Sayın Adnan Oktar'ın 30 Ocak 2018 tarihli sohbetinden önemli başlıklar

A9 TV, 30 Ocak 2018

 

Türkiye Şu Anda Hayati Bir Mücadele Veriyor. Bu Mücadeleyi Desteklememek İhanet Olur

Türkiye’nin etrafını saran İngiliz derin devletidir. Türkiye hayat-memat mücadelesi veriyor. Bunun desteklenmemesi hıyanet olur. Sakın ha sakın ha, çok münasebetsizlik olur. Eğer bölgede PKK devletini kabul edersen zaten Türkiye’yi almasını da kabul ediyorsun demektir. Oraya senin böğrüne geldiyse zaten ondan gerisi tamam. Adamın içeri dalması kalmış oluyor geriye. O yüzden devlet, millet kendini koruyor, bir meşru müdafaa var. Bunun desteklenmemesi çok dengesiz bir hareket olur. Hoş o tip dengesiz adamların desteğine ihtiyacımız yok ama bilinmesinde fayda var.

 

(“Şeytan neden saptırdıklarının ahirette yanında olmuyor?” izleyici sorusu)

Zaten onun görevi Allah’ı haşa kendince mahcup etmek ve kendinin haklı olduğunu göstermek, büyüklüğünü göstermek kendi kafasına göre. Münafıktaki karakterin aynısıdır. Kendini büyük görür şeytan, züppedir. Münafıklar da züppe olurlar. Şeytan sürekli İslam’la Müslümanlarla uğraşır. Münafık sürekli İslam’la Müslümanlarla uğraşır. Dolayısıyla orada amacına ulaştığı için kendi kafasına göre orada yine züppelik yapıyor adam. Adamlara diyor ki “ben Allah’ı seviyorum saygı duyuyorum, inanıyorum. Ben sizi çağırdım siz de geldiniz” onları bu sefer orada aşağılıyor, taraftarlarını aşağılıyor. Yine kendini yüceltmek için yapıyor. “Ben büyüğüm siz küçüksünüz” diyor taraftarlarına. Ben sizi çağırdım siz de kafanız çalışmadığı için peşimden geldiniz, gelmeseydiniz” diyor. “Kafanız çalışmadığı için peşimden geldiniz” diyor. “Halbuki ben inanıyorum Allah’a” diyor “ama siz inanmadınız” diyor. Dolayısıyla “ben yine büyüğüm yine haklıyım” orada da züppeliğe devam etmiş oluyor özetle.

 

(Hatay’da Alevi kanaat önderleri Afrin’de Zeytin Dalı Harekatı’na katılan askerler için toplu olarak dua ettiler. Nasreddin Eskiocak yaptığı konuşmada “Ordumuz ve askerlerimize dua etmek için toplandık. Bölünmez bir bütün olan Türkiye Cumhuriyeti’nin başta ulusal güvenliği olmak üzere ilimizi ve ülkemizi tehdit eden unsurlara karşı başlatılan harekatı sonuna kadar destekliyoruz” dedi.)

Başında adam katil olarak bekliyor cinayet işlemeye hazır, adam on binlerce kişiyi oraya yığmış  “her an gelebilirim” diyor. Türkiye de “biz her an gelebiliriz” diyor. Konu bu. Adam öldürmeye azmetmiş, askerlerimizi şehit etmeye azmetmiş azgın katiller orada kıtalar halinde hazır tutulursa Türkiye Cumhuriyeti’nin de bunlara sessiz kalmasını istemek çok aptalca ve akılsızca bir şey. Cevap vermeye dahi gerek yok buna ama mecburen cevap veriyoruz. Böyle densizlik olur mu? Adam elin almış bıçağı biliyor, “Türk milletini doğrayacağım” diyor, oradaki adamı tabii ki oradan kovalayacaksın. Bunun lamı cimi olmaz. Aksine konuşanlar da sırf muhalefet olsun başka bir şey değil. Hiçbir mantığı yok, hiçbir açıklaması yok. Yarın bir gün Türk milletini bunlar boğmaya kalkarsa ne yapacak bu adamlar? Seyredecek. Buna müsaade etmeyiz.

 

(“Ashab-ı Kehf Efes’te mi?” izleyici sorusu)

 

Ashab-ı Kehf Efes’te değil. Ashab-ı Kehf İstanbul’da, İstanbul’da arayın. İlla mağara arıyorsan mağaradan çok bir şey yok. İstanbul’da Ayasofya’nın altında arayın, oralardaki tünellerde arayın, her yerde arayın. Dikili taşın altında arayın. Niye Efes’te aransın? Dikili taşın altında çok fazla kanallar var. Oraya buraya giden yerler var tam cinlerin falan toplandığı bir yer. O taş da zaten şeytan çağırmada kullanılıyordu daha önce. Firavun devrinde şeytan çağırmada kullanılan taştır o sivri taş. Mason toplantılarında da aynı onun benzeri olur. Mason mabetlerinde de kullanılır o aynısıdır. Altına üstüne bir baksınlar oraların bayağı bir şey bulurlar.

 

(“Bir kesim çok lüks yaşıyor, diğer kesim sürünüyor. Bunu nasıl çözebiliriz?” izleyici sorusu)

İşte bu ancak İslam’daki o güzel sistem yani velayet sistemiyle. Onun dışında hiçbir şekilde çözüm olmaz. Komünizmle çözüm almaya kalkıyorlar. Orada da idareciler saltanat yaşarlar halk yine ezilir, bütün halk ezilir bu sefer. Ama velayet sisteminde bütün halk zengin huzur ve refah içindedir.

“Ümmetimden Mehdi çıkacaktır” diyor Peygamberimiz (sav) “Allahu Teala Hazretleri insanları zengin kılmak için onu gönderecektir. O zaman ümmetim nimetlenecek, hayvanlar bolluk içinde ve arzın nebatatı çok fazla olacak.” Nebatat yani meyve sebze. “Hz. Mehdi insanlara eşit şekilde bol bol malı dağıtacaktır.” Nerede geçiyor? El-Kavlu'l Muhatasar Fi Alamet-İl Mehdiyy-İl Muntazar, sayfa 23.

“Mal da o kadar çok çoğalacaktır ki Mehdi devrinde hiçbir kimse mal kabul edemeyecek hale gelecektir.” Nerede? Sünen-i İbni Mace, Sahih Hadis Kitabı. Ehlisünnetin temel kitaplarındandır Sünen-i İbni Mace.

“Mehdi devrinde ümmetim iyisi kötüsü hepsi de mislini görmedikleri nimetlerle nimetlenirler.” (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman)

“Mehdi insanlara malı ve eşyayı dağıtırken saymadan bol bol dağıtacaktır.” (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alameti'l-Mehdiyyi'l-Muntazar, sayfa 21)

 

(“İnsanlar neden eleştirilmekten kaçınırlar?” izleyici sorusu)

Eleştiri evet insanları genellikle kızdırıyor. İnsanlar gururlu olduğu için çok komik bir durum. İnsanın bir aczi ve bir mucizedir. Halbuki eleştirilme çok büyük bir nimet. Sen manevi bir aynaya bakıyorsun, adam sana eksiklerini söylüyor. Sen de onu düzeltip mükemmel hale getiriyorsun. Büyük bir nimetken bunun insanları kızdırması çok şaşırtıcı. İnsanın yaratılışındaki o mucize yön. Normalde hiçbir şekilde rahatsız olmaması lazım. Çünkü son derece lehine nimet bir durum.

 

 

(“Sporu nasıl sevdirebiliriz insanlara?” izleyici sorusu)

Sporun faydalarını söylemek lazım. Olmamasında nasıl riskler meydana geliyor mesela kas erimesi meydana gelir çok tehlikeli. Eklem bozuklukları oluşur çok tehlikeli. Omurgada bozukluklar, kol adalelerinde bozukluklar, kol ve parmak eklemlerinde bozukluklar meydana gelebilir. Ayrıca tansiyonu dengeleyen bir nimettir spor, tansiyon makul hale gelir. Kalp ritmini düzenler, kalp daha güçlü olur. Kalp ritmindeki bozuklukları giderir. Kolesterolü düşürür. Yani faydaları akıllı bir şekilde anlatılırsa detaylı çok çok etkili olur.

 

(“Moda konusunda gençlere tavsiyeniz ne olurdu?” izleyici sorusu)

Modadan ziyade bence yakışanı yapmak lazım. Ne yakışıyorsa ne hoşunuza gidiyorsa beğendiğiniz. 70’lerin modasına da uyabilir, 1940’ların modasına da uygun olabilir, 90’ların modasına da uygun olabilir mühim olan yakışması. Çeşit çeşit olması lazım. Mesela benim zamanımda 70’lerde İspanyol paça vardı herkesin ayağında İspanyol paça, körüklü ceket, favori, uzun saç yani biraz olmuyor. Yani görünüşü hoş olmuyor. Herkes aynı, fabrikadan çıkmış gibi. Herkesin saçları uzun, herkes İspanyol paça, herkes körüklü ceket, herkeste uzun bir favori, duruşlar aynı, gözlükler aynı. Şu köprülü gözlükler var ya ortadan aşağı doğru olan Özal gözlükleri. Herkeste aynı gözlük çeşidi. Kısa kollu gömleğin şekli modeli aynı. Yani böyle bir moda olmaz. Poliüretan topuklu ayakkabılar, onlarda alt kısım daha yüksekti eskiden ayakkabıların. Poliüretan oluyordu alt kısmı kösele değil, yüksek, topuğu da yüksek. Bir garip duruyordu yani bir acayip. Bence hiç yakışmıyordu. Moda olması bir şeyi değiştirmez. Bence yakışan olması lazım. Keşke klasik giyinselerdi de o haller olmasaydı.

 

(“Çocuk sahibi olanlara her çocuk için maaş verilmeli mi?” izleyici sorusu)

Hem teşvik olur hem de kolaylık olur. Çünkü çocuk yetiştirmek vatana millete devlete bir hizmet ve katkı. Ağır bir görev kolay bir şey değil. Çocuk yetiştiren her insana, çocuğu olan her insana her çocuk başına onu rahatça geçindirebilecek bakabilecek bir maaş verilmesi gerekir diye düşünüyorum. Doğru o. Hem nüfus artışına sebep olur iyi olur, hem kaliteli eğitime sebep olur. Her yönden faydalı olur. Ama şu an herhalde yapılıyor bu zaten. Bir defaya mahsus olmak üzere 300-400 lira veriliyor benim bildiğim. Mümkünse daha artırmak lazım, şevklendirmek lazım. Ama bence üçüncü çocuktan sonra vermek lazım. İlk iki de değil üç dörtten sonra gittikçe artan olması lazım para. Mesela üçüncüye 500 ise dördüncüye 700, beşinciye 1000 öyle artarak gitmesi lazım.  

 

(“Neden kadınlar siyasette yer almıyor?” izleyici sorusu)

Kadınların siyasette yer alması için kadınlara siyasetin kolaylaştırılması lazım. Siyaset çok çetin, zorlu, vefası olmayan bir sistemdir. Yani çok acımasızdır siyaset. İçine girenler bilirler kıran kıranadır. Bir kadının o sistemin içerisinde tek başına mücadele vermesi çok çok güç olur. Ama mecburi bir kontenjan meydana getirilirse mesela yarı yarıya bir kontenjan o zaman kadınların işi daha kolaylaşır. Ve siyasette de onların desteklenmesi maddi yönden de desteklenmesi, siyasi propagandada güç ve imkan tanıtılması da çok önemli.

 

(ODA TV “Bekir Bozdağ’dan Suriye’ye HDP modeli çözüm” başlıklı bir haber yaptı. Haberde, “HDP uzun zamandır merkezi hükümetler yerine her bölgenin kendi oluşturacağı yerel yönetimlerle idare edilmesini istiyor. Bozdağ da aynı şeyi önerdi” denildi. Bozdağ’ın şu sözlerine yer verildi: “Huzur ve güvene kavuştuktan sonra bölge burada yaşayan gerçek sahiplerine bırakılacak. Yani burası terör örgütlerine bulaşmamış Kürt, Türkmen, Arap kardeşlerimize bırakılacak. Ve onlar kendi kurdukları meclislerle kendi bölgelerini yöneteceklerdir” sözleri eklendi.)

Türkiye sınırı dışında onlar ne yapıyorsa yapsınlar bizi ilgilendirmez. Ama Suriye hükümeti öyle bir şeye müsaade etmez. Suriye hükümetiyle bağlantılı olması gerekiyor. Bir sorun çıkartabilir o. Ama tabii Suriye hükümetini de halk pek tasvip etmiyor. Şimdilik bir rahat etsinler de o sonra düşünülür. Şu an Türkiye’nin garantörlüğünde normal düzene bir kavuşsun orası. Sonra onları düşünürüz. Ama bu Türkiye’de uygulanacak bir şey değil. Yurtdışında geçici bir çözüm olarak düşünülebilir. Aslında dindar bir hükümet, Türkiye’ye yakın bir hükümet olmuş olsa hiçbir sorun çıkmaz.

 

Gaddarlıkta Ruh Ölür, İnsan Şiddetli Acı Çeker. İstediği Kadar Zenginlik İçinde Olsun O İnsan Hayatının Her Anında Acı İçindedir

Adam mesela müdür oluyor gaddar acımasız. Ama adam yaşayamıyor ki. Yani cehennem azabı çekiyor. O hayat mı? Şiddetli acı çektikten sonra. Gaddarlık çünkü çok zordur, ruh ölür gaddarlıkta, insan perişan olur. Allah ayette diyor “onları bir dalga bürümüştür, o dalganın üstünde bir dalga daha, bir dalga daha” diyor “ve karanlıklar içinde kalmışlardır” diyor. “Elini çıkarsa elini göremez” diyor. Yani manyağa dönmüş oluyor adeta. Öyle adam yaşasa ne olur yaşamasa ne olur. Ölmüş zaten mahvolmuş. Dolayısıyla onların özenilecek bir yönü yok. Başarılı olması adamın şöyle olur; adam mutlu yaşar huzur içindedir sevinç içindedir onu aklım alır. Ama huzursuz perişan yaşayan bir adamın ne mutluluğu olabilir?

 

(“Ermeni sizce ırkçı bir söylem midir?” izleyici sorusu)

Yani birisine Ermeni demek. Yok, Ermeni olmak onurdur. Benim Ermeni tanıdıklarım var bayağı kaliteli güzel insanlar, Osmanlı terbiyesiyle yetişmiş, sanatçıdır çoğu. Çok kaliteli doktorlar var, sanatçılar var. Lafını sözünü bilen temiz, özenli, kibar, saygılı, namuslu dürüst insanlardır. Ermeni olmak bir şereftir. Niçin öyle bir şey olsun? Daha önceki ırkçı söylemlerden belki insanların bilinçaltında öyle bir şey kalmış olabilir. 1910’larda, 1920’lerde falan Darwinizm, ırkçılık çok gelişmişti. Belki onun etkisiyle söylenmiş sözler olabilir onların kıymeti yok.

 

(Türk Silahlı Kuvvetleri, Afrin halkına yönelik üç dilde hazırlanan bildirileri havadan dağıttı. “Afrinli kardeşlerimiz” diye hitap edilen bildiride bölgede barış, huzur, güven ve refahın tesis edilmesi için birlikte çalışma çağrısında bulunuldu. Duyuruda şöyle söyleniyor: “Komşusuna silah çeken, camilerimizi yıkan hain PKK, PYD, YPG ve DEAŞ’lı teröristlerin baskı ve zulmüne son verme zamanı. Teröristlere karşı hep birlikte olalım. Teröristlerden uzak durun. Afrin Afrinlilerindir. Allah’ın izniyle Afrin’de barış, sağlık, huzur, güven ve bereket dolu günlere.”)

Şahane. Çok iyi olmuş uçaktan o tip bildiri atılması. Sorumluluğu dao kaldırır hem halk da uyandırılmış olur. Hem gerekçe anlaşılmış olur. Çünkü halkın o bilgiye ulaşması mümkün değil çok zor. Ama şimdi o kulaktan kulağa herkese yayılır. Çok büyük isabet olmuş hayır olmuş.

 

(31 Ocak Çarşamba günü aralarında Türkiye’nin de bulunduğu pek çok ülke gökyüzünde kanlı ay, mavi ay, süper ay adı verilen üç gök olayını birden aynı gece görebilecek. Bu, yüz elli yılda gerçekleşen bir gök olayı. Mavi ay aynı takvim içinde iki dolunay görünmesine deniyor. Süper ay dünyaya en yakın olduğu noktada ayın normalden büyük görünmesine verilen ad. Kanlı ay ise, ay tutulması öncesi dünyanın gölgesinin aya düşmesiyle oluşuyor. Bu üç olay aynı gece en son 31 Mart 1866’da yaşanmıştı.)

MaşaAllah maşaAllah maşaAllah. Bu seferki zamanlama açısından çok manidar. 31’e 1. Kuran’da baktığımızda 31. surenin 1. ayetine ne var? Ayın 31’inde. Birinci ay. 31/1/2018. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla şeytandan Allah’a sığınırım. “Elif, Lam, Mim.” [Lokman Suresi, 1] Üç ay var değil mi orada? Elif birinci aya, lam ikinci aya, mim üçüncü aya. “Bunlar hikmetli Kitabın ayetleridir;” [Lokman Suresi, 2] “Muhsin olanlara bir hidayet ve bir rahmettir.” [Lokman Suresi, 3] “Onlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler. Ve onlar kesin bir bilgiyle ahirete inanırlar.” [Lokman Suresi, 4] Mehdiyet vasıflarıdır bunlar. “İşte onlar, Rab'lerinden bir hidayet üzerindedirler ve felah bulanlar da onlardır.” [Lokman Suresi, 5] Evet ayın üç şeklini işareten “Elif, Lam, Mim.”  Ebcedi de manidar görünüyor.

Şeytandan Allah’a sığınırım “ulâike” işte onlar, “ala huden” hidayet üzerinde, mehdi, “min Rabbihim” Rablerinden, “ve ulâike” işte onlar, “hum” onlar, “el muflihûne”  felaha erenlerdir, diyor Allah. Lokman Suresi’nde “Görmüyor musunuz ki?” diyor Allah. Bak yine aynı sure. “Görmüyor musunuz ki, şüphesiz Allah, göklerde ve yerde olanları emrinize amade kılmış, açık ve gizli sizin üzerinizdeki nimetlerini genişletip-tamamlamıştır. (Buna rağmen) İnsanlardan öyleleri vardır ki, hiçbir ilme dayanmadan, bir yol gösterici ve aydınlatıcı bir kitap olmadan Allah hakkında mücadele edip durur.” [Lokman Suresi, 20] Yani Kuran’a dayandırmadan Kuran’ın dışında kendi kafalarına göre hareket ederler diyor. Yine Lokman Suresi’nde “Görmüyor musun ki, gerçekten Allah, geceyi gündüze bağlayıp-katar, gündüzü de geceye bağlayıp-katar. Güneş ile ayı emre amade kılmıştır. Her biri, adı konulmuş bir süreye kadar akıp gider…” [Lokman Suresi, 29] Sürenin vakti belli 31/1. “Elif, Lam, Mim.” [Lokman Suresi, 1] Ayın üç haline işaret.

 

(“Çocukların hastalığı çocuklar için bir imtihan mıdır?” izleyici sorusu)

Eğer çocuklara bir şey olmazsa imtihan olmaz. O çok önemli. Çocuklara ölüm de gelir, hastalık da gelir, yaralanma da gelir. Çocuklar özellikle korunuyor olsa imtihan biter. Hiçbir şekilde imtihan olmaz. Ama zor yani öyle dayanılmaz bir şeyle karşılaşmaz çocuklar. Herkes imtihan olur, çocuklar da imtihan olurlar. Yani onlar imtihan olmuyor diye bir şey yok, onlar da imtihan olurlar. Fakat dayanılmaz bir şeyle hiçbir zaman için karşılaşmazlar. Olsa ben görürdüm. Bak altmış beş yaşındayım hiç öyle bir şeyle karşılaşmadım evvelAllah.

 

(Cadde ortasında bir kişinin genç bir kadını dövdüğünü gören Yedikule Spor’un lisanslı futbolcusu Yunus Emre İzol olaya müdahale etti. Ancak genç kadını kurtarmak isterken çıkan tartışmada saldırgan tarafından kalbinden bıçaklanan Yunus Emre İzol hayatını kaybetti.)

Allah imanıyla inşaAllah cennete almıştır onu, inşaAllah şehit olmuştur. Çünkü orada bir insanı kurtarmak isterken olduğu için, ibadet halindeyken şehit olmuş. Allah şehadetini makbul etsin, kabul etsin. Fakat tabii bu gibi şeylerde elinde bıçak falan varsa mutlaka karşı bir şey kullanılması lazım. Yani en azından bir ağaç parçası veya tabure bir şey olması lazım. Mesela eline, koluna da kalınca bir palto bir şey sarması gerekiyor ki isabet almasın ve mutlaka eline vurulması lazım. Yani bıçak tutan eline vurulması yahut koluna, omzuna vurulabilir. Çok güçlü şekilde vurulması lazım ki onu tutamayacak hale gelsin.

 

(“Rahmani pişmanlık nasıl olur?” izleyici sorusu)

Bir insan bir hatası olur, o hatasını samimi olarak yapmamaya karar verir. Aklı başında bir insan Allah’tan korktuğu için özen gösterir, buna Rahmani pişmanlık denir. Zaten bir tane pişmanlık vardır, aklı başında pişmanlık. Küfürde pişmanlık olmaz, münafıkta da pişmanlık olmaz. Onun şuurunda değildir çünkü bilmez, pişmanlık nedir diye bilmez.

 

Egoist İnsan Sevgiyi Yaşayamaz. Duygusaldır, Yalana Eğilimdir, Kendiyle Savaş Halindedir. Kendisi Kendisinin Belası Olduğu İçin Sevgiyi Bilmesi ve Yaşaması Mümkün Değildir

Şeytan diyor ki; “Sevgi diye bir şey yoktur” diyor şeytan. Yani Allah ile kendince inatlaştığı ve Allah’a böyle dikleniyor kendince haşa. Diyor ki “Sevgi diye bir şey yok. İnsanlar zalimdir, gaddardır, nankördür.” Ama kendisinin iyi olduğu kanaatinde şeytan. “Bunları gereksiz yarattın ve bana “Adem’e secde et” diyorsun. Halbuki o secde edilecek bir durumda değil” diyor. “Bir kere ben ateşten yaratıldım, o topraktan yaratılmış” diyor. “Oradan bile başlıyor konu. Dolayısıyla ben Senin o “secde et” sözünü kabul etmiyorum” diyor Allah’a. “Ve bunu Sana ispat ederim” diyor. “Bana vakit verirsen” diyor. “Sevgiyi unutacaklar” diyor. “Sevgi diye bir şey olmayacak” diyor. Onun için şeytan bütün gücüyle gayret etti. Ne yaptı? Darwinizm’i, materyalizmi ta beş bin yıl evvel ortaya çıkardı materyalist, Darwinist düşünceyi. Gelenekçi putperest düşünceyi de yine beş bin yıl önce ortaya çıkarttı. İkisiyle insanları ezim ezim ezdi. Bunun sonucunda mesela gelenekçi sistemde kadın dövülüyor, aşağılanıyor, şeytan konumuna konuyor. Cehennemi dolduracak bir varlık olarak görülüyor. Aklı yarım, kendisi yarım, insanla hayvan karışımı bir mahluk olarak görülüyor haşa. Darwinistler ne diyor? “Köpekten daha iyidir” diyor. “Yarım bir varlıktır. İnsan olma aşamasına gelmemiş, hayvanlık aşamasında kalmış bir mahluktur” diyor. Böylece sevginin ana damarını koparmış oluyorlar. Çünkü sevgi kadında yaşanır. Beş duyuyla sevginin yaşanacağı varlık kadındır. Oradan ana damarı koparmış oluyor. O yüzden homoseksüellik yayıldı ve insanlar sevgi deyince şimdi şaşırıyor birçok insan. “O da nesi?” falan diyor. Halbuki hayatın gayesi, imtihanın gayesi, dinin gayesidir. Bütün kainatın meydana getirilmesinin sebebi sevgidir. Beş duyunun amacı sevgidir. Göz sevgi için yaratılmıştır. Sevgiyi oluşturmak içindir. Burun sevgiyi oluşturmak içindir. Ağız yani dil, tat duyusu, duyma, dokunma, hepsi sevgi için yaratılmıştır. Çiçeklerin güzel yaratılmasının hepsinin amacı sevgidir. Böceklerin, insanların, hayvanların, bitkilerin, bütün varlıkların, gülün, karanfilin, her şeyin güzel yaratılmasının tek sebebi sevgidir. Ama sevgi elinden alınınca insanların bunların hepsi insanlar için anlamsız hale geldi. Bunu deccaliyet yaptı.

Bir kere sevgi için karşındaki insanın egoist, bencil olmaması lazım. Dürüst olması lazım, Allah’tan korkması lazım, Allah’a kendini adamış olması lazım. Egoist, bencilse zaten deli gibi olur yani çok dengesiz olur. Yalan söyler, oyun oynar, içine kapalı olur, duygusal olur, münasebetsizlik yapar, patavatsızdır. Kendiyle uğraşır yani kendiyle bir savaş halindedir. Kendi kendine bela haline gelir yani kendisi kendisinin belası olur. Ayette diyor ya Allah; “Şüphesiz Allah, insanlara hiç bir şeyle zulmetmez. Ancak insanlar, kendi nefislerine zulmediyorlar.” (Yunus Suresi, 44) diye, kendine zulmeder. Yani böyle yarı divane şekilde gezer Allah ile bağlantısı olmadığında. Allah’a tevekkül ettiğinde normal olabilir, dengeli olabilir. Allah’ı gerçekten seviyorsa, egoist, bencil değilse insan çok mükemmel ahlaka sahip olur, yüksek bir ahlaka sahip olur. Tavrı da, her şeyi de çok güzel olur ve öyle insanı sevmek çok zevklidir ve çok güzel olur. Allah onu bir nimet olarak yaratır. Dolayısıyla sevgiyi yaşamak için her iki tarafın da egoistlikten, bencillikten kurtulmuş olması lazım. Her iki tarafın da Allah’a teslim olması gerekir, onun dışında olmaz.

 

Münafık Şeytanın Beden Bulmuş Halidir. Münafık atakları Müslümanlara Yönelik Şeytan Ataklarıdır. Bu Ataklar Müminlerin İmtihanının Kalitesinin Artmasına Vesile Olur

Münafıklar çok inatçıdır ve “hay inatçı şeytan” derler ya “hay aksi şeytan” derler. Şeytanla bedeni iç içe girdiği için yani orada biz münafık denilen varlıkla muhatap oluyormuşuz gibi görünmekle beraber doğrudan şeytanla ve şeytanın zekasıyla muhatap oluruz. Dolayısıyla Müslümanların en mükemmel imtihan olacakları sistem meydana getirir münafıklar. Bakın dikkat ederseniz şeytani ataklar gittikçe artmaya başladı. Bu münafık organizasyonuyla elde ediliyor. Yani münafık organize etmeden onun alt yapısını yapmadan yani beyni olmadan böyle bir hareket olmaz. Yani münafık onu organize eder. Organizasyonunu yapar. Bunun dışında da çok sıradan bir mücadele olur. Ama münafık devreye girdiğinde daha akılcı, daha keskin bir mücadele meydana gelir. Yani daha sevabı çok olan, daha atak bir mücadele meydana gelir. Hakikaten münafıkların özelliği Müslümanlarda güce sebep olur. Yani mesela daha sayısı çoğalır, imkanı çoğalır, her türlü gücü kuvveti artar Müslüman’ın. Bu görülür. Ama bu münafığı daha azgınlaştırır, daha saldırganlaştırır. O arttıkça da Müslümanların gücü orantılı olarak artar. O yüzden Allah hepsini hayırla, hikmetle yaratır.

2018-06-03 05:58:39

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, Sayın Adnan Oktar’ı referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top