HARUNYAHYA.COMhttp://harunyahya.comharunyahya.com - Kısa filmler - Mutlaka izleyin - Son EklenenlertrCopyright (C) 1994 harunyahya.com 1HARUNYAHYA.COMhttp://harunyahya.comhttp://harunyahya.com/assets/images/hy_muhur.png11666Sayın Adnan Oktar’ın kitaplarını okuduktan sonra Müslüman olan Avukat Marco Bey ile Röportajhttp://podcast.harunyahya.com/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/266618/sayin-adnan-oktarin-kitaplarini-okuduktanhttp://podcast.harunyahya.com/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/266618/sayin-adnan-oktarin-kitaplarini-okuduktanhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/50-kisa-filmler-mutlaka-izleyin/marco.gifSat, 23 Dec 2017 15:21:44 +020031. Uluslararası İslam Birliği Konferansında Ayetullah Ali Hamaney’in Konuşmasıhttp://podcast.harunyahya.com/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/266400/31-uluslararasi-islam-birligi-konferansindahttp://podcast.harunyahya.com/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/266400/31-uluslararasi-islam-birligi-konferansindahttp://fs.fmanager.net/Image/objects/50-kisa-filmler-mutlaka-izleyin/hamaney.gifFri, 22 Dec 2017 23:01:39 +0200 Yuval Noah Harari’nin SAPIENS Adlı Kitabındaki Bazı İddialara Cevap 5 - “Dik yürüme özelliğinin zamanla kazanıldığı” aldatmacası“Dik yürüme özelliğinin zamanla kazanıldığı” aldatmacası

 Harari’nin Sapiens isimli kitabındaki masalsı anlatımlardan biri de şöyledir:

“Ayaktayken av hayvanlarına ve düşmana karşı savanı taramak daha kolaydır ve hareket etmek için gerekmeyen kollar, taş atmak ve işaret etmek gibi işler için kullanılabilir. Ellerimiz daha fazla şey yapabildikçe ellerin sahipleri de daha başarılı hale geldiler, dolayısıyla evrimsel baskı avuçlarda ve parmaklarda daha yoğun bir sinir ağı ve kasların gelişmesini sağladı.” (Yuval Noah Harari. Sapiens İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi. Kolektif kitap, 2015, sayfa 22.)

Bu masalsı anlatım tarzı, Lamarck zamanında, genetik bilginin varlığının bilinmediği çağlardan kalmadır. Halbuki bugün çok iyi biliyoruz ki, genlerde yer alan bilgilerin fiziksel yapımızı etkilemesi ile yapabildiğimiz şeylerin kapasitesi belirlenir. Ancak bunun tersi, yani yaptığımız hareket ve davranışların genlerimizi etkilemesi gibi bir mekanizma asla söz konusu değildir. Gen varlığının bilinmediği bir dönemde spor yapan, ağırlık kaldıran insanları izleyen bir gözlemci, sadece ağırlık kaldırdıkça kas kemik yapısının güçlendiğini görerek böyle bir yanlış çıkarımda bulunmuş olabilir. Aslında o devirde bile, sporcuların çocuklarının -spor yapmazlarsa- kas kemiklerinin ebeveynlerine benzemediği gözlense böyle bir iddia ortaya atılmayacaktır.

1996 yılında insanın iki ayaklı yürüyüşü konusunda araştırmalar yapan İngiliz mühendis Robin Crompton, yaptığı bilgisayar simülasyonları sonucunda maymun yürüyüşü ve insan yürüyüşü arasında bir hareket şeklinin mümkün olmadığını ortaya koymuştur. Crompton’ın çalışması göstermiştir ki, bir canlı ya iki ayağı üzerinde dik olarak yürüyebilir, ya da dört ayağını kullanarak ve öne eğik olarak hareket edebilir. Bu ikisinin arasında kalan bir yürüyüş modeli son derece verimsizdir.

Dahası, fosil kayıtları, hiçbir zaman hiçbir canlının insan ve maymun yürüyüşü arası bir hareket şekline sahip olmadığını göstermektedir. Fosil kayıtları üzerinde yapılan detaylı incelemeler, Australopithecus ve Homo Habilis sınıflamalarına dahil edilen canlıların maymunlar gibi dört ayaklı ve eğik yürüdüklerini, Homo Erectus ve Neandertal adamı gibi insan ırklarının aynı bizim gibi dik yürüdüklerini ispatlamaktadır. Yani iki ayaklı dik yürüyüş modeli, dünya üzerinde ilk olarak insanlarla birlikte ve aniden ortaya çıkmıştır.

 

Sosyal Darwinizmin Getirdiği Tehlike

Kitapta evrim teorisini desteklemek amaçlı yapılan anlatımların sonrasında ateist düşünce yapısı üzerine bina edilen felsefeye genişçe yer verilmiştir. Dünyamızın geçmişte, şu an içinde sürüklendiği ve ileride sürüklenebileceği dinden uzak yaşam tarzının oluşturduğu çarpık sistemlerin analizi yapılmıştır. Dikkat çekici olan kitabın yazarının, bunları anlatırken gerek açık gerek gizli verilen tehlikeli Darwinist mesajların, bu hatalı düzeni daha da derinleştirici etkisi olacağını görmüş olmasıdır:

“Biyoloji bilimine göre insanlar (haşa) “yaratılmamış” evrimleşmiştir. Ve evrim kesinlikle eşitlikçi değildir. Eşitlik fikri yaratılış inancıyla iç içe geçmiştir. Eğer Hıristiyanların tanrı, yaratılış ve ruhlar hakkındaki mitlerine inanmıyorsak, tüm insanların “eşit” olması ne anlama gelmektedir?... Biyolojide hak diye bir şey yoktur. Sadece organlar, beceriler ve özellikler vardır.... Peki ya özgürlük? Biyolojide özgürlük yoktur. Tıpkı eşitlik, haklar gibi özgürlük de insanların ancak hayal güçlerinde icat ettiği ve yaşattığı bir kavramdır. Biyolojik bakış açısıyla bakıldığında insanların demokrasilerde özgür, diktatörlüklerde özgürlüklerinden mahrum yaşadıklarını söylemenin hiç bir anlamı yoktur.” (Yuval Noah Harari, Sapiens İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi, Kolektif kitap, 2015, sayfa 118)

Şu bir kaç satırı okumak bile Darwinist düşünce yapısına sahip dünyanın ne kadar vahşi bir hal alabileceğini anlamak açısından çok önemli. Evrimci düşünceyle şekillenmiş, Allah’a inanmayan bir toplumda insanların ne kadar sınır tanımaz hale gelebilecekleri ortada. Din ahlakı yıkıldığı anda, dinin özünde yer alan dayanışma, fedakarlık, merhamet, yoksulların ve zayıfların korunması, tüm insanların eşit sayılması, sevgi gibi erdemler yerini, zulüm, baskı, işkence, bencillik, sevgisizlik, köleleştirme, öldürme gibi tehlikeli ve acımasız bir hayat tarzına terk edecektir. Hak, adalet, eşitlik, özgürlük gibi kavramlar anlamını yitirecek, güçlünün zayıfı, zenginin fakiri ezdiği bir ortam, çok kısa sürede yaşanılmaz hale gelecektir. Evrimci düşünce bu hayat tarzını, teorinin temelinde mücadele olduğu için sözde “doğal seleksiyonun” bir parçası olarak niteler ve bir gereklilik olarak görür; böylece kendilerince güçlü, sağlıklı, akıllı nesillerin, sözde evrimin ilerlemesine katkıda bulunacağı iddia edilir.

Bu acımasız düşüncenin örneklerini Darwinist fikrin dünyaya hakim olduğu 20. yüzyılda çokça yaşadık. Hitler, Stalin, Pol Pot gibi diktatörlerin zalimliğini, milyonlarca insanı nasıl soykırıma uğrattıklarını, Hitler'in kendince "aşağı ırk" olarak gördüğü insanları nasıl gaz odalarında öldürttüğünü; birçok Batı ülkesinde yüz binlerce insanın sadece hasta, sakat veya yaşlı olduğu için nasıl zorla kısırlaştırıldığını veya ölüme terk edildiğini 20. yüzyılda tüm dünya izlemiştir. Acımasız rekabet nedeniyle dünyanın her yanında insanların ezildiklerini ve sömürüldüklerini; ırkçılığın kimi devletlerin ideolojisi haline geldiğini ve bazı ırkların insan bile sayılmadığını; komünist ile kapitalist, sağ ile sol arasında çatışmalar, sıcak ve soğuk savaşlar yaşandığını; aynı ülke halklarının, hatta kardeşlerin bile birbirlerine düşman hale geldiğini herkes bilmektedir.

Evrimci düşünce yapısına sahip ateist bir kimse de, aslında dine ait ahlak kurallarının yaşandığı bir dünyanın, çok daha iyi bir hayat olacağının farkındadır. Ancak bu kişilere “Gelin din ahlakına uygun yaşayalım” demek, onların ideolojilerini birden bire değiştirmeyecek, istenilen sonuç alınamayacaktır. İşte bu noktada, inançlarının temelinde yer alan sözde evrim teorisinin geçersizliğinin çok iyi anlatılması, Harari’nin kitabında anlattığı düşünce yapısını ve diğer ateist sistemleri temelinden sarsacak ve çökertecektir. Evrimin geçersiz olduğunun ve evrime dayalı bir hayatın geçersizliğinin bilimsel delillerle kanıtlanması, insanı, evrenin ancak bilinçli bir güç tarafından yaratılabileceği sonucuna ulaştıracaktır. Allah inancının topluma hakim olması da, sevginin, kalitenin, özgürlüğün, demokrasinin, saygının ve her türlü güzelliğin temeli olan din ahlakını hakim kılacak; dünya cennet gibi olacaktır.

]]>
http://podcast.harunyahya.com/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/266154/-yuval-noah-hararinin-sapienshttp://podcast.harunyahya.com/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/266154/-yuval-noah-hararinin-sapienshttp://fs.fmanager.net/Image/objects/50-kisa-filmler-mutlaka-izleyin/Yuval-Noah-Harari.jpgWed, 20 Dec 2017 05:17:33 +0200
Yuval Noah Harari’nin SAPIENS Adlı Kitabındaki Bazı İddialara Cevap 3 - “Büyük beyin, yüksek zeka yanılgısı” iddiası Büyük beyin, yüksek zeka yanılgısı

Evrimcilerin farklı türleri birbirlerinin atası gibi gösterme çabalarında dayandıkları temel noktalardan biri, beyin hacmidir. İddiaya göre zamanla beyin hacmi büyüdükçe, zeka artmış ve günümüz insanında en üst noktaya ulaşmıştır.

Evrimcilere bu kadar serbest bir şekilde gerçek dışı senaryo yazma imkanı veren etken ise, özellikle de fosil alanında, bu konudaki delillerin azlığıdır. Beyin yumuşak bir dokudur. Yumuşak dokular bazı özel şartlar dışında daha zor fosilleşirler. Bu yüzden insan beyninin yapısına dair hiçbir fosil kaydı yoktur. Harari de temelsiz bu iddiayı dayanak noktalarından biri yapmıştır. Harari’nin kitabındaki hikayevari anlatımlar şöyledir:

“En erken erkek ve kadının 2.5 milyon yıl önce beyinleri yaklaşık 600 cm3’tü. Modern sapiensin ortalama beyni ise 1200-1400 cm3’tür. Neandertal beyni ise daha büyüktü.” (Yuval Noah Harari. Sapiens İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi. Kolektif kitap, 2015, sayfa 22)

Oysa 600 cm3 beyne sahip ilk insan olarak ortaya atılan Homo habilis, Australopithecus ismi verilen maymun sınıfına dahildir. Aynı Australopithecus gibi uzun kollu, kısa bacaklı ve maymunsu bir iskelet yapısına sahiptir. El ve ayak parmakları tırmanmaya uyumludur. Kısacası bazı evrimciler tarafından ayrı bir tür olarak gösterilen Homo habilis, gerçekte tüm diğer Australopithecuslar gibi bir maymun türüdür.

Neandertal beyninin 1600 cm3 olduğu düşünüldüğünde, günümüz insanından daha geri bir tür olarak gösterilmeye çalışılması, beyin hacmine dayalı bu iddianın da çökmesi anlamına gelir. Halbuki Neandertaller sadece iri bir insan ırkıdır. Bugün yaşayan ortalama kadın beyni 1200cm3, erkek beyni ise 1400cm3 hacme sahiptir. İnsan beyin boyutlarının arasında farklılıklar olması büyüme faktörleri ve hormonal farklılıklara bağlı fenotip değişiklikleri ile oluşur. Yapılan çalışmalarda erkek ve kadın beyin hacimleri arasındaki değişkenliklere rağmen IQ ve fonksiyon açısından hiçbir fark tespit edilememiştir. Bunun yanında aynı beyin hacmine sahip insanların IQ seviyeleri arasındaki büyük farklar da ortadadır. Bu bilgiler ışığında evrimcilerin sırf beyin hacmine bakarak sınıflama ve sıralama yapma çabalarının temelsiz olduğu ortadadır.

İnsan, aklı ve şuuru olan, görüntüyü görüp algılayan, bunlar üzerine düşünüp yorum yapan, konuşan, muhakeme ve yargıya sahip olan, diğer canlılardan tamamen farklı bir varlıktır. Bir arı veya karınca kolonisindeki düzeni, bu canlıların küçük beyinlerine atfetmek nasıl olanaksızsa, insandaki bu özellikleri de beyinin yapısı ile açıklamak olanaksızdır. İnsanla diğer canlılar arasındaki en önemli fark, insanın bilinç sahibi olmasıdır. Diğer canlılar Allah’ın kendilerine verdiği ilham ölçüsünde şuursuz hareket ederler.

Darwinistler, maymunların bazı davranışlarını insanlara benzeterek büyük bir heyecana kapılırlar ve maymunların insanların evrimsel akrabaları olduğuna kanaat getirirler. Günümüzde gerek maymun gerekse insan beyni üzerinde yapılan çalışmalarda, yapısal anatomi olarak bakıldığında bu sayılan özellikleri açıklayabilecek derecede bir fark gösterilememiştir. O halde insanı diğer canlılardan ayıran akıl, şuur, muhakeme ve bilinç gibi özelliklerini sırf anatomik ve fizyolojik özellikleri ile açıklayabilmek mümkün değildir. İnsanı diğer canlılardan ayıran en temel özelliği “Ruh sahibi” bir varlık olmasıdır. O ruh ise, tüm varlıkları yaratan Yüce Allah'a aittir.

]]>
http://podcast.harunyahya.com/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/265121/-yuval-noah-hararinin-sapienshttp://podcast.harunyahya.com/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/265121/-yuval-noah-hararinin-sapienshttp://fs.fmanager.net/Image/objects/50-kisa-filmler-mutlaka-izleyin/yuvalNoahHarari_a9tv.jpgThu, 07 Dec 2017 09:13:53 +0200
Yuval Noah Harari’nin SAPIENS Adlı Kitabındaki Bazı İddialara Cevap 2 - “100 bin yıl önce 6 farklı insan türü yaşadığı” iddiası Yuval Noah Harari’nin Sapiens Kitabındaki “100 bin yıl önce 6 farklı insan türü yaşadığı” iddiasına cevap

Klasik Darwinist düşüncenin sözde evrimleştirici olarak ortaya attıkları mekanizmalardan biri bildiğimiz gibi doğal seleksiyondur. Doğal seleksiyonun işleyebilmesi de toplumda çeşitlilik olmasını gerektirir. Toplum yapısının çeşitli olmadığı bir ortamda doğal seleksiyonun “güçlü olanın ayakta kalması” iddiasının işlemeyeceği düşünüldüğü için, evrimcilerin hep bir çeşitlilik ve genetik farklılık üretme çabaları vardır. Bu çabaların yürütüldüğü ortam da, genelde spekülasyona açık ve yalanlanmasının da zor olduğunu düşündükleri geçmişe ait fosil bulgularında kendine yer bulur. İnsanın tarihte ortaya çıkışı konusu da spekülasyon yapılan konulardan biridir. Evrimin ortaya atılmasından günümüze kadar geçen sürede, insana ve maymun türlerine ait fosil kayıtları üzerinde bir çok gerçeği yansıtmayan spekülasyon, hatta sahtekarlıklar yapılarak, sözde insansı, ara form veya yeni insan türü iddiaları ortaya atılmıştır. Harari de kitabın başlangıcında 100 bin yıl önce 6 farklı insan türünün aynı anda yaşadığını ve H. Sapiensin diğerlerine üstün gelerek dünya üzerinde tek insan türü olarak kaldığını iddia etmiştir. Farklı türler olduğu iddia edilen insanlar H. Neanderthalensis, H. Erectus, H. Soloensis, H. Floresiensis, H. Denisova ve H. Sapienstir ve farklı insan ırklarıdır. Nasıl ki günümüzde Eskimolar, Çinliler, Türkler gibi farklı insan ırkları varsa aynı şekilde o dönemde de farklı ırklar olmuştur. O dönemdeki insan ırklarının özellikleri de şunlardır:

NEANDERTALLER:

Avrupa ve Asya’da M.Ö. 200 bin ile 30 bin yıllarında yaşamış iri ve güçlü bir insan ırkıdır. İlk fosilleri bulunduğunda “dik yürüyemeyen ara bir tür” olarak yansıtılmasına rağmen bu iddianın yanlış olduğu sonradan kanıtlanmıştır. Ara tür olduğu, insanın atası olduğu iddiaları tutmayınca, bu sefer de -Harari’nin de iddia ettiği gibi- Sapiens’le aynı zamanda yaşamış ama Sapiens tarafından ortadan kaldırılmış bir tür olduğu iddiaları ortaya atıldı. Sırf anatomik farklılıkların canlının başka bir tür olduğunu kanıtlamaya yetmeyeceğinin bilincinde olan evrimci çevreler son yaptıkları sözde bilimsel delillerine genetik çalışmaları da eklediler. Sözde modern insan %1-4 Neandertal geni taşıyordu yani ortadan kaldırılmış değil karışmışlardı. Halbuki bu iddia tam anlamıyla mantıksızdır:

İnsan ile bir maymunun %95-98 benzer genetik yapıya sahip olduğu iddia edilirken, Neandertalle sadece %1-4 gen benzerliği olduğunu başka bir deyişle %96 farklılık olduğunu iddia etmek de başka bir akıl tutulmasıdır. Sapiens de Neandertal de aynı türün farklı ırklarını oluşturmaktadırlar; sözde bilimsel dergi ve laboratuvarlarda farklı tür oluşturma girişimleri, evrimci iddiaları kanıtlama yönündeki nafile çalışmalardır.

HOMO SOLOENSIS:

Yüz bölgesi eksik 12 kafatasından meydana gelen Kenya’da bulunmuş fosil kalıntılarıdır. Soloensis kafataslarının ne olduğuna evrimciler bir türlü karar verememişler ve sonuçta kafatasları kaplan(!), Neandertal Adamı ve en sonunda “modern insan” olarak tanımlanmıştır. Solo kafataslarına verilen isimler de evrimcilerin nasıl bir durumda olduklarını göstermesi bakımından manidardır. Bu kafatasları şu isimle isimlendirilmişlerdir: Homo (Javanthropus) soloensis. Homo soloensis, Homo primigenius asiaticus, Homo neanderthalensis soloensis, Homo sapiens soloensis, Homo erectus erectus, Homo erectus , ve en son olarak Homo sapiens.

Bu da insanın hayali evrimi senaryosunu inceleyen antropolojinin güvenilirlikten ne kadar uzak olduğuna dair açık bir işaret oluşturmaktadır.

HOMO FLORESIENSIS:

Endonezya’nın Flores adasında bulunan 18 bin yaşında 8-12 insana ait kalıntılardan oluşan fosillerden bir tanesi olan H. Floresiensis ise, 1 metre boya ve 380cc beyin hacmine sahipti; çene ve bilek anatomisinde "normal" Homo sapiens'ten farklı özellikler ortaya koyuyordu. Evrimciler bunları maymunsu özellikler olarak çarpıtmış ve kalıntıları insanın sözde evriminde Homo sapiens'ten ayrı bir tür olarak tanımlamışlardı. Oysa sonra yapılan çalışmalarda, bu bireyin “Kretinizm” denen tiroid hormonu eksikliği ile oluşan ve fiziksel ve zihinsel gelişimi önemli ölçüde etkileyen bir hastalığa sahip olduğu bulunmuştur. Yani H. Floresiensis, ayrı bir tür değil, hastalığı olan bir insandır.

DENISOVA:

Bu fosiller arasında en son ortaya atılanıdır. Aslında ortada bir fosilin varlığından da söz edilemez. Bulunan sadece 0.5cm’lik bir parmak kemiği parçası ve iki dişten ibarettir. Evrimciler bu küçük fosil parçacıklarından insanlık tarihini ve gen transferini yeniden yazmaya kalkmışlardır. Denisova da yine Neandertal gibi sözde genetik çalışmalarla desteklenmeye çalışılmıştır. Halbuki bu durumda da farklı bir insan türünün varlığını destekleyecek hiç bir kanıt yoktur.

Görüldüğü gibi, HARARI’NİN 6 FARKLI TÜR İDDİASI BİLİMSEL GERÇEKLERLE BAĞDAŞMAMAKTADIR. Bu insan fosillerinin bir kısmı hastalıklı, bir kısmı sahte türetilmiş fosillerden, bir kısmı da fiziksel farklılıklar gösteren bireylerden oluşmaktadır. Günümüzde nasıl insan ırkları fiziksel olarak birbirinden farklı özellikler sergiliyorlarsa, bundan 100 bin yıl önce de fiziksel olarak farklılıklar göstermişlerdir. Bu onların farklı fenotipe sahip bireyler olduklarının delilidir. İnsan ilk yaratıldığı andan günümüze kadar geçen zamanda hep tek bir tür olarak var olmuştur.

]]>
http://podcast.harunyahya.com/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/263906/-yuval-noah-hararinin-sapienshttp://podcast.harunyahya.com/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/263906/-yuval-noah-hararinin-sapienshttp://fs.fmanager.net/Image/objects/50-kisa-filmler-mutlaka-izleyin/yuval_harari.jpgSat, 25 Nov 2017 18:46:15 +0200
Yuval Noah Hararı’nin SAPIENS Adlı Kitabındaki Bazı İddialara Cevap 4 - “Geçmişte insanın pek az şey ürettiği” iddiasıHarari ve diğer evrimcilerin bir iddiası da “geçmiş nesillerin çok az şey ürettiği” yönündedir. Bunu iddiadaki asıl amaç; insanlığın gerek zeka gerekse kültürel olarak basitten karmaşığa giden bir süreç yaşadığı iddialarını kanıtlamaya çalışmaktır. Darwinistler ilk insanların hayvanlara yakın düşünme yetisi ve becerisine sahip, sözde ilkel bir beyinlerinin olduğunu, beyin gelişimi ile birlikte de insanların daha çok şey üretebildiğini savunurlar. Buna delil olarak ise sadece “Taş devri” olarak tanımlanan hayali dönemde çakmak taşından bir kaç sopa ve bıçak dışında hiçbir aletin bulunamamasını örnek gösterirler. Halbuki bu tarz bir delil, geçmiş yaşamın nasıl olduğuna dair güvenilir bir bilgi vermekten uzaktır. 

Günümüzden 300-500 yıl öncesine ait pek çok eşyanın bile doğal süreçler altında bozulmaya uğradığı herkesin malumudur. Geçmişe ait eşyaların bozuluma uğramaması için özel şartlar altında korumaya alınması bile bazen yetersiz kalmaktadır. Doğal koşullar altında bozulmanın hızlanacağı açıktır. Metal eşyaların 1500 yıldan daha fazla süre bozulmadan kalmasının pek mümkün olmadığı bilinmektedir. Taşlar bile zaman içinde ufalanarak aşınıp özelliklerini yitirmektedirler. 3000-4000 yıllık piramitlerin yapısı ciddi şekilde aşınmış durumdadır. Bu durumda evrimcilerin iddialarına delil olarak sunduğu iyi korunmuş ortamlardan kalma bir kaç parça taş eşyanın 100 bin hatta 10 bin yıl öncesi yaşam şartlarını yansıtmayacağı çok açıktır. 

Dolayısıyla tarihte sözde "ilkel insanların" yaşadığı bir taş devri olduğu iddiası bir aldatmacadır. Tarihin hiçbir döneminde ilkel insan var olmamış, sadece taştan aletlerin yapıldığı ilkel bir dönem yaşanmamıştır. İnsanlık tarihinin her dönemi, büyük medeniyetler barındırır. Öyle ki, eski çağ medeniyetlerinin kimi keşiflerini şu an bile gerçekleştirmekten uzağız. 

İnsanın fiziksel yapısı ilk insandan itibaren hep aynıdır. Akıl ve şuur seviyesi günümüzde ne ise ilk insanda da benzer kapasitededir. İlkelden gelişmişe doğru bir toplum yapısı sergilenmemiş, günümüzdeki gibi dalgalanmalar göstermiştir. Tarihin değişik zamanlarında pek çok ileri seviyede medeniyetler kurulmuş ve bunlar da bir müddet sonra yok olmuştur. Bu yok oluşlar sırasında o zamana kadar oluşan bilgi birikimi de kaybolmuş, kültürler ve bilimsel gelişimler tekrar tekrar yaşanmak durumunda kalınmıştır. Bugün nasıl uzay çağını yaşayan toplumlarla, bilimden, teknolojik imkanlardan uzak basit yaşam tarzına sahip topluluklar aynı dünyada yer alıyorsa, geçmiş devirlerde de bilimsel ve teknolojik açıdan üst düzey kültürler yaşamıştır. 

]]>
http://podcast.harunyahya.com/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/262973/-yuval-noah-hararinin-sapienshttp://podcast.harunyahya.com/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/262973/-yuval-noah-hararinin-sapienshttp://fs.fmanager.net/Image/objects/50-kisa-filmler-mutlaka-izleyin/yuval_noahharrai.jpgThu, 09 Nov 2017 20:06:39 +0200
Ed Husain Türkiye aleyhinde neler yapıyor? Mutlaka izleyin!http://podcast.harunyahya.com/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/262956/ed-husain-turkiye-aleyhinde-nelerhttp://podcast.harunyahya.com/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/262956/ed-husain-turkiye-aleyhinde-nelerhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/50-kisa-filmler-mutlaka-izleyin/ed1.jpgThu, 09 Nov 2017 14:20:35 +0200Türk Halkı Mehdi'yi Bekliyor!http://podcast.harunyahya.com/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/259841/turk-halki-mehdiyi-bekliyorhttp://podcast.harunyahya.com/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/259841/turk-halki-mehdiyi-bekliyorhttp://fs.fmanager.net//Image/objects/50-kisa-filmler-mutlaka-izleyin/turk_halki_mehdiyi_bekliyor2_02.jpgThu, 19 Oct 2017 18:58:34 +0300Araştırmacı Yazar Sn. Kürşad Berkkan "Mehdi (as) gelecek" diyorhttp://podcast.harunyahya.com/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/259840/arastirmaci-yazar-sn-kursad-berkkanhttp://podcast.harunyahya.com/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/259840/arastirmaci-yazar-sn-kursad-berkkanhttp://fs.fmanager.net//Image/objects/50-kisa-filmler-mutlaka-izleyin/kursad_berkkan_mehdi_hakkinda_01.jpgThu, 19 Oct 2017 18:37:03 +0300Rohingyalara sesimiz ulaşsınhttp://podcast.harunyahya.com/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/259665/rohingyalara-sesimiz-ulassinhttp://podcast.harunyahya.com/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/259665/rohingyalara-sesimiz-ulassinhttp://fs.fmanager.net//Image/objects/50-kisa-filmler-mutlaka-izleyin/Rohingyalara_Sesimiz_Ulassin_02.jpgMon, 16 Oct 2017 21:03:21 +0300Harun Yahya'nın temsilcileri New York Şabat Musevi Merkezi'nde konuşmacıydılarhttp://podcast.harunyahya.com/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/259087/harun-yahyanin-temsilcileri-new-yorkhttp://podcast.harunyahya.com/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/259087/harun-yahyanin-temsilcileri-new-yorkSat, 07 Oct 2017 19:27:07 +0300Dr. Oktar Babuna'nın BM Uluslararası Kültürel Diplomasi Sempozyumu'ndaki Konuşmasından bir Bölümhttp://podcast.harunyahya.com/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/259012/dr-oktar-babunanin-bm-uluslararasihttp://podcast.harunyahya.com/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/259012/dr-oktar-babunanin-bm-uluslararasihttp://fs.fmanager.net//Image/objects/50-kisa-filmler-mutlaka-izleyin/BM_oktar_konusma_icd_03.jpgThu, 05 Oct 2017 19:23:24 +0300BM Kültürel Diplomasi sempozyumunda Macaristan Dışişleri Bakanı Peter Szijjarto'ya Sayın Adnan Oktar'ın İslam Terörü lanetler eseri takdim edildi.http://podcast.harunyahya.com/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/258993/bm-kulturel-diplomasi-sempozyumunda-macaristanhttp://podcast.harunyahya.com/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/258993/bm-kulturel-diplomasi-sempozyumunda-macaristanWed, 04 Oct 2017 23:23:41 +0300Sn. Adnan Oktar’ın Kasım 2016’da Dünya Basınında Yayınlanan Makalelerihttp://podcast.harunyahya.com/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/258937/sn-adnan-oktarin-kasim-2016dahttp://podcast.harunyahya.com/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/258937/sn-adnan-oktarin-kasim-2016dahttp://fs.fmanager.net/Image/objects/132-uluslararasi-medya/temmuz2017eng_03.jpgTue, 03 Oct 2017 23:20:31 +0300Yuval Noah Hararı’nin SAPIENS Adlı Kitabındaki Bazı İddialara Cevap 1 - “6 Milyon Yıl Önce Yaşamış Ortak Ata” iddiasıSapiens Kitabı ve Yuval Noah Harari’nin Evrimci Tarih Yanılgısı

2012 yılında satışa sunulan ve ilk Türkçe baskısı 2015’te yapılan “Sapiens” kitabı, “İnsan türünün kısa bir tarihini anlattığı” iddiasıyla ortaya çıktı.

Ateist altyapıya sahip pek çok bilimsel ve felsefi yayında olduğu gibi, bu kitap da sözde evrimsel süreçle insanın tarihini anlatmaya başlıyor. Kitabın adı olarak seçilen “Sapiens” kelimesi de, insanın tarihsel, politik ve sosyal yönünü vurgulamak yerine, evrim iddialarını öne çıkarmak için bilinçli olarak seçilmiş. Kudüs İbrani Üniversitesi’nde tarih profesörü olan Harari’nin yazdığı bu kitabın, bir tarih kitabı olmadığı çok açık. Kitapta insanın sözde evrimsel gelişimi ve devamında sosyal Darwinizm’in anlatıldığı bir ateist ideoloji propagandası hakim.

Kitap akademik yönden insanlık tarihini anlattığı iddiasında ancak başından sonuna  kadar kitabın her cümlesinde Darwinist düşüncenin izleri görülüyor. Üstelik kitapta Darwinizm, bilimsel kanıtlar sunulmadan bir ön kabul olarak okuyucuya sunuluyor. Bu ön kabul üzerine inşa edilen sözde insanlık tarihinin gelişimi, adeta bir masal havasında canlandırılıyor. Bu sebeple KİTAP, TARİH KİTABI ÖZELLİĞİ İÇERMEDİĞİ GİBİ, BİLİMSEL TEK BİR KANITI OLMAYAN SÖZDE EVRİMCİ MANTIĞA DAYANDIĞI İÇİN BİYOLOJİ AÇISINDAN DA BİLİMSEL BİR DEĞER TAŞIMIYOR. Yazarın ateist düşünce yapısı ile yazdığı kitap felsefe kitabı olmaktan öte değil.

Kitabın tek olumlu yanı, “Darwinist düşünce topluma hakim olsa dünyanın nasıl bir kargaşa içine düşeceği” gerçeğine yer vermesi. Darwinist düşüncenin bir sonucu olan vahşi kapitalizm, faşizm ve komünizmin yol açtığı bozuk sosyal yapının mutsuzluk getireceği kitapta açıklanıyor açıklanmasına ancak bu soruna herhangi bir çözüm önerisi sunulmuyor.

Kitap tarihi bilgilerden çok evrimci felsefe üzerine bina edildiğinden, içinde geçen sözde evrimsel yorumlara cevap vermek son derece önemlidir. İnsanın evrimle değil Allah’ın yaratması ile var olduğunun açıkça ortaya konması, kitabın tüm felsefesini çökertecektir. DÜNYAYI ETKİSİ ALTINA ALMIŞ OLAN MUTSUZ VE ÇARPIK DÜZENDEN KURTULMANIN TEK YOLUNUN ALLAH İNANCININ dünyaya hakim kılınması ile mümkün olabileceği de bir kere daha hatırlatılmış olacaktır.

 

YUVAL NOAH HARARI’NİN SAPIENS KİTABINDAKİ BAZI İDDİALARA CEVAP 1

 “6 Milyon Yıl Önce Yaşamış Ortak Ata” İddiası

Evrimci mantıkta, “insanın diğer hayvanlardan farklı olmadığı” telkini yapılır ve “insanın hayvanlarla ortak ataya sahip olduğu” masalı empoze edilir. Harari de bu iddiayı kitabının ilk sayfalarında masalsı bir üslupla vermiştir:

“Sevelim ya da sevmeyelim büyük maymunlar adı verilen gürültücü ve büyük bir grubun üyesiyiz... Yalnızca 6 milyon yıl önce tek bir dişi maymunun iki kızı oldu. Bunlardan biri tüm şempanzelerin atası olurken, diğeri de bizim büyükannemiz oldu.” (Yuval Noah Harari. Sapiens İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi. Kolektif kitap, 2015, sayfa 19)

Hikaye tarzı bir anlatımla, bilimsellikten son derece uzak şekilde ortaya atılan bu iddia, bir delil olmaksızın evrimci ön kabul ile yazılmıştır. Öncelikle günümüze kadar, Darwinistlerin bu iddiasını kanıtlayacak tek bir ara fosil daha bulunamamıştır. Bulunması da imkansızdır, keza şu ana kadar elde edilen 700 milyondan fazla fosil, hiç değişmemiş, dolayısıyla evrim geçirmemiş canlılara aittir. “Ortak ata” iddialarını kanıtlayacak, bilimsel hiç bir delilleri olmayan evrimcilerin bu batıl inançlarının kaynağı, “Homoloji” olarak isimlendirilen farklı canlı türlerinde bulunan benzer fiziksel özelliklerdir. Evrimcilere göre maymunların da bizim gibi ellere sahip olmalarının nedeni, sözde "evrimsel akrabamız" olmalarıdır.

Evrimciler, birbirine benzer gördükleri canlıları, birbirinin atası veya ortak bir atadan gelen akrabalar olarak göstermeye çalışırlar. Bilimsel delillerle desteklenmeyen bu iddia ancak batıl bir inanç olarak değerlendirilebilir. Farklı canlı türleri arasındaki yapısal benzerlikler biyolojide "homoloji" olarak adlandırılır. Evrimcilerin homoloji konusundaki iddialarının ciddiye alınabilmesi için benzer organların benzer DNA şifreleri tarafından kodlanmış olması gerekirdi, oysa benzer organlar çoğunlukla çok farklı genetik kodlar tarafından belirlenir. Farklı canlıların DNA'larındaki benzer genetik kodlar da, çok farklı organlara karşılık gelir.   Bundan başka ortak  ata iddiasının geçerli olabilmesi için evrimin sözde mekanizması, ortaklıktan çeşitlenmeye (divergent) doğru gitmelidir. Halbuki evrimcilerin kendi yaptıkları evrim ağacı senaryolarında bile aralarında akrabalık bağı kuramadıkları canlıların benzer özellikler gösterdiği görülmüştür. Bu da evrimin divergent olması gerektiği mantığına tamamen terstir. Bütün teorileri çıkmaza giren evrimciler bu noktada farklı bir hipotez hayali daha kurarak adına “convergent (çeşitlilikten ortaklığa) evrim” derler. İşte bu, evrim mantığının iflas ettiği noktadır. Richard Dawkins gözün 40 ayrı kez evrimleştiğini iddia eder ki bunun mantıksızlığı herkesin malumudur. Bir organ tesadüflere dayalı olarak 40 kere evrimleşerek aynı noktaya ulaşamaz. Bu ancak bilinçli bir üst aklın yaratması ile mümkündür. 

Canlılardaki benzerliklerden yola çıkarak teorilerini kanıtlamaya çalışan evrimciler için büyük sorunlardan biri de tamamen farklı gen yapısından aynı fiziksel özelliğin ortaya çıkmasıdır. Örneğin kamuflaj ustası bir çok canlı, üzerinde yaşadığı ortamın yapısına mükemmel derecede uyum gösterir. Burada gördüğünüz böcek türlerinin hiç birinin genetik dizilimleri, üzerinde bulunduğu bitkinin genetik dizilimleri ile benzerlik göstermez. Farklı gen yapısından böylesine birebir aynılıkta fiziksel özelliklerin ortaya çıkabilmesi elbette ki hayranlık uyandırıcıdır. Hem bitkinin hem de böceğin gen yapısına hakim üstün bir Yaratıcı olmadan böyle bir sanatsal harikanın ortaya çıkması mümkün değildir. Kamuflaj özelliği gösteren bu canlılar homoloji temelli ortak ata iddiasında olan evrimcilerin hipotezlerini de çürütür.

Homolojiye dayalı bir evrim mantığı kurmak ancak teknolojinin yetersiz olduğu ve genetik bilginin varlığının hiç bilinmediği Lamarck ya da Darwin zamanlarında ortaya atılabilecek bir hipotezdir. DNA, RNA ve proteinin yapılarının ince ayrıntılarının bilindiği, canlı varlıkların gelişiminin çok hassas dengelerle ilerlediğinin ortaya konduğu günümüz yüksek bilim seviyesinde, böyle bir iddianın sürdürülmesi ancak eski evrim inançlarının inatla devam ettirilmesi şeklinde yorumlanabilir.

]]>
http://podcast.harunyahya.com/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/258859/yuval-noah-hararinin-sapiens-adlihttp://podcast.harunyahya.com/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/258859/yuval-noah-hararinin-sapiens-adlihttp://fs.fmanager.net//Image/objects/50-kisa-filmler-mutlaka-izleyin/YuvalNoahHarari_cevap_1_01.jpgMon, 02 Oct 2017 19:23:22 +0300
Dr. Jeff Zweerink'in Hayatın ve Evrenin Kökeni Adlı 1.U.Konf'da Yaptığı Konuşma - TBAV (24.08.2016 - Conrad) http://podcast.harunyahya.com/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/258825/dr-jeff-zweerinkin-hayatin-vehttp://podcast.harunyahya.com/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/258825/dr-jeff-zweerinkin-hayatin-vehttp://fs.fmanager.net/Image/objects/50-kisa-filmler-mutlaka-izleyin/104_big_bang_hakkinda_03.jpgMon, 02 Oct 2017 11:45:14 +0300Türk Gençliği 'Hz. Mehdi'nin Geldiğine İnanıyorum' diyorhttp://podcast.harunyahya.com/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/258750/turk-gencligi-hz-mehdinin-geldiginehttp://podcast.harunyahya.com/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/258750/turk-gencligi-hz-mehdinin-geldiginehttp://fs.fmanager.net//Image/objects/50-kisa-filmler-mutlaka-izleyin/mehdinin_gelecegine_inaniyor_musunuz1_03.jpgSun, 01 Oct 2017 13:56:01 +0300Sahte bayrak operasyonlarıBir arada, huzur içinde yaşamak kolay ve güzel olan iken, tarih boyunca birçok nesil savaşı, öldürmeyi, katliamı tercih etmiş. Barışta, sevgide, dostlukta irade göstermek yerine en küçük bir anlaşmazlığı yüz binlerin kanının aktığı büyük bir savaşa çevirmeyi kolay görmüş. Hatta kimi zaman da ortada herhangi bir anlaşmazlık dahi yokken, çeşitli hile ve aldatmalarla çatışmaların zeminini hazırlamışlardır.

Askeri güçler, istihbarat örgütleri ya da terörist gruplar, mücadelede klasik yöntemlerin dışında bazı aldatma stratejileri uygularlar. Bu, tarih boyunca böyle olmuştur.

Amaç; sahip olunan askeri gücün, hedef ya da strateji gibi istihbari bilgilerin karşı taraftan gizlenmesi, gerçeğin gözlerden saklanmasıdır. Bir başka amaç ise, savaşan tarafın yaptıklarını, hem kendi ülkesinde hem de dünya kamuoyunda meşrulaştırma isteğidir. Bazen de bu stratejiler, toplulukları veya hükümetleri kışkırtmak ve istedikleri gibi yönlendirmek için kullanılır.

Bu tarz operasyonlar genel olarak "sahte bayrak" ya da "kontrgerilla" olarak adlandırılmaktadır. Ayrıca "kirli savaş" veya "kara propaganda" olarak da bilinir. Aldatma stratejilerinin “Sahte Bayrak” şeklinde isimlendirilmesinin sebebi, geçmişte ahşap savaş gemilerine karşı tarafın bayrağının çekilmesi ve sezdirmeden yaklaşılmasıdır. Bu durumda diğer gemi kendisine yaklaşan geminin bayrağına bakarak onu dost zanneder ancak atış mesafesine girdiğinde iş işten geçmiş olurdu. İşte bu aldatma yöntemi günümüzde illegal karanlık operasyonların genel isimlendirmesi halini almıştır.

Dünya çapında çeşitli ülkelerin düzenlediği ve bugün artık ortaya çıkarılmış olan birçok sahte bayrak operasyonu vardır:

Nazilerin 1933 yılında Alman Parlamento binasını ateşe vererek suçu muhaliflerin üzerine atması bu yöntemin en bilinenlerindendir.

Japonların 1931 yılında bir tren yolunda bomba patlatarak suçu Çinlilere atması ve bu sayede Mançurya’nın işgalini haklı göstermeye çalışması da başka bir örnektir.

1950’lerde Gladyo tarafından İtalya’da ve bazı Avrupa ülkelerinde çeşitli suikastler gerçekleştirilerek suçun muhaliflere atılması da Sahte bayrak operasyonlarından biridir.

Bu operasyonları düzenleme konusunda dünya çapında üne sahip olan yapı ise kuşkusuz İngiliz Derin Devleti’dir. İngiliz derin devletinin yönlendirmesiyle  yakın tarihte düzenlenen iki sahte bayrak operasyonu şöyle gelişmiştir:

İNGİLİZ DERİN DEVLETİNİN SAHTE BAYRAK OPERASYONLARINA ÖRNEK 1:

1953 İran Darbe Girişimi

1950’lerde İran’ın petrol gelirleri büyük oranda İngiltere’ye gidiyor ve İran halkı kendi öz kaynaklarından faydalanamıyordu.

İran'ın petrol sanayisini kamulaştırma planlarından korkan İngiliz derin devleti, 1952'de darbe fikrini ortaya attı.

Amerika Birleşik Devletleri’ni, İran Başbakanı’nı devirmek için ortak bir operasyon başlatmaya zorladı.

MI6, Başbakan Muhammed Mossadegh'in yerine geçirmek için General Fazlollah Zahedi'yi seçti. Darbeden iki gün sonra gizlice General Zahedi rejimine 5 milyon dolar transfer etti.

Bu sırada MI6 adına çalışan bazı İranlı işbirlikçiler bombalı eylemler gerçekleştirdiler. Amaç, ülkenin Müslüman halkını Mossadegh’e karşı kışkırtmaktı.

 

İNGİLİZ DERİN DEVLETİNİN SAHTE BAYRAK OPERASYONLARINA ÖRNEK 2:

1957 Suriye Darbe Girişimi

İngiliz derin devleti Ağustos 1957’de Suriye yönetimini devirmek için terör örgütlerini ve bazı sahte bayrak operasyonlarını organize etti.

Buna  göre Suriye sınırında sahte kargaşalar oluşturulacak ve böylece bazı bölgeler işgal edilecek, üst düzey hükümet görevlilerine de suikastler düzenlenecekti.

Suriye hükümeti, “komşu ülkelere yönelik sabotajlar ve şiddet hareketleri düzenlemekle” sorumlu gibi gösterilecekti. Diğer bir deyişle İngiliz derin devleti tansiyonu yükseltmek için psikolojik ve operasyonel hünerlerini sergileyecekti.

İç ayaklanmaları körükleyecek, hapiste tutulan politik suçluları serbest bırakmaya çalışacak ve Suriye içindeki çeşitli örgütleri hükümet aleyhine harekete geçirebilecekti.

--------

Bu iki örnekten de anlıyoruz ki, dünyada amaçlarına ulaşmak adına “kötülüğü örgütleyip düzenleyen” derin güçler işbaşında.

Bu güçler, menfaatleri pahasına masum sivillerin hayatlarını kaybedeceği operasyonlar düzenlemekte sakınca görmüyorlar. Üstelik bu operasyonları başkaları düzenlemiş gibi göstererek yerel ve global medyada ve halk nezdinde kendilerini temize çıkarmaya çalışıyorlar.

Amaç kimi zaman derin yapının çıkarlarıyla çatışan bir hükümeti veya bir hükümet yetkilisini ortadan kaldırmak ya da bu hükümeti veya yöneticiyi itibarsızlaştırmak.

Kimi zaman da bir etnik gruba veya bir sivil toplum kuruluşuna karşı halkta nefret uyandırmak. Bu operasyonların etnisiteye veya inanç gruplarına karşı düzenlendiğini de sıklıkla görebiliyoruz.

Örneğin sahte kimlikli bir saldırgan kullanılarak eylem organize ediliyor ve bu kişi bir dine mensup, mesela Müslüman gibi gösterilerek yaptığı saldırı tüm Müslümanlara mal ediliyor. Böylece saldırının yapıldığı ülkede Müslümanlara karşı halkta nefret oluşturulmak isteniyor. Dolayısıyla Hükümetler de ülkelerindeki Müslümanların haklarını kısıtlayacak, onları sıkıntıya sokacak çeşitli uygulamalara mecbur bırakılıyor.

İşte bu tehlikeli stratejilere karşı hem halkların hem de hükümetlerin çok dikkatli ve titiz olması gerekiyor.

Tüm olayların en ince ayrıntısına kadar analiz edilmesi, arka planda gizli kalabilecek detayların gözden kaçırılmaması gerekiyor. Tabi ki olayların ilk göründüğü haliyle değil deliller ışığında değerlendirilmesi hayati önem arz ediyor. Ancak bu şekilde bir bireye, bir etnik gruba, bir dini inanca veya bir ülkeye yapılabilecek haksızlıkların ortadan kaldırılması mümkün olacaktır.

Daha da önemlisi, söz konusu kötülüğü örgütleyip düzenlemiş olan derin yapının amacına ulaşması engellenmiş olacaktır.

]]>
http://podcast.harunyahya.com/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/258269/sahte-bayrak-operasyonlarihttp://podcast.harunyahya.com/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/258269/sahte-bayrak-operasyonlarihttp://fs.fmanager.net/Image/objects/50-kisa-filmler-mutlaka-izleyin/sahte-bayrak-operasyonu.jpgMon, 25 Sep 2017 13:49:23 +0300
Luca Steinmann “İtalyan gençleri Suriye’deki durumun farkındalar mı?” sorusuna cevap veriyor. http://podcast.harunyahya.com/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/256932/luca-steinmann-“italyan-gencleri-suriyedekihttp://podcast.harunyahya.com/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/256932/luca-steinmann-“italyan-gencleri-suriyedekihttp://fs.fmanager.net/Image/objects/50-kisa-filmler-mutlaka-izleyin/luca01.gifMon, 04 Sep 2017 15:59:44 +0300Luca Steinmann gençlere verilmesi gereken ideal eğitimden bahsediyor http://podcast.harunyahya.com/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/256853/luca-steinmann-genclere-verilmesi-gerekenhttp://podcast.harunyahya.com/tr/Kisa-filmler---Mutlaka-izleyin/256853/luca-steinmann-genclere-verilmesi-gerekenhttp://fs.fmanager.net/Image/objects/50-kisa-filmler-mutlaka-izleyin/luca01.gifSun, 03 Sep 2017 18:27:42 +0300