükümet lideri ağırladığını belirterek “Bugüne kadar hiçbir konuğumun Cumhurbaşkanı Erdoğan kadar yoğun bir program yaptığını, onun gibi 24 saat boyunca çalışacak enerji ve güce sahip olduğunu görmedim. Siz Türk halkına çağrım, buna saygı duymayı bilmenizdir” dedi.)

Yani Tayyip Hocam’ı seviyor destekliyor, doğru yapmış. Tayyip Hocam Allah rızası için ta gençliğinde İslam’a baş koydu, Allah’a teslim oldu. Bütün hayatını Allah’a, Kitap’a Kuran’a vakfetti. Dünyadan istediği bir şey yok. Varsa yoksa cennet, Allah’ın rızası, rahmeti. Onun için o enerji oradan. Allah ona o enerjiyi veriyor ki İslam’a, Kuran’a hizmet etsin diye. Ama tabii yalnız bırakmak da çok çirkin, çok vicdansızca bir hareket olur. Nasıl olsa başta işte devletin imkanları var yapsın biz de seyredelim. Böyle olmaz. Bir kere reyle desteklemek bu şart. Bunun hiç açıklaması yok reyle desteklemek. İki; lisanla desteklemek konuşarak her yerde. Üç; aleyhinde konuşanları güzel sözle güzel konuşmalarla doğru yola çekmek. Dört; İngiliz derin devletinin suikast ihtimaline karşı -ki kararlılar- her yerde kulakları açık, gözü açık olmak lazım. Ve çok dikkatli olmak lazım. ‘Nasıl olsa devlet korur, nasıl olsa hükümet korur.’ Halk da koruması lazım millet de koruyacak. Millet de destek olacak çok önemli bu.

 

Namazı Abdesti Binlerce Olmayan Hüküm Ekleyerek Zorlaştırırken, İnfak Etmeyi Azaltıp Sadece 40'da 1 Hükmünü Getiriyorlar, Bu Çok Samimiyetsiz

Tam ilmihal veriyorlar yahut büyük İslam ilmihalini veriyorlar. “Bakın buradan namazınızı kılın” diyorlar. Şu kalınlıkta kitap. Bir abdest tarifi var, zaten o abdesti normal bir insan alamaz. Bir namaz tarifi var, o namazın kılınması mümkün değil. Bir kere bak diyor ki “Allahu Ekber derken Ekber, ber’i şeddeli söylerseniz” diyor ki mecburen öyle deniyor Ekber, Ekber diyorsun ağzını kapatıyorsun ber, önce b çıkıyor mecbur bak, Ekber, “bunu söylediğinizde” diyor “namaz fasit olur” diyor. Bitti. Nasıl kılacaksın namazı? “Aralarda eğer şaşırıp da herhangi bir şekilde yine şeddeli söylese “Allahu Ekber diye bitti, namaz gitti” diyor. “Namaz oldu mu olmadı mı acaba diye bir an düşünse” diyor “bir an, namazı fasit olur” diyor. Böyle bir anlayış olur mu? “Abdest alırken yüzünü yıkarken sıçrayan su galiz necasettir” diyor, “elbiseye değmemesi gerekir” diyor. O yüzden birçoğu muşamba takıyor abdest alırken su sıçramasın diye “galiz necaset.” Ben bu lafa ne diyeceğimi bilemiyorum. O kadar kirli ki, o kadar pis ki insanın üstüne bulaşmaması lazım. Bulaşırsa namazı yine fasit oluyor. İnsanın yüzünde ne var, insan yüzünü yıkar su da sıçrar hiçbir şey olmaz, değil mi? “Yok olmaz” diyor. “Günde beş vakit namaz kılacaksınız” “tamam” “sünnetlerini de kılacaksın” diyor. İlk sünnet son sünnet, zühr-ü ahir zühr-ü sonra neyse işte kendi kafalarından. Allah için namaz ayrı peygamber için namaz ayrı. Sonra, “sonra şimdi çok önemli bir konu var” diyor “sen sahibi tertip misin?” diyor. “O nedir?” diyor “kaç yaşındasın?” diyor “25 yaşındayım” diyor, “ha sen akıl baliğ ne zaman oldun? 12 yaş,” çünkü “10 yaşında namaz kılmazsa dövün” diyor. 12 yaş, “12 yaşından 25 yaşına kadar namaz borcun var” diyor “tamam ne yapamam gerekiyor?” diyor “uyku ve yemeğin dışında kesintisiz bu namazlarını kılacaksın borcunu ödeyeceksin” diyor. “Ondan sonra namaza başlayabilirsin sahibi tertip olursun” diyor “yoksa olmaz” diyor. Bu arada “sünnetleri de kılacaksın” diyor. Adam da diyor ki “ben sabahtan akşama kadar namaz kılacağım o zaman” diyor “evet” diyor “o zaman kılmayayım” diyor.

Zekat, ayette ne diyor? “İhtiyaçtan artan” yani yemek, kıyafetten, hastalıkla ilgili şeylerden onun dışında artan her şey, bütün malı mülkü yani, “bunu verin” diyor Allah. Anlamazdan gelip bak nasıl kurnazlık yapmışlar? “Mal olmaz, malını niye versin ki?” diyor, bak orada bitirmiş. “Malın kırkta biri diye bir olay yok onu bir kere unutun” diyor. Bak sağlama almışlar onu. “Ne olabilir peki?” diyorsun, “karısının malı mı onu mu kastettin?” diyoruz, “karısının malı da olmaz” diyor, “neyi kastediyorsun?” “Karısına verdiği altınların kırkta biri” diyor. Bak kurnazlığa bak. Karısına da altın almıyor, almayınca zekat sakıt oluyor kalkmış. Karısına zaten sopa sunuyor adam, ilk hediyesi o sopa duvara sopayı asıyor. Bak, karısındaki altının kırkta biri. Veyahut işte pul gibi altın alıyor kırk tane karısına, bir tane de fakire fukaraya pul kadar bir altın veriyor. Mesela 200 liralık, şu anki parayla 200 liralık “zekatı verdik elhamdülillah” diyor. Allah bela yağdırıyor işte o zaman, mahvediyor o ülkeleri.

 

(Milat Gazetesi Yazarlarından Mustafa Çevik dün evrimci Müslümanları eleştiren bir yazı yazdı. Çevik’in yazısı özetle şu şekilde: “Evrim kuramı ateistler sahipleniyor diye mi reddedilmektedir? Müslüman evrimciler tarafından çok ifade edilen bir durumdur bu iddia. Evrimin kendisine bakmak gerekir denilmektedir. İslam dinine ve Kuran’a aykırı bir durum göremiyoruz derler. İnsan bilinç sahibidir. Bunun evrimsel süreç içinde yeri yoktur. Böyle bir insan anlayışı, değil İslam materyalizmi hariç hiçbir felsefi düşünceyle uyuşmaz. Bunun için her din mensubu evrim kuramının yaydığı bu inanç sistemine karşı durmaya doğal olarak bir ihtiyaç hisseder.”)

Aferin delikanlıya. Bu delikanlımıza benim kitaplarımdan hediye etmiştik yakın zamanda evrimin geçersizliğiyle ilgili. Demek ki belayı tam fark etti, aydınlık bir delikanlı. Oyunu bozmuş bulunduğu bölgede. Çok iyi olmuş hayır olmuş. Allah selamet versin, Allah gücünü, ilmini, hidayetini artırsın, cennet nasip etsin, inşaAllah.

 

(“Rusya ve Çin neden Suriye’de?” izleyici sorusu)

Rusya büyük bir devlet, Çin de büyük bir devlet. Amerika neden orada, İngiltere neden oradaysa Çin ve Rusya da o sebeple orada. Dolayısıyla orada bir denge politikası gütmeye çalışıyorlar. Çin ve Rusya Suriye’nin devlet bütünlüğünü, millet bütünlüğünü esas alıyor bölünme istemiyor. Amerika ve İngiltere’yse bölünmeyi savunuyorlar. O yüzden sessiz içten bir mücadele var. Çinli şirketler mesela bu Suriye ekonomisine toplam iki milyar dolarlık yatırım yapmak istiyorlar. Hazır bir pazar şu an onlar için orası. Ama onlar iki milyar doları nereden bulacak tabii garibanlar o ayrı mesele.

 

Biz Müslümanlığın Güler Yüzünü Güzelliğini Sanat Yönünü Neşesini Ortaya Koyunca Deccaliyetin Müslümanlar Aleyhindeki Silahını Elinden Aldık

Size sunulan din zaten cehennem dini, azap dini, karmaşa dini, sevgisizlik dini, hatta vahşet dini. Siz de korkuyorsunuz ondan, karmakarışık, anlaşılmaz, ritüellere boğulmuş, insanın mutluluğunu istemeyen, güzelliği estetiği istemeyen bir gelenekçi sistem, şirk sistemi. Hepsinde olmasa da her yerde olmasa da bu aşikar açık görülüyor. Nereye baksak küçük bir bölümünde bile azabın, acının, dehşetin ve şiddetin zemini ve her yeri kapladığını görüyoruz. Böyle bir sistemde de gençler tabii dehşet ve korku içinde İslam’dan kaçıyorlar. Ateizme, deizme doğru gidiyorlar. Ama bu belayı Allah’a çok şükür yapılacak dünya çapında büyük karşı devrimi önledik. Faciayı önledik ve buna devam edeceğiz. İdeal Müslüman nasıl olur, ideal Müslümanlık nasıl olur doğrudan yaşayarak gösterdik. Doğrudan anlatarak gösterdik ve delilleriyle gösterdik. Bak kimse gıkını çıkaramıyor. Yanlışsın diyen yok, ancak işte asarım, keserim, doğrarım falan tarzında konuşmalar oluyor. Onlara da sorduğumuzda “yanlış anlaşıldı ağabey” diyorlar “sembolik ifademiz” veyahut “yengemin çocuğu yazmış kusura bakma özür dilerim” falan tarzında. Yani tükürdüğünü yalayan bir üslup, bazı kişilerde.

 

Kader Beni Nereye Götürürse Oraya Giderim, Mantıkla Değil Vicdanımla Yaşarım. Hayatım Boyunca Bu Sebeple Hep Mutluluk Bereket Buldum

Allah’ın bana kaderde göstereceği şeyleri yapmaya göre kendimi kodluyorum. Kaderin akışına bırakırım ben, kader beni nereye götürürse oraya giderim. Ve neyle karşılaşırsam hepsini hayırlı görürüm, güzel görürüm. Hep vicdanıma göre hareket ederim, mantıkla hareket etmem ben. Egoistlikten bencillikten nefret ederim, kendim için de yaşamam. Dolayısıyla kader beni nereye sürüklerse oraya gittiğimde de hep hayır gördüm, hep güzellik gördüm. Veyahut nereye götürürse, beni nereye seyahat ettirirse hepsini sevinçle karşılıyorum. Hepsini yapan Allah. Biz kadere uyan kullarız, Allah’ın herhangi bir kuluyum.

 

Müslüman’ın Milli Kültürü Kuran'dır. Kuran'a Tam Uyulduğunda Dünyada Müslüman Karşıtı Bir Hareket Kalmaz

Bizim milli kültürümüz diyorlar bu gelenekçi anlayışa. Kardeşim, sen milli kültürünle dünyada Müslümanları yok edeceksin. Yani kitle katliamına sebep olacaksın. Adamlar dedi ki “Irak’ta atom bombası yapılıyor şüphelendik.” 2 milyon Müslümanı şehit ettiler. Adamların gözü dönmüş. Ama şimdi diyorlar ki bak, bu adamlar sakal keseni öldürüyor, dinini yaşayamayanı öldürüyor, zekat vermeyeni öldürüyor, kadınları dövüyor, çocuğu dövüyor. Nerede kötü şey varsa orada yani o gibi gösteriyorlar. “Şimdi biz bu durumda bu dini yok edeceğiz” diyorlar. Onlar da diyor ki “biz cihat ederiz sizinle” diyorlar “tüfeği alır tabancayı alır.” Kardeşim, adam senin iflahını keser. Kitle katliamı yapar ve yapıyor yeniyor seni. Irak’ta, Suriye’de, Afganistan’da, Libya’da her yerde yerle bir etti seni. Seni yerle bir eden Allah. Allah yerle bir ettiriyor. Çünkü şirk koşuyorsun, şirk koşuyorsun. Ama bizim karşı atağımızla bu oyun bütün dünya çapında bozuldu. Yoksa bu kitle katliamında sıradan gideceklerdi. Adama bir anlatıyorlar gelenekçi İslam’ı, adam nefret ediyor muazzam bir öfke geliyor adama. Ve “bunların hepsinin yok edilmesi, öldürülmesi gerekir böyle insanların” diyorlar. Ama biz, Müslümanlığın güler yüzünü, sanat yönünü, güzellik yönünü, kalite yönünü gösterinde deccalın kolu-bacağı kırılmış oldu. Kamuoyunda imkanı elinde alınmış oldu. Biz bu oyunu bozduk yani büyük bir katliamı engellemiş olduk. Müslüman katliamını engelledik. Adamın bundan haberi yok. Elinde kılıçla resim çektiriyor. Senin yüzünden zaten kitle katliamı düşünüyor adamlar, senin tipindekilerin yüzünden. Eline almış av tüfeği, havaya kaldırmış. Senin av tüfeğini adam ne yapsın? Katlar sana yedirir o tüfeği sana adam. Aklı sarmıyor. “Milli kültürümüz” diyor. Sakalını keseni öldürmek milli kültürmüş, kadını dövmek milli kültürmüş, çocuğu dövmek milli kültürmüş, zekat vermeyeni öldürmek milli kültürmüş. Milli kültür değil bunlar. Bunlar şirk döneminden kalma vahşet. Bunun dinle imanla alakası yok.

 

Müminin Dünyadaki Varlık Amacı Tamamen Allah İçindir. İnsanlar Allah İçin Yaşadığında Dünya Cennete Döner

Meryem Suresi 77, “Ayetlerimizi inkar edip, bana; ‘Elbette mal ve çocuklar verilecektir’ diyeni gördün mü?” şeytandan Allah’a sığınırım. Ayeti inkar ediyor. Neden? Çünkü ruh sahibi değil, ölü. Ölü olduğu için ne istiyor?  Mal ve çocuklar. Bak, iki hırs. Bunu her yerde görürsünüz. Mal ve çocuk yani zenginlik ve çocuk. Bütün dünyada hedef haline getirilmiştir. Mal, zenginlik ve çocuk. “Diyeni gördün mü?” diyor Allah. Bu bir ölçü Allah için. “O, gayba mı tanık oldu” geleceği biliyor mu diyor Allah. “Yoksa Rahman’ın katından bir ahit mi aldı?” yani Kuran gibi bir bilgi mi aldı diyor. “Asla; demekte olduğunu yazacağız ve onun için azaptan da süre tanıdıkça tanıyacağız.” Yani uçsuz bucaksız azap vereceğim diyor Allah. Ama bak ölçüye bak, “mal ve çocuk meraklısı olur bunlar” diyor. Tek dertleri bu olur diyor, mal ve çocuk. Aslında Kuran gizlice bu olaylara tam anlamıyla işaret eder ama ben tabii bunları şerh etmiyorum, açıklamıyorum. Anlayanın anlayacağı gibidir yani Allah tehlikeyi ve belayı açıkça gösterir. Normalde bir mümin dünyaya geldiğinde Allah’tan başka hiçbir amacı olmaz. Her şeyi Allah içindir. O zaman dünya cennete dönüyor bir anda. Ömür uzuyor, uzadıkça uzardı aslında yani eğer tam kamil iman hakim olsa ömür uzadıkça uzar. Tahminlerin çok üzerinde uzar, bin seneye kadar gider. Hatta bin seneyi bile aşar ama iman zafiyeti bir an önce hesabın görülmesini gerektiriyor ve onun için süreyi Allah kısa tutuyor.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan az önce yaptığı konuşmasında şunları söyledi, “ABD müttefikini kendini bilmez büyükelçisine feda etti. Size muhtaç değiliz. Türkiye asırlık bir hesaplaşma ile karşı karşıyadır. Bunlar Türk milletine diz çöktürme planlarıdır. Kimsenin Türkiye’ye hukuk devleti dersi vermeye hakkı yoktur. Kandil’deki terör baronları ile doğrudan hat kuranlar bize hukuk dersi veremez.” Bir de konuşmasından videosu var. Sizin hep dikkat çektiğiniz, “Allah hiç kimseye güç yetireceğinden fazlasını yüklemez” ayetini hatırlatıyor Cumhurbaşkanımız konuşmasında.)

Helal olsun. Bak şimdi orada bir ifadesi oldu. Şimdi bak bu nedir biliyor musun? Elhamdülillah Müslümanız fakat orada demek istediği devlet yapısı. Devlet daha eski, devlet yapılanması. Bizde bir gelenek olarak 2 bin 200 yıldan beri hükümetler değişse de mesela halife seçilse de, başkan birisi seçilse de her zaman bir devlet oluyor. Devlet olmuştur yani her dönemde. Bazen devlet eğer kendini tehlikede görürse, onların tabiriyle çok çılgın hale gelir ve çok yırtıcı hale gelir. Ama normalde de ılımlıdır yani devlet aklı başında insanlardan oluşan bir yapıdır. Onu anlatmak istiyor Tayyip Hocam. Şu an devlet Tayyip Hoca’yı destekliyor. Bu çok güzel, bu mükemmel bir durum. Devlet geleneğini dünya Türkiye’den öğrendi, Türklerden öğrendiler. Bilinmiyordu yani bütün Avrupa devletleri herkes devletin ne olduğunu Türklerden öğrendi. Mensupları genellikle pek o kadar bilinmez devletin. Çok olgun, çok efendi insanlardan oluşur. Yani nasıl söyleyeyim, kapalı söyleyeyim de anlayın işte. Kimi genel müdürdür, kimi bakandır. Ama böyle halim, Allah’tan korkan efendi insanlardan oluşur devlet. Ve hiçbir zaman için millet devletsiz kalmamıştır. Mesela Kurtuluş savaşında da devlet yine görevdeydi Atatürk döneminde. Atatürk de devletin bir ferdiydi öyle düşünün. O cesaret ve o kararlılık oradan oluşur. Devlet, başbakan vardır, cumhurbaşkanı vardır, bakanlar vardır bunların hepsinden oluşur. Bilmem anlatabildim mi?

 

(Sosyal medyada İran dini lideri Ayetullah Hamaney’in küçük bir çocukla sohbet ettiği görüntüler yansıdı. Görüntülerde Hamaney sadece Farsça bilen çocuğun annesine, “Okulda ve sokakta Farsça öğretiliyor, sizde evde Türkçe öğretin” diyor.)

Böyle bir devlete nasıl öfke duyulur ben anlamıyorum. Daha ne istiyorsunuz? Nur gibi Müslüman bak, nur gibi Müslüman kadınlar, nur gibi Müslüman çocuklar, Müslüman bir devlet, Müslüman bir halk. Zengin, askeri yönden güçlü, kararlı, imanlı. Nasıl karşı olunur? Hiçbir mantığı yok. Şeytanın etkisiyle karşı olma oluyordu, elhamdülillah bunu kaldırdık.

 

Kardeşlerimiz Namaz Konusunda Gelen Vesveseler İtibar Etmesinler. Şeytan Namazdan Uzaklaştırmak İçin Çeşit Çeşit Vesvese Verir Duymasınlar

Çok samimi olduktan sonra namazda huşu diye korkuya gerek yok ama namazda şeytan çok musallat olur dikkat çok dağılabilir ondan o kadar üzüntü duymayın rahatsız olmayın. Namazın özel şeytanı vardır hatta ismi de belli sırf bu konuyla uğraşır namazı süratlice kılıp çıkın. Hiçbir şey olmaz çok vesvese yapan olursa vesveseye hiç itibar etmesin. Geçerli olmaz. Ne yapacak? Allah’ı anacak, Allah’ın isimlerini anacak asıl namazda önemli olan budur Allah’ın anılmasıdır ayet okuyacak Kuran’dan. Vesvese gelirse ne olur? Hiçbir şey olmaz. Hz. Ali (kv)’ye diyorlar “eğer hiç kafana bir şey gelmeden namaz kılarsan sana bir kırmızı koyun var” diyorlar. Yarışma, sahabe kendi aralarında yapıyorlar. Hz. Ali (kv) “Ben kılarım” diyor bakıyor o da yapamıyor. Hz. Ali (kv) gibi bir insan bile yani iddialaşıyor “ben yaparım Allah’ın izniyle” diyor ama olmayabilir hiçbir şey olmaz. Namazı Allah’a adamak samimi olarak Allah için kılmak yani kafana şu gelir bu gelir hiçbir şey olmaz. İnsan beyni açık bilgiye, onu durduramazsın sen akar bilgi mesela rükûa eğilirsin evdeki yemek aklına gelir, kıyamda kalkarsın okuldaki imtihanın aklına gelir hiçbir şey olmaz. Yani namaz gitti falan öyle bir konu olmaz. Yeter ki ne dediğini anla, söylediğin ayetleri anlarsan normal olur. Çünkü hayatın her döneminde beyin zaten bilgiye açık. Namazda nasıl beynini kapayacaksın? Kapanmaz beyin dolayısıyla korkmaya gerek yok.

 

(Adnan Bey sizin daha önce belirttiğiniz gibi yirmi altı ilde görevli yirmi beş bin güvenlik korucusu arasında bin kişilik ekip seçilerek özel tim oluşturuldu. Foça Jandarma Komanda Okulu’nda eğitim alan tim Karadeniz’de de görev yapacak.)

Karadeniz’in kabadayılarına görev versinler acayip hakkını verirler. Hatta silaha falan da ihtiyaç yok onlar,  siz kendiniz tedarik edin dese devlet. Allahualem onları tavuk yakalar gibi yakarlar hepsini. Sadece serbestsiniz diyeceksiniz başka bir şey yok. Ne yapıyorsanız yapın. Adamları yakalayın getirin diyeceksin. Allahualem oralara dar edenler dar. Ne yapacaklarını şaşırırlar.

 

(Cumhurbaşkanımızın konuşması var. Sizin dediğiniz tarzda yeni. CCN TÜRK’te Türkiye’nin Gündemi programında konuşan İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Profesör Bahadır Erdem, Türkiye’nin batıdan koparak artık bir Ortadoğu devleti olduğunu iddia etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu sözlere sert tepki gösterdi ve şunları söyledi. “Batıdan tamamen kopmuş, Ortadoğu’ya sığınmış bir Türkiye var diyor, bakıyorsun önünde de bir Prof. yazıyor. Bunlar haddini bilmiyor. Senin her yerin profesör olsa ne yazar. Sen bir defa neyi konuştuğunu Türkiye’nin bulunduğu konumu bilmeyecek kadar acizsin” dedi.)

Vay be kaç yazar diyor. Tayyip Hocam gider sana böyle. Tayyip Hocam daha da kabadayı konuşmaları yapsın. Yakışıyor, inşaAllah. Niye, Tayyip Hocam modern delikanlıdır daha ne yapsın? Gelenekçi Ortodoks kitleyi de gayet güzel dengede tutuyor. Bu kolay iş mi? Gelenekçi Ortodoks muazzam bir kitle var. Bunları gayet güzel ayakta tutuyor. Dengede tutuyor. Modern gençliğe de gayet kapısı açık. Onların yapamayacağı bir şey bu. Herkes huzur içinde yaşıyor.

 

Kadını "Hizaya Getirmek" Kimsenin Haddi Değil. Kadınlar Nasıl Erkeklere Karışmıyorsa, Erkeklerin de Kadınlara Karışmaya Hakkı Yoktur

Gelenekçi sistemi, İngiliz derin devletini ve Darwinist felsefeyi inceleyince hepsinin hedefinin kadınları aşağılamak üzere olduğunu gördük. Ama öyle az boz aşağılamak değil, akıl almaz aşağılama akıl almaz bir karşıtlık. Ama inanılır gibi değil. Nerede kötü şey varsa kadınlara yöneltilmiş. Bir erkek korumacılığı yapılmış. Nerede kötü şey varsa kadınlara. Kadınlar da yumuşak başlı halim oldukları için, sevecen sessiz oldukları için, sabırlı oldukları için, müsamahalı ve tahammüllü oldukları için o canlarımı ezim ezim ezmeye kalkmışlar. Hayretler içinde biz bunu görüyoruz. Ben bununla ilgili kitap da hazırlıyorum. Kadınlara yapılan zulüm diye. Bu oyun bitti. Bundan sonra böyle rezalet kim yaparsa kanunla hukukla tepesine bineceğiz. Bak gazetelerde, internette her yerde duyuyorsunuz. Bundan sonra kadınların hürriyeti çağı başladı. Bu yüzyıl kadınların yüz yılı, onların hürriyet yüz yılı. Her yerde huzur, güven, neşe içinde yaşayacaklar. İstedikleri gibi giyinecekler, istediği gibi yer, istediği gibi güler, istediği gibi gezer kimse karışamayacak. Senin ne haddine kadını hizaya getirmeye kalkmak? O seni hizaya getirmeye kalkıyor mu? Sana karışıyor mu? Sen kadına niye karışıyorsun? Babası karışıyor, amcası, dayısı, ufacık beş yaşındaki çocuk bile karışıyor. Sokağın kabadayıları, kabadayı demeyeyim de çakaldır onlar. Kabadayıyla alakası yok. Hepsi karışıyor. Yok böyle şey. Bundan sonra sıkıysa yapsınlar. Her yerde köşeye sıkıştıracağız. Hukukla kanunla. Her yerde tepelerine bineceğiz. Ve bu geniş çaplı da hükümetin hazırlığı var. Tam anlamı ile karşılığını görecekler. Hiçbir yerde çakal barındırtmayacağız. Böyle mafya yapılandırmaları itlik, çakallık, kadınları tehdit etmeler bunların devri bitti. Asla müsaade etmeyiz.

 

(“Dış güzellik sizin için ne kadar önemli?” izleyici sorusu)

Dış güzellik tabii ki önemlidir. Akıllı olup da çirkin olan bana bir tane kadın getir ben sen ne istersen vereceğim sana. Bak akıllı olup, güzel ahlaklı olup da çirkin olan bana bir tane kadın getireceksin. Mümkün değildir her akıllı kadın mutlaka güzel olur bak sana sır. İlahi bir sır, Allah’ın bir sırrı çok acayiptir bu. Akıllı, güzel ahlaklı olup da çirkin olan tek bir tane kadın bulamazsın yok dünyada. Var diyen bana söylesin ben göreceğim. Ama tabii ki dış güzelliği Allah önemli görüyor Kuran’da da söylüyor Allah, “Ahsen-i takvim” diyor “en güzel surette yarattım” diyor. Dış güzellik Kuran’ın birçok yerinde vurgulanıyor bir tek insan güzelliğinde değil. Kainatın bütün güzelliğinde o intizamı, o insicam, o oran, o altın oran, o mükemmellik hep vurgulanır. Çirkin bir kız değil mi baktın çirkin kız isterseniz yeminle söyleyeyim eğer güzel ahlaklı olursa, derin imanlı olursa fiziği alenen açıkça mucize olarak değişir. Bir parça, o fark edilmez o mesela o burnunu Allah bir parça çeker, dudağını bir parça açar hiç fark edemezsin. Gözünü bir parça büyütür ve o insan değişir hiç kimse bunun farkına varamaz, istisnasız bu böyle olur bak ben sır olarak söylüyorum.  

 

(Milli Gazete yazarlarından Mustafa Kasadar “Hz. İsa (as)’nın Yeryüzüne İnmesi” başlıklı bir yazı yazdı. Kasadar şunları söylüyor “Hz. İsa (as)’ın ahir zamanda yeryüzüne ineceği hem Kuranı Kerim ve hem de sahih ve mütevatir sünnette sabittir. Bu olay aynı zamanda kıyametin en büyük alametlerinden birisidir. Bunun için ehlisünnet alimleri İsa (as)’ın ahir zamanda ineceğini kitaplarında açıkça yazmıştır. Maturidi akidesine ait Meşhur Nesefi Akaidi’inde kıyamet alametleri şöyle sıralanmaktadır. Deccalın çıkması dabbet-ül arz, Yecüc-Mecüc zuhuru, Hz. İsa (as)’nın gökten yere inmesi, güneşin batıdan doğması gibi Peygamber (sav)’in gibi haber verdiği kıyamet alametleri haktır.”)

Yok, bunlar öyle baş edebilecekleri gibi değil. Ehlisünnetlerin tamamı ve Şii mezheplerinin tamamı İsa Mesih’in gelişini Kuran’ın ayetlerine ve sahih hadislere dayandırarak hepsi savunurlar. Mehdi (as) de aynı şekildedir. Hiç onların çırpınmasıyla değişecek bir durum yok zaten olaylar da sürekli gelişiyor, alametler de sürekli gelişiyor, alametler de alenen görülüyor. Çırpınmaları sadece onları komik duruma düşürüyor başka bir şey olmuyor. İnsan acıyor hallerine.

 

Her Konuda Müslüman’ın Ölçüsü Kuran Olmalıdır. Müslüman’ın Kıskançlığı Koruma Amaçlı, Karşısındakine En İyi İmkanı Sunma Amaçlıdır

Şimdi şöyle; genç kızın bir arkadaşı oluyor erkek arkadaşı oluyor ama adam ahlaksız. Gidiyor başka bir kızı da kandırmaya çalışıyor yani onun tek derdi onun ırzına geçmek oluyor özetle. O kızın da ırzına geçmek istiyor ve sonra da kirlettikten sonra da hakaret edip kovmak istiyor. Kız korkar tabii ki bundan, bu dehşet verici bir durum tabii ki istemez. Çünkü onuruna, haysiyetine, şerefine, namusuna, dinine, imanına, sağlığına sıhhatine sahip çıkmıyor ki adam, onu ilgilendirmiyor. O içgüdüyle hayvan gibi onu bir an önce aşağılamanın peşinde, küçük düşürmenin peşinde. Sonra da onu tehdit edecek işte anasına babasına söylerim diyecek bilmem ne falan terbiyesizlik yapıyor yahut dövmeye kalkıyor yahut öldürmeye kalkıyor. “Seni öldürürüm” diyor “döverim” diyor çok yaygın öldürme tehdidi çok çok yaygın on binlercedir. Kafası attı mı seni öldürürüm diyor ya da dövüyor ben çok gördüm duydum yani. Bu yüzden meselelerin yorumunda hep ölçü Kuran olması lazım.

Bir de ikinci bir tür kıskanma vardır mesela genç kıza bir zarar verecektir adamlar it kopuk mesela bıyık buruyordur falan “Ayıp” dersin “terbiyeli olun, bu kardeşiniz” değil mi kıskanma bu, koruyorsun veyahut adam kaçırmaya kalkıyor canını ortaya koyar kurtarırsın bu kıskanmadır. Veyahut dinine zarar vermek istiyor korur kollarsın, açıklarsın anlatırsın kıskanmadır. Yahut sağlığına zarar vermek istiyordur veyahut soğuk havada üşüyordur çıkartırsın ceketini ona verirsin bu kıskanmadır. Açtır yemek yemesini sağlarsın bu kıskanmadır yani koruyup kollama. Yoksa elimden gidiyor imkan efendim işte kandıramayacağım, oyun oynayamayacağım diyorsa bu olmaz, bu kıskanma olmaz bu çirkin.

]]>
http://podcast.harunyahya.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/260596/sayin-adnan-oktarin-12-ekimhttp://podcast.harunyahya.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/260596/sayin-adnan-oktarin-12-ekimhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171012t_10.jpgMon, 23 Oct 2017 20:40:19 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 11 Ekim 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 11 Ekim 2017

 

(Amerika-Türkiye arasında vizelerin askıya alınması konusuyla ilgili açıklama yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları söyledi: “Bu sorunun faili Amerika’nın ta kendisidir. Büyükelçi’nin “Bu kararı devletim adına aldım” demesi düşündürücüdür. Durum öyleyse Amerika’daki üst düzeylerle konuşacak bir şeyimiz yok. Eğer Büyükelçi kendi kafasına göre aldıysa o elçi bir dakika daha durmamalıdır. Benim elçim böyle bir şey yapsa onu orada bir saat tutmam. Amerikan Konsolosluğu’ndaki bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının FETÖ’yle bağlantısının tespit edilmesi konsoloslukta bir şeyler döndüğünü gösteriyor. Bu ajanlar buraya nasıl sızdı? Hiçbir devlet bu tür ajanlara müsaade etmez” dedi.)

Olay artık sırıtmaya başladı ve bu kadar acemice ve kabaca bu işleri yapmış olmaları İngiliz derin devletinin kepazeliği, arsızlığı ve rezaleti. Adamlar artık eli-yüzü yırtmış vaziyetteler. Bunlar hep ahir zamanın olayları, bunlar bazen azalarak bazen çoğalarak, bazen dal-budak salarak gelişir. Dikkat ederseniz çok şaşırtıcı insanların hiç alışmadığı hayret verici olaylar oluyor. Ve bu kesintisiz devam ediyor. Tam bitti durdu falan derken yeniden başka hiç ummadık olaylar. Bak dünyanın her tarafında zincirleme olaylar devam ediyor. Yalnız bunun tabii bir sıklaşma ve doz artışı dönemi olacak önümüzdeki yıllarda ve aylarda orada tırsanlar korkanlar olabilir. Onlar davayı kaybeden insanlardır. Korkmadan yılmadan azimle devam edeceğiz, inşaAllah.

 

(Amerikan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Türkiye ve Amerika arasında yaşanan vize kriziyle ilgili şöyle bir açıklama yaptı: “Diplomatik misyon çalışanımızın tutuklanmasıyla ilgili hayal kırıklığı yaşıyoruz. Türkiye’nin kararı bizi rahatsız etti. Vize kararı elçimizin tek başına aldığı bir karar değildir. Karar, Dışişleri ve Beyaz Saray’da koordineli bir şekilde alındı” dedi.)

İşte alınan karar Londra’da alındı, onu sen niye başından söylemiyorsun? Karar Londra’da Saray’ın altındaki büyük salondaki ilgililerce alındı. İnkar etmesinler ispat ederim. Şimdi kitabın 3. Cildi de hazırlanıyor. 2. Cildini dün gösterdim. 3. Cildinde kaçacak delik arayacaklar söyleyeyim. İlimle irfanla, kanunla hukukla. Bakın bu dev eser İngiliz Derin Devletinin İçyüzü 2. Cilt. 3. Cildi çıkacak hatta 4. Cildi çıkacak. Binlerce belge, fotoğraf hiç inkarı mümkün olmayan bir olay. Dünyayı hercümerç eden deccalın kafasına beş noktadan böyle eseceğiz adeta. İşin doğrusu bu kitap 5 cilt. Şimdi bu 2. Cildi, 3. Cildi çıkacak, 4. Cildi çıkacak ve 5. Cildiyle tamamlanıyor. Binlerce belgeyle ve tamamı delilli ve hepsi sağlam delil.

 

Ben Nasıl Mehdi Talebesi Olacağım Diyen İnsan Zaten Mehdi'ye Talebe Olmuştur. Mehdiyet İçin Zemin Hazırlayan Mehdi Talebesidir

Bir insan ‘ben nasıl Mehdi talebesi olabilirim’ diye arayış içine girdiği an bunu ifade ettiğinde hemen o anda Mehdi talebesi olur. Dolayısıyla benim güzel yüzlüm de Mehdi talebesi tabii, bizler de Mehdi talebesiyiz.

 

(“Bütün peygamberler neden aynı coğrafyada dünyaya gelmiştir?” izleyici sorusu)

Allah hepsini aynı soydan getiriyor peygamberlerin. O soy da genellikle orada oluyorlar. Ama tabii oranın bir de o bölgenin metafizik kutsallığı da var. Harran, Mekke-Medine yani Urfa, Kudüs buranın özel bir yapısı vardır. Toprağı özeldir yapısı da özeldir, metafizik nedenleri var. Metafizik nedenleri tam olarak açıklanamaz. Ama üstat cinlerin bulunduğu yerler oralar, en eski cinler orada olur genellikle. Kutsal beldedir Allah “kutsal” diyor zaten, Allah’ın övdüğü yerler. Allah bir yeri kutsal diye gösterdiğinde orada yoğunluk olması çok normal. Allah bir insanı kutsar, bir yeri kutsar artık orası kutsal olur, Allah’ın beğendiği bir belde olur. Olaylar da hep oralarda gelişir ve oradan büyür neşv-ü nüma bulur. Allah orayı bir ev gibi göstermiş yani bir adres, peygamberlerin adresidir. Neredeler dedin mi giden orada onları bulur. Ben peygamberi bulamadım diyemez bir insan. Adrese gittiğinde adreste bulur, yeri belli evi belli. Çünkü o peygamberlerin evidir o bölgeler. Dolayısıyla birçok hikmeti ve hayrı vardır. 

 

(“Yasin Suresi dirilere indirildi, neden ölülere okunuyor?” izleyici sorusu)

Mezarın başında Kuran okuyor, okusun ne güzel. İşte Allah anılıyor insanın kalbine ferahlık verir. Ölüye bir faydası olmaz onun da. Zalimse olmaz ama iyi bir insansa evlat yetiştirdiyse orada da Kuran okuyorsa. Ha o duysun diye okuyorsa açıkça söyleyeyim şirk olur bu. Ölü duymayacağı belli. Allah çünkü “artık sizi duymazlar” diyor “bağlantı kesilmiştir dünyayla” diyor Allah. Kuran’da ayet var ayete rağmen sen onu duyuyor dersen, Allah “öldü” diyor, sen “ölmedi” diyorsun. “Artık dünyaya bir daha dönemezler” diyor, sen “Niye dönmesin ki? Dönmüş işte” diyorsun. Bu olmaz böyle olmaz. Ama oradakilere duyurmak için yapıyorsa tebliğ amacıyla güzel. Yasin şart değil, herhangi bir Kuran ayeti okuyabilir.

 

Musevi Kardeşlerimizin Çardak Bayramını Kutluyoruz. Allah Museviler Müslümanlar Ve Hristiyanların Bir Arada Huzur İçinde Yaşamasını Nasip Etsin

Musevi kardeşlerimizin Çardak Bayramı’nı da kutluyorum. Bayram başlayalı biraz vakit oldu halen devam ediyor. Allah mübarek etsin, Allah kalplerine ferahlık, huzur versin. Üzerlerine gelen sıkıntıları Allah def-i ref etsin. Hz. Mehdi (as)’ın Moşiyah’ın çıkışını Cenab-ı Allah çabuklaştırsın. Hayırla, esenlikle, güzellikle Türkiye’yle de Ortadoğu’yla da iç içe kardeşçe Musevi kardeşlerimizin yaşamasını Cenab-ı Allah nasip etsin. Bütün İsrail’de insanların imanlarının atması için dua ediyoruz. Allah imanlı bir gençlik nasip etsin İsrail’e ve bütün Ortadoğu’ya. Allah Kendi yolundan bizleri ayırmasın.

Musevi kardeşlerimizin kutladıkları Çardak Bayramı, Sukot deniyor bu bayrama. Musevi kardeşlerimiz bir hafta boyunca kendi yaptıkları kulübede yatıyorlar. Saray gibi evi olsa bile köşkü de olsa öyle bir yerde yatıyorlar. Hz. Musa (as) dönemindeki çöldeki durumlarını hatırlamak ve nimet içinde çok rahatlamamak için. Zengin ve güvenlikli olmaması gerekiyor bu kaldıkları yerin. Bu Mısır’dan çıkışı, çölde yaşadıkları dönemi anmayı amaçlıyor. Aynı zamanda Hz. İbrahim (as)’ın kendi yaptığı kulübede üç meleği ağırlamasını da anma olarak bu bayram eda ediliyor. Bu dönemde Kohenlerin duası okunuyor, Kohen Musevilerin. Senede iki kez oluyor. Hz. Harun (as)’ın mübarekliğiyle kutsadıkları için şükrediyorlar. Hz. Harun (as)’ın mübarekliğiyle kutsanıyorlar, o yüzden şükrediyorlar. İsrail halkı adına İsrail’e Allah’ın merhameti barış vermesi için de dua ediyorlar. Tevrat’ta da geçer Zekeriya 14/16’da: “Kudüs’e saldıran uluslardan sağ kalanların hepsi her şeye egemen Rab olan Kral’a ibadet etmek için Çardak Bayramı’nı kutlamak için yıldan yıla Kudüs’e gidecekler.” (Zekeriya 14/16) Hz. Mehdi (as) devrinde olacak bu. Hz. Mehdi (as) devrinde bütün insanlar Kudüs’e ziyaret için gidecekler, Mekke’ye, Medine’ye, Kudüs’e. O da Müslümanlar için bir nevi bayram gibi olacak tabii, o Kudüs’e gitmeler, Kudüs’ü görmeler yani hac gibi adeta. Müslümanlar biliyorsunuz Kudüs’e de gidiyorlar. Ama asıl bizim haccımız hacdadır biliyorsunuz Kabe’de. Ama Hz. Mehdi (as) döneminde de Kudüs de ziyaret edilecek bütün uluslarca. Musevilere karşı olanlar, Hristiyanlığa, Müslümanlığa karşı olanlar da onlar da gidip oraları ziyaret edecekler, Tevrat’ın işareti bu. Yani Kudüs’e saldıranlar dediği, İslam’a saldıranlar “onlar da gelip” diyor “hepsi iman edeceği için, İslam dünyaya hakim olacağı için oraya gelip Allah’a dua etmek ve bu güzelliği kutlamak için güzel ziyaretler yapacaklar” diyor. Onun için ileride de Müslümanların yaşayacağı bu güzellik yüz yıllar öncesinden, 3500 yıl öncesinden bildirilmiş. Kohenler biliyorsunuz Hz. Harun (as)’ın soyundan olduğu için şükrediyorlar. Ben de Kohen’im biliyorsunuz, soyum Kohen soyu. Onu Musevi arkadaşlarımız araştırdılar buldular. Hz. Davut (as) soyuna dayanıyor, Hz. Davut (as)’dan Hz. İsrail (as)’a dayanıyor. Oradaki bir koldan Kohen olduğumu gördüler, o da çok hoşuma gitti.

 

Bir İnsan Taş Üzerinde Yaşıyor Bile Olsa Bakışıyla, Sözüyle, Davranışlarıyla Kalitesini Gösterir. Para Kalitenin Temel Şartı Değildir

Tabii ki kaliteyi artırır zenginlik, her yönden artırır. Eşyada, elbisede, temizlikte, bakımda, binanın restorasyonu veyahut imarında her şeyde bir üstünlük sağlayacaktır. Ama para olmadan da kalite olmaz mı yahut az parayla kalite olmaz mı? Olur. Mesela bir köyde olsan küçük bir kulüben olsa önüne gül ekersin, güllerle o kulübeyi sardırırsın, önünü çok temiz yaparsın, çiçeklerle süslersin çevresini. İçini de tertemiz yaparsın, hayret edecek bir güzelliğe çevirebilirsin. Oradan bulduğun güzel taş parçalarıyla süsleyebilirsin, ahşapla yine süsleyebilirsin orada bulunan ahşapla. Yani göz alıcı hoş bir çizgiye getirebilirsin. Duruma göre para durumuna göre imkanına göre kalite artar veya eksilir. Ama para hiç olmasa da yine kalite elde edilebilir. Hiç olmazsa o şahıs bir taş üzerinde oturuyor bile olsa konuşmasıyla, üslubuyla, bakışlarıyla, sevgisiyle kaliteyi gösterebilir. Kalite zaten insanda asıl tezahür eder. Çok kaliteli bir evdir de evin içinde orman ayısı gibi bir adam vardır, kalite mahvolur o adamın varlığıyla. Dolayısıyla kaliteyi meydana getiren insan olduğu için insanın klas olması, temiz, düzgün, aklı başında, sevecen, sevgi dolu olması kalitenin birinci şartıdır. Ve sanat anlayışının yüksek olması, sanatı, güzelliği takdir etmesi de kalitenin güzel bir tezahürü.

 

Sevgi Kalbin Nefesidir. Sevgi İnsanın Çok Haz Aldığı Bir Nimettir, İnsan Sevgiyi Nefes Gibi Sürekli İçine Çeker

Sevgiyi kalpte tutmak için çabaya gerek yok. Çünkü sevgi zaten çok zevklidir kalbe o kendi gelir. Kalp onunla bayram eder zaten sevgiyle. Kalbin nefesidir o sevgi, kalple iç içe. Dolayısıyla insanın çok haz aldığı bir nimet, güzellik olduğu için sevgi özel bir enerjiye ihtiyaç olmaz. İnsan onu nefes gibi sürekli içine çeker. Sevgi insana mutluluk verir. Ama bazen sevgiyi hak etmeyecek çirkin tavırlarda olan insanlar olur, tabii orada bir sevgi mücadelesi olur. Sevmeyi ayakta tutmaya gayret edersin. Mesela ters aksi konuşur, görüşmek istemez, konuşmak istemez. Mesela konuşmalarında imalı yakışıksız sözler olabilir, burada bir irade gerekir tabii. Burada bir sabır, irade ve sevgiyi inşa etmek için yüksek bir gayret gerekir. Bu ayrı bir konudur. Oluşmuş sevgi ayrıdır, bir de sevgiyi oluşturmak için olan gayret ayrıdır. Sevgiyi oluşturmak için olan gayret apayrıdır. O bir sanattır, o zor olandır ayrı bir konudur o. Ben onu bu konunun dışında olarak ele aldım. Onda, Kuran ahlakının bütün detaylarının çok ustaca sanatkarane işlenmesi gerekiyor. Ve sabır, itidal, güzel ahlak, güzel hitabet her şey gerekir.

 

(“Cenab-ı Allah Rahman Suresi’nde “Allah Kuran’ı öğretti, insanı yarattı” diye buyuruyor. Buradaki sıralamanın hikmeti nedir?” izleyici sorusu)

Cenab-ı Allah tabii “Kuran’ı yarattı” derken Levh-i Mahfuz’da Kuran yaratıldı. Ama önce-sonra diye bir şey yoktur Allah için onu söyleyeyim, o bize göredir. Allah Katında her şey an içinde yaratılmıştır ve bitmiştir. Dolayısıyla Cenab-ı Allah Kuran üstün olduğu için, yüce olduğu için tabii ki o üstünlüğü, yüceliği Allah bize hissettirmek için Kuran’ı öncelikle zikreder. Kuran’a uymayan bir insan Allah Katında önemli birisi olmuyor. Allah onu insan olarak değerlendirmez. Kuran’la insan değerli oluyor, imanla değerli oluyor, Allah’ı severek değerli oluyor. Kuran’ın önde zikredilmesinin bir hikmeti de budur Allahualem.

 

(“Osmanlı başka milletleri nasıl bir arada tutuyordu?” izleyici sorusu)

Kılıç gücüyle tabii ki. Diyorlar ya işte kültürüne karışmıyordu, harsına karışmıyordu falan. Cayır cayır vergi alıyor ve tabii ki orada bir askeri güç var kılıç gücü var, adamlar çekindikleri için dağılmıyorlardı. Sonra Abdülhamit döneminde baktılar ki Darwinizm’le, materyalizmle milletin iman gücü kırılabiliyor. Arkasından şarapla, rakıyla da ve sigarayla da bedeni güçlerini kırdılar. Masonlukla da ablukaya aldılar içeride ve İngiliz derin devleti otuz koldan zaten sarmış vaziyetteydi, küt diye indirdiler aşağı bu kadar basit, Osmanlı’yı yıktılar. Yani bütün sistemi çökerttiler bir anda. Abdülhamit de bu sistem içinde zavallı bir insandır mağdur edilmiş, ezilmiş zavallı bir insandır.

 

(“Toplumumuzda inanç özgürlüğü var mı sizce?” izleyici sorusu)

İnanç özgürlüğü nerede kısıtlanmış olabilir? Hristiyanlık serbest, Musevilik serbest, komünizm anlatılması serbest. Türkiye İşçi Partisi faaliyet yapıyor. PKK faaliyeti yasak normal o. Bence var. Ama benim yakışıklımı rahatsız eden bir şey var herhalde onu kastediyor. Neyi olabilir acaba?

Genç kızlara mesela dekolteye müsaade etmiyorlar, makyaj yapmasına müsaade etmiyorlar, eğlenmesine müsaade etmiyorlar, değil mi? “Nasıl sen böyle giyinirsin?” o doğru. Öyle bir baskı sistemi var idi ama kanunla hukukla şu an hükümet bunları dümdüz ediyor. Zaten mafyaya karşı yeni açıklamalar yapıldı. Bunlar mafya yapılanmaları yani genç kızlara saldıranlar, onların dekoltesine saldıranlar mafya yapılanması içinde hareket ediyorlar. Bir de Alevi kardeşlerimize baskı yapıyor olabilirler. Gereği yapılacak.

 

(“Kıskanılmak hoşunuza gider mi?” izleyici sorusu)

Şaka yollu olur da ciddi olarak olmaz tabii. Kız arkadaşlarım bana şaka yapıyorlar öyle. Ama ciddi anlamda çok anormal bir hareket tabii. Bence normal bir davranış değil. Ama mesela bir genç kızın haysiyetini korumak, şerefini korumak, sağlığını sıhhatini korumak, namusunu, dinini korumak ve bu yönde tedbir almak bu bir kıskanmadır. Bu güzel. Gerekirse canını feda edersin Allah için. Ama durduk yere “niye bu böyle, niye başkasına karşı tavrın niye böyle oldu niye şey oldu?” Öyle olmaz. Sevgi hürriyeti olması lazım. İnsan sevgisini istediği gibi ifade eder. Sevgiyi kıskanmak çok anormal bir hareket.

 

(“İnsan kendisinin Allah’a imanından nasıl emin olur?” izleyici sorusu)

Allah’a iman öyle hakk-ul yakin bir iman olmaz. Senin dediğin tarzda bir iman hiç kimsede olmaz. Hakk-ul yakin ölüm anında olur. Allah ayette diyor “Ona yakin gelip çattığında hakk-ul yakin” hakk-ul yakin o zaman tabii tam iman etmiş oluyor. Çünkü Azrail (as)’ı görüyor karşısında, ölümü görüyor, Kuran’ın dediklerini hepsinin doğru olduğunu anlıyor. Artık iman olmaktan çıkmış oluyor o inanca dönüşmüş oluyor. Fiili durum var. Ama onun dışında zaten imtihan ortamı demek iki yönlü de Allah’ın delil koyacağı bir sistem demektir. Şimdi mesela hücrenin yapısından, çiçeklerden, dağdan, ovadan, görüntü görmek, duymak bunların hepsinden iman eder insan. Ama mesela bir çocuk ölür, bir yakını ölür, orada onun içinde karşı imtihandan Allah şüphe etmesi için meydana getirdiği sistemlerdir. İmanını denemek için meydana getirdiği sistemlerdir. Eğer orada adam devrilirse devriliyor. Çok kişi öyle devrilir. Mesela kolunu kopartır Allah, başını bir yere çarpar bilmem ne yapar. Yahut hastalanır imanını kaybedebilir. Sabrederse devam ederse imanının güçlü olduğu anlaşılıyor.

]]>
http://podcast.harunyahya.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/260594/sayin-adnan-oktarin-11-ekimhttp://podcast.harunyahya.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/260594/sayin-adnan-oktarin-11-ekimhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171011t_13.jpgMon, 23 Oct 2017 20:37:18 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 8 Ekim 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 8 Ekim 2017

 

(AK Parti’nin Afyonkarahisar kampında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan belediyeler konusuna değindi. Erdoğan şunları söyledi: “Maziden atiye kurduğumuz köprünün kilit taşı değişim konusundaki kararlılığımızdır. Belediyelerde benzer adımları atmanın hazırlığı içindeyiz. Sandıkla gelen elbette sandıkla gider ama o sandığa kadar olan süreci de kimse göz ardı edemez.” Erdoğan’ın bu ifadelerinin son günlerde gündeme gelen Melih Gökçek istifasıyla ilgili olduğu düşünülüyor.)

Tayyip Hocam bir şey yapıyorsa Allah rızası için yapıyor, vatan milletin hayrına yapıyor. Şahıs menfaati bizi ilgilendirmez. Şahsın gururu itibarı da bizi ilgilendirmez. Milletin gururu, milletin onuru çok önemlidir, milletin rahatı, huzuru ve hayrı önemlidir. Bir şey hayırlıysa buna kızmak, darılmak, bozulmak, egoistçe bencilce direnmek münasebetsizlik olur.

 

(“Hz. Mehdi (as)’ın ettiği her dua kabul olur mu?” izleyici sorusu)

Hz. Mehdi (as) da Allah’ın herhangi bir kulu. Allah onu seçtiği için o Mehdi olmuş oluyor. Bir başkasını seçse o da Mehdi olur. Allah’ın seçmesi, gücü veren Allah’tır. Ona o üstünlüğü veren de Allah. Dua da, makul bir duayı Allah sevdiği kuluna söyletir ve onu da yerine getirir. Zaten bir şeyi yapmak istediğinde Allah kuluna duayı icra ettirir ve sonra da o olayı yapar. Ama Hz. Mehdi (as) ile uğraşılmayacağını hadislerden anlıyoruz. Yani facia meydana gelir. Hz. Mehdi (as) ile uğraşıldığında facia meydana gelir. Kim yaparsa yapsın. Hadislerin bize aktardığı bu, bizim anladığımız bu.

 

Kuran'ı Okuyan Bir İnsan Mehdiyeti Çok Net Bir Şekilde Anlar

Sadece Kuran’ı okuyan bir insan Mehdiyet’i bütün açıklığıyla anlar fakat şahıs tayini, şahıs teşhisinde Kuran’da çok kapalı bir işaret bulabilir. Onun hadisle olması gerekir. Yoksa Hz. Mehdi (as)’ın hayat şekli, ne yapacağı ne edeceği, babasının adı, kendisinin adı hepsini Kuran’da bulmak mümkün. Nerede yaşayacağı, ne yapacağı, yeri ebced hesabıyla da zamanı çok aşikar olarak bellidir. Ama hadis daha muhkem ve daha açık olur tabii. Kuran işari mana verebilir hadis açık anlam veriyor. Kuran, Nur Suresi’nin 55. ayeti Mehdiyet’in özetidir. Kehf Suresi de baştan sona Mehdiyet’i anlatır. Kehf Suresi doğrudan Mehdiyet’e ayrılmış bir suredir, surenin tamamı Mehdiyet. Nur Suresi’nin 55. Ayeti de alenen ve açıkça dünya hakimiyetinden bahsediyor. Ama her yönüyle dünya hakimiyetinden bahsediyor.

 

(“Hz. Hızır (as) şehitler alemine gidip-gelebilir mi?” izleyici sorusu)

Hz. Hızır (as)’ın yetkisinin geniş olduğu görülüyor. Meleklerle de görüşebildiği, insanlarla görüşebildiği, Allah’tan doğrudan vahiy aldığı açıkça görülüyor. Kendi ifadesinden, çünkü “ben kendi kanaatim olarak bunu ifade etmedim” diyor. Arada da peygamber olmadığına göre Allah’tan doğrudan vahiy aldığı anlaşılıyor. Tabii yine bir perde olur da ama yani bir peygamber aracılığıyla olmadığı belli. Şehitlerle tabii görüşür. Onun boyutu onun görüşmesi için müsait. Hadislerden anladığımız, Kuran’ın işaretlerinden anladığımız öyle görünüyor.

 

(Etyen Mahçupyan bugün Karar Gazetesi’nde “Teoriye takılmayın evrime bakın” başlıklı bir yazı yazdı. Yazısında, evrimin bir teori değil bilimsel bir gerçek olduğunu söylüyor Etyen Mahçupyan. “Darwin’in bilimsel bulgu insanların hayvanlardan geldiği tezi değildi. Yani insan maymundan değil yine insandan gelmişti. Ancak eski insanların çevreye uyum açısından daha başarılı olanları ilerideki insanların özelliklerini belirlemişti. Canlı türleri arasındaki geçiş önermesi ise bir spekülasyondan ibaret. Böyle bir değişim varsa bir noktadan sonra niye durduğunun açıklanması gerekir. Yarı kuş yarı sürüngen fosilleri bir geçişe olduğu kadar adaptasyon yeteneği olan başka bir varlığa da işaret ediyor olabilir. Kısacası bilimle din arasında bir gerilim olmayabilir” dedi.)

Olmayabilir, yapılabilir bilmem ne olabilir olmayabilir… Kardeşim, mübarek, protein tesadüfen olamıyor sıfır ihtimal, o zaman evrim teorisi yok ne uzatıyorsun? Protein tesadüfen olabiliyor mu? Olamıyor, mutlaka yaratılması gerekiyor, o zaman bir yaratılış var. Daha bunun üstüne laf yok. Pratik ve özet. Ha delile geçersek zaten delilde hiç konuşamaz, 700 milyon yaratılışı ispat eden fosil var. Tek bir tane Darwin’in dediği gibi evrimi ispat eden anlatan fosil yok bir tane. Otuz kere söyledik kardeşim, dedim “varsa getirin al 10 trilyonu git” dedim. Yok. “Fotoğrafını getirin yine kabul ediyorum” dedim, yani öyle bir ara fosil varsa fotoğrafını getirin yine kabul dedik yine getiremediler yok. Ama hiç uzatmaya gerek yok, aslı şudur; bir proteinin tesadüfen meydana gelmesi ihtimali sıfırdır. Protein olması için proteine ihtiyaç var yani kilitlenmiş bir sistem. O yüzden yaratılış mecburi, üstün bir aklın yaratması mecburi başka bir yol yok. Konu tek kelimeyle bitiyor bakın, protein tesadüfen olamıyor, mutlaka yüksek bir aklın yaratıcılığına ihtiyaç var. Bitti. Bunun lamı cimi yok. Hepsi kabul ediyor bunu Darwinistlerin. Proteinin tesadüfen olamayacağını hepsi kabul ediyor. O zaman yaratılış var işte ne uzatıyorsunuz?

 

(“Müslüman aklının gittiğini anlar mı?” izleyici sorusu)

Müslümanın akılının gitmesi için bir sebep yok, Müslümanın aklı gitmez hiçbir zaman için gitmez niye gitsin aklı. Öyle yaratılmış oluyor. Müslüman en fazla ölür aklı gitmez. Ha bunamayı falan kastediyorsan, Müslümanın bunamasını kastediyorsan o zaten ölmüş oluyor bunadığında. Bunama demek ölmek demektir, ayakta ölmüş oluyor. Aklı gitmez ölmüş olur ama o tabii ikinci bende konuştuğu için anormal konuşmalar yapar. Yani bunama tabir edilen konuşmaya uygun konuşmalar yapabilir. Mesela şuursuz şeyleri konuşur, rüyada gibi konuşur ama ölmüş oluyor zaten o. Çoktur yaşarken ölen insanlar çok fazladır. Mümin aranızda gezer, senin mesela çok sevdiğin bir arkadaşındır, bakarsın ölür. Aniden ölebilir haberin bile olmaz. Bazen halk sezer derler “gözünün nuru gitti, gözündeki ışık gitti” falan derler, o ölmüş oluyor yani. Yoksa konuşur konuşmada bir şey yok, ikinci benle konuşur. Rüyada da insan konuşuyor, ölüyken konuşuyor. “Nasılsın?” diyorsun “iyiyim” diyor, ne istiyorsan konuşur.

 

Ülkücü Camia Çok Sağlam Bir Camiadır ve Bünyesine Hiçbir Sızmayı Kabul Etmez. FETÖ de Sızmaya Çalıştı Ama Çelik Duvara Çarpmış Gibi Oldu

Ülkücü ruh bizim Türk milletinde genetik olarak var. Bir de bazı yapılarda mecburen olur. Mesela polis yapılanması mecburen ülkücü bir yapılanmadır. Asker yapılanması mecburen ülkücü bir yapılanmadır. Bir de bizim resmi devlet felsefemiz, bir gizli devlet felsefesi vardır. Bu kayda geçmemiştir ama gizli devlet felsefesidir, resmi devlet felsefesi ülkücüdür. Mesela Milli İstihbarat Teşkilatı ülkücüdür, teşkilat olarak ülkücüdür, genel felsefi yapısı. Ordu felsefi yapısı itibariyle ülkücüdür. Atatürk de ülkücüydü. O devirde konuşmalarına falan bakın, bütün çevresindekiler de ülkücüydü. Enver Paşalar hepsi yani, Fevzi Çakmaklar tamamı ülkücüydüler. Ama sorsan “sen ülkücü müsün?” öyle bir şey demeyebilir, isim vermeyebilir ama hepsinde bir Kızıl Elma ruhu vardır. Kızıl Elma ruhu varsa ülkücüdür zaten. Dolayısıyla ülkücülük ruhu ölmez. Mesela AK Parti’nin büyük bir bölümü ülkücüdür çok büyük bölümü. CHP’nin içinde de çok fazla ülkücü vardır çok fazla. Bak mesela kadın çıkıyor profesör CHP’li, alenen ülkücü konuşuyor. Şimdi örnek de gösterebilirim ama isim vermeyeyim çok koyu ülkücü. Hatta Aydınlık grubuna bile baktığımızda ülkücü ruhun Aydınlığa tam uyduğunu görürüz. Maocu ruh gitmiş ülkücü ruh hakim olmuştur. Ülkücülerle mücadele ettiler yıllarca onlar, silahlı mücadele verdiler ama sonra kendileri de ülkücü oldular. Kızıl Elmacıdır hepsi, koyu ülkücü oldular.

Fakat Fethullah Gülen hareketi ülkücülerin içine sızmaya çalıştılar halen de çabalıyorlar. Ama ülkücü bünye onu kabul etmez, ülkücü bünye hiç müsait değildir o tip yabancı cereyanların gelişmesine hiç müsait değildir. Boşa zorladılar sonunda da ezildiler. Yoksa aslında MHP, içinde hareket etmek istediler onlar daha çok. Büyük Birlik Partisi’ne sızmak istediler geniş çaplı ama beceremediler. Olmaz, çünkü İngiliz derin devletinin ideolojisi ayrıdır ülkücülük ayrıdır taban tabana zıt. Onlar ülkücülük yerine İngiliz derin devletinin stratejisini, felsefesini kabul ettiler. Halen de birçok yalaka İngiliz derin devletinin stratejisini kabul ediyor ama bir kazanç sağlarız, bir çıkar sağlarız kafasıyla.

 

Şu An Gördüğümüz Hayat Bir Nevi Rüyadır. Rüya Gören Ruh Ölümle Birlikte Daha Keskin Daha Net Bir Başka Rüya Boyutuna Giriyor

Aslında biz kelimenin tam anlamıyla ruhuz. Ruh algı olarak madde varmış gibi algılıyor, yani bize algılatıyor. O algıdan dolayı biz madde var diye inanıyoruz. Mesela bak şuraya parmağımı dokunduruyorum, bu bir histir ruhun aldığı bir his, sertlik hissi bu bir algı. Ses bir algı, görüntü bir algı, bunların hepsi toplamında, ruh algılarının toplamına biz madde diyoruz. Bizim anladığımız anlamda madde zaten yok dolayısıyla biz sadece ruhtan ibaretiz zaten. Şu anda ruhuz. Ruh, yeni bir rüya şekline giriyor. Yani şu an rüya gören ruh yeni bir rüya moduna giriyor öldüğünde. Yani muntazam. Daha keskin daha nettir. Ama tabii mümin hayattayken bazen bir ihtimal ruh haline gelebilir. Maddi yapıdan tamamen çıkabilir yani bu zaten hadislerde de Peygamberimiz (sav)’in hayatında da görülüyor, nur kesilmesi insanın. Yani maddi gibi görünen dünyadan tamamen soyutlanması bu oluyor. Ama bu insanları ürkütür. Onun için Peygamber (sav) dua ediyor, şeytandan Allah’a sığınırım: "Rabbim, beni (girilecek yere) doğru bir girdirişle girdir ve (çıkarılacak yerden) doğru bir çıkarışla çıkar ve Katından bana yardımcı bir kuvvet ver(destekle)." (İsra Suresi, 80) Bir yardımcı olması gerekiyor, tek başına biraz ürkütür. Açıkça söyleyeyim bayağı ürker insan. Ama ölüm anında öyle değildir. Ölümde birden netlik oluştuğu için çok keskin netlik, uyanma olduğu için uyanma ferahlığı vardır ölümde. Yani uyanma sevinci vardır. Nasıl biz rüyadan uyandığımızda bir ferahlık duyuyoruz ölümde de öyle bir ferahlık vardır. Ama iman etmeyenlerde yani Allah’tan korkmayanlarda ölü olanlarda çok korkunç bir can alma şekli görülüyor. Bunu müminler görüyor. Ama bunlar da ölü insanlardır yani makine gibi insanlar bilgisayar gibi insanlar. Dolayısıyla ruh sahibi bir mümin için sonsuza kadar rahatsız olma diye bir konu yoktur.

 

İngiliz Derin Devleti Masonik, lluminati İle de Bağlantısı Olan Geçmişi Çok Eski Dönemlere Dayanan Bir Derin Devlet Yapılanmasıdır

İngiliz derin devleti bir yan devlet oluşturdu. Bütün belayı üstüne atacağı, üstüne iftira atacağı bir devlet. 17. yüzyılda Amerika’ya cinayet işlemiş, tecavüz etmiş ağır suçluları ve işte çeşitli suçlardan aranan tipleri, kriminal adamları, işsiz-güçsüzleri, altın arayıcılarını falan hepsini oraya gönderdiler zibil gibi çok fazla adam. “Altına hücum” diye biliyorsunuz hepsi gittiler. Yanlış anlamasınlar da sonra da Avrupa’da ne kadar fahişe, suç işlemiş kadın falan varsa onları da oraya sürüp-gönderdiler İngilizler. Ve Amerika diye bir devlet kurdular sonra. Önce küçük küçük eyaletler oluşturdular, 13 koloni kurdular. Sonra bunları işte küçük küçük devletçikler haline getirdiler. Sonra kendileriyle işbirliği yapmayan Kızılderililere soykırım yaptılar, adamları imha ettiler o gariplerimi. Yani baş eğmedikleri için. Onlar ne bilsin İngiliz derin devletini falan anlamadılar adamlarla mücadeleye giriştiler, onları mahvettiler. Amerika’da ilk kurulan bu 13 koloninin hepsinin yönetimine İngiliz hanedanlığından gelen aileleri lider olarak atadılar en başta. Mahkemelere kendi adamlarını koydular, her yere kendi adamlarını koydular. Sonra da bu kolonilerle bunları milli bir vasfa kavuşturmak için yani gerçekten bir devlet görüntüsü vermek için İngiliz askerlerini üstüne gönderdiler. İngiliz askerleriyle bunları savaştırdılar. Hem İngiliz askerlerini kırdırdılar, kendi askerlerini kırdırdılar. Çünkü onlar için hiçbir önemi yok, savaşa alışsınlar kafasıyla. Ve sonunda yenilmiş görünümünde çekilip “helal olsun Amerikan bayrağını çektiniz, devlet de oldunuz” dediler, böyle numaraları da var onların. Yani devletlere suni savaş açıp onlara karşı atak yaptırıyorlar, sonra diyorlar ki “hakikaten milli oldunuz maşaAllah aferin, hadi bakalım bizim yönetimimize devam edin” diyorlar. Bak bir oyundur bu yaptıkları bir oyundur. Ama bu tabii İngiliz derin devleti derken buna biz, halk arasında illüminati de diyorlar, bu bir derin devlet yapılanması yani masoniktir, yapılanma masoniktir. Çok eski geçmişi vardır. Ta Hülagü zamanında da var bu. İllüminati çok eskidir, bak Hülagü de bu ekibe dahil bir adamdır. Sırrını anlamak pek mümkün değil ama şeytani bir yapı. Ama bu konuyu da belki sonra değerlendiririz.

 

İnsanların Çoğunda Bunca Aczine Rağmen Gurur ve Galip Gelme Hırsı Olması Mucizevi Bir Durumdur. Asil İnsan Eleştiriye Karşı Direnmez

Gurur, yenme hissi. İnsanlarda gurur vardır, o da bir mucizedir bunca aczine rağmen galip gelme düşüncesi vardır. En münasebetsiz pozisyonda bile haklı olduğunu savunmaya kalkar. Asil insanlar öyle şeye tenezzül etmez. Der ki “hakikaten doğru söylüyorsun, Allah razı olsun” der ve meseleyi halleder. Çünkü çok küçük düşürücü. Deli konumuna geliyor. Mesela gündüz olduğu halde “yok şu an gece” diyor. Manyak gibi bir hareket bu. Belli ki gece yani ne oturup çırpınıyorsun? Çoktur öyle görüyorsunuzdur. Zaten onların gözleri falan şaşılaşıyor deli görüntüsü oluşuyor terlemeye falan başlıyorlar manyak tipler. Halbuki dürüstlük insanın yüzünü güzelleştirir. 

 

Bazı İnsanlar Başta Sevgiye Direnirler, Eğer Sabırla İrade Gösterilirse Sonunda Tuzun Suda Erimesi Gibi Sevgide Erirler

Bazı insanlar sevgiye direnirler ama sevmeyecek anlamına gelmez. Eğer sabırla irade gösterirsen insanlar güzel varlıklardır, sevgiye dayanamaz. Yani tuzun suda erimesi gibidir. Sürekli üstüne su tutarsan tuz erir. İnsan da öyledir, sevgiye direnebilir gurur yapabilir ama sürekli üzerine sus tutarsan o tuz erir gider geriye sevgi kalır. Sabırlı olmak lazım. Sevgi üstatları, sevgiyi sevenler, sevmekten sevilmekten hoşlananlar sevgide sabırlı olmak durumundadırlar. Sevgi birdenbire gelmez emek verilmesi lazım sevgiye. Birden gelebilir de ama herkeste bunu elde edemezsin. Bazı insanlar sevgide dirençlidir uğraştırır. Ama sevgiye ciddi talebi olan o uğraşmayı göze alır ve o insanın kalbini fetheder ve mutlaka o sevgiyi kazanır.

 

(Takvim Gazetesi Yazarı Ergün Diler, Las Vegas saldırısı sonra Trump’ın İngiliz derin devletine sözlü bir mesaj verdiğini yazdı Adnan Bey. Şöyle söylüyor: “Kavganın bir tarafında Amerika diğer tarafında İngiltere Rothschild var. Bizde pek kimse bilmez ama Las Vegas katliamından sonra Başkan Trump satır arasında kalan çok önemli bir söz söyledi, saldırıyı kimin yaptığını gösterdi. Trump katliamdan sonra İngilizce “Act of pure evıl” ifadesini kullandı. Bizde çok kişi bilmez ama bu ‘saf kötülük’ ifadesi Rothschild ailesi için kullanılırdı. Zaten kolay kolay bir Amerikan başkanı bu ifadeyi kullanamaz” dedi.)

Yani İngiliz derin devleti diyor. Hele şükür, üstat açıldı. Geçenlerde bir içine kapandı, İngiliz derin devletinden çekiniyor gibi. “Kabadayı ol ne korkuyorsun bir tek Allah’tan korkarsın sen yiğit adamsın” dedim, yağmur gibi saydırmaya başladı. Çünkü kabadayılar kervanına o da katılacak, geri adım olmaz.

 

(“Tesettür niye hala birçok kurumda kabul edilmiyor?” izleyici sorusu)

Var mı öyle bir şey? Ordu da tamam poliste tamam. Özel kurumlarda. Özel sektör, o da kanunen yasaklanabilir çok münasebetsiz bir şey. Saygıya uygun değil bu kızdırıcı da. Çok yakışıksız bu nasıl bir vicdan ki? İstediği gibi giyinsin sana ne, ne mahsuru var? Bir de oraya bir güzellik, süs. Her insanın, her görüşten insanın orada olabileceğini gösteriyorsun gayet hoş.

 

(“Neden küçük çocuklardan ilaç ve muayene ücreti alınıyor?” izleyici sorusu)

Doğru söylüyorsun ama işte zengin bir millet değiliz, zengin bir devlet yok. Yani İngiliz derin devletinin muhasarası altında olan, birçok cephede mücadele veren PKK’ya karşı, işte görüyorsunuz IŞİD’e karşı yoğun faaliyet halinde olan bir ordumuz ve polis teşkilatımız var. Bu faaliyetlerin günlük maliyeti çok yüksek. Mesela şu son operasyon, akıl almaz para gidiyor çok fazla para gidiyor. Dolayısıyla bu azgınlık, terör azgınlığı durduğunda biz zenginleşeceğiz. Mehdiyet devrinde zenginleşiriz. Şu an bu çok zor. Yoksa biz yaşlılardan, çocuklardan, öğrencilerden hiçbirinden para alınmasını istemeyiz. Bedava hastane olsun, bedava beslensinler. Çok vicdan azabı veren şeyler bunlar. Ama şu an zor bu.

 

(MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli partisinin, Ankara’da düzenlediği Kerkük mitinginde konuştu. Sözleri satır başları şu şekilde: “En az 5 bin ülkücü Kerkük için hazır bekliyoruz. Çürük zihniyet diyor ki; Kerkük’ü alalım diyen Diyarbakır’ı verirmiş. 82 Kerkük, 83 Musul dedik. 84’ü söyleseydik herhalde bunlar çılgına dönecekti. MHP devletin ve hükümetin yanında sağlam, tavizsiz, milli çıkarlara uygun bir şekilde duracaktır. Aynı siperdeyiz aynı cephedeyiz aynı saftayız. Türkiye’nin tüm düşmanlarına karşı biriz, beraberiz çok güçlüyüz.”)

Demin düşündüm de yukarıda dedim; “Allah esirgesin, Allah ömrünü uzun etsin. Tayyip Hocam’a bir şey olsa kimi lider olarak düşünürüz?” dedim. Kale gibi Sayın Bahçeli var dedim. Milletine bu kadar düşkün, devletini bu kadar seven, bu kadar tavizsiz, bu kadar güzel devlet terbiyesi almış insan çok zor bulunur. Allah ömrünü uzun etsin. Allah Tayyip Hocam’a da uzun ömür versin, Sayın Bahçeli’ye de uzun ömür versin. Mükemmel bir konuşma. Tabii ki o bölgede biz bir fitne istemiyoruz. Eğer fitne çıkartmaya kalkarlarsa da gök kubbeyi başlarına çökertiriz. Bizde çekinme olmaz. Yani diğer devletler çekinir. Temkinli olabilir. Mesela Irak, Suriye, şu bu falan çeşitli ülkeler titiz davranabilir. Ama bir Türk çılgınlığı vardır. Yani bu Türk milletinin fazla üstüne gittiğinde çılgın bir ruhu vardır, o ortaya çıkar. O bir nevi cinnet halidir. Yani dünyayı darmadağın edecek bir güçtür. Ruhlarındaki coşkuyu kastediyorum, o yırtıcı ve sökücü coşkuyu. O, herkes için ürkütücüdür. Şimdi makul bir insanla konuşmak ayrıdır ama bir cinnet hali ayrı bir şeydir. Bizim milletin bir nevri döndü mü gözü hiçbir şeyi dinlemez. Yani akıl almaz işler yapar ve deli kuvveti gelir. Onun için bak herkes çok dikkatli davranıyor. Yoksa çoktan oraları bitirirlerdi. Yani Türkiye’yi de çoktan bitirirlerdi. Mesela 15 Temmuz’da da anladılar. Çok küçük bir bölümüdür 15 Temmuz’daki bu olay. Tanka yumruk atmak, tanka kafa atmak; dünyanın hiçbir yerinde olmaz böyle bir şey. Tankın altına yatmak, tankın üstüne çıkmak; hep beraber geziyorlar böyle tank deliriyor. Sürekli dönüyor, dönüyor, yakasını kurtaramıyor, hep beraber dönüyorlar. On dakikada tank kullanmayı öğreniyorlar. Tankla şehir turu atıyorlar. Ki çok küçük bir bölümünü gördüler. Türkiye’den, Diyarbakır’dan, oradan buradan toprak almak demek yani dünyanın cehenneme dönmesi demektir, kıyametin kopması demektir. Dünyada virüs dahi kalmaz öyle bir şeyde, kıyamet kopar. Taş taş üstünde kalmaz. Hiçbir yerde hiçbir canlı kalmaz. Allah vermesin. Bak, virüs dahi kalmaz değil insan, hayvan, bitki; virüs dahi kalmaz. Alenen kıyamet kopar. Hiç kimseye tavsiye etmem. İttihad-ı İslam’ı ortadan kaldırmaya kalkmak, Türk birliğini ortadan kaldırmaya kalkmak, çok çok büyük bir suçtur. Çok galiz bir suçtur. Çünkü Türk için o zaman hayatın bir anlamı kalmaz. Sen 83 milyona böyle meydan okursan 83 milyon ordu olur ve kıyameti koparır. Sakın ha, hiç kimseye tavsiye etmem. Türkiye’yi bölmeye kalkmak, oyun oynamak; İngiliz derin devleti bu züppeliği bırakacak, bu deliliği bırakacak. Kendilerini de hiç güvende hissetmesinler ayrıca bak ben onlara tavsiye ederim. Allah hiç ummadıkları yerden belalarını verir. Bak, altını çizerek söylüyorum. Allah hiç ummadıkları bir yerden belalarını verir. Akıllarını başlarına alsınlar. Türkiye’yle uğraşmayı bırakacaklar.

 

(Diyarbakır’da operasyon yürüten güvenlik güçlerimize PKK saldırı düzenledi. El yapımı patlayıcının infilak ettirilmesi sonucu iki korucu şehit oldu. Görebiliriz şehitlerimizi. Bir korucu ağır yaralandı. Şehidimiz Cevat Bilgiç, Şehidimiz İhsan Gür.)

İki şehidimizin de şehadetini Allah mübarek etsin. İkisini de tebrik ediyoruz. Ne mutlu onlara. Allah bizlere de nasip etsin. Kutlu olsun, kutluyoruz, Allah kutsasın. Allah analarına, babalarına uzun ömür versin, sabr-ı cemil nasip etsin. Ama bu PKK’ya karşı biraz daha keskin bir tavır gösterilmesi gerekiyor bence. Yani hiçbir şey olmaz, yakışır. Daha keskin ve çapını daha da genişletelim. Bunlar işi arsızlığa verdiler. Nefes aldırmamak lazım.

 

(“Abdülhamit Yahudilere neden toprak verdi?” izleyici sorusu)

Çünkü buradaki ahbaplarıyla arası çok iyiydi. Theodor Herzl onun danışmanıydı zaten. Akşama kadar sarayda beraberdiler. İyi bir şey yaptı, Allah razı olsun. Tek yaptığı bir güzelliktir, Yahudilere toprak vermesi. En beğendiğim tavrıdır. Onları vatan sahibi yaptı. Sahipsiz insanlara sahip çıktı. En güzel yönü. İsrail’i İsrail yapan Abdülhamit’tir. İsrail’i kuran da Abdülhamit’tir. Verdiği topraklar üzerine zaten İsrail kuruldu. Kendi şahsi topraklarını Musevilere sattı, kendi şahsi topraklarıydı oralar. Yani zamanında kendi üzerine geçirtmiş, tapusunu kendi üzerine geçirtmiş. Ve onları Musevilere sattı. O topraklar üzerine de İsrail kuruldu. Ne mutlu ona. O mazlum insanlara bir güzellik yapmış oldu. O yönden tebrik ediyoruz.

 

Espri Her Zaman Onore Edici Olmalıdır. İnsanları Üzen Rahatsız Eden Bir Şey Espri Olmaz

Zekice, akıllı, onore edici yani can yakmayan, kimseyi üzmeyen bir espri anlayışı olması lazım. Ama genellikle gelenekçilerin espri anlayışı hep dini, imanı, peygamberi, cenneti, melekleri falan güya kendince espri anlayışı içerisine alıyor. Onlara da orada kötü kötü gülüyor. Böyle şeylerde bence azarlamak lazım, terslemek lazım, uyarmak lazım.

 

Allah Aşkıyla Sevmek Sonsuz Allah'ın Tecellisini Derin Bir Tutkuyla Sevmektir. Allah Aşkı Olmadan Eti Kemiği Yok Olacak Bedeni Sevmek Olmaz

Allah aşkıyla seversen sonsuz sevgiyle sevmiş oluyorsun. Öbüründe bir cismi, bir maddeyi seviyorum diyorsun. Sonlu, ölümlü, biçimli ya bir eti yahut bir bitkiyi veyahut bir hayvanı seviyorum diyorsun. Ama sonsuz sevgiyle sevdiğinde sonsuza açık bir sevgiyle, sonsuz seviyorsun. Allah’ın tecellisi olarak seviyorsun. O apayrı bir şeydir. Yoksa etin, kemiğin nesini seveceksin? O zaman kasap dükkanının önüne git, bak, seyret yani; ne şirin şeylersiniz siz diye. Olmaz. Allah’ı seviyorsun sen orada, Allah’ın tecellisini seviyorsun. Oradaki Allah’ın ruhunun görüntüsünü seviyorsun. Mesela kadın, Allah’ın ruhunun bir tecellisidir. Kediler de mesela, tavşanlar Allah’ın ruhunun bir tecellisidir. Menekşeler, laleler, güller, meyveler Allah’ın ruhunun bir tecellisidir.

]]>
http://podcast.harunyahya.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/260589/sayin-adnan-oktarin-8-ekimhttp://podcast.harunyahya.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/260589/sayin-adnan-oktarin-8-ekimhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171008t_06.jpgMon, 23 Oct 2017 20:34:03 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 7 Ekim 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 7 Ekim 2017

 

(Haftalık karikatür dergisi Leman yeni sayısında Milli Eğitim Bakanlığı’nın müfredat değişikliği konusunu kapağına taşıdı. Milli Eğitim Bakanlığı’nın müfredattan evrimi ve Marksizm’i çıkartacağına dair basında çıkan haberler üzerine Leman yeni sayısında Darwin’i ve Marks’ı konuşturarak “susma sustukça sıra sana gelecek” diye yazdı.)

Bunlar tarih bilgisi, adam 200 yıllık adam Marks. Bilimin en zayıf olduğu dönemde, teknolojinin en zayıf olduğu dönemde, bilimsel buluşların daha yeni yeni başladığı dönemde ortaya çıkmış bir adam. Darwin de öyle, o devirde ilkel mikroskoplar vardı elektron mikroskobu falan hiçbir şey yoktu. Hücre su dolu bir torba zannediliyordu. Öyle bir ortamda bunlar enine arşınına uçtular adeta. Sonra bilim ilerledi bunların anlattıklarının hepsinin hikaye olduğu anlaşıldı. Bunlar tarihe mal olmuş adamlar olarak tarihte kayıt altına alınmış oldular. Bunun dışında bunların böyle modern bilimi, modern çağı temsil edecek bir yönleri yok. Hiçbir özellikleri de yok. Kabul edilecek sosyolojik bir konu da değil. İnsanlığa uygun da değil, hayata uygun değil, akla uygun değil, bilime uygun değil hiçbir şeye uygun değil. Bir ortaçağ denemesi gibi bir şey. Ortaçağla yeni çağın işte arasında bir mantık gibi görünüyor. İlkel mantık yani putperest bir pagan dini gibi ortaya çıkmış inançlar. Marksizm bir pagan dininin pagan mantığında uygulanması. İşte “Kabataş çağında pagan kültüründe böyleydi, kadın ortaktı, mal ortaktı, devlet yoktu, ahlak yoktu böyle yaşıyorduk” diyor “şimdi atalarımızın dinine yine geri döneceğiz” diyor. Yok, öyle bir şey yok artık. Bu devir modern bilimin hakim olduğu, aklın hakim olduğu bir dönem. O tip ilkel dine dönüş diye bir konu olmaz. Gençliğe baktığımızda hepsinin çok aklı başında aydın, kültürlü, görgülü olduklarını görüyoruz. Bunu unutsunlar. Herkes onlar adına utanıyor hakikaten Marksizm’den, Darwinizm’den bıkmamaları, daha hala bu 150 yıllık 200 yıllık köhne felsefelerin peşinden gitmeleri, bayatlamış teorilerin peşinden gitmeleri, bu yenilenmiş fakat yeniden bayatlamış pagan dinini durup durup milletin önüne sürmenin bir alemi yok.

 

Ben Kuran'dan Anladığım Gibi Yaşıyorum. Müslüman’a Eleştiri Yapılırken Bu Ayete Göre Yanlış Yapıyorsun Denilmesi Gereklidir

Türkiye’de o kadar alim hoca var, bir tanesi çıkıp da bana demiyor ki “kardeşim, sen Müslümansın bizim evladımızsın yanlış yoldasın, bak doğrusu bu Allah böyle diyor bu ayette, sen nereden çıkartın bunu” demiyor. Niye diyemiyor biliyor musun? Çünkü Kuran’da böyle bir ayet yok. Yani kadınların başını örtmesi diye bir ayet yok, böyle bir şey yok. Çıksın bir hoca “hoca efendi sen harama girdin” desin. Bir kişi çıksın bir göreyim. Dansta ne var kardeşim, müzikte ne var neden olmasın ki? Hanımların kıyafetleri doğru. Ha dışarı çıksa olmaz, bana göre olmaz. Mesela herhangi bir semtte, semt isimleri vermeyeyim de olmaz. Ama Kuşadası’nda olur, Fethiye’de olur, Köyceğiz’de olur, Antalya’da olur. Çünkü yöreye göre değişir. Bikiniyle, mayoyla da gezebilir hanımlar hiçbir şey olmaz namaz da kılabilirler. Bak bir hoca çıksın hayır desin, burada telefonla canlı konuşalım. Hiçbiri aksini savunamaz. Gençliğimizi yanlış bilgilendirdiler, dinle oynadılar, dinimizi bozdular bize dehşet dini, cehennem dini getirdiler. Dinimizi mahvettiler biz de bu oyunu bozduk paramparça ettik, şeytanın oyunu şu an dümdüz. İngiliz derin devletinin ağlamaklı olmasının nedeni de bu.

 

Kadın Neşesi Çok Büyük Bir Nimettir. Kadınların Sokaklarda Yere Bakarak Değil Kahkahalarla Neşe İçinde Dolaştıkları Günleri Göreceğiz

Kadın kahkahası çok büyük bir nimettir, kadın neşesi çok büyük bir nimettir. Çocukların çıtı çıkmıyor çıtı, gözler yerde eller hazırolda böyle korku içinde sokaklarda geziyorlar birçok genç kız. Bu belayı savuşturacağız. Bak hükümetin kararlı olduğunu gördünüz. Ama yeter ki genç kızlar çok cesur olsunlar, kararlı olsunlar çok güzel günler göreceğiz. Gençliğin, bak arkadaş soru sordu ya, gençliğin yüzde 80’i bizim görüşümüzde, net bizim görüşümüzde. Bunlar istiyorlar ki yüzde 80’lik kitleyi karşımıza alalım. Kendileri karşılarına almışlar yüzde 80’lik kitleyi, bizim de karşımıza almamızı istiyorlar. Yüzde 80’lik kitleyi Allah yönlendiriyor ve doğru yoldalar. Siz yanlışsınız. Yüzde 5’lik bir kitle bu, yanlış yoldalar. Yüzde 80’i karşılarına alıyorlar. Yüzde 80 doğru olan. Dolayısıyla ben yüzde 80’ine sahip çıkan bir insanım, genç kızlara ve delikanlılara sahip çıkıyorum. Hani dediler ya biraz aç, bu kadarını açayım. Ama daha da aç derseniz daha da bu konuyu açabilirim. Ben büyük bir fitneyi önlüyorum farkına bile varmıyorsunuz. Sizin başınıza gelecek büyük bir felaketi de önlemiş oluyorum vesile oluyorum. Sen çünkü halkın büyük bölümünü karşına alıyorsun. Ne diyorsun? “Ben sana karşıyım” diyorsun. O da sana “ben de sana karşıyım” derse ne yapacaksın? Altında kalırsın. O zaman ben doğru yoldayım. Ben o dengeyi sağlıyorum, senin sağ kalmanı sağlıyorum, huzurlu yaşamanı sağlıyorum, sana sempatiyle bakılmasını sağlıyorum, senin dışlanmanı engelliyorum, hatta sana sevgi duyulmasını sağlıyorum ve o insanları da seni ezdirtmiyorum. Tayyip Hocam da benim aklımda benim mantığımda, ne diyor? “Ne Şii ne Sünni elhamdülillah Müslümanım” diyor tam benim anlattığım mantık. Benim bu anlatımımdan önce hiçbir devlet başkanı bunu söylemedi.

 

Gençleri Darwinizm ve Gelenekçi Ortodoks İslam Arasında Yani İki Ateş Arasında Seçim Yapmaya Mecbur Bırakıyorlar

Çocukları öyle bir açmaza soktular ki bir yanda Darwinist-materyalist eğitim devlet eliyle şu an devam ediyor. Hem TRT Darwinist propagandaya devam ediyor materyalist propagandaya. “Allah yaratmadı” diyor yani “evrimle oldu” diyor. Devletin kitaplarında da yine “evrim vardır bu yadsınamaz bir gerçektir” diyor. Yani Allah yaratmadı tesadüfen oldu” diyor devlet kitapları. Sonra, gelenekçi Ortodoks sisteme geçiliyor, akıl almaz kabus tarzı rüyalar anlatıyor adamlar. Akılla mantıkla Kuran’la hiç alakası olmayan, pagan dinlerinde bile olmayan yani Hitit dinlerinde bile yok pagan dinlerinde. Kelimenin tam anlamıyla zırva yani böyle zırvalar. Din diye bunu anlatıyorlar bazıları ve bazı konularda. Çocuklar iki ateş arasında kalıyorlar sonra ateizme atıyorlar kendilerini. Bu belayı Allah’a çok şükür önledik. Şu an ateist gençlerin sayısında çok ciddi azalma oldu, yüzde 1’e kadar düşürdük. Akıl almaz çığ gibi yayılıyordu ateizm, birden durdu Allah’a çok şükür. Ateist gençler hep bizden yana oldular. Ben onları da çok seviyorum hepsini çok seviyorum çok saygı duyuyorum, değer veriyorum. Akılla anlatılan Kuran ve İslam’dan sonra bakın gelenekçi hocalar hep geriye çekildiler. Ama bazı amcalar var çok tatlı onlar anlatıyorlar. “Bir sual ediyor bana, ‘mezarlığın kenarında ekmek yenir mi?’ diye, yenir efendim yenir. Niye yenmesin?” falan diyor böyle. Öbürü de “Hay mübarek Hocam” falan diyor o da onu destekliyor. Ama bu tabii o gelenekçi şey biraz kalmıştır, eski amcaların falan onlara ihtiyacı vardır. Ama modern gençler bunlara acıyarak bakıyor tabii. Ama güzel, bu acımayı biz sağladık, eskiden nefretle bakıyorlardı şimdi acımayla şefkatle bakıyorlar.

 

Her Müminin Allah'ın En Çok Sevdiği İnsan Olmayı İstemesi Farzdır

Her insan her Müslüman Mehdi olmayı istemesi lazım. Yani her Müslümanın Allah’tan en yüksek derecede olmayı istemesi lazım. Her kadının da bunu istemesi lazım sırf erkek değil kadının da Allah’ın en çok sevdiği olmayı istemesi lazım. Dolayısıyla tabii ki ben de Allah’ın en çok sevdiği olmayı isterim. Her Müslümanın istediği gibi. Ve istemesi de farzdır bunu. Bak her mümin Allah’ın en çok sevdiği olmayı istemesi farzdır. Ben de Allah’ın en çok sevdiği olmayı istiyorum. Ama cehenneme gitmekten de korkuyorum her gün bunu hissettiriyorum. Eğer Mehdilik talebim olsaydı, Türkiye şartlarında ben yayına mesela yeşil bir sarıkla çıksam kimse buna bir şey demez gayet makul olurdu. Bir cübbeyle de yine yeşil bir cübbeyle çıkabilirdim. Hanımlar olmazdı. Gidip niye mason olayım? Yedi ayrı ülkeden 33 dereceli masonluk diploması aldım. Bu, Mehdiliği ortadan kaldırmak için yapılmış bir şey. Bana yapılacak iddiayı kökünden ortadan kaldırmak için yapılan bir şey olarak algılanacak bir tavırdır bu. Yani 33 dereceden bir masonu hiç kimse Mehdi olarak görmez. Ben bunu kendi elimle yaptığıma göre neden Mehdilik iddia edeyim? Çünkü Mehdilik iddia edecek adam bir kere masonluğa tavır alır ve asla da mason olmaz, görüşmez de onlarla, gelenekçi İslam anlayışına göre. Çünkü benim kitlem onlar olacağını düşündüğüme göre neden Musevilerle ve hahamlarla bu kadar ahbap olayım, dost olayım? Karşıt olmama gerekirdi, değil mi? Hristiyanlığa da karşıt olmam gerekirdi. Ve gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı bütün dünyada hakim olduğuna göre onu savunmam gerekirdi. Niye onların tam zıddı fikri savunayım?

Hz. Mehdi (as) nasıl anlarız; İslam hakim olur, başında da bir şahıs olur, Hz. İsa Mesih (as) olduğunu umduğumuz kişiyle de beraber olurlar “herhalde bu kişi Mehdi” diyeceğiz. Ve siyasete girmez Hz. Mehdi (as). Büyük Millet Meclisi’ne, Başkanlık Konutu’na oraya buraya hiçbir yere gitmez evinde oturur. Siyasetle hiçbir işi yoktur kimseden de bir şey istemez. Beni kabul edin derdi de yoktur onu zaten zorla kabul ettiriyorlar. Kaçıyor Hz. Mehdi (as) yani “aman bana Mehdi demeyin” diyor “benim alakam da yok ben sıradan birisiyim” diyor. Ama zorla onu Mehdi yapıyorlar. Hatta “tehdit ederler” diyor Peygamber Efendimiz (sav), ölümle tehdit ederler, silahı başına dayıyorlar.

 

Yaşlılıkta Sevap Yağmur Gibi Yağar. Sabır İbadeti İçin Çok Fazla İmkan Olur ve Sevabı Büyüktür

Yaşlılarda şimdi eklem bozuklukları oluyor veya kas bozuklukları oluyor, yaşlıların aslında özel desteğe ihtiyacı vardır yani mesela bizim rahatça dişlerimizi fırçaladığımız gibi onlar dişlerini fırçalayamıyorlar. Mesela banyo temizliğini biz çok güzel yapabiliyoruz ama onlar onu yapamıyor mesela omurgasında rahatsızlık oluyor, belinde rahatsızlık oluyor onları mazur görüp onlardan genç olanların bu görevi seve seve onlara destek olarak yapması lazım. Mesela onlar banyodan çıktıktan sonra tazyikli suyla banyoyu onlar yıkaması lazım. Hayır yapar ama sakatlanırlar çok zor olur onlar için çünkü artık dünyayı terk etme vakti gelmiş, Allah, dünyadan iyice bezdiriyor ki artık hani gideyim ruhunu iyice içine sindirsin diye. Yaşlılara destek olmak çok büyük sevaptır hatta Allah Kuran’da diyor. “Biz onları çocukluklarına geri döndürürüz.” O biraz da bunamaya işaret ediyor o ayet. Çünkü bir insanın çocukluğuna dönmesi nedir? Bunamadır. Aklında bozukluk olabilir, hafızasında bozukluk olabilir, konuşma bozuklukları meydana gelir ve hareket kabiliyeti çok kısıtlı olur, orada çok anlayışlı olmak lazım. Çok büyük sevaptır yaşlıya destek olmak, çok çok büyük bir sevaptır, hayatını kolaylaştırmak.

 

(“Öğrencilere her şey çok pahalı. Bunun için ne yapabiliriz?” izleyici sorusu)

O önemli bir konu, gençlerin güzel beslenmesi. Bir kere öğrencilere, öğrenci vakıfları kurulması lazım. Her üniversite için ayrı vakıf kurulabilir. Çocukların ihtiyacı nedir? Kaliteli protein, kaliteli yağ yani zeytinyağı ve mineral alabilmeleri. Mineral neyle alabilir? Peynir veya süt ürünleri, yoğurt falan olabilir. Mesela ucuz yoğurt satılabilir çocuklara, çok ucuz. Yani bayağı besleyici olur. Mesela küçük ekmekler, köy ekmeği tarzında onlar çok ucuz satılabilir. Tam maliyetine. Uç ucuna maliyetine. Mesela kavurma olarak et satılabilir, taze. Yani çok tuzlu olmayacak şekilde. O yeter öğrencilere. Yani süt ürünü, ekmek ve et. Bayağı güzel beslenirler, çok güzel beslenebilirler. Bir de ucuz meyve-sebze. Halden alıp yahut da üreticisinden alıp kitlevi olarak öğrencilere yıkayıp, temizleyip satmak. Bunu vakıflar yapabilir. Öğrenci koruma vakıfları. Mesela Antalya Öğrenci Koruma Vakfı, Manisa Öğrenci Koruma Vakfı. Herkes üç, beş, on katkıda bulunabilir. Çok rahat yapılabilir. Bunu devletin yapması çok zor. Devlet kendini korumak için yüksek para harcıyor. Ama vakıflarla biz bunu çok rahat yapabiliriz. Hatta gönüllüler de olabilir. Gençlerin beslenmesini sağlamak. Çünkü bizim kendi evladımızı beslemiş oluyoruz. Kendi çocuğuma bakmış olacağım ben. Yani gençlere iyi baktığımızda kendi çocuğumuza iyi bakmış olacağız. Onlar sağlıklı olduğunda kendi çocuklarımız daha sağlıklı olacak. Onu hükümete biz dilekçeyle bir formül olarak, bir plan olarak sunalım. Belediyeler ve bakanlığın neler yapabileceğini gösterelim. Vakıflar nasıl kurulabilir onu planlayalım. Benim canlarım daha rahat hareket etsinler.

 

Ruslar Çok Asil, Saygılı, Hürmetli, Güzel İnsanlardır. Putin de Delikanlı ve Güzel Bir İnsan, Türkiye'nin Bölünmesine Şiddetle Karşı

Ruslar çok mükemmel insanlar. Aylardan beri yıllardan beri anlatıyoruz. Daha yeni kanaat getirttirdik. Hem mütevazı hem güzel hem aklı başında, sadık, saygılı, hürmetli, asil insanlardır Ruslar. Yok “Moskof” yok “Rus düşmanlığı” bırakın densizliği, münasebetsizliği. Bayağı güzel insanlar. Putin de çok efendi bir insan. Hataları olabilir, günahları olabilir o ayrı mesele. Ama genelde delikanlı, kabadayı bir insan. Yani Türkiye’nin bölünmesine de şiddetle karşı. Daha ne istiyorsun? İran da, İran düşmanlığı yani bu çok büyük terbiyesizlik, saygısızlık. Ne yapıyor sana İran? Nur gibi Müslüman o insanlar. Yani fazlası vardır eksiği yoktur, Şiilerin. Tertemiz insan. “Yok Şii istilası”, kardeşim Müslümanlık, Müslümanlık bahsettiğin. Şiilik demek Müslümanlık demektir. Sünnilik demek Müslümanlık demektir. Aynısı, İngiliz derin devletinin bu oyununu ortadan kaldırdık şu an Rusya, İran, Türkiye dost. Burada kaya gibi böyle esaslı bir güç oluştu ki yani dünya bir araya gelse kıpırdatamaz.

 

(“Bizim dinimize göre bayanların kapalı olması doğrudur. Yanınızdaki bayanların başlarının açık olması ne kadar doğrudur?” izleyici sorusu)

Dinde hangi yerde yazmıyor. Sen bunu araman lazım. Sen diyorsun dinde hangi yerde yazıyor? Din öyle anlaşılmaz. Bak dinde hangi yerde yazmıyor? Bunu ararsın. O zaman anlarsın helalleri. Yoksa mesela sen şimdi burada domates yiyeceksin. Adam der ki “Bu helal mi haram mı? Nerede yazıyor ki bu?” falan diye. “Nerede yazmıyor?”u getireceksin sen bana. Yahut burada adam mesela marul yiyor. Sen diyeceksin ki “Bu helal mi, haram mı? Neye göre bunu yiyorsun?” desen adama. Adam da sana sorar, “Nerede bunun haramlığına dair açıklama?” der. Sen haramlığına dair bir delil getirebiliyor musun ona bakacaksın. Yani dekolte eğer Kuran’da haram diye geçmiyorsa zaten helaldir. Yani usul budur. Sen yanlış biliyorsun. Yani dekoltenin helal olduğunu Kuran’da aramamızı istiyorsun. Kuran’da biz haramları ararız, haramlara bakarız, onun dışında her şey helaldir. Haramların da çok az olduğunu görüyoruz. “De ki” diyor Allah ayette,  “Bu dediklerinizin haram olduğuna dair bir hüküm bulamıyorum.” E biz de böyle bir hüküm bulamıyoruz Kuran'da. “Sen onları Kuran'a davet ettiğin vakit” diyor Cenab-ı Allah şeytandan Allah'a sığınırım yani Kuran'ın yeterliliğine davet ettiğinde “Onlar seni atalarının dinine davet ederler” yani hocaların, âlimlerin oluşturduğu dine davet ederler. “Ya hocaları, âlimleri bir şey bilmeyen kişilerse yine mi uyacaklar” diyor Allah ayette. “Diliniz yalana alıştığı için şu helaldir, şu haramdır demeyin” diyor Allah. Yani Kuran'da ne varsa ona uyun, haramlara bakın, haramların dışında her şey helal diyor Allah. Haramlar da çok azdır Kuran'da. Dolayısıyla ölçü budur, yanlış biliyorsunuz.

 

(“Algı yönetimi yaptığınızı düşünüyorum. Açıklama yaparsanız sevinirim.” İzleyici yorumu)

Biraz kapalı konuşmuşsun ama ben tefsir etmeye çalışabilirim dediğini. Yani, “Algı yönetimi yapan çok kişi var, siz de algı yönetimi yapıyorsunuz” diyor. Algı yönetiminden kasıt yani bir şeyi kabul ettirmek için, bir şeye ikna etmek için çeşitli yöntemler kullanması mı, bunu mu kastediyor? E güzel bu, Kuran'a uygun. Peygamberimiz (sav) de algı yönetimi yapar herkes yapar, bütün peygamberler yapar. Yani maksat dini anlatmaksa, İslam'ı anlatmaksa meşru her şey yapılır. Yani Kuran’a uygun her şey yapılır yani bunun yanlış olan, hatalı olan bir yönü olmaz. Mühim olan haram bir eylem olmaması, Kuran'da yasaklanan bir eylem olmaması. Yoksa gayet güzel, akılcı bir tavırdır yani. Tabii bilmiyorum detay verirse daha da detaylı anlatabilirim ama İslam’sa amaç, Kuran'ın yayılması ise amaç akılcı olan her şey tabii ki faydalı olarak değerlendirilir. İslam'ı anlatmak için gizli gizli de anlatırsın, açık açık da anlatırsın. Mesela yemekli toplantı yaparsın öyle sevdirirsin, hayatınla örnek olarak yaparsın. Hazreti Süleyman (as)'ın yöntemi oydu, mesela algı yönetimi dediğin tekniği Hz. Süleyman (as) uyguluyordu. Mesela çok şık giyiniyordu taraftarları, talebeleri çok güzel giyiniyorlar, çok kibar güzel konuşuyorlardı. Güzel kokular kullanıyorlardı, saray çok süslüydü, kullandığı imkânlar muhteşemdi. Her türlü teknik alet edevat o devirde en gelişmiş şekliyle değerlendirilip kullanılıyordu. Dolayısıyla bu bir algı yönetimidir, faydalı bir yöntem, güzel bir yöntem, örnek olarak çalışma.  

 

(“Atatürk'ün gizli mektubu ne zaman açıklanacak?” izleyici sorusu)

O bir muamma. Mahkeme kararıyla şu an muhafaza altında. Fakat açıklanmaması çok garip. Atatürk tarih de veriyor. Normalde 1979 yılında açıklamaları gerekiyordu. Yani 80, 86’larda da açıklamaları gerekirdi. Hiçbir şekilde açıklamıyorlar, halk bunu kaldıramaz diye. Ya sen sana ne halkın kaldırıp kaldıramayacağını, açıkla gitsin. Atatürk sana sormamış, yazmış. İstese bir yere de koyardı, bir kutunun içine de koyardı. Sana güvenmiş, sen Kenan Evren; “Yok, halk bunu kaldıramaz” diye. Kardeşim o senin kanaatin. Ne alaka? Kenan Evren'in kanaatiyle mektup açıklanmaması diye bir konu olur mu? Bir kişi karar veriyor, adam yargılandı Kenan Evren. Yargılanan bir adam nasıl bu konuda karar verebiliyor?

 

Kin Nefret Duygusunun Temelinde Şirk Vardır Kaderi Anlamamaktan Kaynaklanan Duygulardır Bunlar. Her Şeyi Yaratanın Allah Olduğu Unutulmamalı

Kin ve nefret duygusu şirk düşüncesinden oluyor. Yani kendini bağımsız görmek, karşıdakini bağımsız görmek, kadere inanmamak, kaderi anlamamaktan kaynaklanıyor. Hâlbuki adam sana tamam kötü bir şey söylemiş olabilir. Adam da ondan öfkelenmiş olabilir ama onu yaratan kim onu hiç düşünmüyor. Öfke duygusunu yaratan kim, onu da düşünmüyor.  İntikam aldığında intikam alacak olanın da Allah olduğunu düşünmüyor ve intikamın ona hiçbir fayda sağlamayacağını da düşünmüyor. Hadi intikam aldı ne faydası olacak? Hiçbir şey olmaz. O diyeceğini demiş sana zaten sen intikam alınca ne kazanacaksın? Hiçbir şey kazanamazsın. Biraz düşünürse insan mantıksızlığını anlayıp, kendi aczini anlayıp vazgeçer.

 

Sınıra Yapılan Kulekolların Yer Altından Birbiriyle Bağlantılı Olması Önemlidir. Kulekolların Çevresinin Güvenliğinin de İyi Olması Şart

Yalnız tabii bu kulekolları nasıl yaptılar bilmiyorum ama bunun yeraltından da geçidi olması gerekiyor. Diğer kulekollara geçiş olması gerekiyor yeraltından. Bunlarda yeraltı tüneli çok hayati yani en önemli nokta o. Çünkü böyle bir kulekolda muhasara altına alabilir PKK. Allah muhafaza yanıcı maddelerle de sarabilirler. Gerçi yanmaz böyle bir kulekol da fakat ısıyı yükseltebilirler. Benzin falan atabilirler bir şeyler yapabilirler. Onun için çevresinin güvenliğini de iyi sağlamak lazım.  Adamların bastığı yerin pek o kadar sağlam olmaması lazım nezaketiyle söyleyeyim de. Onun çevresinde PKK gezinmeye başladığında on metre, yirmi metre, otuz metre, elli metre yaklaştığında güvenli olmayan bir bölgeye girmiş olmaları gerekir zemin olarak. Çepeçevre zeminin güvenliğini PKK için sıfıra getirmek lazım.  Teknik olarak bu mümkün şimdi uzun detay anlatmama gerek yok. İkinci olarak da oradan çıkışın çok kolay olması lazım. Yeraltı çıkışı. Üçüncü olarak da yangına karşı tedbir alınması lazım. Orada ateş oluşturabilirler. Onu mesela ne bileyim köpük sıkarak, suyla veyahut çok bol suyla söndürecek bir sistem olması lazım. Çünkü ablukalar mümkün. Öyle bir şey olabilir.

 

(“Bir kadın dayak yiyorsa neden halk buna karşı engel olmuyor?” izleyici sorusu)

İşte oralarda herhalde kabadayı yok. Oralarda kabadayı eksikliği olmuş. İnanılır gibi değil. Mesela geçenlerde polis, kadın sarhoş herhalde. Niye dövüyorsun kardeşim? Gir koluna al kenara. Eline almış odunu habire kadına vuruyor. Yani oradan çıkmasını istiyor. Hayvan mı kovalıyorsun sen? Sarhoş, aklı başında değil. Kim bilir kim içirdi ona ayrıca? Kim onu o hale getirdi. Zavallı kadıncağızı. Koluna girin iki polissiniz, koskoca adamsın. Al kenara bir kenara al ambulans çağır hastaneye kaldır. Alkol almış, perişan olmuş bir kadını sopayla dövmenin alemi ne? İnanılır gibi değil. Geçenlerde de yine öyle polisin bir olayı olmuştu. Polisin içine sızmış böyle tipler var. Gereğini emniyet genel müdürlüğü yapıyordur, İçişleri Bakanlığı yapıyordur. Bu zulüm başka bir şey değil zulüm yani çok ayıp, çok çirkin. Yahut sokakta mesela bir kadın dövülüyor. Bir delikanlı kardeşim ölümü göze alırsın hiç fark etmez. Her ne olursa olsun hapsi de göze alırsın o kadını kurtarırsın. Ondan sonra sen yaşasan ne olur? O kadını sen gözünün önünde dövdürdükten sonra, onu ezdirdikten sonra yahut ölümüne göz yumduktan sonra yaşasan ne olur? “Ya bana bir şey olursa” diyor. Asıl sana ondan sonra olmuş oluyor. Ondan sonra senin için hayatın anlamı kalıyor mu? Onurun, şerefin, namusun nereye gitmiş oluyor? Bir kere kadın kutsaldır. Kutsal bir varlıktır. Senin kız kardeşini, senin anneni, senin nişanlını, senin sevgilini birisi öyle öldürmeye, dövmeye kalksa ne yaparsın? Herhalde seyredecek anladığım. Sen nasıl delikanlısın, sen nasıl kabadayısın, sen nasıl insansın? Ne olur? En fazla hapse girersin. En fazla yaralanırsın veyahut şehit olursun. Hepsi şereftir. Çünkü bazen yanlış anlaşılma oluyor hapse girebiliyor, gir. Doğrusu anlaşılır ne derdine düşüyorsun. Bir can var orada bir canı kurtarmış oluyorsun. Hadi hapse girmedin veyahut yaralanmadın yaşıyorsun. Sürünüyorsun ondan sonra. Bir insanın ölümüne sebep olmuş oluyorsun, onu seyretmiş oluyorsun. Bazen insan hayretler içinde kalıyor. Bazen polis de veriyorlar yanına. Polisin yanında vuruyor kadını. Nasıl bir rahatlıktır bu kardeşim? Geçenlerde gördüm polisi dövmüş adam gözünü patlatmış vurmuş. Öbürünün de gözünü, ağzını burnunu patlatmış. “Olay büyümesin diye silah çekmedim” diyor. Seni öldürmesi kalmış geriye daha ne yapacak yani?

 

(“İntihar saldırısını neden yapar bir insan?” izleyici sorusu)

Onun birkaç sebebi var. Birincisi kaba sebebi, adam zaten intihar etmek istiyor. Onu makul hale getirmek istiyor. Yani helal kendine göre helal hale getirmek istiyor. Yani hani kim vurduya gitmiş gibi değil de, lanetlenecek gibi değil de, yani kahraman gibi ahirete gideceğini düşünüyor, bir ondan yapıyor. İkincisi de çaresizlik yani tek çarenin o olduğunu düşünüyor. Yani fikirle, akılla, ilimle olacağına inanmıyor. Halbuki bu işler fikirle olur, ilimle, irfanla olur, şefkatle, merhametle olur. Açmaz var tabii. Bu Mehdiyet’in olmadığı ortamda deccalın insanlara sunduğu bir yoldur. Yani “ölün, ölün, ölün” hep deccalın dediği budur “ölüm, ölüm, ölüm” der ve hep “ölün, ölün, ölün” der deccal. Deccal öyle dediği için onu yapıyorlar. Mehdiyet de “hayat” der, Hayy, Allah’ın Hayy ismi. Hayatı canlandırır Mehdiyet. Güzellik sunar. Bütün Müslümanların dilindedir Hayy zikri. İsa Mesih’in de bir özelliğidir, hayat verir, vesile olur.

 

Dindar Demek Dünyanın En Akıllı En Modern En Kaliteli En Asil İnsanı Demektir. Her Peygamber Kendi Devrinin En Modern İnsanıdır

Dindarlık demek, dindar demek dünyanın en modern, en kaliteli, en klas, en akıllı insanı demektir. Dindarın anlamı budur. Bütün peygamberler ultra dindardı, en moderniydi o devrin, Peygamberimiz (sav) kendi devrinin en moderniydi, son dere klas delikanlıydı. Saçları, gözünde sürmesi, dişler bembeyaz, kıyafeti çok şık, hareketleri çok güzel, davranışları çok güzel. O devrin en asil, en klasıydı. Dolayısıyla modern olmak ayrıdır, özenti olmak ayrıdır. Özentilere modern diyorlarsa bu kötü olur. Mümin özenti olmaz ama asrının en modernidir ve bütün asırların en modernidir mümin. Mesela bundan yüz yıl sonrasının da modernidir, yüz yıl evvelinin de modernidir. En moderndir. Yani Müslüman’ın modern olmasında daha üst bir seviye olmaz. En mükemmel modernliği yaşar.

]]>
http://podcast.harunyahya.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/260588/sayin-adnan-oktarin-7-ekimhttp://podcast.harunyahya.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/260588/sayin-adnan-oktarin-7-ekimhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171007t_06.jpgMon, 23 Oct 2017 20:30:47 +0300
Sayın Adnan Oktar'ın 6 Ekim 2017 tarihli sohbetinden önemli başlıklarA9 TV, 6 Ekim 2017

 

(Siz sık sık Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Güneydoğu’dan aşiretler ve önde gelenlerle bir araya gelmesinin iyi olacağını vurgulamıştınız. Cumhurbaşkanı Erdoğan dün Güneydoğulu kanaat önderleriyle bir toplantı yaptı ve şunları söyledi: “Suriye’de ve Irak’ta oynanan bölme, parçalama etnik ve mezhebi kışkırtma oyunlarının amacı Türkiye’yi güneyden kuşatmaktır. Bu kuşatma faaliyeti sadece fiziki sınırlarımızdan ibaret de değildir. Burada ülkemizin içini de kapsayan büyük bir oyundan bahsediyorum. Allah’ın izni milletimizin dirayetiyle diğer saldırıları nasıl boşa çıkardıysak bu oyunu da bozacağız hiç şüphem yok” dedi.)

Yalnız bu savaş sadece silahlı bir savaş değil fikir savaşı var. Fikir savaşında Türkiye susuyor. Fikir savaşında Türkiye susuyor. Fikir savaşında Türkiye susuyor. Ama PKK konuşuyor, eğitiyor Darwinizm’i anlatıyor, materyalizmi anlatıyor, komünizmi anlatıyor, Stalinizm’i anlatıyor, diyalektik felsefeyi anlatıyor adamları ikna ediyor. Oraya gidenler normalde beş vakit namazında adamlar, bir süre sonra bunları eğiterek komünist yapıyorlar. Biz de karşı eğitim yapmamız gerekiyor. Darwinizm’in geçersizliği, komünizmin geçersizliği bilimsel olarak anlatılması gerekiyor. Yoksa polisiye tedbirlerle hallolacak bir konu değil bu. Bunu Said Nursi Hazretleri de uzun uzun anlatıyor. “Kısa zamanda Çin-Maçin’i yutan bu azim kuvvet, bu Anadolu topraklarını da kısa sürede yutabilir” diyor. “Buna karşı nokta-i istinat sadece Kuran ve Kuran’ın hakikatleridir” diyor. İman hakikatleri yani. Darwinizm’e, materyalizme karşı mücadele. Bediüzzaman’ın en önemli gördüğü konu bu. “Birinci dereceden en önemli konu Darwinizm’e karşı mücadeledir” diyor. Hz. Mehdi (as)’ı anlatırken bunu söylüyor. “En azam meseleyi esas yapacak” diyor “Darwinizm’i, materyalizmi hedef yapacak ana konu yapacak. Birinci görevi budur Mehdi’nin” diyor. “Darwinizm’i yıkmaktır” diyor. Burada hükümetin destek olması gerekir. Yani tankla topla hallolacak gibi değil. Bak bu sefer de cepheyi daha da genişletti adamlar, Akdeniz Bölgesi’nden saldırıya geçtiler. Akdeniz’den, Muğla’dan hiç ummadık mesela Karadeniz’den. Yani geniş cephe stratejisi güdüyorlar. Güneydoğu’yu esas yapmayan bir politika bu, yeni bir politika.

 

(Karaciğer nakli için bekleyen Naim Süleymanoğlu için donör bulunmasının ardından milli halterci ameliyata alındı.)

Çok iyi olmuş. Gündeme getirmesek pek ilgilenen yok. Defalarca söyledim ondan sonra insanlar devreye girdi dikkat ederseniz. Bak hiç, bir gazete kenarında küçük bir haber olarak vardı ilgilenen pek yoktu. Israrla üzerine gittim Allah’a şükür halloldu.

 

Allah Mehdi'yi İmanın Nuruyla Görüp Tanımamızı Nasip Etsin İnşaAllah

Hadislerde Peygamberimiz (sav) diyor ki “Mehdi çarşılarda, pazarlarda aranızda gezer o sizi görür ama siz onu göremezsiniz” diyor “tanıyamazsınız” diyor. “Sizin aranızda gezecek” diyor, bak “o sizi görüp tanıyacak ama siz onu tanıyamayacaksınız” diyor. Çok manidar bir ifade. Demek ki Allah basiretimizi açsın, ferasetimizi açsın. Ben de çarşıya pazara çıkıyorum belki görüyorum ama farkına varamıyor olabilirim. Allah imanın nuruyla görmeyi nasip etsin. Çünkü Bediüzzaman Said Nursi “o eşhası ahir zaman belki imanın nuruyla fark edilir” diyor. Aynı şekilde Hz. İsa Mesih (as) için de. “Hz. İsa Mesih (as), has talebeleri yakın talebeleri havası onu imanın nuruyla tanırlar” diyor. Hz. Mehdi (as) için de “belki o eşhası ahir zaman imanın nuruyla tanınabilir” diyor Mehdi (as) için “ama bidayeten kendisi dahi kendisini bilmez” diyor bak başlangıcında. “Çünkü burası imtihan dünyasıdır” diyor “akla kapı açılır, ihtiyarı elinden alınmaz” diyor. “Öyleyse o eşhas hatta o müthiş deccal dahi” diyor “kendisi dahi bidayeten kendisinin deccal olduğunu bilmez” diyor. Hz. Mehdi (as) için de “bidayeten kendisinin Mehdi olduğunu bilmez” diyor.

 

İsa Mesih'i Görmek Tüm Dünyayı Çok Heyecanlandıracaktır. 2 Bin Yıl Sonra İnsanlar Peygamber Heybetini Tekrar Görecekler

Alenen açıkça sarahaten Hz. Mehdi (as)’ı göreceksiniz. Ama yani öyle o kadar şok olacağınızı falan zannetmiyorum normal karşılarsınız. Bir tek biat heyecan verebilir, orada çok heyecanlanabilirsiniz. Hz. İsa Mesih (as)’da ben heyecanlanacağını düşünüyorum halkın daha ziyade. Çünkü 2000 yıl öncesinden gelmiş olması çok büyük bir mucize olduğu için ilk defa öyle bir ululazim peygamber görüyor insanlar. Hiç görmemişler, ahir zaman insanlarına ilk defa Allah ululazim peygamber gösteriyor, o heyecanlandırabilir. Hz. Mehdi (as) kalender bir insan, ben zannetmiyorum normal karşılarlar, öyle şamata yapacak birisi değil o. “Hz. Mehdi (as) evinden sedirinden yönetir” diyor Peygamberimiz (sav). Bediüzzaman da “siyasete karışmaz Mehdi” diyor. Siyasete karışmayacağını söylüyor. Dolayısıyla sevgi insanıdır Hz. Mehdi (as). Ama televizyon, radyo her yerde görürüz internet. Ama “ha bu Mehdi’dir” gibi değil de işte İslam aleminin başında İslam alemini sevgiye yönelten, İslam alemini şefkatle kucaklayan iyi bir insan olarak bileceğiz. Yani o şekilde. Yoksa hani günahsız, masum, metafizik haşa ilah gibi bir varlık değil de, o diyecek ki “ben günahkar Allah’ın zavallı bir kuluyum. Beni madem siz zorla seçtiniz ben de size sevgiyi anlatayım, dostluğu kardeşliği anlatayım” diyecek, terör anarşi ve kavgayı ortadan kaldıracak, bu. Yani savaş olmayacak, PKK şu bu falan hiçbiri kalmıyor.

 

(“Mehdiyet maddesel bir şey midir, yoksa manevi bir şey midir?” izleyici sorusu)

Hz. Mehdi (as) tabii ki bir fikir, ruh sistemi değil. Kaşını gözünü tarif ediyor Peygamberimiz (sav), sakalını tarif ediyor, boyunu posunu tarif ediyor, anlamazlıktan gelinecek gibi değil. Bir de ruh olarak gelen hiçbir mürşit olmamış şu ana kadar, nereden çıkarıyorlar onu öyle? “Şahsı manevidir” bilmem ne diyerek, yani imanları zayıf olduğu için akıllarına sığdıramıyorlar. Diyorlar “böyle bir şey olmaz, olsa olsa binlerce kişinin topluca hareketine biz böyle bir şey diyebiliriz” gibisinden geçiştirmeye çalışıyorlar. İman zafiyetinden kaynaklanıyor. Hz. İsa Mesih (as) da şahıstır, etten kemikten oluşmuş insandır, Hz. Mehdi (as) da etten kemikten oluşmuş insandır. Anlaşılmayacak gibi değil. Anlamazdan gelenlerin ana özelliği imanlarının zayıf olması başka bir şey değil.

 

(“Hz. Süleyman (as) masonlar ve Yahudiler için niçin önemlidir?” izleyici sorusu)

Zaten aynı soydan, Yahudilerle bağlantısını soracak olursak Musevilerin atasıdır Hz. Süleyman (as), gayet normal. Masonluğu da kendi zamanında bir tarikat olarak örgütlediği anlaşılıyor. İleride kendi evladının kolayca dünya hakimi olabilmesi için bir hakem gibi gördüğü yarı açık Musevi ağırlıklı bir örgütlenme diyebilirim masonluk için. Bütün sembolleri Tevrat’tan alınmıştır aşağı yukarı. Kuran’da da işaret vardır masonluğa. Hz. Hızır (as) duvarcı ustasıdır, Kuran’da bu detaylı şekilde vurgulanır. Dul kadının çocukları geçer Kuran’da, iki çocuk, dul kadın Tevrat’ta da vardır. Ay, güneş, yıldız sembolleri. Masonik sembollerin hemen tamamına yakını Kuran’da vardır. Kabe de biliyorsunuz küp şeklinde yapılmıştır. Hacer-ül Esved bakan göz tarzında yapılmıştır, onlar da masoniktir yani küp şekli, mikap taş, bakan göz o da masoniktir. Masonluk ilk başlangıcı itibariyle derin Allah inancına bağlı bir tarikat yapılanmasıydı ama sonradan her türlü inancı içine alan ama yine gizlice derin Allah inancına sahip kişiler tarafından yönetilen bir örgüt yapılanmasına dönüştü. Bence zekice bir yöntem o. Çünkü orada ateistleri de kullanıyorlar, din karşıtlarını da kullanıyorlar. Mehdiyet’e zemin hazırlamak için onlara da ihtiyaç oluyor demek ki.

 

(“İnsan cennet ve cehennemi dünyada yaşayabilir mi?” izleyici sorusu)

Sanki cennet, sanki cehennem gibi yaşayabilir yani sanki diyebiliriz. Yoksa gerçek cenneti cehennemi yaşaması mümkün değil tabii ki. Çünkü burası boyut olarak farklı, cennetin boyutu farklı buranın boyutu farklı. Bu, bir alt rüya boyutudur, alt rüya boyutu. Cennet bir üst rüya boyutudur daha nettir, daha dünyadan sadedir daha sadedir. Burada mesela kablolar var bilmem ne alet-edevat. Mesela oradaki tablet diyelim, içinde alet-edevat olmaz doğrudan gösterir doğrudan. Mesela televizyon, cennetin televizyonu doğrudan gösterir kablosu falan olmaz elektrik sistemi falan olmaz doğrudan çalışır. Ama burada sebep gerekiyor, hepsinde sebep gerekiyor, sebep de çok karmaşık yapıları getiriyor. Arabaların motoru oluyor bilmem kumandası oluyor. Mesela cennet arabalarının hiçbirinde o tip bir cihaz olmaz. Hayır, istersek olur ama hiç yok. Kendinden gider o kadar.

 

İman Çok Değerli ve Kıymetlidir. Aklı Zayıf Olanlar ve Derin Düşünemeyenler İmandan Hemen Vazgeçerler

Allah tabii, iman değerli olduğu için, çok kıymetli olduğu için sıradan adamlar, aklı zayıf insanlar, enaniyetli kibirli insanlar, büyüklük taslayanlar, ilme sahip olanlar, işte malı-mülkü olanlar falan böyle bir ortamda çok ileri bir atak yapabilirlerdi yani Allah’a yakınlıkta çok ileri bir atak yapabilirlerdi. Yani vicdanlı, yüksek ahlaka sahip böyle diğergam derin insanlar da çok geride kalabilirdi. Ama Allah işte Yüce Allah öyle mükemmel bir tuzak sistemi kurmuş ki o tuzaktan kurtulmak insanların yüzde 99’u için mümkün değil, hepsi o tuzağa takılıyor. Mesela dişine ağrı verir, gözüne bir şey çarpar, çocuğu ölür, arabası bir yere çarpar, ayağı kırılır, romatizmaları azar, akciğer enfeksiyonu olur, bunların hepsi tek tek caydırıcıdır iman konusunda insanları. Bir yandan atomun yapısı, hücrenin yapısı muhteşem sistem ve pırıl pırıl aydınlık bir dünya, milyarlarca Allah’ın varlığının delili katrilyonlarca delil, bir yandan da böyle Allah tarafından özel yaratılan, iman etmemeleri için yaratılan yani iman etmemede delil olsun diye onlara özel olarak sunulan sistemler. Bu sistemlere teker teker örümcek ağına takılan böcek gibi birçok insan takılır. Temiz bir böceğe benzetelim herhangi bir böcek, teker teker takılır. Ancak yüksek vicdanlılar bu sistemleri aşarlar. Mesela bak Allah Tevrat’ta, Tevrat’ta bak o, “Mehdi’ye o kadar çok bela verir ki Moşiyah’a, Moşiyah da o kadar sabırlıdır ki o sabrından kendisinin Moşiyah olduğunu anlar” diyor. Yani “o sabrın yüksekliğinden anlar” diyor “kendi sadakatinden kendini anlar” diyor “fark eder” diyor, tek delil bu. Moşiyah’ın Moşiyah olması yani Mehdi olmasının nedeni bu. Mesela Peygamberimiz (sav)’e o kadar çok sıkıntı verildi ki Allah tarafından yağmur gibi böyle. Peygamberlik makamını onunla alıyor. Yoksa o devirde diyorlar ya işte “Mekke’nin zenginleri var, Medine’de alimler var, iki büyük şehrin zengin büyükleri var, hem alimler hem bilgili hem kültürlü hem çevresi var onlara niye peygamberlik verilmedi” diyorlar. Ayet var ayet. “Onlara niye verilmiyor?” diyorlar “Ebul Kasım’ın yetimini mi buldu Cenab-ı Allah niye ona verdi ki?” diyorlar. Allah da “Ben kimi seçeceğimi daha iyi bilirim” diyor Allah. Mesela o iki büyük şehrin büyüklerine Hz. Muhammed (sav)’e verilen zorlukların yüzde biri verilse iki büklüm olur onlar, iki büklüm. Mesela Peygamberimiz (sav)’i anlatıyorlar böyle ama zannediyorlar ki böyle hiç sürekli Cebrail (as) onu korur hiçbir rahatsızlık olmaz. Mesela diyor ki “karnına taş bağlar” diyor. Onu anlamıyorlar, halbuki mide sancısı geçiriyor yani kasti bir şey değil bu rahatsızlıktan kaynaklanıyor. Vefatında bile ateşli humma bayağı zorlanıyor. “Ya Resulullah” diyorlar “sen de?” “Allah beni de imtihan ediyor ben de kulum” diyor. Bak oradakiler anlamıyor bir kısmı soruyorlar “Ya Resulullah sende nasıl oluyor böyle bir şey, peygambersin sen?” diyorlar. Çok acayip bir soru, tabii ki asıl onda olacak yani peygamber olduğuna göre. Dolayısıyla bu engele büyük bir kitle takılır. Katrilyonlarca Allah’ın lehine delil vardır, ama Allah 100-150 adet diyelim şeytanın ve nefsin kullanacağı delil yaratır özel yaratır bunu, o da mucizedir. O delile takılır adam oradan tepe üstü düşer. Ama bu tabii, ben Allah’a karşı kıskancım yani daha fazla delil vermem. Yani sır olarak vermem, ben bu kadarını veririm. Kimisi bana soruyorlar “anlatıyoruz iman etmiyor” falan. Sen ne derdine düşüyorsun sana ne ki? Allah istediği kadar ölü yaratır, seni seçmiş daha ne istiyorsun işte? Mesela 100 bin ölü yaratmış 10 tane de diri yaratmış, durup durup ölülere kafayı takıyor “niye bu ölü?” diyor. Sana ne ölü olmasından Allah Allah, sen işine bak rahatına bak, senin iyiliğin için yapmış. “O niye ölü ki?” diyor. Şu laf mı sana ne işte ne güzel. Allah hayırla yaratmış. Dolayısıyla kafa takılacak bir konu değildir.

 

Ezik ve Kompleksli İnsanlar Kendilerini Rahatlatmak İçin Güzel İnsanlar Aleyhinde Konuşma Yaparak Gerçeği Örtbas Etmeye Çalışırlar

Güzel bir kız hiçbir şekilde güzel bir kızı eleştirmez. Hiç gördünüz mü bir bakın? Mutlaka çirkindir kızları eleştirenler yani mutlaka ciddi bir bozukluk vardır komplekslidir, problemlidir, çok ciddi eksiklikleri vardır o onun içinde iç acısıdır. Onun için her güzeli kendi kafasında devirmeye çalışarak kendini rahatlatmaya çalışır. Hani benim kız arkadaşlarıma diyorlar ya silikon var, işte boy uzatma ameliyatı yapmışlar, bel inceltme ameliyatı yapmışlar falan. Kendilerini rahatlatmak için o tip sözler söylerler. Yoksa bayağı sıkılacaklar, çok ızdırap duyacak. Onunla kendilerini bir nevi uyuştururlar. O konuşmalarla da onlar rahatlayacağım diye yaparlar ama o konuşmalar o kızları daha da çirkinleştirir, seni güzelleştirir onları çok çirkinleştirir. Bak dikkat et, sana o tip bir konuşma yapıldığında yüzüne bak aynaya daha güzelleşirsin. Onlara bak onlar da daha çirkinleşirler. O yüzden bırak ne yapıyorsa yapsınlar. Hiçbir şey olmaz sana.

 

Benim Karşı Olduğum Terörü Savunan Komünistler ve Vatana İhanet Eden Aydın Görünümündeki Kişilerdir. Bunları Eleştirmek Doğal Bir Tutumdur

Bir kere komünistleri eleştiriyorum ama terörist komünistleri yani kan döken komünistleri ciddi anlamda hem eleştiriyorum hem lanetliyorum. Aşağılık ve ahlaksız olduklarını söylüyorum. Her şeye de layık onlar her türlü aşağılamaya. Ama demokratik komünistleri ben dost olarak görüyorum, ben onlar hakkında kötü hiç konuşmam. Mesela Türkiye Komünist Partisi demokratik komünisttir bunlar yani seçimle iktidara gelmeyi amaçlarlar terörle bir bağlantıları yoktur. Benim Maocu ve komünist çok arkadaşım var. Dolayısıyla bunu yanlış anlamışsın onu bir kere düzeltelim. Aydın kesimden kastın kültürlü insanlarsa, görgülü bilgili klas insanlarsa, bak şu ana kadar biz 100 bin kişinin üstünde kişiyle görüşüp röportaj yaptık, hepsi beni seviyorlar hepsiyle de dostum. Nerede ben onlara karşı tavır aldım? Ha aydından kastın İngiliz derin devletinin uşakları, yalakalarıysa onlara sen de karşısındır. Çünkü vatanı satıyor bunlar vatan haini. İngiliz derin devletine hizmet eden kahpeler. Yani Türkiye’yi mahvetmeyi amaçlayan şeytani unsurlar. Tabii ki onları eleştireceğiz.

 

(“Her anını Instagram’a koymak bir hastalık mıdır?” izleyici sorusu)

Eğer güzelse iyiyse Instagram’a her şey konabilir. Arkadaşlarını mutlu edecekse, kendini mutlu edecekse. Var mı, abartılı bir şey oluyor mu öyle gördünüz mü siz? Bir de şu genç kızlara köpek burnu takıyorlar o gerçekten yakışmıyor yapmasınlar onu, çok itici duruyor. Bir de böyle yaşlı-başlı teyzelerin çocuklanması çok kızdırıcı oluyor internette. Beş yaşında çocuk gibi, gelmişsin bilmem kaç yaşına artık teyze olmuşsun yani ne çocuklanıyorsun, değil mi? 60 yaşına gelmiş 65 yaşına gelmiş. Bilmiyorum biraz garip duruyor ama yapabilir de neşelenmek istiyordur neyse ona bir şey demeyelim. Ama o köpek burnu gerçekten olmuyor yani estetik değil becerememişler. Güzel yapılsa olurdu belki ama olmamış çirkin duyuyor. Onu moda haline getirmenin bir alemi yok.

 

(“Ölmeden önce mutlaka yapmalıyım dediğiniz şey nedir?” izleyici sorusu)

Dünyalar tatlısı, bir kere Mekke’ye Medine’ye gitmemiz şart. Sicilya’ya gideceğiz o üzüm bağlarında, ağustos gibi gitmemiz lazım. Zeytinlerin olduğu dönem ve üzümlerin olduğu dönemlerde orada Sicilya ekmeği yiyeceğiz. Biliyorsunuz onlar taş fırında yapıyorlar. Katolik böyle çarşaflı hanımlar var, beyler de çok dindar oluyorlar. İtalyanları ben çok severim dindar oldukları için. O sızma zeytinyağına ekmek batıracağız ve yiyeceğiz. Onlar da İtalyanca bize bir şeyler anlatacaklar. O dağları falan seyredeceğiz. İspanya olabilir, İsviçre olabilir. Başka? Kudüs zaten şart. Kudüs’e zaten illaki gideceğiz. Oraya biz resmi gideceğiz zaten, resmi davetli oluruz evvelAllah. Çünkü düğün günü bizi de unutmazlar herhalde şu garibanları. Başka şeyler de var ama her şeyi söyleyemem tabii.

 

(“Hz. İsa (as) göğe alınmadan önce eşi var mıydı?” izleyici sorusu)

Kayıtlarda öyle bir şey yok ama olmaması için bir neden yok bence. Çocuğu yoktu ama bence eşi vardır. Çünkü hanımlar çok seviyorlardı Hz. İsa Mesih (as)’ı. İncil’de geçiyor çok fazla kadın talebesi var ve onu çok seviyorlar çok çok seviyorlar. Başkasını da sevemezler zaten en çok da onu seviyorlardır. Helaliyle nikahlamıştır bence ama çocuğu olmadı çocuk yapmamış çünkü riskli bir ortam. Çünkü riskli bir ortam, Roma İmparatorluğu var, şiddet, dehşet ortamı var. Yani öyle bir şey de yapmadı ama büyük bir ihtimalle helaliydi hanımlar. Yani o kız arkadaşları muhtemelen helaliydi.

 

(“Sizce en güzel aşk zor olan mıdır?” izleyici sorusu)

Aşk zaten kolaydır. Yani hayat kolaydır, iman kolaydır, insanlar zorlaştırıyorlar. Neden zor olsun? Çok seviyorsundur; “Seni seviyorum" dersin, candan anlatırsın. O da sana candan söyler; "Ben de seni çok seviyorum" der. "Ben Allah için sana kendimi adıyorum" dersin. Allah için adıyorum derken; “Ben kendi egoistliğimle, egomla yaşamaktan nefret ederim. Benim hayatım senin için” dersin, “çok seviyorum seni” dersin, karşılıklı denir bu ve onun adeta hizmetçisi gibi olursun. Ona yardım edersin, genç kız için diyorum,  bir erkeğin söylemesi gerekeni söylüyorum. Adeta onun kölesi gibi olur. Değil mi, onun namusuna, haysiyetine, şerefine, namusuna, sağlığına, sıhhatine, mutluluğuna her şeyine geceli gündüzlü katkıda bulunuyorsa bu onu mutlu eder. En tatlısı budur mesela biz eve menekşe alıp getiriyoruz ne yapıyoruz hemen; “Aman” diyoruz “vitamin alalım çiçek vitamini hemen dibine. Güneşe koyalım aman soğuk olmasın, sıcak olmasın yeter ki menekşeye bir şey olmasın.” Mesela kedi alıyoruz hemen veterinere “aman bir şey olmasın, hasta olmasın” falan. İnsanın çocuğu oluyor aynı titizlik, sevgili de öyledir, yani sevgiliye acayip titizlik gerekir. Onuru, şerefi, namusu, dini, imanı, mukaddesatı çok hayatidir. Çünkü sevgili bunlarla yaşar, bu nimetlerle yaşar.

 

(Hasan Ruhani Instagram hesabından Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Tahran ziyareti ile ilgili bir yazı paylaştı. Şöyle yazıyor; “Kuzey Irak'taki Kürt halkı iyi komşu ve kardeşimiz olduğu için baskı uygulamak istemiyoruz. Fakat yabancı güçlerin bölgede bölücülük faaliyetleri ile birlikte etnik ve mezhepsel ihtilafların artmasını amaçlayan projelerini kabul edemeyiz. Bu konuda İran'la Türkiye'nin tutumu aynıdır ve bölgede her türlü harita değişikliğine asla müsaade etmeyeceğiz” dedi.)

Ya diyorlar ki; “Şii tehlikesi artıyor” yani “Müslüman tehlikesi artıyor” diyorsun, “Müslüman tehlikesi artıyor” diyorsun. Sana ne ya, Şii olsun, Sünni olsun ne fark eder? Hepsi nur gibi Müslüman. Nasıl bir kafa bu? Şii tehlikesi artıyor, Sünni tehlikesi artıyor. Tehlike olsun da öyle tehlike olsun. Sen onu bize getir nerden getiriyorsan. Öyle tehlike mi olur? O nimet.

 

Müslüman Allah'tan Uzun Ömür İsterken İslam Birliği'ni Görmek, Sevabını Artırmak, Hayırlı Faaliyetler Yapmak İçin İster

Mesela ben Allah’tan uzun ömür istiyorum, İttihat-ı İslam için buna ihtiyacımız var. İslam'ın hâkimiyeti için buna ihtiyacımız var, değil mi? Ümmeti biz kime bırakacağız yani? Allah vermesin, Allah uzun ömür versin. Sevabımızı artırmaya gayret edeceğiz, bütün Müslümanlar uzun ömür isteyecek. Ölümün ani gelmesi gerekir, ani fücceten. Mehdi’de öyle mesela diyor; “Vasıtasındayken fücceten gelir” diyor Peygamberimiz (sav), ani bir ölüm. Ne yapıyor Mehdi, tebliğe gidiyor arabasıyla gidiyor, o olur. Allah der ki; “Yeter, bitti. Seni alıyorum” der, aniden alır o tamam ama sen uzun yaşayışı isteyeceksin. İslam’a hizmet etmek için, Müslümanları kurtarmak için, insanlara huzur vermek için buna ihtiyacın var ama bomboş adamsan yani bilmiyorum bomboş adam niye ister, yaşamayı niye ister ben bilmiyorum, yani ölüm geliyorsa gelsin. Öyle bir adamın dua etmesine gerek yok bence. Yani “bana uzun ömür ver “demesine gerek yok. “Bana en az günahla Sana kavuşmayı nasip et” diyebilir. Çünkü her günü bela, başına her gün daha da günah alıyor, daha da batırıyor değil mi? Hayırlısıyla ölmesi daha iyi ama intihar etsin falan anlamında demiyorum ama Allah canını alırsa onun için hayır. İntihar haram, cinayet olur, olmaz o.

 

(“Sizce öğretmen adayları psikolojik testten geçirilmeli mi?” izleyici sorusu)

Tabii çok önemli o. Yani her yerde, devlet dairelerine alınan yerler. Polislerde, hâkim, savcı hepsinde. Adam deli mi, akıllı mı? Hem de şey değil, şizofreni falan arayışı değil. Adam sinirli, asabi mi, manyak mı, sevgisiz,  merhametsiz, gaddar mı? Ani sinirlenen bir manyak da çıkabilir. Yani bu çok tehlikeli, mesela adam çok felaket sinirli oluyor, saldırgan. Akıl hastalığı mı? Değil bu ama büyük bir tehlike, akıl hastasından daha tehlikeli. Çünkü akıl hastası kendi başının derdinde  oluyor ama o saldırabilir. O hayati bir konu, çok önemli.

 

(“Kızlar ne tarz erkeklerden hoşlanır?” izleyici sorusu)

Kızlar fizik görünümünde yüzde 10 önemli gördükleri noktaysa bedeni, yüzde 90 akla çok önem verirler. Çünkü ölü bir beden kadınlar için hiçbir şey ifade etmez. Kadın deli bir aşk arar, deli bir ihtiraslı tutku arar, deli bir heyecan, deli bir istek, deli bir sevgi, derin bir akıl, çok girift kavrama kabiliyeti ve çok uyumlu bir insan ister. Allah'tan çok korkan, Allah'ı çok seven bir insan ister. Bu olduğunda o beden kadına çok güzel gelir. Yoksa adamın sırtı şu kadar bir buçuk metre, işte karnındaki kaslar ne  diyelim? Pide gibi diyelim yahut baklava gibi diyelim de daha rahat etsinler. Hiç ilgilendirmez kadınları, öyle bir şey olmaz. Çünkü adam vücut muhteşem, yaklaştığında bir sığırın bakışıyla bakıyor. Yani bu kadın için dehşet vericidir. Yani zaten şaşırıyor çocuklar da, diyor;  “Ya bu kadar aslan gibiyiz, yakışıklıyız ne oluyor falan?” diyor. Kız, beş dakikanın içinde karar verir kız, bakar. Yani bir “m” ve” ö” harfi eksik. Olmaz.

 

Ben Aşk İnsanıyım. Gece Gündüz Allah Aşkıyla Sevgiyi Yaşamak İsterim

Arada sırada bana gençler soruyor; “Tarikata nasıl gireriz?” Bir kere bizim tarikat olmadığımız belli. Ne tarikatı? Çünkü tarikat olması için silsile ile gelen bir sistem olması gerekiyor. Bir şeyh efendiden el almak gerekiyor. Böyle bir şey yok, ben tarikat ehli değilim. Âlim de değilim, hoca da değilim. Halktan bir insanım yani herhangi bir insanım. Hocalık vasfım falan da yok, o tarz bir eğitim de almadım ama âlemciyim, neşeliyim, sevgi dolu bir insanım, merhametli bir insanım. İyi bir insanım ben yani kimseye benim kötülüğüm olmaz. Anlayışlıyım, tartışmaya açığım, makulüm. Aşk insanıyım ben, gece gündüz aşk, tutku, sevgi gece gündüz. Sabah yataktan kalkar kalkmaz o. Rüyalarımda bile aşk. Akşam yatmadan önce aşk, akşam yatarım aşk. Benim başka bir isteğim yok.

]]>
http://podcast.harunyahya.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/260586/sayin-adnan-oktarin-6-ekimhttp://podcast.harunyahya.com/tr/Adnan-Oktarin-Sohbetlerinden-Basliklar/260586/sayin-adnan-oktarin-6-ekimhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/67-adnan-oktar-in-sohbet-programlari/AdnanOktar_A9TV171006t_07.jpgMon, 23 Oct 2017 19:27:42 +0300