Sayın Adnan Oktar'ın 21 Ocak 2018 tarihli sohbetinden önemli başlıklar

A9 TV, 21 Ocak 2018

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Afrin operasyonu sahada fiilen başlamıştır. Bunu Münbiç takip edecek” sözleriyle Afrin operasyonu dün akşam saatlerinde başladı.)

Allah mübarek etsin, Allah zafer versin, Allah düşmanı kahrı perişan etsin, ordumuzu muzaffer etsin, Allah küfrü, münafıkları helak etsin. Oyuncuları, düzenbazları helak etsin, kalplerine korku salsın, Allah Türk milletini dünya hakimi yapsın. Allah Hz. Mehdi (as)’ı çıkartsın, Hz. İsa Mesih (as)’ı zahir etsin. İslam’ı dünyaya hakim etsin. Bizleri de Hz. Mehdi (as)’a, Hz. İsa Mesih (as)’a talebe etsin, inşaAllah. Ne dedim? “2018’de büyük olaylar başlayacak” dedim. Bismillah daha başlangıcındayız.

 

İslam’ı Hürriyetten Uzak, Neşesiz, İçe Kapalı Bir Din Diye Gösterdiler. Allah’ın Kuran’da Anlattığı Din Kolay Olandır

İslam, yaşanması imkansız bir din olarak gösterildi. Nerede kolay gösterildi? Öyle bir şey yok. Resulullah (sav) zamanında kolaydı. Hz. Osman (ra)’ı şehit ettiler fitne başladı. Hz. Ali (kv)’yi şehit ettiler fitne başladı. Hz. Ömer (ra)’ı şehit ettiler. Yani bu belayı durduracak kişileri, şirki durduracak kişileri şehit ettiler sonra müşrikler olayı ele aldı. Sonra kendi istedikleri dini yerleştirdiler. Kendi istedikleri din. Akıl almaz, içinden çıkılmaz bir din meydana getirdiler. Bir dehşet ve korku dini meydana getirdiler, o şu ana kadar geldi. Yine iyi Allah korudu yani mucize. Yaşanacak gibi değil her şey yasak, her şey yasak. Aslında gösterdikleri din dehşet, sopa, hürriyetten yoksun olma, acı, sanat estetik ve güzelliğin yok olduğu, kalitesizliğin hakim olduğu bir dehşet ve vahşet yapısı. Ama yine onu ulema bir şekilde şekillendirmiş falan, biraz azaltmışlar dozunu, pratikte uygulamamışlar. Yoksa onları uygulamaya kalksalardı dehşet diz boyu olurdu. Ama pratikte mesela insanlar namaz kılamamış onların gösterdiği namazı. Onların gösterdiği dini yaşayamamışlar. Halen de halk yaşayamıyor. Halkta, mesela kapalı hanımların bile büyük bir bölümü namaz kılmıyor. Sakallı amcaların büyük bölümü namaz kılmıyor, sabah namazına kalkmıyorlar. Çünkü çok zor göstermişler. İçinden çıkılmaz bir din olarak göstermişler. Hepsi için herkes için bunu söylemiyorum ama böyle.

 

(Afrin operasyonuyla ilgili Sayın Devlet Bahçeli yaptığı açıklamada “Devletimiz, milletimiz için hayırlı olsun, Allah ordumuzu muvaffak etsin” dedi. Genelkurmay Başkanımız Orgeneral Hulusi Akar, sadece teröristler ve onların her türlü malzemesinin hedef alındığını belirterek, “Sivil ve masum kişilerin zarar görmemesi için her türlü dikkat ve hassasiyet gösterilecektir” dedi.)

Ordumuz dünyanın en merhametli ordusudur. Kesin hakikaten. Dünyada Türk ordusu kadar merhametli bir ordu yoktur. Ve Türk milleti kadar da merhametli bir millet yoktur. Çok merhametlilerdir çocuk gibi yani çocuk merhameti gibidir. Türk ordusu merhameti hayret edilecek derecededir. Mesela yabancı ordularda falan öyle olmuyor, Fransız, İngiliz, Alman ordularında falan yakıp-yıkıp gidiyor adam hiç gözünün yaşına bakmıyor. Mesela gittiler Afganistan’a, adamların gariplerin kulaklarını kestiler kurutup kolye gibi boyunlarına astılar. Parmaklarını kestiler kuruttular kolye diye astılar. Dehşet verici yani. Ama tabii Türkiye-Suriye sorununda Esad hükümetinin tanınması önemli. Devletinin, hükümetinin ve başının tanınması önemli. Öbür türlü bu işin içinden çıkamayız. Dost olup düzeltip eski mecrasına sokmak lazım. Bu bir garip yol olmuş oldu, çok dönen bir yol çok dolambaçlı bir yol karmakarışık, karmakarışık kimin ne olduğu belli değil. Halbuki net, “kardeşim Esad’ın başkanı olduğu bir devlet var, hükümet var. Suriye de Suriyelilerin, burada yabancı hiçbir unsur kalmasın” bitti. “Herkes çıkıyor, evet beyler boşaltın burayı” dersin bu kadar kimse de bir şey diyemez. Ama şu an öyle bir görüntü yok. Türk hükümeti Esad’ı kabul etmesi gerekiyor. Hatta Mısır’da da hükümeti kabul etmesi gerekiyor. Biz kucaklayıcı olacağız başka türlü olmaz. Ha katil mi? Katil tamam doğru. Rusya katil değil mi? Amerika’da katil yok mu? Amerika 4 milyon insanı öldürdü. Müttefikiz değil mi? Müttefikiz. Irak ve Afganistan’da işgalci güçler küçük erkek çocuklarını mesela annesinin yanından alıyorlar, çocuğa tecavüz ediyorlar, onun filmini annesine gösteriyorlar. Annesine tecavüz edip çocuğuna gösteriyorlar. Onların eğlencelerinden biri de buydu. Kepazeliğe bak yani. Ama sonra da adamlar kimi IŞİD’çi oldu, kimi Talibancı oldu falan deliye döndü millet. Askerler de aklını oynattı intihara başladılar. Hep Darwinist eğitim, hep Darwinist eğitim, bela hep oraya dönüyor. Mesela şu anki Suriye’deki çatışma. PKK neden çıktı? Darwinizm’den çıktı. Suriye’deki rejimin bozukluğunun nedeni ne? Darwinizm. Irak’taki rejimin bozukluğunun nedeni ne? Darwinizm. Arap ülkelerindeki bozukluğun nedeni ne? Darwinizm. Allah’ı inkar sistemi.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan dün yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Türkiye’nin son dönem siyasi tarihindeki birçok karanlık ve kanlı hadisenin gerisinde FETÖ aklı, FETÖ’cülerin parmak izi vardır. Milletimizi birbirine düşürmeye çalışan provokasyonların çoğunun planlayıcıları, uygulayıcıları bu örgüt mensuplarıdır. Devletin bünyesinde yeni paralel yapılar oluşmasına asla izin vermeyeceğiz. Elbette insanlarımızın manevi dünyasında önemli yeri olan gönüllü kuruluşlarımızın, vakıflarımızın, derneklerimizin başımızın üzerinde yeri vardır. Elbette ülkemizdeki ve dünyamızdaki tüm mazlumlar tüm mağdurlar için gece-gündüz demeden koşturanları el üstünde tutacağız. Ancak hiçbir yapının kendi tebliğ, etki ve eğitim sınırları dışına çıkıp devlet, siyaset, ticaret alanında tahakküm kurmasına izin vermeyeceğiz. Bu ülkede 28 Şubat döneminin o baskıcı politikaları hükmünü yitirmiştir. Allah’ın izniyle hiçbir güç Türkiye’yi o eski karanlık günlerine döndüremeyecektir. Son günlerde aslı astarı olmayan haberler üzerinden bu millet için dişini tırnağına takan gönüllü kuruluşlarımızın yıpratılmaya çalışıldığını görüyoruz. CHP zihniyetinin ve adı-sanı belli din düşmanı çevrelerin eski Türkiye’yi hortlatmaya yönelik saldırılarına kesinlikle rıza göstermeyeceğimizin bilinmesini istiyorum.” )

Tayyip Hocam, bir de diyorlar ki “Tayyip Hoca’yı niye destekliyor?” işte buyur. Ne konuşsa hayırlı, ne konuşsa dürüst, ne konuşsa samimi. Bir de düşündüm de, Allah nasıl bir imkan veriyor. Bir insanın takatinin üstünde bu. Akşam sabah, sabah bakıyoruz tak canlı yayında orada, öğleden sonra bir başka yerde, akşam bir yerde. Bir insanın takati buna nasıl yeter? Ve irticalen çok güzel konuşuyor. Bu çok acayip. İnsanın aklına gelmez şaşırır karıştırır, bağlantı aklına gelmeyebilir yani unutabilir falan hiç yok. Bir de akışı çok güzel ayarlıyor müthiş bir hitabet var. Müthiş bir hitabet var bu olacak iş değil. Çalışıyor falan değil hazırlık da yapmıyor, ayaküstü kalkıyor orada hemen söylüyor. Çalışsa da yapılacak iş değil, çalışma yapacak zamanı da yok. Onunla görüşüyor, onunla görüşüyor, onunla görüşüyor nefes almıyor. Ama bak konuşmadaki irticalen olan o akışa bak, düzgünlüğe bak ve hikmete bak. Hep isabetli hep isabetli, tak tak tak, maşaAllah.

 

Camilerde Fetih Suresi okunmasını yabancı basın işte Hristiyan alemi, Musevi alemi yanlış anlıyor. İşte “fethetmeye mi gittiniz, oraları yakıp-yıkmaya mı gittiniz?” Kardeşim, fetih olur mu? Orada bir nefsi müdafaa var ama bu da fetihtir. Yani insanın kendini kurtarması fetihtir. Vatandaşını kurtarıyor, milletini kurtarıyor. Adam senin gırtlağına yapışmış hırsız, gaspçı yakana yapışmış, ne yapıyorsun? İtip atıyorsun adamı, bu da bir fetihtir. Fethetmiş oluyorsun. Yani nefsi müdafaa da fetihtir. Burada yapılan nefsi müdafaadır. Türk milletine, Türk devletine, Türk halkına bir saldırı yapılmıştır, orada bir kurtuluş sağlıyorsun. Yani şeytanı yenip hakkı hakim ediyorsun. Şeytanı yenmek bir fetihtir. Yoksa toprak gaspı değil. Türkiye açıkladı, “Biz Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılıyız” dedi. Biz gidip o toprağı alacağız gasp edeceğiz demiyor, zaten olacak iş değil o yani.

 

(“Ülkemizin siyasi partileri niye birbirlerine bu kadar düşmanlar?” izleyici sorusu)

Aslında Türkiye’de klasik siyaset böyledir zaten. 70’leri görmemişler kardeşlerimiz, akıl almaz sertti. Hatta bir ara muazzam bir polemik vardı, çok sert olur. Siyaset biraz acımasızdır o bilinmiyor. Hatta siyasi kongreler yapılır millet birbirine kafa-göz girer. Mesela CHP kongrelerinde kavga olmadığı çok nadirdir olmaması. Eskiler bilir. Mesela Adalet Partisi kongrelerinde de sille-tokat birbirlerine girerlerdi kafa-göz yararlardı. Diğer partilerin birçoğunda da oluyordu bu. Acayip yani o ona o ona. Bu normal bir şey olarak bilinir yani demokrasinin gereği olarak. Biraz Darwinizm’den kaynaklanan bir şey. Yani çatışma düşüncesi var ya diyalektik felsefe, onun bir uygulaması olarak zaten gerekiyor diye düşünürler. Yani çatışma, tez ve antitez çatışır yeni bir fikir meydana gelir diye inanıyorlar. Onun için zaten kainatta bir çatışma vardır inancı var. Ve çatışmanın orada da olması gerektiğine inanıyorlar. Darwinist felsefeden kaynaklanıyor o. Dolayısıyla partiler de birbiriyle çatışır güçlü olan kazanır inancı var. Ama bu çatışmanın acımasızca olması da son derece normal karşılanıyor. Darwinist felsefeye dayalıdır bu. Modern siyasi felsefe Darwinist felsefeden çıkmıştır. O yüzen orada kanunların müsaade ettiği ölçüleri de aşacak şekilde kıyasıya bir mücadele olur. Eskiden beri bu böyledir.

 

(Bitlis’te operasyondaki askeri timin üzerine çığ düştü, 2 askerimiz şehit oldu 7 askerimiz yaralandı. Kayıp 3 askerimiz de aranıyor.)

Vatan savunmasında olduğu için her ne olursa olsun orada hayatını her kaybeden kardeşimiz şehit olur. Ne surette olursa olsun düşman kurşunu şart değil. Mühim olan vatan savunmasında mı değil mi ona bakılır. Cenab-ı Allah ona bakar yani.

 

(“Cehennemin her tabakasında farklı cezalar var mıdır?” izleyici sorusu)

Bir kere cehennem yani böyle ruh sahibi birisi cehenneme gitmez. Ölüdür onlar, münafıklar falan ölüdür. Çünkü bir adam o kadar anormal olmaz. Mesela münafıklara baktığımızda hayvani bir bozukluk görülüyor, çok şiddetli bir bozukluk var. Belli ki bir mahluk, bunlar cehenneme giderler. Tabii ki bunları, Allah dereceleri daha ağır olduğu için cehennemin en dibine alıyor. Fakat bu onlara etki etmez mümine etki eder. Müminde olumlu etki yapar. Cehennemin amacı sevgidir yine. Yani sevgiyi pekiştiren, sevgiyi güçlendiren, kıyasla sevginin değerini daha yücelten bir vesiledir cehennem. Yani ceza yeri gibi olarak düşünülür ama aslında sevgiyi yücelten bir sistemdir.

 

Bazı İnsanlar Kibirli Birini Gördüklerinde Onun Yanında Ezilmemek İçin Kibirli Olmak Gerektiğine İnanır. Halbuki Kibir İnsanın Kendisini Aşağılayan ve Küçük Düşüren Bir Haldir

Kibirli olmayı hakikaten bir sükse gibi görüyorlar. Ama şimdi öbür türlü ezileceğini düşünüyor o da özeniyor. Bakıyor kibirlinin yanında acz içinde kalmış, kendi de kibirli olunca, ondan daha kibirli olunca onu geçtiğini görünce kibirli olmanın önemli ve kıymetli bir şey olduğunu düşünüyor. Kötü bir durum olduğunu gördüğü halde o kötülüğe sarılmaya devam ediyor. İşte din ahlakı, dinin ölçüsü olmayınca ölçü şaşıyor yol da şaşıyor, yol artık sapalaşıyor. İnsan zikzak çizmeye başlıyor sarhoşa dönüyor. Dinin önemi burada. Allah birçok yerde ama burada da Kendini gösteriyor. Dolayısıyla Kuran ahlakıyla olaylara bakan bir insan meseleleri tam, düz ve doğru yol olarak anlıyor. Aksinde hiç anlayamaz. Mesela liselerde falan bilirim hakikaten kibirli kızlar, kibirli gençler daha çok dikkat çeker. Onların etrafında daha çok insan olur. Aslında nefret ederler. Onun kötü olmasını ister ama aynı zamanda ona saygı da duyarlar. Yani onun beğenisini kazanmaya çalışırlar. Bu, onlara Kuran ahlakının sunulmamasından kaynaklanan çeşitli hastalıklardan biridir. Çok fazla hastalık olur bir hastalık türü de budur.

 

(HDP Afrin operasyonuna karşı halkı sokağa çağırarak “Protestolar yapılmalı, halklarımızı sokakta sesini yükseltmeye ve demokratik tepkisini vermeye çağırıyoruz” dedi.)

Ne diyecekmiş? Vaz mı geçmelerini istiyor? Sen Türkiye’nin burnunun dibine Marksist, Leninist, Stalinist, komünist, Darwinist, Allahsız, Kitapsız katil canilerden oluşan terörist bir yapılanmayı oluştur Akdeniz’e açılmaya hazırlan. Çünkü Akdeniz’e de açıldığında orada İngiliz gemileri o zaman hepsi rahatça gelecek. Silah sevkiyatı da çok rahat olacak onun için istiyorlar. Buna müsaade etmeyeceğimiz belli. Türkiye’nin yekunu tamamı bunu kabul etmez.

 

(“Kıskançlıkla koruma duygusu arasındaki fark nedir?” izleyici sorusu)

Şimdi adam kıskanıyor “böyle kıyafet giyme” diyor “niye?” diyor “erkekler bakar” diyor. Bakarsa baksın. Peki nedir? “Sende belki hani onunla böyle bir durum olabilir” diyor. Bu ne demek yani şimdi? Kız gidiyor mesela bir yere “kız arkadaşımın evine gittim” diyor. “Şimdi ben sana nasıl güveneyim? Bir aç şu telefonu bakayım rica edeyim” diyor konuşuyor. “Çevir çevir” diyor “etrafında her yeri yavaş yavaş bir çevir” diyor. “Hakikaten güzel iyi” diyor. “Orada odalar gördüm ben odalara da girsene sen tek tek sıradan” diyor. Odalara da giriyor. “Orada bir oda daha var” diyor “orası mutfak” diyor “olsun oraya da bir gir bakayım” diyor “orada da bir evir çevir” diyor. Yani kadının dost tuttuğuna inanıyor, fuhuş yapacağına inanıyor. Onu fuhuş halinde yakalamak istiyor telefonla. Akılsızlığa bak. “Niye bunu yapıyorsun? diyoruz, “ben kıskancım” diyor. Kardeşim, senin adama karşı tavrın, insanlara karşı tavrın samimiyetsiz. O genç kıza karşı ne diyorsun sen? “Sen ahlaksızsın” diyorsun haşa, “güvenilmezsin, potansiyel fuhuş yapacak bir adamsın, senden her şey beklenir ben de seni yakalamak istiyorum” diyorsun. “Ne yapayım ağabey kıskancım” diyor. Kıskanç falan değilsin hakaret ediyorsun ve karşındaki insanı adam yerine koymuyorsun, saygı duymuyorsun, değer vermiyorsun şimdi bu ayrı. Ama öbüründe, dışarı çıkar yanında gidersin, niye? Birisi saldırmasın, kötülük yapmasın, canını yakmasın veyahut birisi saldırır canını ortaya korsun. Bu kıskanmadır. Dini, imanı, İslam'ı anlatırsın, o cahillik etse bile sen cahillik etmezsin, onun iffetine, haysiyetine, namusuna dikkat edersin bu kıskanmadır. Dinine, diyanetine, imanına katkıda bulunmak için bütün gücünle gayret edersin, bu kıskanmadır. Yemesine, içmesine, sağlığına, sıhhatine, sporuna, her şeyine dikkat edersin bu da kıskanmadır. Hastalandığında her şeyiyle ilgilenirsin bu da kıskanmadır. Bu doğru kıskanma öbürü yanlış.

 

(“Genç kızlara kalite eğitimi verilmeli mi?” izleyici sorusu)

Okullarda bir kere kalite dersi olması lazım. Çocuklar bir kere niye yaşadığından bile haberi yok birçoğunun. Hayatın gayesini bilmiyorlar, çocuklar bunalım içinde bir kısmı gidiyor intihar ediyor niye okuduğunu da bilmiyor. Sorsan bilmez kendi bulmaya çalışıyor, olur mu öyle şey çocuğa anlatsana. Mesela bir genç kızın kaliteyi öğrenmesi ne kadar hayati bir şey, bir gencin kaliteyi öğrenmesi ne kadar önemli. Kaliteli bir genç nasıl olur, kaliteli bir genç kız nasıl olur, kaliteli bir yüz, kaliteli bir saç, kaliteli bir makyaj, kaliteli kıyafet, kaliteli yiyecek, kaliteli sofra binlerce sayılır. Bunların hepsinin öğretilmesi lazım. Hayatın en hayati konusu kalitedir. Cennetin en güzel yönü kalitesidir. Cennet kaliteden dolayı güzeldir.

 

(“Namazı gençlere nasıl sevdirmeliyim?” izleyici sorusu)

İlk Allah'ı sevdirerek başla, Allah'ın varlığının delillerini anlat. Kuran mucizelerini anlat ama en önemlisi Allah'ın varlığının delilleridir. Allah'ın delillerini anlatırken, kendi üstündeki hazır delil en iyisidir. Çünkü o delille beraber gider insan öbür delilleri aramak lazım, ağaç görmesi lazım, çiçek görmesi lazım, hayvan görmesi lazım, kromozomu incelemesi lazım yahut okuması lazım ama kendindeki delillerde bir kolaylık var. Çünkü her an üzerinde, gözünü açtı mı hemen o delille karşılaşıyor. Bakar bakmaz renkli güzel bir dünyayla karşılaşıyor. Bir ekran mesela bu bir ekran Allah'ın varlığının müthiş bir delilidir, renkli, kaliteli görüntünün oluşturduğu en kaliteli televizyon fabrikasının bile yapamayacağı mükemmel bir ekran ve filmin hazırlanışı Allah tarafından. Kusursuz hazırlanmış gölge, ışık, her şey mükemmel. İnsanlar var içerisinde, görüntüler var sırf bundan insan iman edebilir. Bunu anlatsan namaz da kılar, secdeye de kapanır hiçbir şey demene gerek kalmaz.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan HDP'nin, sokak çağrısı için şunları söyledi; “Sakın ha bu çağrıya uyup da meydanlara çıkma yanlışına uyan olmasın, uyan olursa bedelini çok ağır öderler. Bunu açık söylüyorum. Bu bir milli mücadeledir, karşımıza kim çıkarsa çıksın ezer geçeriz.”)

Tayyip Hocam’ı zor duruma sokup, bunu karışıklık vesilesi olarak görmek, hakikaten çok ağır bir suç olur. Çünkü vatan savunması var millet kendini savunuyor, bir istiklal savaşı gibi bir şey bu, sen de içeride kargaşa çıkartmaya kalkıyorsun cezası hükmü çok ağır olur. Başsavcılık da istiyorsa bilmiyorum olur mu açıklama yapsın yani çok ağır cezası olur. İlgili kanun maddeleri de hatırlatılsın. Ne demek bu? PKK istediği gibi elini, kolunu sallayarak hareket etsin diyorsun ona gelir o, o anlama gelir.

 

Suriye Konusunda Türkiye, Suriye, İran ve Rusya’nın İttifak Etmesi, Suriye’nin Toprak Bütünlüğünün Korunması ve Suriye Devletiyle Türkiye’nin Bağlantı Kurması Gerekir

Suriye'yle sonunda Türkiye anlaşacak Esad'la başka çözümü yok. Hiçbir mantığı yok öbür türlü. Çünkü bak Türkiye Afrin'i kurtarsa da, Menbiç'i de kurtarsa da bunun elli misli büyüklüğünde toprak PKK'nın elinde, uçsuz bucaksız koskoca. Yani bir ülke hâkim, ülke ülke artık yani ucu bucağı yok. Yani o toprakların yüz misli belki, ucu bucağı yok. Adamların oralardan çıkması mümkün değil. Onu çıkartsan IŞİD var, onu çıkartsan El-Nusra var yani karmakarışık. Tamamının çıkması için ne yapılacak? Türkiye, İran, Rusya hatta Kazakistan, hatta mümkünse Çin bir araya gelecekler. Buraya mühimmat yığınağı yapılacak ama Çin çekinir böyle şeyden ama Kazakistan yapar. Rusya bin tank, Türkiye bin tank, İran bin tank tıngır tıngır gelecek hepsi dizilecek, çok fazla roket. “Arkadaş” diyeceksin, “size yetmiş iki saat müsaade burayı terk edin” yani vazgeçin, “ya teslim olun yani “bu araziyi boşaltın veyahut da teslim olun.” Neyse artık hukuki prosedür neyse bilmiyorum. Olmadı mı, tak basarsın aşağı ama bunun hukuki olması için, hiçbir ülkenin itiraz etmemesi için diyecek ki Suriye devleti, Suriye hükümeti ve Suriye devlet başkanı, “Buyurun bekliyoruz” diyecek. Türkiye, İran ve Rusya'yı davet edecek. Buna hiçbir ülke hiçbir itirazda bulunmaz. Yani Amerika'nın itiraz hakkı yok, hiçbir şekilde hukuki mümkün değil olmaz. Birleşmiş Milletler de hayır diyemez, herkesin kabul edeceği bir durum. Ama şu an ne diyoruz biz Türkiye olarak? “Biz Suriye devletini kabul etmiyoruz” diyoruz, “hükümetini kabul etmiyoruz, devlet başkanını kabul etmiyoruz.” O zaman başıbozuk sahipsiz bir ülke var. İşte o zaman önüne gelen girer. Onu kovalıyorsun o geliyor, onu kovalıyorsun o geliyor. Bunlar çözüm değil. Yani Türkiye tamam hepsini belki zamanla kovalar ama bu Türkiye’ye çok enerji harcatır. Çok yorar Türkiye’yi, çok yorar. Belki yıllarca sürecek ve akıl almaz yorar. Çünkü o derinlere gidilecek daha da. Suriye çok büyük bir ülke. Bir kere Menbiç, Rakka falan oralarda silahlı kuvvetler bulunduracaksın, sabit. Sonra da oralara hareketli birlikler göndereceksin aşağıya. Bütün ülkedeki işgali kıracaksın, bu çok güç. Bir de Türkiye’de PKK ile uğraşacaksın. İç güvenlik için de, dış güvenlik için de ayrıca asker bulunduracaksın Türkiye’de, zor. O yüzden Türkiye’nin Suriye hükümetini tanıması gerekiyor, Mısır hükümetini de tanıması gerekiyor. Bizim böyle bir lüksümüz olamaz. Katillik iddiası da hiç geçerli değil çünkü Rusya'da da var katil, Amerika'da da var katil, İsrail'de de var katil, efendim Mısır'da da var, her yerde var. O zaman hiçbirisiyle görüşmememiz gerekiyor. Böyle bir gerekçe olmaz, başka hiçbir çözüm yok. Esad’la aranın düzeltilmesi lazım.

2018-06-03 00:16:21

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, Sayın Adnan Oktar’ı referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top