Sayın Adnan Oktar'ın 25 Ocak 2018 tarihli sohbetinden önemli başlıklar

A9 TV, 25 Ocak 2018

 

(Zeytin Dalı Harekatı’nda şehit düşen Uzman Çavuş Mehmet Muratdağı’nın eşi Birgül Muratdağı sosyal medyada şu mesajı verdi: “Sahipsiz olan vatanın batması haktır, bu vatan batmayacaktır.”)

Kabadayıyı görüyor musun aslanı, koçyiğidi. Allah senin ömrünü uzun etsin, Allah sana sağlık sıhhat versin, cennette birlikte olmayı nasip etsin eşinle Cenab-ı Allah seni birlikte yaşatsın sonsuza kadar. Bütün müminleri de dost, kardeş olmayı Allah sana cennette nasip etsin. Ne mutlu sana bak imanlısın, çok imanlısın ve yiğitsin ve kabadayısın çok güzel bir konuşma yapmışsın. Aslan gibi bir konuşma yapmışsın. Bir Türk kızına yakışacak, bir Müslümana yakışacak yiğitçe bir konuşma, tebrik ediyorum. Allah sana sabrı cemil nasip etsin. Seni kutsal ruhla desteklesin.

 

(“İnsanlar arasında neden yapmacıklık yaygın?” izleyici sorusu)

İşin doğrusu insanlar bir cehennemde yaşıyor ne yapsın gariplerim? Onu orada idare ediyor, onu orada idare ediyor bela kol geziyor. Sokakta bela var, ailenin içinde bela var, okulda bela var. Adam okula gidiyor bıçaklamaya kalkıyor, kafasına demir sopalarla giriyorlar. Kız oluyor kızlar birbirine saldırıyor. Sokakta adam “niye baktın?” diyor levyeyle giriyor. Yahut birden insan çatışmanın ortasında kalıyor. Bütün dünya böyle, deccal dünyayı kasıp-kavuruyor, sevgisizlik dünyayı kasıp-kavuruyor. Merhametsizlik acımasızlık kasıp-kavuruyor. Görüyorsunuz ufacık bir şey oluyor, “hemen önce odunlarla birbirlerine girdiler” diyor “sonra silahlar çekildi” diyor. O ona o ona rezalet. O yüzden insanlar birbirlerini idare etmeye çalışıyorlar, ona gülümsüyor, ona iyi davranıyor, ona başka türlü bir politika izliyor. Yazık-günah insanlara deliye çevirdiler adeta insanları. Bir kabus yaşıyorlar adeta bir korku filmi gibi. İşte deccalın oyunu bu, nereye gitsen bir huzursuzluk, bela. Bunu ortadan kaldırıyoruz elhamdülillah. Ve tamamen kazıyacağız Allah’ın dilemesiyle.

 

(“Sahipsiz insanlara nasıl sahip çıkabiliriz?” izleyici sorusu)

Aslında kolay devlet için o mesele değil de ama o insanlar yine sokakta yaşamak ister. Fakat yiyecek imkanı sağlamak lazım, kalın giyinmelerini sağlamak lazım. Bir de yattıkları yeri daha makul, daha temiz hale getirtmek lazım. Çünkü sokak psikolojik olumlu etki yapıyor olabilir. Sokak, o bir istek aynı zamanda. Yoksa Kızılay’ın kapalı tesisleri var, devletin kapalı tesisleri falan var. Muhtemelen oralarda sıkılıyorlar disiplinli düzgün bir hayat değil de mesela anında kalkacak o yattığı yerden, hemen sokağa dalabilecek. Zaten sokakta. Yani tahmin ediyorum onun bir takım psikolojik avantajları var. O avantajlarını ona muhafaza edeceği şekilde kolay bir hayat sağlayabiliriz. Ama en çok herhalde paraya ihtiyaçları olur. Aylık 1000 lira verilse onlara başlarından taşar yani. 1000 lira bile yeter 1000-1500 lira, değil mi sokakta yatanlara o kadar. Fakat o karton üstünde yatma falan onlar sakat iş. Yine de oralarda ama ahşaptan falan rahatça yatabilecekleri alttan ısıtmalı yerler yapılabilir diye düşünüyorum. Çünkü kapalı yere girmiyorlar benim bildiğim. Yoksa devletin tesisleri çok, ben yanlış da biliyor olabilirim bilmiyorum araştırmak lazım.

 

(Muhtarlar Toplantısı’nda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları söyledi: “Zeytin Dalı Harekatı başarıyla sürüyor. Türk Silahlı Kuvvetleri’mize ait birlikleriyle bölgenin asli sahipleri olan Suriyeli kardeşlerimizden oluşan Özgür Suriye Ordusu unsurları adım adım Afrin’i kontrol altına alıyor. Bin yıllık komşuluk ve kardeşlik hukukumuzun gereği olarak bölgeyi tüm terör örgütlerinden arındırmak boynumuzun borcu. Önce teröristlerin kökünü kurutacağız. Sonra da orayı misafir ettiğimiz 3 buçuk milyon Suriyeli için yaşanabilir hale getireceğiz.”)

Kardeşim, o ahmak PKK’lılar oradan direkt çekilse olmuyor mu? İlla sopayı yiyince mi çekilecekler? Adamlar eşek gibi sopayı yiyince ferahlıyorlar. Sopa yemeden çekilsenize, çekilin de millet rahat etsin işte. Türkiye’nin yaklaşımı çok insancıl güzel. Yalnız Tayyip Hocam’ı yalnızlaştırmak istiyorlar buna çok dikkat etmek lazım. Bunu Atatürk’e de yaptılar, Abdülhamit’e yaptılar, Abdülaziz’e yaptılar, birçok Osmanlı sultanlarının hemen hemen tamamına yapmışlardır. Etrafını sarıp yalnızlaştırıp ondan sonra istediklerini yaptırtmak. Şimdi Tayyip Hoca’ya onu yapıyorlar benim gördüğüm. Önce onu destekleyen böyle etkili güçleri etkisiz hale getirmeye çalışıyorlar. Şimdi en iyi etkili güçlerden biri benim Tayyip Hoca’yı destekleyen. Çünkü ben modern gençliği de Tayyip Hoca’ya teşvik ediyorum. Şimdi bak, dekolte hanımları da, diskoya giden gençleri de, gazinoya giden insanları da, plaja giden insanları da ben onları da AK Parti’ye çekiyorum, Tayyip Hoca’ya çekiyorum. İşte oradaki desteği biz sağlıyoruz. Az da olsa olan veya çok da olsa olan o desteğe vesile oluyoruz. Plajdaki insan da destekliyor şu an, dekolte hanımlar da destekliyor, müzik dinleyenler de, dans edenler de, gazinoya gidenler de onlar da destekliyor vesile oluyorum. Şimdi mühim bir kanalı kapatmak istiyorlar adamlar kafalarınca. Ve çok kötü oyunlar çok berbat oyunlar. Ben de diyeceğim “Tayyip Hoca benimle uğraşıyor, ben onun için bu kadar gayret ederken ben onu niye destekleyeyim ki?” diyeceğim. Bak akla bak. Halbuki ben Allah rızası için destekliyorum, Allah rızası için ibadet olarak destekliyorum ben. Yeni yeni oluşumlar oluşturdular, bunların hepsi karşı. Bunlar da işte gökkuşağı renkleri var bir kısmında işte entel dantel falan. Kardeşim, bir kere gökkuşağı rengi gördün mü oraya çok dikkat edeceksin, bak bu adamların teşhisinde bize bir kolaylık bu. Mesela bir adam oturmuş bizimle uğraşıyor, bakıyoruz gökkuşağı renkleri var, tamam. Bu demektir; İngiliz yanlısı bir kafa demektir yani İngiliz yanlısı bir kafa. Halka tepeden bakan bir kafa demektir. Her şeye açık bir kafa demektir. Halkın örfüne, geleneğine ehemmiyet vermeyen bir kafa demektir. Özenen bir kafa demektir. Onun için bak Allah kolaylık sağlamış, bunlarda bu gökkuşağı rengini gördün mü bu adamlara dikkat etmek lazım. Benim hükümete de tavsiyem herkese de tavsiyem bu. Ha şu an apar topar silebilirler belki ama daha önceki sitelerinde falan görmüşlerdir, bilmişlerdir herkes bilir. Bakın, gökkuşağı rengi bu isimsiz yapılanmanın bir sembolüdür. Bu adı konmamış bir yapılanmadır, adı konmamış kayda geçmemiş bir yapılanmadır. Bu yapılanmanın adamları birbirlerini tanırlar. Mesela gökkuşağı rengini gördü mü hemen selamı iletiyor. Birbirlerini tanımalarında mühim bir semboldür bu. Mesela nasıl bir ülkücü, bozkurt gördü mü karşıdaki kişiyi, şimdi bu adamlar da öyle, o gökkuşağı rengini gördü mü “ha bu anlaşılıyor” diyor. Bir kafayı ve zihniyeti temsil ediyor. Onun için gökkuşağı rengi taşıyanlara çok dikkatli bakmak lazım, özen göstermek lazım. Bak ben kolaylık olarak söylüyorum bu çok önemli. Bunu zaman zaman yine gündeme getireceğiz.  

 

Cumhuriyetin İlk Yıllarından Beri Devam Eden ve Çoğu Zaman Açıkça İfade Edilmeyen Bir “Halkı İkiye Bölme” Hareketi Vardır. Hem İki Kesim Arasında Uzlaşma Sağlıyoruz Hem de İki Kesimin Birbirine Olan Öfkesinin Yersiz Olduğunu Gösteriyoruz

Türkiye’de halkı ikiye bölmek istiyorlar. Bakın şöyle bu; Atatürkçü, aydın işte dans eden, gülen oynayan, müzik dinleyen, kaliteye önem veren bir kesim var ve Atatürk’ü seviyorlar. Bir de Atatürk’ten hoşlanmayan gelenekçi daha çok kendi içine kapalı, kılığına kıyafetine fazla önem vermeyen, mutaassıp, müzikten hoşlanmayan, resimden, sanattan hoşlanmayan, eğlenceden, canlı bir hayattan hoşlanmayan içine kapalı bir Ortodoks kesim var. Şimdi adı konmamış olarak bu eskiden beri Türkiye’nin gizli bir ayrışmasıdır. Ta benim çocukluğumdan beri vardır bu bilinirdi böyle. İki taraf birbirine öfke duyardı mesela o kesim onlara, o kesim onlara öfke duyardı. Ama bu genellikle pek aktif hale gelmezdi. Ama zaman zaman mesela Uğur Mumcu’nun cenazesinde yer gök inlerdi, işte “kahrolsun yobazlık, kahrolsun gericiler” falan gibisinden. Kastettikleri o kesim oluyor işte onlar oluyor yani özel bir şey anlatmıyor. İşte başörtülü kadınlara saldırmalar falan o dönemdeydi. Daha önceki şu yakın zamanda yaptıkları ayaklanma provası da o tarz bir şey. Dolayısıyla Türkiye’de bölünme istidadı sadece bu çizgide ortaya çıkıyor. Eskiden beri bakın bütün gösteri yürüyüşleri falan hep buna dayalı olmuştur. Karşı tarafın gösteri yürüyüşlerinde de tabii Atatürk iyi korunduğu için Atatürk’e karşı pek ciddi bir eylem yapamamışlardır fakat gizlice yapmışlardır. Fakat şimdi daha Atatürk’ten hiç hoşlanmayan hazzetmeyen bir kitle var, bir kesim var. Ordu genellikle bu yapıya karşıdır Türk ordusu başından beri. Hep 12 Eylüllerde falan hep gerekçe olarak bu gösterilmiştir. 28 Şubat’ta. Atatürk ilke ve inkılaplarına karşı olmak, Atatürkçülüğe karşı olmak ve gericiliği Türkiye’ye getirmek. Yani gerekçelerine bakın hep bu şekildedir. Darbelerin anatomisi incelendiğinde bu ortaya çıkar. Alevilik konusu falan hiç çıkmaz, laf o öyle bir şey yok. Atatürkçü, aydın, kültürlü, bilgili, resimden, sanattan hoşlanan kesimle bu olaylardan hoşlanmayan, bu konulardan, bu kişilerden, Atatürk’ten de hoşlanmayan -veyahut az hoşlanan diyelim artık kalpleri kırılmasın- kesim arasında bir mücadele vardır. Ve darbeler hep genellikle bu gerekçeyle olmuştur. Dolayısıyla Türkiye’yi bölmek ve darbeye zemin hazırlamak için kullanılan sistem bu. Şimdi bizim yaptığımız bu iki kesim arasını sıvayıp yapıştırmak. Biz ne yapıyoruz? Diyoruz ki “hem dindarız, mukaddesatçıyız, maneviyatçıyız, Kuran’a uygun sünneti de kabul ediyoruz, dansı, eğlenceyi, müziği, özgürlüğü, gençliğin beğendiği her şeyi kabul ediyoruz. Şimdi bu çok güçlü bir birleştirme olmuş oluyor. İki tarafın da arasında aşılamayan o dev seddi, o aşılamayan seddi biz aşmış olduk, yıkmış olduk. Ve iki kesimi birleştirmiş olduk.

 

(CNN TÜRK’te Mesut Hakkı Caşın Hoca, PKK’nın ateist komünist olduğunu sürekli vurguladı bugün Adnan Bey. CNN TÜRK sunucusu konuyu geçiştirmeye çalıştı. Sonra da tam sizin anlattığınız şekilde, Türkiye’nin Suriye’nin toprak bütünlüğünden yana olduğunu ve Türk ordusunun çok merhametli olduğunu anlattı. “Türkiye’nin eğer başta amacı olsaydı diğer güçler gibi aşağıda sivil var mı yok mu bakmadan bomba yağdırırdı. Ama süngüsüyle doğrudan mücadeleye giriyor” dedi.)

Türk ordusu merhametlidir diyoruz ama şimdi şöyle; bu merhamet orduya gidince orada öğretilmiyor. Çocuk kalkıp Yozgat’tan gidiyor. Anne dindar, baba dindar, evde gözleme yapıyorlar nur gibi Anadolu delikanlısı. Yerde karınca olsa basmaz. Askere gidince ne yapacak? Orada da merhametli. Orada teğmen olarak da görev alanlar oluyor. Ailesinden eğitim almış dindar temiz, sonra general de oluyor o ahlak kalıyor. Konu o. Ha orduda da bu öğretilmiyor mu? Öğretiliyor o ayrı ama çocuklar gelen aslanlar aileden sağlam geliyor. Türk milletinin vasfı olarak bu var. İlk defa orada öğreniyor değiller yani.

 

(“‘Sana güveniyorum çevreye güvenmiyorum’ sözü doğru mu?” izleyici sorusu)

Ona da tabii güvenmiyordur bir parça. Ama tabii ki şöyle olur o; eğer ona tam güvenebilse mesela ağzı gevşektir, çevreye onun konuştukları intikal edecektir çevre onun başına bela olur. Dolayısıyla ona da güvenmemiş oluyor tabii. Yoksa tam bir sırdaş, tam bir dost olsa tamam çevre ona tavır alabilir ama o ona kale gibi arkadaştır yardımcı olur, kaya gibi ona sığınabilir Allah’ın dilemesiyle. Ama vefa ve sadakat göremeyeceği için çevreye senin kanalınla akacak bilgi benim başımı belaya sokar ona getiriyor. Yahut bir şekilde oluşacak yapı. Yoksa o laf değil. Ama tamamen boş bir söz de değil bu, adam mesela hakikaten birisine güvenir ama işte anasına babasına, arkadaşlarına güvenmiyordur, çevresine güvenmiyordur yahut işyerindeki kişilere güvenmiyordur olabilir. Ama ikinci anlamı da bir risktir yani düşünülmesi gereken bir şey.

 

(“Kötülükten iyilik doğar mı?” izleyici sorusu)

Evet, kötülükten iyilik doğar tabii. Mesela PKK saldırdı şimdi Türkiye oraya girdi; hayır. Şimdi oranın halkı hep bizden yana olacak. Büyük bir kitleyi kazanmış olduk. Yani o insanlarla dost olmuş olacağız. Mesela biri bir yerde oyun oynuyor, farz edelim darbe yapmaya kalktılar kötülük, ne oldu? Türk halkı kenetlendi daha güçlü destek oldu Tayyip Hoca’ya, ekonomi daha canlandı. FETÖ’cüler de her yerden sökülüp-atıldılar. Kötülük yapıyor ama Allah onu hayra çeviriyor. Bu konuda Fussilet Suresi 34’üncü ayet var. Şeytandan Allah’a sığınırım: “İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) olmuştur.” Bu da öyle, mesela adam sana kötülük yapıyor sen ona iyilik yapıyorsun, adam “ne kadar iyi insanmış bu” diyor senden yana oluyor. Böyle bir fayda meydana gelebilir.

 

İran Haklı Tertemizdir, Merttir, Dürüsttür. İran Bizim Can Dostumuzdur, Her Zaman Sevip Her Zaman Destekleyeceğiz

İran halkı tertemiz çok dürüst efendi insanlardır ve merttirler İran halkı. Karşımızda güçlü bir devlet var, güçlü bir ekonomi var, güçlü bir ordu var, imanlı insanlar var Allah’a iman etmiş, Allah’ın varlığını birliğini kabul eden, Hz. Muhammed (sav)’in peygamberliğini kabul etmiş namazında niyazında ehli kıble insanlar var. Daha ne istiyorsun? Mücevher bulmuşsun konu arıyorsun. Sevin, ne kadar büyük bir nimet. İran bizim dostumuzdur, can dostumuzdur. Her zaman seveceğiz, her zaman destekleyeceğiz. Ha oranın yobazı yok mu, oranın akılsızı yok mu? Var. Sen ona sevgiyle yaklaşsan o sana ayıca yaklaşır, hayvanca yaklaşır, vahşice yaklaşır, görgüsüzlük yapar. Onların yüzünden biz İran halkını bir kenara çekemeyiz. Mesela bunlar yüzde birlik kesimdir ama bütün İran halkını mahvediyor. Biz bunlarla muhatap olmayız. İran halkını biz sevmeye ve desteklemeye devam ederiz. Devlet modern bir devlet İran devleti. Ama yobaz baskısı da var İran’da bu bir gerçek, Türkiye’de olduğu gibi. Buna karşı ne yapılır? Aydın ve ilerlemeci devlet adamları ittifak ederler. Devlet gücüne bunlar karşı gelemezler. Yobazın en çekindiği şey de devlettir. Devlet gücünün karşında yobaz erir. En güzeli öyle karşılık vermek. Ama bazen bunlar ucuz kahramanlık yapabilirler. Mesela coşup azıp kudurabilirler, tarih içinde de olmuşlardır. Onlara da yine aynı şekilde hukuki bir karşılık verildiğinde dizinin üstünde çökerler. Ama asıl sevgiyle eğitmektir. Sevgiyle şefkatle Darwinist-materyalist felsefeye tavır alarak akılcı delillerle meseleyi çözüme kavuşturmak. En güzeli bu olur. İran-Türkiye dosttur bu kesin. Bunu kimse değiştiremez, inşaAllah.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan bugünkü Muhtarlar Toplantısı’nda şunları da söylemişti: “Obama döneminde bizim bir de Zeytinlik Harekatı vardı. Asma ne yazık ki Obama bizi orada aldattı. O harekat Menbiç’i teröristlerden temizleme harekatıydı. ‘Buradaki teröristleri Fırat’ın doğusuna süreceğiz. Menbiç’i gerçek sahiplerine bırakacağız’ dediler ama sözlerinde durmadılar. Çünkü hesap orada yeniden bir terör devleti oluşturmaktı. Bunları söyleyince rahatsız oluyor beyler. Biz doğruyu her yerde söyleyeceğiz, geri durmayacağız.”)

Şimdi tamam biz oralarda bir kurtarma hareketi yapıyoruz ama PKK’nın elindeki toprak sayısı miktarı ve gücü, genişliği akıl almaz boyutlarda. Biz çok küçük bölümü alabiliyoruz şu an, bağlantı yapıyoruz. Adamları oraya çaka çaka doldurmuşlar. Dolayısıyla sorun geniş planda. Fakat bunlarla felsefi mücadele, inanç mücadelesi, fikir mücadelesi onu doğduğu yerde boğar. PKK’yı doğduğu yerde boğmak için fikirle üstüne gitmek lazım. Peygamberimiz (sav) mesela putperestliği ne yaptı? Fikirle yok etti yani imanla, inançla yok etti. İnançla yok etmese kılıçla yok olacak bir şey değildi o. İnançla yok ettiği için kılıç da detayı olmuş oldu. Biz sadece kılıçla PKK ile baş edemeyiz. Sürekli gelir, devam eder. İnançla Darwinizm’i, materyalizmi yok ederek olur. Bak televizyonlara çıkan konuşmacılar oluyor “Marksist, Leninist” diyorlar “Allahsız, Kitapsız” diyor ama “Darwinist” demiyor. En hayati noktayı demiyor. Adamın Marksist olması önemli değil kardeşim, Leninist de olması önemli değil Darwinist olması önemli. Müslümandır Marksist olur adam. Müslümandır “Leninist’im ben” der ama Müslümandır beş vakit namazındadır. Darwinist olmak asıl sorun. Allahsızlığı meydana getiren, dinsizliği meydana getiren, zulmü meydana getiren kesim, bölüm Darwinizm’dir. Sen ondan bahsetmiyorsun onu geçiyorsun. Onu geçmeyeceksin onu önemli konuların başına getireceksin, ana konu haline getireceksin ve onu fikren yok edeceksin. Sen edemiyorsan fikren yok edenlerle yardımlaşıp bu meseleyi halledeceksin.  

 

İnsanların Büyük Bir Kısmı Sevgiyi Bilmiyor. Sevginin Taklidini Biliyor. Filmlerde, Şiirlerde, Kitaplarda Konu Ediliyor Ama Gerçek Sevgiyi Bilmiyor

Eskiden insanlara hep birbirini sevmeyi bilir, sevme bilinen bir şeydir diye düşünüyordum. Sonra baktım öyle bir şey yok insanlar sevmeyi bilmiyorlar. Büyük bir kitle, insanlar bilmiyorlar sevmeyi. Sevmenin taklidi yapılmış. Filmlerde falan romanlarda konusu edilmiş müphem bir konu olarak biliniyor. Sevme hayatın ana gayesidir, yedinci en büyük duyudur, en güçlü duyudur. Göz sevmek içindir, kulak sevmek içindir, dil tatma duyusu sevmek içindir, burun koklama duyusu sevmek içindir. Dokunma duyusu sevmek içindir. Ana duygu sevmektir, ana duyu sevmektir. Sevmeye hizmet etmek içindir beş duyu, sevmeye hizmet etmek için yaratılmıştır. Amacı budur. Ee? Sevmeyi bir kenara koymuşlar. Geriye o zaman ne kalıyor? Sürünme kalır, cehennem kalır geriye bir şey kalmaz. Sevgi gitti mi cehennem gelir. Nitekim de dünyayı cehenneme çevirdiler.

 

(“İnsanların Kuran-ı Kerim’den uzaklaşmalarının ana sebebi nedir?” izleyici sorusu)

Adamlar ne diyorlar? “Kuran’a” bir kere “kadınlar ellerini sürmesinler.” Niye? “Çünkü hastalar” diyor. Hasta, hastalık var elini süremez, bir. İki; erkek olan kişi el sürebilir mi? “Yok, süremez” diyor. “Gidip abdest alacak” diyor. Adam da abdestli değil. Oradan da el süremiyor. Hadi gidip abdest alıyor. Eline alıyor Kuran’ı. “Sen kimsin de Kuran’ı anlayasın” diyor en sonunda. Ne demek yani? “Ben alim olduğum halde” diyor Hüseyin Hilmi Işık. “40 yıl geçse anlayamam ben Kuran’ı” diyor. “40 yıl geçse. Sen kimsin de anlayacaksın” diyor. O zaman adam, “iyi tamam o zaman hiç okumayayım” diyor. Kuran ile insanların arasına set kurdular böylece. Bilmeden şeytanın oyununa geldiler. Bu oyunu daha yeni kaldırdık. Yani bu şeytanın yaptığı oyunu yeni kırdık daha. Son yıllarda kırıldı. Uğraşa uğraşa kırdık. Elhamdülillah.

 

(Türk savaş uçakları, Afrin’e yönelik operasyonların ardından YPG’nin elindeki Münbiç’i vurarak Zeytin Dalı Harekatı’nı genişletti. Münbiç'teki Seyyade ve Dendeloğlu köylerinde bulunan PKK karargâhları Türk savaş uçaklarınca imha edildi. Fırat Kalkanı Harekatı döneminde ABD bayrağı asılan köyler arasında yer alan Seyyade Köyü aynı zamanda ABD askerlerinin de devriye gezdiği noktalar arasında bulunuyordu.)

Yani ne gerekiyorsa yapılacak tabii inşaAllah. Fakat işte yayılma alanı çok geniş. Yani çok çok geniş, PKK’nın. Hadi tamam orayı yaptık diyelim. Onunla bitecek gibi değil. İran’la ve Rusya’yla ittifak edilip daha geniş, daha kapsamlı ve daha süratli bir tokat indirebiliriz bunlara. Ama tabii ince ince düşünmüşlerdir. Ben bir vatandaş olarak görüşümü belirtiyorum. Yoksa devletin istihbaratı var. Askeri uzmanları araştırıyorlar falan en iyisini düşünürler tabii. Ama biz fikir söylemek durumundayız vicdanen rahat etmek için.

 

Münafık Olmadan İmtihan Olmaz. Peygamberimiz Zamanında Müslümanlar Aleyhine Müşrikleri Kışkırtan Onlardı

Münafık olmadan imtihan olmaz. Peygamberimiz (sav) zamanında da ihbarları yapanlar onlardı. Oyun oynayanlar onlardı. Müslümanların aleyhine zemin hazırlayan, kamuoyunu kışkırtan, etrafta aleyhte kışkırtıcı beyanlarda bulunan hep münafıklardı. Ama onların sayesinde sevabın gücü yükselmiş oluyor. Yoksa gayet rahat olur. Peygamber gider bir yerlerde İslam’ı anlatır insanlar da üçer, beşer İslam’a girerler. Çok sakin ve rahat bir hayat olur. Ama münafıklar hayatın hareketli olmasını sağlarlar. Güçlü ve gerçek mücadelenin oluşmasına imkan meydana getirir münafık. Tabii bu onun aleyhine olur. Onun cehennemini açar ayrı mesele. Fakat müminin güçlü imtihan olmasına, güçlü yükselişine, cennette yüksek makam almasına en açık şekilde faydalı olurlar.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Trump, Suriye ve Zeytin Dalı Harekatı kapsamında telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Beyaz Saray, Erdoğan ile Trump görüşmesi sonrası yaptığı açıklamada “Afrin operasyonunda tırmanan şiddetten kaygı duyuyoruz” açıklamasını yaptı. Cumhurbaşkanlığı kaynakları ise Trump’ın Afrin operasyonuyla ilgili tırmanan şiddetten kaygı diye bir şeyden söz etmediğini, Türkiye’den gelen yıkıcı ve yanlış söylemler diye de bir ifade kullanmadığını belirtti.)

Onların hiç derdine düşmemek lazım. Onlar atıp tutuyorlar. Trump deli mi yani oturup böyle abuk sabuk konuşsun? Öyle bir şey olmaz. Doğru, fakat tabii Tayyip Hoca da açıklamak durumunda her halükarda. Çünkü fitne ayyuka çıkmış durumda. Münafıklar bir yandan, komünistler bir yandan, PKK bir yandan yanlış haber yayma furyası başlattılar. Bunlara karşı çok dikkatli olmak lazım. Manipülasyon, oyunlar, taktikler, iftiralar, münasebetsizlikler gırla gidiyor peş peşe. Tabiî ki doğrusunu da kısa kısa açıklamakta fayda var.

 

(“Sorunlar yaşadığımız arkadaşlarımızla nasıl anlaşabiliriz?” izleyici sorusu)

Kuran’da ittifakın dışında pek mümkün olmaz. Çünkü her insan ayrı bir dünyadır. Kendi görüşü vardır. Onun görüşüyle senin görüşün çatışır ve her noktada çatışabilir. Onun kendine göre iyileri vardır. Senin kendine göre iyilerin vardır. Ama Kuran’da ittifak ederseniz yol tek olur. Aynı yolda çok rahat ikiniz de çok düzgün gidersiniz. Ama Kuran’ın dışında bir yol olduğunda yollar çatallaşır. Zikzaklar çizmeye başlanır ve mutlaka çatışma olur. Yani fikri çatışma olur. Dolayısıyla huzurlu bir arkadaşlık olmaz.

 

(“İnsanları bağnazlaştıran ana unsur nedir?” izleyici sorusu)

İki koldan gidiyorlar işte. Bir sol bağnazlık vardır yani gelenekçi bir sistem vardır. Yüz elli yıl öncesinin komünist düşüncesini Darwinizm’i savunur. Tamamen batıl çökmüş bir pagan dini. Putperest dini. Bilimle de alakası yok. İlkel bir bilim anlayışına sahiptir. Bir de gelenekçi Ortodoks sistem; onlar da işte Cübbeli Ahmet tarzı kafa. Kadınları buçuk gören. Kadınlar dövüldüğünde erkeğin deşarj olacağına inanan. “Deşarz” diyor ne demekse o? Kadına değer vermeyen, kadının dediğinin tersini yapılması gerektiğini düşünen, sakalını keseni öldüren, zekatını vermeyeni öldüren, acımasız bir sistem. İnsanlar bunların ikisinin arasında kalmış durumdalar.

 

(İngiltere'de yayınlanan Times gazetesi, Türkiye'nin YPG'ye yönelik başlattığı Zeytin Dalı Harekâtı'nın İngiltere hükümetini güç bir durumda bıraktığını, YPG bünyesinde savaşan İngiltere vatandaşlarının Afrin'e gitmeye çalıştığını yazıyor. Şöyle söylüyor; “Vatandaşlarının NATO müttefiki Türkiye ile karşı karşıya gelmesi İngiltere hükümeti için mevcut durumu daha da karmaşık hale getirebilir.” İngiliz YPG’liler “tüm Rojava’da savaş hazırlıkları var. Her yeri savunmamız gerek” diyorlar.)

Akılsızlık etmesinler, oradan gitsinler. Başları belaya girer. Türk askeri onları leblebi gibi tepeler. Filmlerde gördükleri olaylara özeniyorlar. Filmlerdeki gibi şeyler olacak. Öyle olmaz. EvvelAllah, koçyiğitler bastırdı mı darmakeşan ederler. Bakın benim onlara tavsiyem bir an önce tası tarağı toplayıp kaçsınlar. En kurtarırı bu olur.  Yahut gelip teslim olsunlar devlete başka çözümü yok.  Savunma yapacağın yer neresi belli. Betona ayağın basmış. Sırtın da beton da. Zaten göz önündesin. Tek atışlık işin var, şimdi orada münasebetsiz konuşma yapmana gerek. Bir an önce terk etsinler.

2018-06-03 01:16:10

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, Sayın Adnan Oktar’ı referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top