Sayın Adnan Oktar'ın 11 Nisan 2018 tarihli sohbetinden önemli başlıklar

A9 TV, 11 Nisan 2018

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan sizin yıllardır üzerinde durduğunuz bir konuda daha açıklama yaptı Adnan Bey. Silahlanmaya ayrılan parayla dünyanın ihya olacağını söyledi. Şöyle konuştu: “Özellikle petrol zengini Müslüman ülkelere sesleniyorum; salt zekatlarını bu fakir, garip ülkelere verseler dünyada herhalde fakir kalmaz. Hep söylenir ya, batıda israf edilen yiyecekle dünyanın kalanındaki tüm açlar doyar diye. Aynı benzetmeyi şöyle de yapabiliriz; batının, ortalığı karıştırmak, terör örgütlerini kışkırtmak için harcadığı parayla dünyanın kalanını asgari refah seviyesine ulaştırmak mümkündür. Silahlanmaya harcanan paralar dünyanın değişik yerlerindeki yağdırılan bombalar, sadece şu Ortadoğu’da savaş için yapılan harcamalar dünyadaki o garip halkları ihya eder.”)

Tabii, geçen hafta, öbür haftalarda da söylediğimiz bir konu, ısrarla anlattığımız bir konu. Tayyip Hocam da tabii o dillendirdiğinde daha çok kişi duyuyor çok iyi oluyor, hayırlı oluyor. Yalnız Tayyip Hocam şu Darwinist eğitim konusuna bir el atsın. Bunun şakası olmaz. Deist-ateist, Allahsız, Kitapsız gençlik yetişiyor PKK o yüzden oluyor. Olmuyor değil oluyor, olmuş görüyoruz. Nereden çıktı denmez fiili somut delil var. Güneydoğu gençliği özellikle kitle halinde Allahsız dinsiz oluyorlar, ateist oluyorlar, komünist oluyorlar. Yok böyle bir şey dersek, gerçeğe gözümüzü kaparsak bu sefer çok geç kalırız. Ve bu akıllı bir hareket olmaz. Akıllı olan gerçeği görüp ona göre hareket etmek lazım. Güneydoğu’ya gittiğimizde biz dindar bir gençle karşılaşmamız çok güç oluyor. Hep ateist, Darwinist, komünist, materyalist büyük bölümü böyle gençliğin. Ve bundan Güneydoğu halkı da yangın herkes biliyor bunu. Öbür illere de bu sıçramış vaziyette. Yok böyle bir şey demeyle olmaz. Gerçeğe göz kapatmakla gerçek yok olmaz. PKK yağmurla gelmiyor eğitimle oluyor. Darwinist-materyalist, komünist eğitim bunları bu hale getiriyor. Darwinist-materyalist eğitim olduğunda otomatik komünist eğitim olmuş oluyor onlar açısından. Çünkü onun üzerine komünizmi geliştirmek çok kolay oluyor. Onlar için o çocuk oyuncağı artık. Bütün mesele Darwinist-materyalist yapmakta. O yüzden görmezden gelen bir politika çok çok çok büyük bir hata olur. Yarın bir gün yaşlılar vefat eder gider memleket gençlere kalır, gençler de ateist ve Darwinist olursa bu millet mahvolur Allah esirgesin.

 

Deizm’in Yayılmasının Asıl Sebebi Darwinizm’dir. Darwinizm, Allahsız Dinsiz İdeolojilerin Temelinde Yer Alır. Darwinizm’in Bilimsel Cevabı Verilmediği Müddetçe, Deizme Karşı Tedbir Alınamaz

Darwinist demek ateist demektir veyahut deist demektir. Çünkü “tesadüfen yaratıldı kainat” diyorsun, tesadüfler sonucu yani “Allah yaratmadı” diyorsun. Bak aslında deist de olmuyor tam ateist olmuş oluyor. Deist, en iyi ihtimalle deist olabilir yani net ateist olur. Çünkü “Allah yaratmadı” diyorsun “tesadüf sonucu bir patlama oldu, tesadüfen çamurlu sularda bir hücre oluştu.” “Önce” diyor “tesadüfler sonucu amino asitler, amino asitler birleşti proteinler oluştu, proteinler ilk hücreyi yaptı, yani bir mikrop oluştu bakteri oluştu, bu gelişti kol-bacak çıktı amip şeklindeydi” yani ona benzer bir şeydi, “sonra kurbağa oldu, kurbağadan primata dönüştü, primattan maymuna, maymundan da insana dönüştü” diyor. Bu Allah’ın inkarı işte, dinin inkarı. Anlaşılmayacak bir yön yok burada. Dolayısıyla “bir şey olmaz bir şey olmaz” tamam da, şimdi yaşlı nesle bir şey olmuyor doğru ama genç nesle olmuş. Güneydoğu gençliğinin büyük bir çoğunluğu komünist, Darwinist, PKK’lı. İsterseniz gidin bakın. Nereden çıkıyor PKK o zaman? Almanya’da, Avusturya’da orada burada, Kürt kardeşlerimiz arasında akıl almaz yaygın PKK. PKK demek ateizm demektir, Darwinizm demektir anlaşılmayacak bir yön yok ki. “Yok böyle bir şey” demekle keşke yok olsa. Böyle bir şey yok. Yok demeyle yok olmuyor. Sen yok dedikçe daha çok gelişiyor o. Çünkü eğitim Darwinist-materyalist eğitim. Ondan Darwinist-materyalist gençler oluşuyor ve Güneydoğu’da kum gibi komünist kaynıyor nasıl yok yani? Yok demek bu vatana fayda getirmez zarar getirir. Yok demek milleti yanlış bilgilendirmek olur, milletin savunma refleksini kırmak olur. Yok dedin mi tedbir alınmaz adam da rahatça gelişir. Bu, iyilik olmaz vatana zarar vermek olur.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan kendisine edilen hakaretlere partili arkadaşlarının “siz bırakın biz cevap verelim” dediğini ama kendisinin buna müsaade etmediğini söyledi. “Şahsıma olan hakaretler yine tavan yaptı. Bütün bunların karşısında maalesef zaman zaman ‘bunlara gereken cevabı siz vermeyin biz verelim’ diyen arkadaşlarımız var. Tamam da sözün şiddeti önem arz ediyor. Bunlarla ilgili olarak şunu unutmayın ki bulunduğumuz makam bu hakaretleri kabul eden makam değildir. Bulunduğumuz makam o kişilere akıllarının alacağı şekilde gerektiğinde cevabını vermesi gereken makamdır” dedi.)

Doğru söylüyor ama beni gerçekten Tayyip Hoca’ya yapılan hakaretler hiç ilgilendirmiyor. Ben her yerden haber alan bir insanım bilgi alan, hiç kaale almıyorum. Altının üstüne ne atarsan at, yerlere at altını, isterse adam üstünde tepinsin 24 ayar altın 24 ayar altındır hiçbir şey olmaz. Ben kaale dahi almıyorum muhatap dahi olmuyorum. Hiç aklıma dahi gelmiyor. Bak en çok olayların içinde olan bir vatandaşım, benden düşünsün. Hiç kaale alınacak bir şey değil. Klasik kıskançlık, akla hayale gelen her şeyi söyler. Hiç muhatap olmasın Tayyip Hocam hiç hiç hiç fütur vermesin. Öyle olsa beni kızdırırdı öyle bir şey olsa. Ehemmiyetli görsem zaten yağmur gibi yağdırırım. Hiç kaale almasın hiç. Boş yani tamamen boş.

 

(“Mezar ziyareti taşa tapmak mıdır?” izleyici sorusu)

Tabii ki mezara gittiğimizde orada sadece toprak var, orada insan yok. Yani ölen insan, toprak olur. Ayette de geçiyor zaten, toprak olur diyor, bildiğimiz toprak. Yani mezarın 10 metre ilerisindeki toprakla, mezarın içindeki toprağın arasında bir fark yok. Dolayısıyla orada ölü kişi duruyor değil yani ruhu gitmiş onun, geriye sadece topraklaşmış, toprak olmuş artık. Yani taş, toprak, kumdan ibaret bir varlık kalmış. Dolayısıyla orada bir insan aramak yanlış olur. Hatta buralar her yer, eskiden mezarlıktı ona kalırsa, ama bildiğin toprak. Tarlaların birçoğu eski mezarlıktır ama insanlar yok, kimse yok, hiçbir hayvan yok, bitki yok, hepsi ölmüş; toprak olmuşlar. Topraktan geldik, toprağa gidiyoruz. Dolayısıyla orada o tip bir politika, öyle bir inanç tabii ki boş. Ama şöyle olabilir, mesela mezara gidip Allah'ı düşünürsün, ölümü düşünürsün, tefekkür edersin. O anlamda faydası olur ama ölüyle orada irtibata geçmeye kalkmak yani çok acizce bir hareket, çok komik bir hareket. Yok orada öyle birisi, öyle bir şey yok, ölmüş gitmiş ahirete. Doğru bir hareket olmaz tabii ki. Özellikle oturup konuşmak, imam efendiler bazen konuşuyorlar ölüyle. Şöyle yap, böyle yap diye bilmem ne falan. Adam ölmüş, ahirete gitmiş, ne alakası var geriye bildiğin et kemik kalmış o da eriyip yok olup gidiyor. Ama Allah'ı hatırlamak açısından, ölümü hatırlamak açısından iyi. Ama öbür yönden mantığı yok.

 

(Sayın Devlet Bahçeli, deizm konusu üzerinden, Türk gençliği ile uğraşanların önce sahte fetva veren hocalarla uğraşması gerektiğini söyledi. “Türk gençliği, deizme kayıyormuş. Yani dine inanmayan bir gençlik doğuyormuş, bu neticeye nasıl ulaştın? Hangi delillerle, tespitlerle? Türk gençliği imanlıdır, ahlaklıdır, dinine, kültürel emanetlerine, bağlı ve sadıktır. Deizm ile uğraşanlar, önce haram yiyenlere baksınlar, sahte fetva ve makamlarıyla uğraşsınlar, çocukları istismar eden kansızlar ile ilgili çalıştay düzenlesinler. Bırakın hayallere pranga vurmayı, düşün Türk gençliğinin yakasından. Türk gençliği inançlıdır, haysiyetlidir. İnanç kalpazanlarının, din tacirlerinin, üstesinden gelecek güce kabiliyete, hamdolsun sahiptir” dedi.)

Güzel konuşmuş, güzel bir temenni. Ama tabii ki PKK'nın Güneydoğu'daki gelişmesi ateizmin geliştiğini gösteriyor, deizm değil. Deizm diye bir şey yok bir kere, direkt ateizm var. Yani Allah'ı inkâr, Allahsızlık var. PKK zaten Allahsız bir sistem. Güneydoğu'da, PKK'nın gelişmesinin nedeni Darwinist eğitimdir ve ateizmdir. Yani bütün PKK'lılar ateistler. Ee şimdi Güneydoğu'da biz, PKK'lı yok dersek bunun mantığı olmaz. Bunlar, daha önce “Türk genci” normal vatandaş. Ama sonra, eğitimle bunlar PKK'lı oluyorlar Darwinist, materyalist eğitimle, sayıları da 10 binleri buluyor. Yani işin doğrusu yüzbinleri buluyor. Dolayısıyla bu iddia doğru. Darwinist, materyalist sistem geliştikçe bu taun da gelişiyor. Bediüzzaman Said Nursi söylüyor bunu. “İkna ve telkin kabiliyeti geliştikçe” diyor, “bu taun da gelişir” diyor. Yani Darwinizm gelişir diyor. Dolayısıyla Darwinist eğitimin, Milli Eğitim Bakanlığı'ndan kaldırılması gerekiyor. Buna yok dersek facia olur. Güneydoğu'da PKK'nın gelişmesinin tek nedeni Darwinist eğitimdir. Yani böyle bir gençlik yok, yani Güneydoğu gençliği hep imanlıdır, asla PKK'lı olmaz diyebiliyor muyuz? Diyemiyoruz. Güneydoğu'da, yüzde 80'e yakın ateist genç sayısı. PKK'lı, yani PKK'ya yatkın, gençler arasında öyle. Yapılan tespitler, kime sorarsan sor bu şekilde söylüyorlar. Gençliğin büyük bölümünü kaybettik diyorlar Güneydoğu'da. Onun için biz, burada bunu örtbas etmek durumunda değiliz, bilakis tehlikenin üstüne gitmek durumundayız.

 

(Amerika, Doğu Guta’daki saldırıyı bahane ederek Suriye’de askeri müdahalede bulunmaya hazırlanıyor. Dün akşam saatlerinde Amerikan donanması Harry Truman Uçak Gemisi taarruz grubunu Akdeniz’e gönderdi. Uçak gemisinin üzerinde yaklaşık 50 uçak bulunuyor. Bu uçak gemisine bir kruvazör, 4 destroyer eşlik ediyor. Amerikan fırkateyni Hessen de bu savaş gemilerine ek olarak yola çıkıyor.)

Tamam da yani Suriye diye bir ülke kalmadı zaten. Yani bir an önce orayı tamamen ele geçirmek istiyorlar. Yağma var şu an yani. Bir yağma kafasıyla yaklaşıyorlar. Esad çok hatalı politika izliyor. Halbuki böyle sevecen Sünnileri, Şiileri mesela bağrına basan, Mehdiyet’i savunan. En başından ona söyledim. Dedim ki “Mehdiyet’ten yana olduğunu söyle. Mehdi (as) çıkacak de ama vakit belirtme” dedim. “Sünni, Şii hepsi kardeşimizdir. Ben ama bağnazlığa karşıyım. Modern İslam anlayışını, Kuran Müslümanlığını savunuyorum” de sana destek olacağız dedim. Söz dinlemedi. Yani danışmanı falan da buraya gelmişti. Onunla da haber gönderdim. Dinlemedi. İşte korktu da böyle oldu derler diye böyle abuk bir açıklama yaptı. Olmaz öyle şey.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sayın Kılıçdaroğlu’nun Hatay’a gideceği bilgisi üzerine “Aman parkanla postallarını da unutma” dedi. “Şimdi duydum ki Hatay’a gidiyormuş. Hayırdır ya, günaydın. Ne oldu? O zaman yapman gereken bir şey var. Postalın eksikse sana postal da gönderelim. Olur ya, parka falan eksikse onu da gönderelim.  Şunu bir defa bilmen lazım bu ülkede biz askerimizle doğduk, askerimizle yürüdük. Mehmetçiğimiz ile doğduk, Mehmetçiğimiz ile yürüyoruz. “Afrin’de ne işiniz var? Afrin’in merkezine kadar sakın girmeyin ha!” diyen kimdi? Siz değil miydiniz? İşte biz Bay Kemal’e rağmen Zeytin Dalı Operasyonu’nu yaptık. Bu sabah itibariyle etkisiz hale getirilen terörist sayısı 4 bin 71. Herhalde gözyaşı dökmeyi de unutmazsın. Aman gözyaşı dökmeyi ihmal etme” dedi.)

Bunlara gerek var mı? Bence cevap vermeseler biter yani. Ne anlamı var bunların? Son günlerde bu hızlandı. Sanatçılar kesinlikle cevap vermesinler. Bak Mustafa Keser, ben mesela söyledim ısrarla. Bak diyor ki “bize hakaret edildi.” Deme. Hakaret edildi dediğinde o hakarete dönüşür. Deme. Muhatap olma. Seninle ilgili bir şey yok. Kötü söz havya gider, toprağa karışır. Niye üzerine alıyorsun? Bize edildi diyor. Sen karışma. Biz senin onunla muhatap olmayacağını söyledik. Sen gayet kaliteli değerli sanatçısın. Sen her yerde değer göreceksin. Millet size değer gösterdiğine göre, değer verdiğine göre. Milletin kanaati önemli değil mi? On kişi aleyhte. Olsun sana ne? Biz sizi seviyoruz. Siz bakmayın milletin ne dediğine. Siz karışmayın. Pratik önemlidir. Millet sizi seviyor mu? Seviyor, bitti o kadar. Adam sabaha kadar desin. Ne diyorsa desin. 3 kişi bir şey dedi diye bütün Türkiye’yi ayağa kaldırmanın bir alemi yok. Kaale almayın, muhatap da olmayın. Tayyip Hocam da bence hiç cevap vermesin. Bunun önü sonu gelmez. Ne gerek? Biz seni tanıyoruz Tayyip Hocam. Seviyoruz, saygı duyuyoruz.

 

(CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yönelik ağır bir konuşma yaptı. Aynı zamanda Sayın Devlet Bahçeli'ye yönelik de sert bir konuşma yaptı: “Siz 8 Nisan 2014 yılında 'Önce özerkliğe, arkasından Kuzey Kürdistan'a açık kapı bırakandan cumhurbaşkanı olmaz deyip de Erdoğan'a seslenmediniz mi? Bebek katiliyle müzakere yapandan olmaz diyen sen değil miydin Devlet Bahçeli? Ya o gün yalan söyledin ya bugün koltuk adına bu Cumhurbaşkanına biat edip şimdi yalan söylüyorsun. İkisinden birini bu millete itiraf etmek zorundasın” demiş.)

Olur mu kardeşim Türkiye muhasara altına almış İngiliz derin Devleti deccaliyet bir atak halinde cumhurun da başında bir Cumhur Reisi var Sayın Devlet Bahçeli de milli bir insan olduğu için onu destekliyor. Geçmişte ne dediği, konuştuğu önemli değil. Son hali önemli. Geçmişte ne konuştuğunu biz de biliyoruz. Biz onu hata olarak kabul ediyoruz zaten yanlışlık diyoruz. Onu bir şekilde söylemiş. Ama şu an yerli ve milli kararlı bir insan. Belki taktik olarak yaptı, belki onları konuşturmak için yaptı. Devlet adamı bir şey yaptığında biz onu her yönüyle kavrayamayabiliriz. Ledüni bir yönü olabilir, taktik yapıyor olabilir. Siyasi bir manevra olabilir o nitekim de öyle olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla Sayın Bahçeli'nin de o devirde öyle konuşmuş olması da normal. Bu polemiğin biraz gücünü kıralım bunlara cevap vermesin MHP de, Sayın Bahçeli de cevap vermesin, Tayyip Hocam da cevap vermesin normal devam etsin. Millet de onları destekliyor öyle bir sorun yok. Bu konuşmalar onların aleyhine olmaz. Bizde olumsuz bir etki yapmaz kimsede olumsuz bir etki yapmaz. Yapacak gibi olursa biz zaten ona gereğini yaparız. Bunlar boş konuşmalar ne diyor? “Sivri ayakkabı giyiyor” sana ne Allah Allah. Ucu küt olsa ne yapacaksın, sivri olsa ne yapacaksın şu laf mı yani? Buna cevaba ne gerek var? Sana ne ya, çok münasebetsiz izahlar. Böyle şeylerle uğraşmaya gerek yok.

 

(Sayın Devlet Bahçeli Yunanistan'ın bize yönelttiği tehditler hakkında şöyle bir açıklama yaptı. “Yunanistan'ın yandan çarklı ve ruhen tükenmiş savunma bakanının söz ve tehditlerine değinmek istiyorum. Bu bakan artığı Türkiye'yi düşman olarak nitelemiş. Ege adalarına ve sınırına ilave yedi bin asker göndermiş. Birlik olup bizi ezeceklermiş. Mart ayının başında tutuklanan iki asker için de ‘Gerekirse gider onları alır getiririz’ demiş. Anlaşılan Yunan Savunma Bakanı aklını kaybetmiş, yediği yürek kendisini çıldırmanın eşiğine getirmiş. Mitolojiye kendisini fazla kaptırmış olacak ki, Zeus’a özenmiş, Apollo’ya öykünmüş. Uykudaysa uyansın, histeri nöbetindeyse en yakın kliniğine yatsın. İkide bir dişlerini göstermesi beyhude bir çırpınmadır. Biz yeri gelirse o dişleri sökmesini hatta kırmasını çok iyi biliriz” dedi.)

Yani bilmiyorum bu lafın altından bir daha kalkabileceğini zannetmiyorum. Ama biraz saf herhalde o bakan. “Yedi bin asker gönderdik” falan dalga geçer gibi, yani çocuk gibi. Yani herhalde tecrübesiz insanları bakan yapıyorlar, bilgisiz, o da aklına ne gelirse söylüyor. Onu herhalde birisi teşvik etmiştir ama arayı düzeltmek lazım bunlarla. Bunlar çocuk gibiler, yani gereksiz bir tavır bozukluğu gösteriyorlar. Sadece bunlarla değil, oradaki vakıfları, dernekleri esas alan, büyük toplum kuruluşlarını esas alan bir arkadaşlık, kardeşlik politikası izlemek lazım. Hükümet üyeleri biraz alkol falan alıp böyle konuşuyor da olabilirler. Yani onları esas olarak görmemiz mümkün değil, ciddiye almamız da mümkün değil.

 

(“Amerika’ya güvenmek doğru mu?” izleyici sorusu)

Şimdi Amerikasız da olmaz aslında yani Amerika olmasa dünyaya bağnazlık hakim olabilir. Yani IŞİD zihniyeti, Taliban, El Kaide çok rahat işgal edip her yeri darmadağın edebilirlerdi. Yani o yönden tabii ki Allah bir denge sağlıyor. Yani yoksa Afganistan’ı düşün Taliban’ın kontrolünde olduğunu düşün, Pakistan’ı ele geçirdiklerini düşün, Mısır’da gelenekçilerin hakim olduğunu düşün, Suriye’de IŞİD’in, Irak’ta IŞİD’in hakim olduğunu düşün Türkiye mahvolur yani Allah esirgesin. Avrupa’yı da mahvederler, her yeri mahvederler. Mutlaka Allah o dengeyi yaratıyor. Tabii Amerika’ya biz birçok yönüyle karşıyız ama Allah hiçbir şeyi lüzumsuz yaratmaz. Yani Amerika’nın da mutlaka bir hikmeti bir hayrı vardır, Rusya’nın da bir hikmeti hayrı vardır, İsrail’in de bir hikmeti hayrı vardır. Her şey bir denge ve plan üzerine yaratılıyor Allah tarafından. Allah ayette diyor; “…Eğer Allah'ın, insanların kimini kimiyle defetmesi (yenilgiye uğratması) olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın isminin çokça anıldığı mescidler, muhakkak yıkılır giderdi...” (Hac Suresi, 40) diyor Allah, şeytandan Allah’a sığınıyorum. Yani insanları birbiriyle defediyor Allah, bu Allah’ın kanunu. Dolayısıyla tabii ki Amerika’nın birçok anormal yönleri olmakla beraber hürriyetçidir Amerika. Yani daha özgürlükçü, aydınlıkçıdır. Dini savunur, dindarlığı savunur, din özgürlüğünü savunur. Öbür türlü mesela Çin zihniyetinin hakim olduğunu düşünün, mahvolurduk. Ama Rusya son zamanlarda iyi tabii, daha iyi fakat Rusya’nın da tek başına bir şey yapabilmesi çok güç. Dolayısıyla asıl güç Allah’tır.

 

(“Allah ahirette suretimizi değiştirecek mi?” izleyici sorusu)

Tabii biz burada çok ciddi şekilde acz içinde yaratılırız yani çok abartılı acz içinde yaratılır insan. Yani kadınlar makyajla, erkekler bakımla zor ayakta duruyorlar. İlaçlar, eczaneler cayır cayır insanlara çalışıyor. İlaç kullanmasa insanlar çok rahat ölecek gibi. Otuz yaşına kadar bile yaşayamaz insanlar. İlaç kullanarak insanlar yaşayabiliyor. Ama cennette eczane falan yoktur, hastane de yoktur cennette, hastalık yok çünkü, hiçbir şey yok. Zımba gibi insanlar. Sonsuza kadar hiçbir şey olmaz. İlaç, hastane burada özel yaratılır. Eczane özel yaratılır. İnsanın aczi için özellikle Allah tarafından bu sanat icra olunur yani bir sanattır bu da. Allah’ın bir sanatıdır. Tabii ki yüzler değişecek, bedenler değişecek. Olabilecek en mükemmel şekliyle yaratılacak ama mesela böcekleri Allah çakı gibi yaratır, kedileri çakı gibi yaratır, çok düzgündür. Köpekler çok güzeldir, hiç defo yoktur köpeklerde dikkat ederseniz. Bakın mesela bir türe hepsi jilet gibidir, gayet de sağlıklıdır. Yani normal ömrünü doldurur ölür, o ayrı mesele. Ama onun dışında hiçbir şey olmaz onlara ki insana göre çok çok dayanıklıdır onlar. Vardır hastalıkları falan ama insanla kıyaslandığında binde bir bile değil.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan bu ülkede tek terörist kalmayıncaya kadar mücadeleye devam edeceğimizi ve şehit ailelerini de asla yalnız bırakmayacağımızı söyledi. “Tek terörist bu ülkede evvelAllah kalmayıncaya kadar bu mücadelemizi devam ettireceğiz. Aksi takdirde şehitlerimize biz bunun hesabını veremeyiz. Biz bu noktada özellikle şehitlerimizi, onların ailelerini asla yalnız koyamayız. Biz şehitlerimizle beraberiz. Çünkü biz şuna inandık ‘Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyiniz. Onlar diridirler siz anlamazsınız’” dedi.)

Tayyip Hocam tabii çok dindar, çok samimi bir insan. Ama bak Sayın Bahçeli’yle birlikte hareket etsinler de bu Darwinizm konusu çok önemli bir konu. Bu ateizm Güneydoğu'da akıl almaz yayılıyor bu doğru. O yüzden PKK'lı oluyor gençler. Dağlara akın akın gidiyorlar. Yani Darwinist eğitimin sonucunda oluyor bu. Öcalan kendi diyor “Ben Müslüman, dindar bir adamdım. Lisede Darwinizm ile ilgili bilgiyi aldım. Allah’tan, dinden soğudum, ayrıldım” diyor. Bu bir facia, bunu Allah rızası için durdursunlar. “2019'da” diyor. 2019'a kadar Türkiye ne hale gelir? Niye bekleyelim? Hayırlı iş gecikmeye gelmez. Bir kere bilimsel bir teori değil. Milli Eğitim Bakanlığı “bilimsel” diyor. Neresi bilimsel mübarek? Proteinin tesadüfen meydana gelemediği bir teori. Bu teori diyor ki, “bilimsel olarak protein tesadüfen meydana gelir” diyor bu doğru değil. Dünyadaki bütün bilim adamları proteinin tesadüfen meydana gelmeyeceğinde ittifak halindeler. Hiçbir bilim adamı “protein tesadüfen meydana gelir” demiyor. Darwinist, ateist, komünist hiç fark etmiyor. Hiçbir bilim adamı “bir protein tesadüfen meydana gelebilir” demiyor. Bakan ne diyor? “Bu bilimsel teoridir” diyor. Kardeşim mübarek elinden öpüyorum. Bir protein bile tesadüfen meydana gelemiyorsa bu teori bitti.

 

(Trump, Rusya'yı füze ile vurmakla tehdit etmiş Twitter mesajında şöyle diyor. Trump, “Rusya, Suriye'ye giden füzeleri vurup düşüreceğini söylemiş. Hazır ol Rusya füzeler geliyor; güzel, yeni ve akıllı füzeler. Gazla halkını öldürmekten zevk alan bir hayvanla ortak olmamalısın.” Esad'ı kastediyor.)

Bunun çözümü bu mu, boğuşmak mı? Her tarafı bir araya getirin dostluk, kardeşlik konusunda anlaşmalarını sağlayın bitsin. Sevgiyle, dostlukla, kardeşlikle halledilecekken, şu akıl mı? Ben sana, sen bana vuracaksın. O ona, o ona. Zor bir şey değil ki, Esad'ı tut kolundan getir, öbürünün de tut kolundan getir masaya oturtturun. Dersin “Burası uçsuz bucaksız arazi bomboş, kavgayı herkes birden bıraksın” dersin biter bu kadar basit. Kavgada araya girmek çok kolay bir şey. Teşvik ediyorsun adama bomba attı diyorsun, “ben sana daha büyük bomba atacağım diyorsun rezalet. Mehdiyet ne diyor? “Hepsi bir araya gelsin, kardeş olsun, silah fabrikaları kapatılsın konu bitsin” diyor. En akıllı, en doğru, en mantıklı olan budur. Öbürü çılgınca ve çok şeytani.

 

(HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, CHP ile ittifak yapmak için Sayın Kılıçdaroğlu'na “Selahattin Demirtaş'ı görmelisin” şartı koştu. Sezai Temelli dokunulmazlığın kaldırılmasının CHP'nin AK Parti’ye verdiği destek oylarıyla gerçekleştiğini ve bunun ardından da Selahattin Demirtaş'ın cezaevine girdiğini hatırlattı. O günleri unutmadıklarını ve Sayın Kılıçdaroğlu'nun yaptığı bu hatayı telafi etmesi gerektiğini söyledi. “Hala bir imkanınız var Selahattin Demirtaş'ı ceza evinde ziyarete gidin, duruşmalarını mahkemede izleyin” teklifinde bulundu.)

Tamam da yani sanki mahkemeler böyle adaletli değil, hani makul olmayan bir şey yapıyor… Dosya üzerinden karar veriyor. Şimdi gitse izlese bile suç varsa vardır, yoksa da yoktur izlemeyle ne alakası var. Bir de HDP çok ayıp yapıyor. Bir kere Türkiye'nin bölünmesine şiddetle karşı çıkmaları lazım. Komünizme ve teröre şiddetle karşı çıkmaları lazım o zaman Türkiye partisi olurlar. Hepimiz destekleriz, biz de destekleriz gelsinler iktidara ama Türkiye'nin bölünmesini bir şekilde istediği müddetçe özerklik bilmem ne; sure-ti katiyete olmaz. Teröre, teröriste herhangi bir şekilde destek verdi mi suret-i katiyete olmaz. Ama der ki, “İslam Birliği’ni istiyoruz, İttihad-ı İslam'ı istiyoruz, Türklük aleminin birleşmesini istiyoruz ama biz bir partiyiz bize oy verin” tamam kabul. Ama bu şartlarla.

 

(Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamaya göre dini istismar eden FETÖ ve IŞİD gibi terör örgütleriyle mücadeleye yönelik ülke genelinde önemli bir çalışma hayata geçirilecek. Türkiye’de Dini İstismar Eden Terör Örgütleriyle Mücadele konulu çalışmanın ayrıntıları henüz belli olmadı. Ancak Diyanet, terör örgütleri konusunda raporlar hazırlayarak kamuoyuyla paylaşacak. Oluşturacağı özel ekiplerle üniversite öğrencisinden kamu görevlisine, kanaat önderlerinden sivil toplum temsilcilerine kadar toplumun tüm kesimleri için programlar gerçekleştirilecek.)

Bir kere yani tabii iyi niyetliler Allah razı olsun. Güzel bir girişim de; Buhari’de, Müslim’de, Tırmizi’de, İbn-i Mace’de, Süneni Nesai’de, Süneni Davud’da o kadar çok malzeme var ki adamlar için. Bir kere “namaz kılmayan öldürülsün” dedin mi bitti yani. “Sakalını kesen öldürülsün” dedi mi bitti. Sahih hadis var diyorsun. Dehşet verici. Niye öldürülsün sana ne? Adam kılar veya kılmaz. Sakalını bırakır veya bırakmaz. Zekat vermeyenin öldürülmesi ne demek? Yapsınlar bir şeyler ama bilmiyorum nasıl yapacaklar? Gelenekçi sistemin ortadan kalkması gerekiyor. Kuran’ın yeterliliğinin anlatılması gerekiyor önce.

2018-06-18 03:53:41

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, Sayın Adnan Oktar’ı referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top