Sayın Adnan Oktar'ın 20 Ocak 2018 tarihli sohbetinden önemli başlıklar

A9 TV, 20 Ocak 2018

 

(Adnan Bey, Atatürk Kurtuluş Savaşı’nın amacını İslam’ın kurtuluşu olarak niteliyor. Bu amaç için savaşan Türk ordusunun başarısı için dua edilmesini istemiştir. Atatürk’ün modernliğini, kalitesini, klaslığını gösteren bazı fotoğraflar var.)

Olaya bak şu şıklığa bak. Şu kabadayılığa yiğitliğe bak. Atatürk kabadayıdır, bilmiyorum biliyor musunuz onu, çok sıkı kabadayıdır. Tam Osmanlı kabadayısıdır, titretiyordu. Hicaz’da “Osmanlı ecdadı olan yerleri yıkacağız” falan dediler. Atatürk “gelirim, hepinizi orada dümdüz ederim” demiş “aman bir daha duymamayım” demiş “derhal” dediler. Kime ne dediyse hep böyle zınk oturdular aşağı.

Şu kibarlığa bak, böyle delikanlı var mı memlekette? Şu güzelliğe bak şu güzelliğe bak, şu üsluptaki mükemmelliğe bak. Hem salon delikanlısı, hem saray delikanlısı, hem İngiliz ahlakı var mükemmel. Bak İngiliz saray terbiyesi de var, Osmanlı saray terbiyesi de var, kabadayılık da var, yiğitlik de var ne varsa hepsi var.

 

(Birleşmiş Milletler Sözcüsü Stefan Dujarric, Türkiye’nin Afrin’e yönelik operasyon hazırlığının endişe yarattığını söyledi. Stefan Dujarric “Bölgede gerilimin tırmandırılmasından kaçınılması gerekir” dedi.)

Tamam. Zaten gerilim var gerilimi yatıştıracağız. Oraya komünistler yığılmış, PKK, Stalinistler yığılmış katliam yapmaya gelmişler. Suçluları Türk ordusu yakalıyor gerilim yatışmış oluyor işte iyi güzel. Güzel, yanlış yapılan bir şey yok.

 

Hadislere Göre Cennette Büyük Çarşılar Olacak, İnsanlar Gidip İstediklerini Alacaklar, Paraya Gerek Olmayacak

Cennet, Alice Harikalar Ülkesi gibi. Allah gücünü orada kısmen gösteriyor kısmen, acayip yer gök oynuyor kısmen göstermesine rağmen. Bütün gücünü göstermiyor Allah, kısmendir. Mesela diyorum ya çarşı, bu büyük çarşılar gibi çarşı, gidiyorsun tişörtler var, gömlekler var alıştık ya burada aynısı oluyor. Yoksa istesek zaten orada da yaratılır. Ama zevkine alışkanlık olarak çarşıya gidiyor alıyor giyiniyor çıkıyor. Para yok, mal Allah’ın çünkü. Ama her yerde posterler var böyle güzel insan posterleri. Mesela hanımlar bakıyor güzel kız posterine “Aa ne güzelmiş” diyor aynaya bir bakıyor aynısı olmuş. Delikanlı diyor ki “ne kadar yakışıklıymış” diyor, aynaya bakıyor aynısı olmuş. Böyle bir sistemdir. Netlik keskin. Yani hayal olduğunu anlayabileceğimiz gibi değil. Çok çok keskin olduğu için bu rüyadan bir daha uyanamayacağımız imajını verecek gibi, rüya diyebileceğimiz gibi değil. Çünkü burası rüya diyeceğimiz gibi baktığımızda anlaşılıyor. Hakikaten rüya görüntüsü var ama ora öyle değil. Ama son ana kadar Allah işte hep böyle bir denge kurmuş Hz. Adem (as)’dan itibaren, en sonuna kadar imtihanda en ufak bir sekme olmuyor. Hayret edilecek şey. Mesela istese Allah mucizeler gösterir bazılarına, bazılarına göstermez öyle olmuyor dengeli oluyor. Mesela Hz. İsa (as)’ın talebelerine mucize gösteriyor ama adamlar iman etmiyor. Öyle zannedildiği gibi değil, aklın ihtiyarını kaldıran bir şey yok. Çünkü aynı dönemde Allah Hz. Yahya (as)’ı ve Hz. Zekeriya (as)’ı şehit ediyor. Adamlar “abov” diyor haşa “Allah olsa peygamberleri Allah öldürüyor” diyor. Hz. İsa (as)’ın da evine Roma askerleri gelince “oo bitti işte buraya kadarmış” diyor. “Biz de ne kadar safmışız inanmışız” diyor. İçeriye giriyor askerler, oradaki Yuda İzeryod’u yakalıyorlar ağzını burnunu kırıyorlar darmadağın etmiş vaziyette çıkarıyorlar. “Eyvah eyvah” diyor “bak İsa gitti” diyor. Halbuki Allah’a sonuna kadar güvenmesi lazım. Peki o Hz. İsa (as) ise Yuda İzeryod nerede aynı odaya girdiğine göre? Orada iki kişi olması lazım. Çıkan bir kişi. Son sözü “ben İsa değilim” Yuda İzeryod’un. Israrla onu vurguluyor “ben İsa değilim, ben İsa değilim” diye “yanlışlık oldu” diyor ihbarcıya “hadi oradan” falan diyorlar. İşte su istiyor, süngere oradaki kaptan sirkeli şaraba batırıyorlar, sopayla uzatıyorlar oradan ağzına bir parça sürüyorlar falan. Sürekli alay ediyorlar aşağılıyorlar. Ellerinden mıhlıyorlar iki avucundan, ayak bileklerinden mıhlıyorlar. Bir de karnından mıhlıyorlar. En sonunda da kafasından mıhlıyorlar. Ama çok uzun süre tuttular. Sen Hz. İsa Mesih (as)’ı ihbar ediyorsun Allah yanına kor mu? Hiç onun için oradaki ceza daha dur bakalım, asıl ahirette. Oralarda kargalar geçiyor tepesine geliyorlar. Şimdi ölüm de oluşmuyor tabii, bileğinden çakılmış, ellerinden de çakılmış, karnında da usturuplu şekilde çakmışlar, yani hayati organlara değmeyecek gibi. Onun ustaları vardı o dönemde bu mıhlama işini iyi biliyorlar. Çiviyi ona göre içeriye sokuyor hayati organlara getirmiyor ondan sonra çakıyorlar. Ama adamların manyaklığına bak o devirde de yani bu kadar manyaklık olur. İşkence şiddetinin haddi-hesabı yok. O ona işkence yapıyor o ona işkence yapıyor.

Özetle imtihan sonuna kadar böyle devam eder. En ufak bir sekme olmaması gerekir Allah’ın adaletine göre, olmuyor o yüzden de. Ufacık bile bir sekme olmaz. Ama varlığında işte içimizde hazır delil meydana getiriyor. En büyük deliller içimizdedir aslında, Allah’ın varlığının delilleri en büyük deliller hazır. Çünkü bir insanı hapse sokabilirler, hapiste yaşayabilir bir çocuk bir hücrede, hiçbir yeri görmeyebilir. Çiçek böcek hiçbir şey görmeyebilir ama gördüğünü idrak ediyor. Duyuyor ama bak şimdi duymayı biri duyuyor. Kardeşim duyma ne demek? Öyle acayip bir şey ki tarifi falan hiçbir şeyi yok bilimle falan hiçbir şeyle açıklayacağın gibi değil. Ulaşılacak gibi bir bilgi değil. Mesela çikolata aldım tadı var, açıklanacak gibi değil. Hiç açıklanacak gibi değil.

Haşa diyor ki “Tanrım beni neden terk ettin?” diyor çarmıhta. Bir de bak ahlaksız bunu yaparken de iman ettiği için yaptığını söylüyor Hz. İsa (as)’ı Allah için ihbar ettiğini söylüyor alçağa bak. Bari onu deme kahpe, bari bunu yapma yani. Tam münafık ağzı, hep münafıklar da aynı ya “Allah için ihbar ediyorum” diyor “Allah için.” Hz. Ali (kv)’yi şehit edenler de “Allah’ın ayetini uyguladım” diyor “Allah’ın emrini yerine getirdim” diyor. Hz. Osman (ra)’da da aynısını söylüyorlar. Münafıklar hep böyledir ortalığı düzeltmek için falan diye ortaya çıkarlar. İnsanları doğru yola sevk etmek hep iddiaları budur. Akşama kadar Müslümanlarla uğraşır, uğraşacaksan git küfürle uğraş “yok ben onunla uğraşmam” diyor “Müslümanlarla uğraşacağım” diyor. Ne istiyorsun? “Dağıtacağım” diyor. Müslümanları birleştirmek değil mi vazifen senin? “Yok, dağıtmak vazifem” diyor. Bir Müslümanın vazifesi Müslümanları birleştirmektir. Hatası da varsa onların içindeyken onları düzeltmektir. Sen dışarı çıkmışsın, Müslümanlara saldırıp dağıtmaya çalışıyorsun. Tam klasik münafık alameti. Bir; Müslümanın yanından ayrılınmaz ayrılmanın bir anlamı yok. Ayrılmadan kendi içinde hatayı varsa düzeltmeye çalışman gerekir. Hadi şaşırdın ayrıldın, “ben hata yaptım siz birleşin” demen lazım. Demiyor “dağılsınlar” diyor. Münafık kafası budur.

 

İnsanın Geleceği İle İlgili Endişelenmesi Kuran’a Uygun Olmaz. Geleceği İle İlgili Endişe Eden Kişi, Her Olayın Allah’ın Kontrolü Altında Olduğunu Unutuyor Demektir

Geleceğe dair endişelendiren bir konu olursa bu imana uygun olmaz, Kuran’a uygun olmaz. Çünkü endişeleniyorsa bir insan bir konuyla ilgili, onu müstakil bir güç, Allah’tan bağımsız bir güç olarak görüyor demektir. Yani Allah’tan ayrı bir gücün devrede olduğuna inanıyor demektir. Ve Allah’ın da ona güç yetiremeyeceğine inanıyor demektir. Bu şirk yani put inançtır. Şirk de çok büyük günahtır, Allah’a şerik-ortak kılmaktır olmaz.

 

Allah Her Şeyi Bir Amaç Üzerine Yaratır. İnsanın da Yaratılmasında Bir Amaç Vardır. Derin ve Akıllı İnsanlar Bunu Anlar

Seni yaratan güç boşu boşuna seni yaratır mı? Yaratacak seni otuz, kırk sene sonra öleceksin, yok olup gideceksin mezarda. Mesela yirmi yaşındaysa kaç sene yaşar? Hadi yetmiş sene diyelim beş-on sene, sonra kuruyup gidecek. “Niye Ya Rabbi yarattın?” desek “neden yaratmıştın?” hiçbir amacı yok mu? Olur mu böyle bir şey? Allah hiçbir amacı olmadan bir varlığı yaratacak yaşatacak ve yok olup gidecek ve hiçbir gayesi olmayacak. Peki, mesela ben burada bakıyorum tablet var. Bunu da Allah yaratıyor. Ben onun hiçbir gayesi yok diyemiyorum gayesi var. Ayakkabının gayesi var, halının gayesi var gayesi olmayan bir şey göremedim ben burada. Parmakların, gözün, burnun, kulakların her şeyin bir gayesi var. Bedenin de bir gayesi var, insanın da bir gayesi var. Dolayısıyla derin ve akıllı düşününce bu görülebiliyor. Canımın içi bak bizim anlamamız için zaten bu sistemi yaratıyor. Şimdi burada bize Allah niye çarşı yaratsın? Beynimizin içinde bize çarşı gösteriyor. Niye arabalar göstersin, niye elbiseler göstersin? Hiçbiri olmadan da olurdu, hiçbir şey de olmazdı. Biz havayla yaşayabilirdik. Havadan aldığımız azotla yaşayabilirdik. Üstümüzde de vücudun kendi ürettiği bir elbise olurdu. Düz deriden bir şey salgı gibi vücudun. Onunla dümdüz yaşayabilirdik. Hiçbir şey de olmazdı. Ama muazzam detay var. Saatler, arabalar, koltuklar, buzdolapları, kaplar, camlar, kristaller yani bu kadar özen gösterdiğine göre sonunda da “Ya Rabbi senin hiçbir amacın yoktu” mu diyeceğiz? İnsanlara öyle mi denecek? Yani “hiçbir amacın yok.” Bu kadar yüce ve sonsuz bir aklın bu kadar gayesiz bir şey yapması nasıl mümkün olsun? “Hiçbir amacı yok” diyorsun “hiçbir amacı yok.” Bir kere muazzam emek verilmiş. Katrilyon çarpı katrilyon çarpı katrilyon emek verilmiş. “Bunu götürtmek devam ettirtmek Benim için çok kolay” diyor Allah zaten. “Yaratmak size zor geliyor ama Benim için çok kolay” diyor Allah. Yani niye altmışla yetmişle bitirsin? Görüntü devam ederken niye durdursun? Ne mahsuru var yani? Ama ölüyse durdurur. Çünkü ölü zaten ölü neyi görecek? Diri için görüntünün durması diye bir şey olmaz. Ama daha detaylı bilgi istiyorsan o herkese verilen bir bilgi değil. Mesela Peygamberimiz (sav) çok uğraştığı için, çok emek verdiği için, dikkatini çok verdiği için, çok ısrar ettiği için Allah ona mesela cennetin olduğu yerde ona bir görüm verdi. Mesela cehennemi uzaktan gördü, cenneti uzaktan görecekti ama Allah “bakma” dedi sidreyi gördü kapatan örtüyü bu yeterlidir. Artık daha ne olsun? Cehennemi gördü ve sidreyi gördü. Burada da “cennet var” dedi. Cennet var mı acaba denmez artık. Geriye ne kalmış? Cehennemi göstermiş, sidreyi göstermiş, olay yerine de götürüyor Allah. Olay yerine de götürmüş. Bizim Peygamberimiz (sav) hiç yalan söylemeyen bir insan. “Gördüm” diyor “gittim gördüm” diyor anlatıyor. Ama o devirde tabii Peygamber (sav)’in pek kıymetini bilmemişler. Münafık çok olduğu için. Yine o devirde de ukala, züppe, münafıklar çokmuş. Kıymetini bilmemişler. Ama şahsi bilgi zaman zaman insana verilebilir. Eğer çok samimiyse onu söyleyeyim. Cennetle ilgili, cehennemle ilgili, Allah'a yakınlıkla ilgili bilgi verilebilir şahıslara. Ama çok çok candan, çok çok akıllı ve samimi olursa ve onu sır olarak saklayacaksa olabilir. Onu söyleyeyim. Yani bununla kapanmaz, bununla durmaz. Çünkü Kuran'ın ifadesi o. Peygamberlere göstermesinden bunu anlıyoruz. Tarikatlardaki sulükten de bunu anlıyoruz. Yaşanan olaylardan da anlıyoruz.

 

(“Bir insan kendini beğenmeyerek Allah'a şirk mi koşmuş oluyor?” izleyici sorusu)

Şimdi iki türlü var. Adam huyunu beğenmez. Mesela daha dindar olabilirim, daha akıllı, daha naif, daha saygılı olabilirim diyebilir bu güzel. Ama tipini beğenmiyorsa beğenmiyor olabilir. Normal yani çirkinse çirkindir. “Ya Rabbi beni ahirette güzel yarat” der. Çirkinken ne kadar güzelim demez. Allah seni kasten çirkin yaratıyor biliyor Allah onu. Allah'a yalan söylemeye gerek yok. Allah ne yaptığını bilmez mi? Çirkin yaratıyorsa üstünlük onun için. Zaten herkes ölecek. En güzel insan da ölüyor, en çirkin insan da ölüyor. Mezara girdiklerinde kafataslarını birbirinden ayırt etmek mümkün değil ki. Yan yana diziyorlar kafataslarını hangisi çirkin, hangisi güzel kimse bilmez. Hepsi birbiriyle aynıdır kafataslarının üç aşağı beş yukarı.

 

(“İç sıkıntısı ve bunalımın sebebi nedir?” izleyici sorusu)

O özel verilir. Yani imtihanın bir bölümü de odur. Hatta Tevrat'ta da geçer cendere gibi sıkıntılardan geçeceği söylenir Moşiyah için, Mehdi (as) için cendere gibi. Ama “o kuzu gibi” diyor Allah. “Hiç ses çıkartmadı” diyor “çok acılar çekti ama hiç ses çıkartmadı” diyor. Yani Allah ona bakar. Eyüp Peygamber'in kıssasında da o vardır. Ama bazısı basittir. Ufacık bir çıkarıyla çatıştığında Allah'ı inkar eder. Çoktur öyle “namaz kılıyordum” der “ama işlerim battı bir daha kılmadım. Kolum kırıldı bir daha kılmadım” falan. Allah onu imtihan eder. Hasta olduğunu Allah ona göstermek için meydana getirir onu.

 

(ABD Dışişleri Bakanlığı Afrin’le ilgili yeni bir açıklama yaptı şunları söylüyor. “Suriye'nin kuzeyinde askeri bir operasyonun bölgesel istikrara, Suriye'nin istikrarına ve hatta Türkiye'nin sınır güvenliğiyle ilgili endişelerine hizmet edeceğine inanmıyoruz. 'Sınır Güvenliği Gücü' yanlış bir ifadeydi. Orada yaptığımız şey, iç güvenlik unsurlarına eğitim sağlamaktır. Bu, Suriye'de bir iç güvenlik oluşumudur ve kuzey ile kuzeydoğudaki tüm etnik kesimleri kapsamaktadır. Türkiye'ye bir tehdit değildir.")

Şimdi saç sakal tıraşına başlamış. Allah aşkına olur mu? Bunlar IŞİD'den çok korktular ona karşı PKK'yı kullanıyorlar. Türkiye'ye de güvenmiyorlar. Sen de getirip sırtımızın, burnumuzun dibine PKK'yı getiriyorsun, olmaz. Biz onların gitmesini istiyoruz gidecekler. IŞİD ile mücadele edecek bir şey yok. Adamlar kalmadı zaten hepsi gittiler. Samimiyetsizliği bırakın. “IŞİD IŞİD” diyordunuz IŞİD yok o zaman nedir zorunuz yani ne uzatıyorsunuz? PKK'yı burnumuzun dibine getiriyorsunuz. Bunu kabul etmeyeceğimiz belli.

2018-06-03 00:09:44

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, Sayın Adnan Oktar’ı referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top